Abuzer Karakoç’u yalnızca bir türkücü olarak anlatmak, onun hayatına ve bıraktığı kültürel mirasa haksızlık olur. O, Anadolu’nun ozanlık geleneğinden gelen; sözü sazla, sazı hayatla buluşturan bir insandı. Arguvan’ın türkülerinde duyduğumuz o kendine özgü ses, yalnızca bir yöre ezgisi değildi. O ezgilerin içinde yoksul köylünün hayatı, toprağın dili, emeğin karşılığı, sevdanın yarası ve insanın dünyaya karşı söylediği söz vardı. Abuzer Karakoç’un sesinde de bütün bunlar birbirine karışırdı. Türkü onun için yalnızca söylenen bir ezgi değil, yaşanan hayatın kendisiydi.

✍️ Türkan Doğan

Bazı insanların sesini yalnızca kulaklarımızla duymayız. O ses insanın içinden geçer; bir köy yoluna, bir dağ başına, yoksul bir evin penceresine, bir hapishane duvarına, uzak bir gurbet akşamına dokunur.

Abuzer Karakoç’un sesi benim için böyle bir sesti. Onu dinlediğimde yalnızca bir ozanın sesini duymazdım; Anadolu’nun toprağını, insanını, yoksulluğunu, emeğini, özlemini ve itirazını duyardım. Bütün türkülerini ezbere bildiğim, yıllar geçse de sesinden dinlemekten vazgeçmediğim insanlardan biriydi.

“Nesini Söyleyeyim Canım Efendim” onun sesinden bende öyle bir yer etmişti ki, bugün bile o türküyü söylediğimde sanki yıllar önceki bir kapı yeniden açılır, başka bir zamanın içinden Abuzer Karakoç’un sesi gelir.

Türkü Onun İçin Yaşanan Hayatın Kendisiydi

Abuzer Karakoç’u yalnızca bir türkücü olarak anlatmak, onun hayatına ve bıraktığı kültürel mirasa haksızlık olur. O, Anadolu’nun ozanlık geleneğinden gelen; sözü sazla, sazı hayatla buluşturan bir insandı. Arguvan’ın türkülerinde duyduğumuz o kendine özgü ses, yalnızca bir yöre ezgisi değildi. O ezgilerin içinde yoksul köylünün hayatı, toprağın dili, emeğin karşılığı, sevdanın yarası ve insanın dünyaya karşı söylediği söz vardı. Abuzer Karakoç’un sesinde de bütün bunlar birbirine karışırdı. Türkü onun için yalnızca söylenen bir ezgi değil, yaşanan hayatın kendisiydi.

Belki de bu nedenle onun türkülerini dinlerken insan kendisini bir müzik dinletisinin içinde değil, Anadolu’nun bir köy yolunda bulurdu.

Bir evin kapısı açılır, içeriden saz sesi gelir, uzaklarda bir dağın gölgesi uzanır, bir insan kendi derdini anlatmaya başlardı. Çünkü ozan dediğimiz insan, yalnızca kendi hikâyesini anlatmaz. İçinden geçtiği toplumun yükünü de taşır. Abuzer Karakoç’un sesinde de bunu hissederdim. O sesin içinde tek bir insanın değil, yıllarca sözü duyulmayan insanların hayatı vardı.

12 Eylül’ün Karanlığından Geçen Bir Hayat

12 Eylül’ün karanlığı bu ülkenin yalnızca siyasetini değil, kültürünü, sanatını, dilini ve insan ilişkilerini de yaraladı. Abuzer Karakoç da o dönemden payına düşeni aldı. Hapishanelerde kaldı, yılları elinden alındı, sazından ve sanatından uzak bırakıldığı zamanlar oldu. Fakat insanın elinden sazını almak, onun içinde biriktirdiği sözü yok etmeye yetmiyordu. Çünkü bazı insanlar susturulduklarında bile içlerinde konuşmaya devam ederler. Abuzer Karakoç’un hayatında da böyle bir direnç vardı. Onun türkülerine baktığımızda yalnızca bir sanatçının üretimini değil, baskının karşısında ayakta kalmaya çalışan bir insanın yaşamını da görürüz.

Sonra hastalık geldi. Kan kanseriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Ülkesinden uzaklaştı ve sonunda Almanya’dan Paris’e uzanan bir gurbet hayatının içinde kaldı. Benim için onun hikâyesinin en ağır taraflarından biri de budur. Bir insanın kendi ülkesine dönememesi, yalnızca bir yolculuğun yarım kalması değildir. İnsan bazen doğduğu topraklardan kilometrelerce uzakta yaşarken, memleketini bir türküde, bir sazın telinde, bir kelimede taşır. Abuzer Karakoç da ülkesinden uzak kaldığı yıllarda bunu yaptı. Yanında Anadolu’yu taşıdı. Sazını, türkülerini, insanlarını ve o topraklarda biriktirdiği bütün duyguları yanında taşıdı.

“Onun Hayatında Bunlardan Daha Büyük Bir Şey Vardı: Sesi”

Ben bugün Abuzer Karakoç’u düşündüğümde onun hayatının bütün bu ağır taraflarını görüyorum ama onu yalnızca hapishaneleriyle, hastalığıyla, gurbetiyle anlatmak istemiyorum. Çünkü onun hayatında bunlardan daha büyük bir şey vardı: Sesi. O ses, bütün yaşadıklarının içinden geçip yine de türkü söyleyen bir insanın sesiydi. Alevi ozanlık geleneğinin en kıymetli taraflarından biri de burada ortaya çıkar. Söz yalnızca söylenmez; yaşanır. Saz yalnızca çalınmaz; insanın derdine ortak olur. Ozan, kendisini toplumdan ayırmaz. Kendi acısını halkın acısından, kendi sevincini insanların sevincinden ayrı tutmaz. Abuzer Karakoç’un bende bıraktığı duygu biraz da budur.

Belki bu yüzden yıllar sonra onun sesini yeniden dinlediğimde içimden hâlâ aynı söz geçiyor: “Nesini söyleyeyim canım efendim?” Bir insanın nesini anlatabilirsin? Hapishanesini mi, hastalığını mı, gurbette geçen yıllarını mı, ülkesine dönemeyişini mi, yoksa bütün bunların içinden geçerek türkülerini söylemeye devam etmesini mi? Ben en çok sonuncusunu anlatmak istiyorum. Çünkü Abuzer Karakoç’un asıl büyüklüğü, hayatın ona çıkardığı bütün engellere rağmen sesini kaybetmemesindeydi.

“Toprağa Giderler Ama Sesleri İnsanlarda Kalır”

16 Ocak 1996’da Paris’te yaşamını yitirdiğinde geride yalnızca kayıtlar, türküler ve bir ozanın adı kalmadı. Bir dönemin tanıklığı kaldı. Anadolu’nun yoksul insanlarının sesi kaldı. Gurbetin, baskının, hastalığın ve memleket özleminin içinden süzülmüş bir sanat anlayışı kaldı. Ve en önemlisi, yıllar geçse de insanların kendi hayatlarına yeniden katabilecekleri türküler kaldı.

Ben Abuzer Karakoç’u böyle hatırlıyorum. Bir sanatçıdan çok daha fazlası olarak; sesiyle Anadolu’nun insanına dokunan, türküyü hayatın içinden çıkaran, sözü sazıyla büyüten güzel yürekli bir ozan olarak. Bazen bir insanın ardından söylenebilecek en güzel söz, onun hâlâ hayatımızın bir yerinde yaşıyor olduğunu söylemektir. Abuzer Karakoç benim için hâlâ yaşıyor. Bir türkü başladığında, bir sazın teli titrediğinde, “Nesini Söyleyeyim Canım Efendim”in o tanıdık sesi içimde yeniden yükseldiğinde, onunla aramızdaki zaman ortadan kalkıyor. İşte bazı ozanlar böyle ölmez. Toprağa giderler ama sesleri insanlarda kalır. Abuzer Karakoç da benim için o seslerden biridir.
13 Eylül 2026


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir