✍️ Hasan Subaşı

e-posta: subasikocer@gmail.com

Kadın ve erkek, yaşamın ve yolun bütün alanlarında eşit canlar olarak yan yana durabildiği ölçüde Aleviliğin eşitlik anlayışı söz olmaktan çıkarak yaşayan bir toplumsal gerçekliğe dönüşecektir.

✍️ Hasan Subaşı

Alevilikte kadın ile erkek arasındaki eşitlik yalnızca cem meydanına ait törensel bir söylem olmadığı gibi, Aleviliğe dışarıdan taşınmış çağdaş bir demokratik talep de değildir. Bu eşitliğin düşünsel ve inançsal dayanaklarından biri, insanı cinsiyeti, toplumsal statüsü, makamı ya da sahip olduğu güç üzerinden birbirinden üstün görmeyen “can” anlayışıdır. Bu nedenle canların eşitliği; cemden ikrar meydanına, toplumsal yaşamdan mücadele alanlarına, örgütlenmeden yönetime kadar yaşamın bütün alanlarında karşılığını bulmalıdır. Kadınların Alevi kurumlarında güçlü biçimde yer alması ve yönetim sorumluluğu üstlenmesi bu açıdan son derece değerlidir. Ancak gerçek eşitlik, bir cinsiyetin diğerinin yerine geçmesiyle değil; üstünlük ve tahakküm ilişkilerinin aşılması, kadınların örgütlü iradesinin güçlenmesi ve Aleviliğin eşitlikçi değerlerinin yaşamın bütün alanlarına taşınmasıyla sağlanabilir.

Alevilikte insanı tarif eden en önemli kavramlardan biri “can”dır. Can kavramı, insanı cinsiyetiyle, toplumsal statüsüyle, makamıyla ya da sahip olduğu güçle birbirinden ayıran ve bu farklılıkları bir üstünlük ilişkisine dönüştüren anlayışların karşısında duran güçlü bir düşünsel ve inançsal zemine sahiptir. Cem meydanına girildiğinde kadın ve erkek, birbirinden üstün iki ayrı toplumsal kategori olarak değil, yolun eşit parçaları olan canlar olarak görülür. Ancak bu anlayış yalnızca cem sırasında hatırlanan sembolik bir eşitlik olarak kalamaz. Eğer “can” kavramının toplumsal bir anlamı varsa, bu anlam yaşamın bütün alanlarında kendisini göstermek zorundadır.

Toplumsal Demokratik Alevi Hareketi, kadını ve erkeği cem meydanında eşit canlar olarak görüyorsa, bu eşitliği toplumsal ve örgütsel yaşamın bütün alanlarında da esas almak zorundadır. İkrar meydanındaki eşitlik örgütlenmeye, mücadele meydanındaki eşitlik karar alma süreçlerine, sorumluluktaki eşitlik ise yönetime yansımalıdır. Çünkü yolun meydanında eşit olan canların, örgütsel yaşamın başka alanlarında birbirlerine üstün kılınması Aleviliğin kendi değer dünyasıyla çelişir.

Eşitlik Yalnızca Sayısal Temsil Değildir

Alevi kurumlarının yönetimlerinde kadınların giderek daha fazla sorumluluk üstlenmesi önemli ve desteklenmesi gereken bir gelişmedir. Kadınların Alevi örgütlenmesi içerisinde kitlesel biçimde yer alması, buradan aldıkları güçle bir adım öne çıkması, kurumların yönetim ve karar mekanizmalarında sorumluluk üstlenmesi Alevi hareketinin erkek egemen anlayışından arınması açısından da büyük önem taşımaktadır. Çünkü Alevi toplumu, içinde yaşadığı toplumların erkek egemen kültüründen bağımsız değildir. Yüzyıllardır farklı biçimlerde üretilen ataerkil değerler, egemen dinsel anlayışlar ve kadınları kamusal yaşamdan uzaklaştıran toplumsal ilişkiler Alevi toplumunu da etkilemiştir. Dolayısıyla Aleviliğin öğretisel olarak taşıdığı eşitlik anlayışı ile gündelik yaşamda ortaya çıkan pratik arasında zaman zaman ciddi mesafeler oluşabilmektedir. İşte bu nedenle kadınların örgütlenmesi ve kendi iradelerini ortaya koyması son derece önemlidir!

Ancak burada başka bir soruyu da sormamız ve cevaplamamız gerekiyor. Alevi kurumlarının yönetimlerinin yalnızca kadınlardan ya da yalnızca erkeklerden oluşmasını, kendi başına kadın-erkek eşitliğinin gerçekleşmesi olarak görebilir miyiz? Bana göre göremeyiz. Çünkü eşitlik, bir cinsiyetin diğerinin yerine geçmesi değildir. Kadınların Alevi kurumlarının yönetimlerinde olması gereken düzeyde yer almalarını engelleyen erkek egemen anlayışa verilecek cevap, bu kez erkeklerin bütünüyle dışlandığı yeni bir yönetim anlayışı yaratmak olmamalıdır. Aynı şekilde erkeklerin çoğunlukta olduğu yönetimler de Aleviliğin “can” anlayışının doğal sonucu olarak kabul edilemez. Asıl mesele, cinsiyetlerden birinin egemenliği değil, egemenlik ilişkisinin kendisinin aşılmasıdır.

“Can” Kavramı Toplumsal Bir İlkeye Dönüşmelidir

Aleviliğin eşitlik anlayışının en güçlü yanlarından biri, “can” kavramının taşıdığı anlamdır. Fakat can kavramını yalnızca cem meydanında kullanılan güzel bir hitap biçimine indirgersek onun toplumsal ve dönüştürücü anlamını kaybederiz. “Can” diyorsak bunun yaşamda bir karşılığı olmalıdır. Can olmak; birinin diğerinden üstün olmadığı bir ilişkiyi gerektirir. Can olmak; kadının erkeğin arkasında, erkeğin de kadının üzerinde olmadığı bir toplumsal anlayışı gerektirir. Can olmak; yöneten-yönetilen ilişkisinden başlayarak söz, yetki ve sorumluluğun ortaklaştırılmasını gerektirir.

Bu açıdan kadın-erkek eşitliği ile canların eşitliği birbirinden ayrı iki düşünce değildir. Kadın-erkek eşitliği, canların eşitliği anlayışının toplumsal yaşamdaki en temel karşılıklarından biridir. Eğer insanı önce “can” olarak kabul ediyorsak, cinsiyet farklılığını bir üstünlük, ayrıcalık ya da iktidar gerekçesine dönüştüremeyiz. Dolayısıyla Aleviliğin eşitlik anlayışı sadece cem meydanında değil; evde, sokakta, iş yaşamında, cemevinde, dernekte, federasyonda, konfederasyonda, gençlik örgütlenmesinde, kadın örgütlenmesinde ve mücadelenin bütün alanlarında hayat bulmalıdır. Aksi durumda meydanda söylediğimiz ile yaşamda yaptığımız arasında bir çelişki ortaya çıkar.

Kadının Özgürleşmesi Kadınların Örgütlü Gücüyle Mümkündür

Burada üzerinde durulması gereken daha temel bir mesele vardır. Kadınların birkaç kurumun yönetiminde çoğunluk ya da yönetimin tamamını oluşturması, Alevi kadınların genel örgütlenme sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmez. Hatta bu tür örneklerin gereğinden fazla sembolleştirilmesi, daha büyük ve yapısal bir sorunun üzerini örtebilir.

Türkiye’de, Avrupa’da ve Alevilerin örgütlü bulunduğu farklı ülkelerde kadın özgürlük mücadelesine önemli katkılar sunan Alevi kadın örgütlenmeleri bulunmaktadır. Bu örgütlenmelerin yıllar boyunca ortaya koyduğu emek, yarattığı birikim ve kadınların Alevi hareketi içerisindeki görünürlüğüne sunduğu katkı son derece değerlidir. Ancak bu değerli birikim, mevcut durumu sorgulamamıza engel olmamalıdır. Uzun yıllara yayılan örgütlenme deneyimine rağmen Alevi kadın örgütlerinin neden geniş Alevi kadın kitlelerine ulaşmakta zorlandığı ve neden güçlü, yaygın ve kitlesel bir kadın hareketine dönüşemediği üzerinde düşünmek gerekir. Bu durum yalnızca kadın örgütlerinin kendi iç sorunlarıyla açıklanamaz; Alevi hareketinin örgütlenme anlayışı, kurumsal yapıları, kadınların karar süreçlerindeki gerçek etkisi, kuşaklar arasındaki bağın yeterince kurulamaması ve kadınların kendi bağımsız iradelerini geliştirebilecekleri alanların ne ölçüde yaratıldığı da bu tartışmanın bir parçası olmalıdır.

Bu nedenle mevcut durumla yetinmek yerine daha ileri bir hedef koymak gerekiyor. Alevi kadın hareketinin birkaç kurumun ya da sınırlı sayıdaki kadronun faaliyeti olmaktan çıkarak tabana yayılan, genç kadınları içine alan, kendi sözünü ve politikasını üreten, kendi kadrolarını yetiştiren ve Alevi toplumunun geleceğine doğrudan müdahale eden kitlesel bir toplumsal güce dönüşmesi gerekir. Çünkü gerçek güç yalnızca yönetim koltuğunda bulunmaktan değil, örgütlü bir toplumsal iradeye dönüşmekten gelir.

Kota Gerekli Olabilir Ama Nihai Hedef Değildir

Kadın kotası gibi uygulamalar, tarihsel eşitsizliklerin sürdüğü koşullarda kadınların karar mekanizmalarında daha güçlü temsil edilmesini sağlayan önemli araçlar olabilir. Bu nedenle kota uygulamasını küçümsemek ya da gereksiz görmek doğru değildir. Ancak kota bir amaç değil, eşitsizliği aşmaya yardımcı olan araçlardan biridir. Asıl hedef, kadınların birilerinin kendilerine ayırdığı kontenjanlar sayesinde değil, kendi örgütlü güçleri ve toplumsal mücadeleleri sayesinde karar mekanizmalarında vazgeçilmez bir özne hâline gelmeleridir.

Öyle bir Alevi kadın hareketi yaratılmalıdır ki kadınların eşit temsili her seçim döneminde yeniden tartışılan bir mesele olmaktan çıksın. Kadınların yönetimlerde bulunması bir lütuf, kota sonucu ortaya çıkan zorunluluk ya da sembolik temsil olarak değil, örgütlü toplumsal gücün doğal sonucu hâline gelsin. İşte o zaman eşitlik yukarıdan verilmiş olmayacak; örgütlü mücadeleyle kazanılmış olacaktır.

Erkek Egemen Anlayışla Mücadele Kadın-Erkek Ortak Sorumluluğudur

Alevi toplumunun içerisinde erkek egemen anlayışın varlığını görmezden gelemeyiz. Aleviliğin tarihsel ve öğretisel değerleri eşitlikçi olsa da Aleviler yüzyıllardır erkek egemen toplumsal sistemlerin içerisinde yaşamaktadır. Bu sistemlerin kültürel, siyasal ve dinsel etkilerinin Alevi toplumunun içine hiç sızmadığını düşünmek gerçekçi değildir. Bu nedenle erkek egemen zihniyetle mücadele etmek Alevi hareketinin temel görevlerinden biridir.

Ancak bu mücadele erkeklerle kadınların birbirine karşı konumlandırılması biçiminde yürütülemez. Çünkü sorun erkek olmak değil, erkek egemen zihniyettir. Bu zihniyet kadınlarda da erkeklerde de yeniden üretilebilir. Dolayısıyla değiştirilmesi gereken yalnızca yönetimlerin cinsiyet bileşimi değil; iktidarı, otoriteyi, emeği, temsiliyeti ve karar alma süreçlerini şekillendiren zihniyettir. Kadınların özgürlük mücadelesi kadınların örgütlü öz gücüne dayanırken, erkeklerin de erkek egemen ayrıcalıklarla yüzleşmesi ve eşitlik mücadelesinin sorumluluğunu üstlenmesi gerekir.

İkrar Meydanındaki Eşitlik Yaşamın Bütününe Taşınmalıdır

Alevilik açısından mesele yalnızca çağdaş demokratik değerlerle açıklanamaz. Bunun öğretinin kendi içerisindeki karşılığı ikrar ve rızalık anlayışıdır. İkrar yalnızca söz vermek değildir; verilen sözün gerektirdiği sorumluluğu üstlenmektir. Rızalık ise yalnızca bireysel hoşnutluk değildir; birbirinin hakkını gözeten, tahakkümü reddeden ve ortak yaşamın sorumluluğunu paylaşan bir toplumsal ilişki biçimidir.

Bu nedenle ikrar meydanında birbirine can olanların, kurum yönetimlerinde birbirlerinin iradesini yok sayması düşünülemez. Cemde eşitlikten söz edip kurumda eşitsizliği yeniden üretemeyiz. Meydanda “can” deyip toplumsal yaşamda kadını ikinci plana itemeyiz. Kadın özgürlüğünü savunurken erkekleri bütünüyle dışlayan bir anlayışı da eşitliğin nihai biçimi olarak sunamayız. Aleviliğin eşitlik anlayışı bize başka bir yol göstermektedir. Bu yolun özünü, birinin diğerine egemen olmadığı, farklılıkların yok edilmediği fakat hiçbir farklılığın üstünlük gerekçesine dönüştürülmediği ortak bir yaşam anlayışı oluşturmaktadır. Bu bağlamda eşitlik, yalnızca temsil biçimi değil, bir yaşam ilkesi olmalıdır.

Alevi hareketinin önündeki temel meselelerden biri, öğretinin eşitlikçi değerlerini çağdaş toplumsal ve kurumsal yaşamın gerçek ilişkilerine dönüştürebilmektir. Kadınların güçlü olmadığı bir Alevi hareketi düşünülemez. Kadınların örgütlü olmadığı bir demokratikleşme tamamlanamaz. Kadının sözünün, iradesinin ve karar gücünün bulunmadığı bir kurum gerçek anlamıyla eşitlikçi olamaz. Ama aynı şekilde eşitlik, kadın ve erkeğin birbirinin alternatifi hâline getirilmesiyle de sağlanamaz. Bizim ihtiyacımız kadınların edilgen olmadığı, erkeklerin egemen olmadığı; gençlerin, yaşlıların ve toplumun farklı kesimlerinin söz ve karar süreçlerine katıldığı bir Alevi örgütlenmesidir. Bu nedenle Alevi kadınları örgütlenmede, toplumsal yaşamda ve mücadelede daha güçlü bir özne hâline getirecek büyük bir örgütlenme hamlesine ihtiyaç vardır.

Yetinmecilikten ve edilgenlikten kopan; kendi kadrolarını yetiştiren, genç kuşaklara ulaşan, yerelden genele örgütlenen, kendi sözünü ve politikasını üreten güçlü ve kitlesel bir Alevi kadın hareketinin yaratılması, yalnızca kadınların değil bütün Alevi toplumunun özgürleşmesine katkı sağlayacaktır. Çünkü kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez. Fakat özgürlük de yeni bir üstünlük ilişkisi kurmak değildir.

Aleviliğin bize sunduğu temel ölçülerden biri, canların eşitliğidir. Bu eşitlik yalnızca cem meydanında yan yana durmakla sınırlı değildir; ikrarda ve muhabbette, toplumsal yaşamda ve örgütlenmede, yönetimde, direnişte ve mücadelenin bütün alanlarında birbirini eşit can olarak kabul etmeyi gerektirir. Çünkü “can” olmak, yalnızca meydanda kullanılan bir hitap değil; yaşamın bütün alanlarında üstünlüğü ve tahakkümü reddeden bir ilişki biçimidir.

Bu nedenle kadın-erkek eşitliği, canların eşitliğinden ayrı düşünülemez. Kadını ve erkeği meydanda “can” olarak eşitleyen bir anlayışın, onları toplumsal ve örgütsel yaşamda yeniden eşitsiz konumlara yerleştirmesi kendi özüyle çelişir. Canların eşitliği gerçek anlamına ancak cem meydanından çıkıp gündelik yaşama, örgütlenmeye, yönetime ve mücadeleye taşındığında kavuşur. Kadın ve erkek, yaşamın ve yolun bütün alanlarında eşit canlar olarak yan yana durabildiği ölçüde Aleviliğin eşitlik anlayışı söz olmaktan çıkarak yaşayan bir toplumsal gerçekliğe dönüşecektir.

Mesele kadınların mı erkeklerin mi yöneteceği değildir. Mesele, kadın ya da erkek kimliğinin bir üstünlük ve egemenlik ilişkisine dönüştürülmediği; canların eşitliğinin cemden toplumsal yaşama, ikrar meydanından örgütlenmeye ve mücadeleye kadar hayatın bütün alanlarında yaşatıldığı bir Alevi toplumsallığını birlikte yaratabilmektir.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir