Hasan Subaşı

subasikocer@gmail.com

Bizim savunduğumuz barış, farklı halkları ve inançları tek bir dinsel kimliğin altında toplamaya çalışan bir barış değildir. Bizim savunduğumuz kardeşlik, “İslam kardeşliği” denilerek Alevilerin, Hristiyanların, Ezidilerin, inanmayanların ya da başka inançlardan insanların kendilerini bir dinin şemsiyesi altında tanımlamaya zorlandığı bir kardeşlik de değildir.Buraya çıkartma yapıyoruz

✍️ Hasan Subaşı

Altan Tan bir kez daha Alevileri hedef alan sözlerle gündemde. “Ali’siz Aleviler”, “siyasal Aleviler” gibi ifadeler kullanıyor; kimin Alevi olup olmadığına, hangi Aleviliğin “geleneksel”, hangisinin “siyasal” olduğuna kendi siyasal ve dinsel ölçüleri üzerinden karar vermeye kalkıyor. Son olarak “Türk solu” ile birlikte “Ali’siz Aleviler”in yeni süreç karşısında “panik içinde” olduğunu ileri sürdü. Daha önce de “Ali’siz Marksist Alevi kesim” diyerek benzer bir ayrım yapmış, “siyasal Alevilik” olarak nitelediği kesimlerin İslami kesimle ve özünde İslam’la hesaplaşma içinde olduğunu savunmuştu.

Mesele artık tek tek sözlerin ötesindedir. Altan Tan’ın kullandığı dil, Alevilere dönük basit bir siyasi eleştiriden ibaret değildir. Bu dilin gerisinde, Alevileri kendi inanç ve siyasal ölçülerine göre sınıflandıran; kendisine uygun gördüğü Aleviliği “makbul”, karşı çıktığı Aleviliği ise sorunlu ilan eden bir anlayış vardır.

Tam da bu nedenle Altan Tan’ın yalnızca Alevilerle değil, eşitlikle, laiklikle ve insanların herhangi bir dinsel şemsiyeye ihtiyaç duymadan eşit yurttaşlar olarak birlikte yaşayabilmesi düşüncesiyle bir sorunu var.

Aleviler Barışın Karşısında Değil, Barışın Tarafındadır

Altan Tan ve onun gibi düşünenlerin önce bir gerçeği kabul etmesi gerekiyor. Alevilerin barışla bir sorunu yoktur. Aleviler yalnızca bugün değil, tarih boyunca barıştan, dostluktan, halkların kardeşliğinden ve eşit haklar temelinde birlikte yaşamaktan yana olmuşlardır.

Alevilerin öğretisinin temelinde insanları diliyle, etnik kimliğiyle, derisinin rengiyle ve inancıyla ayırmak değil; bunlardan bağımsız bir şekilde insanı insan olarak görme anlayışı vardır.

Bu nedenle Kürt halkının kimliğinin, dilinin ve demokratik haklarının güvence altına alınması Alevilerin karşı çıkacağı değil, savunacağı bir taleptir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesi, silahların susması, demokratik siyasetin önünün açılması ve halkların eşit haklarla birlikte yaşaması hepimizin ortak özlemidir.

Biz barışın tarafındayız. Ama nasıl bir barış? Asıl tartışılması gereken budur.

“İslam Kardeşliği” Değil, Halkların Eşit Kardeşliği

Bizim savunduğumuz barış, farklı halkları ve inançları tek bir dinsel kimliğin altında toplamaya çalışan bir barış değildir. Bizim savunduğumuz kardeşlik, “İslam kardeşliği” denilerek Alevilerin, Hristiyanların, Ezidilerin, inanmayanların ya da başka inançlardan insanların kendilerini bir dinin şemsiyesi altında tanımlamaya zorlandığı bir kardeşlik de değildir.

Biz halkların kardeşliğini savunuyoruz. Türk’ün Türk, Kürt’ün Kürt, Alevi’nin Alevi, Sünni’nin Sünni, Ermeni’nin Ermeni, Süryani’nin Süryani, Ezidi’nin Ezidi olarak; inananın inancıyla, inanmayanın inançsızlığıyla eşit olduğu bir toplumsal düzeni savunuyoruz.

Kimsenin diğerinden üstün olmadığı bir düzeni… Devletin yurttaşına hangi dinden veya hangi mezhepten olduğunu sormadığı bir düzeni… Bir insanın sahip olduğu hakların inancına, etnik kimliğine veya siyasal düşüncesine göre değişmediği bir düzeni…

Bunun adı eşit yurttaşlıktır. Bunun siyasal güvencelerinden biri de laikliktir. Alevilerin bunları savunmasını “İslam’la hesaplaşma” olarak göstermek, meseleyi ters yüz etmektir.

Laikliği Savunmak İslam’la Hesaplaşmak Değildir

Altan Tan’ın temel yanılgılarından biri tam da burada ortaya çıkıyor. Alevilerin siyasal İslamcı iktidarlara, dinin devlet ve siyaset eliyle topluma dayatılmasına, zorunlu din derslerine, Diyanet’in mevcut yapısına veya cemevlerinin eşit statüde kabul edilmemesine karşı çıkmasını “İslam’la hesaplaşma” olarak görmek büyük bir çarpıtmadır.

Alevilerin sorunu Sünni halkla değildir. Müslümanlarla değildir. Herhangi bir insanın inancıyla hiç değildir. Alevilerin karşı çıktığı şey, bir inancın devlet gücü kullanılarak diğer inançlardan üstün tutulmasıdır.

Laiklik tam da bu nedenle gereklidir. Laiklik dinsizlik değildir. Laiklik, inananın da inanmayanın da güvencesidir. Bir Sünni’nin inancını özgürce yaşayabilmesinin de, bir Alevi’nin kendi Yol’unu özgürce sürebilmesinin de, bir Hristiyan’ın kilisesine gidebilmesinin de, bir Ezidi’nin kendi inancıyla yaşayabilmesinin de, herhangi bir dine inanmayan insanın hiçbir inanca zorlanmamasının da güvencesidir.

Altan Tan’ın “siyasal Aleviler” olarak tanımladığı, düzenle uzlaşmayan Alevilerin dünden bugüne Menderes, Özal, Erbakan, Erdoğan ve İslami kesimle yaşadığı siyasal karşıtlıkları “özünde İslam’la hesaplaşma” olarak açıklaması, siyasal iktidarlarla bir dini birbirine eşitleyen anlayışın ürünüdür.

Bir siyasal İslamcı partiye karşı çıkmak, İslam’a karşı çıkmak değildir. Bir iktidarı eleştirmek, o iktidara oy veren insanların inancına saldırmak değildir. Ve laikliği savunmak hiçbir dine düşmanlık değildir.

Altan Tan’ın Kendi Sözleri Ne Söylüyor?

Altan Tan’ın siyasal ve düşünsel çizgisi de bilinmeyen bir şey değildir. 2013 yılında katıldığı bir televizyon programında kendisini açık biçimde “şeriatçı” olarak tanımladı ve İslam şeriatına inandığını söyledi. Aynı konuşmada “Kürt-İslam sentezi” ile “Türk-İslam sentezi”ni ise yanlış bulduğunu ifade etti.

Üstelik bu yalnızca yıllar önce söylenip geride bırakılmış bir söz olarak da görülemez. Tan, 2024 yılında kaleme aldığı bir yazıda şeriatı savunduğunu yeniden açık biçimde dile getirdi.

Dolayısıyla Altan Tan’ın görüşlerini tartışırken kendisine söylemediği bir düşünceyi yüklemeye gerek yoktur. Kendi sözleri ortadadır. O kendi düşüncesini savunmakta özgürdür. Biz de o düşüncenin karşısında laikliği, demokrasiyi ve eşit yurttaşlığı savunmakta özgürüz.

Ancak Altan Tan kendi dünya görüşünü savunurken Alevileri “Ali’li”, “Ali’siz”, “geleneksel”, “siyasal”, “Marksist” diye sınıflandırmaya başladığında orada dur demek gerekir.

Kimin Alevi Olduğuna Altan Tan Karar Veremez

Altan Tan’a açık bir soru sormak gerekiyor: Kimin gerçek Alevi olduğuna karar verme yetkisini size kim verdi?

Aleviliğin kendi içinde farklı düşünsel ve tarihsel yorumları vardır. Aleviler kendi aralarında tartışırlar, konuşurlar, farklı düşünürler. Bir Alevi kendisini nasıl tanımlayacağına kendisi karar verir. Bunun kararını ne devlet verir ne Diyanet verir ne siyasi partiler verir ne de Altan Tan verir.

Tan’ın 2025’teki benzer açıklamalarının ardından HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu da bu noktaya dikkat çekerek Altan Tan’ın Alevilik tanımı yapmasının “haddine” olmadığını söylemişti.

Çünkü mesele yalnızca kullanılan bir sıfat değildir. “Ali’siz Alevi” diyerek başlayan dilin arkasında, “Benim kabul ettiğim Alevilik makbuldür, diğerleri değildir” anlayışı vardır. Biz tam da buna itiraz ediyoruz.

Altan Tan Kürt Halkının Adına Konuşamaz

Bir başka ayrımı da çok açık yapmak gerekiyor. Bizim Altan Tan’a yönelik eleştirimizin Kürt halkıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kürt halkının özgürlük, eşitlik, ana dil ve demokratik hak talepleriyle de hiçbir sorunumuz yoktur. Tam tersine, bir halk için istediğimiz hakkı diğer halktan esirgeyen bir anlayış eşitlikçi olamaz.

Altan Tan’ın geçmişte HDP milletvekilliği yapmış olması da onun bütün Kürtlerin veya Kürt özgürlük mücadelesinin düşüncelerini temsil ettiği anlamına gelmez.

Kürt halkı da diğer bütün halklar gibi farklı siyasal, toplumsal ve dinsel düşüncelere sahip milyonlarca insandan oluşuyor. Bu nedenle Altan Tan’ın Alevilere yönelik sözlerini Kürtlerle Aleviler arasında bir meseleymiş gibi göstermek, yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir.

Bu, Kürt-Alevi meselesi değildir. Bu, eşitlikçi ve laik bir toplum anlayışı ile insanları dinsel ölçülere göre sınıflandıran siyasal anlayış arasındaki tartışmadır. Aleviler ile Kürt halkını karşı karşıya getirmeye çalışan her türlü dile karşı çıkmak da barışı savunan herkesin sorumluluğudur.

Geçmişi Unutarak Barış Kurulamaz

Alevilere “Barışı istiyorsanız geçmişi konuşmayın” da denilemez. Alevilerin hafızasında Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, inkâr, ayrımcılık, Cemevlerinin ibadethane olarak görülmemesi ve Alevileri çocuklarına dayatılan zorunlu din dersleri vardır. Bunları dile getirmek barışa karşı çıkmak değildir. Tam aksine geçmişle yüzleşmek, gerçek bir barışın ön koşullarından biridir.

Bir toplumdan yaşadığı acıları unutmasını istemek barış değildir. Bir topluma hangi kimlikle yaşayacağını söylemek barış değildir. Bir inancı başka bir inancın şemsiyesi altına sokmak hiç değildir.

Gericiliğe Karşı Çıkmak Barışa Karşı Çıkmak Değildir

Buradan Altan Tan’a ve onun temsil ettiği siyasal anlayışa açıkça söylüyoruz. Biz barıştan yanayız. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesinden yanayız. Halkların kardeşliğinden yanayız. Eşit yurttaşlıktan yanayız. Özgürlükten yanayız. Demokratik Cumhuriyetten yanayız. Ama aynı kararlılıkla gericiliğin, şeriatçılığın, siyasal İslamcılığın, ırkçılığın ve faşizmin karşısındayız.

Birileri bize “Barışı savunuyorsanız siyasal İslamcı bir toplum projesine itiraz etmeyeceksiniz” diyemez. Birileri bize “Kürt halkının haklarını savunuyorsanız laiklikten vazgeçeceksiniz” diyemez. Birileri bize “Toplumsal barış istiyorsanız Alevilerin tarihsel acılarını konuşmayacaksınız” diyemez.

Kürt halkının özgürlüğü ile Alevilerin eşit yurttaşlığı birbirinin alternatifi değildir. Barış ile laiklik birbirinin düşmanı değildir. Demokrasi ile inanç özgürlüğü birbirinden ayrılamaz. Bir halkın özgürlüğü başka bir halkın, bir inancın özgürlüğü başka bir inancın haklarından vazgeçmesi üzerine kurulamaz.

Altan Tan’ın Sorunu İşte Tam da Buradadır

Bu meselede yalnızca Aleviler ses çıkarmamalıdır. Halkların kardeşliğini savunan Kürtler de ses çıkarmalıdır. Demokrasiyi savunan Sünniler de ses çıkarmalıdır. Laikliği, eşitliği ve özgürlüğü savunan herkes ses çıkarmalıdır.

Çünkü mesele Alevilere hangi sıfatın takıldığı meselesinden çok daha büyüktür. Mesele, nasıl bir ülkede yaşayacağımızdır. Birbirimizin inançlarını sorguladığımız bir ülkede mi? Yoksa birbirimizin haklarını güvence altına aldığımız bir ülkede mi? Bir dinin şemsiyesi altında mı? Yoksa bütün halkların, inançların ve kimliklerin eşit yurttaş olduğu demokratik bir Cumhuriyette mi?

Bizim cevabımız açıktır. Biz barıştan yanayız. Biz halkların kardeşliğinden yanayız. Biz Kürt halkının demokratik haklarından yanayız. Biz Alevilerin eşit yurttaşlığından yanayız. Biz laiklikten, demokrasiden ve özgürlükten yanayız.

Ama aynı kararlılıkla gericiliğin, şeriatçılığın, siyasal İslamcılığın, ırkçılığın ve faşizmin karşısındayız. Çünkü bizim barışımız teslimiyetin değil, eşitliğin barışıdır. Bizim kardeşliğimiz bir dinin şemsiyesi altında kurulan kardeşlik değil, halkların ve inançların eşitliği üzerine kurulan kardeşliktir.

Bizim istediğimiz Cumhuriyet, bir kimliğin diğerine üstün olduğu değil; herkesin eşit, özgür ve onurlu bir yurttaş olarak yaşayabildiği laik ve demokratik bir Cumhuriyettir.

İşte bu nedenle Altan Tan’ın yalnızca Alevilerle değil, eşitlik ve laiklikle bir sorunu var.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir