Sokaklarında yürüyor, kalabalığına karışıyor, vapurlarına bakıyor, eski semtlerin arasından geçiyor, insanlarını izliyorum. Ve ister istemez geçmişle bugünü birbirine bağlıyorum.

✍️Erdoğan Doğan

Orhan Veli’nin dediği gibi, “Gözlerim kapalı, İstanbul’u dinliyorum…”

Nazım Hikmet’in dizelerinde ise İstanbul, yedi tepeli bir şehirden çok daha fazlasıdır; sevdanın, ayrılığın, özlemin ve mücadelenin şehridir. “Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü” derken yalnızca bir şehri değil, içinde bıraktığı bir hayatı, bir aşkı, bir hatırayı anlatır.

Vedat Türkali’nin İstanbul’unda ise başka bir ses vardır:

“Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul…”

Bulutların ardında damla damla sesler, gülen çehreleri ve cesaretleriyle karşısına çıkan arkadaşlar, acısı dinen şakalar…

Ben birkaç gündür İstanbul’u dolaşıyorum.

Sokaklarında yürüyor, kalabalığına karışıyor, vapurlarına bakıyor, eski semtlerin arasından geçiyor, insanlarını izliyorum. Ve ister istemez geçmişle bugünü birbirine bağlıyorum.

Şairlerin, romancıların, ressamların ve sinemacıların sayısız kez anlattığı bu şehir hâlâ hareketli. Hâlâ durmadan koşuyor. İnsanlar bir yerden bir yere yetişmeye çalışıyor. Metroda, otobüste, vapurda, caddelerde yüzlerce insanın aynı telaşın içinde aktığını görüyorsunuz.

İstanbul sanki hiç durmayan devasa bir nehir gibi.

Ama insan bazen bu büyük hareketliliğin içinde bir şeylerin eksildiğini hissediyor.

Benim kuşağımın İstanbul’u başka bir İstanbul’du.

Biz İstanbul’a yalnızca yaşamak için gelmezdik. İstanbul bizim için aynı zamanda geleceği değiştirme umudunun şehriydi.

Üniversiteler yalnızca ders yapılan yerler değildi. Fabrikalar yalnızca insanların ekmek kazandığı binalar değildi. Mahalleler yalnızca insanların oturduğu sokaklardan ibaret değildi.

Her yerde bir tartışma vardı.

Memleket konuşulurdu.

Emek konuşulurdu.

Özgürlük konuşulurdu.

Eşitlik ve sosyalizm konuşulurdu.

Gençler dünyanın nereye gittiğini, Türkiye’nin nasıl değişeceğini tartışırdı.

Ve duvarlar da konuşurdu.

İstanbul’un duvarlarında yalnızca boya yoktu.

Duvarlarda itiraz vardı.

Sloganlar vardı.

Afişler vardı.

Devrimcilerin, öğrencilerin, işçilerin ve ezilenlerin sözleri vardı.

Duvarlar, şehrin hafızasıydı.

Bugün İstanbul’un duvarlarına bakıyorum.

Temiz.

Düzenli.

Reklamlarla kaplı.

Ticari ilanlarla, alışveriş kampanyalarıyla, büyük markaların renkli yüzleriyle dolu.

Ama bizim kuşağımızın duvarlarını arıyorum.

O duvarlarda gençliğin öfkesi vardı.

Umut vardı.

Cesaret vardı.

Ve gelecek vardı.

Belki de asıl değişen yalnızca duvarlar değildir.

Şehrin ruhu da değişmiştir.

Bugünün İstanbul’unda insanlar daha hızlı hareket ediyor ama birbirlerine daha az bakıyorlar.

Herkes bir yere yetişiyor.

Bir otobüse…

Bir metroya…

Bir işe…

Bir toplantıya…

Bir randevuya…

Bir faturaya…

Bir borca…

Bir başka güne…

Şehir büyüdükçe insanın kendisine ayırdığı zaman küçülüyor.

İstanbul artık yalnızca kalabalık bir şehir değil; insanı kendi hızının içine hapseden devasa bir metropol.

Fakat bütün bunlara rağmen İstanbul’u yalnızca kaybedilmiş bir şehir olarak görmek de doğru değil.

Çünkü İstanbul hâlâ çelişkilerin şehri.

Hâlâ zenginle yoksulun aynı caddede karşılaştığı, gökdelenlerin hemen yanında yoksul mahallelerin bulunduğu, lüks restoranların birkaç sokak ötesinde insanların geçim mücadelesi verdiği bir şehir.

Hâlâ gençlerin hayaller kurduğu, işçilerin direndiği, kadınların sokaklarda kendi hakları için mücadele ettiği, öğrencilerin itiraz ettiği, sanatçıların söz söylediği bir şehir.

Yani İstanbul hâlâ konuşuyor.

Sadece onun sesini duyabilmek için biraz yavaşlamak gerekiyor.

Belki de benim aradığım şey tam olarak bu.

Ben eski İstanbul’u geri istemiyorum.

Çünkü şehirler değişir.

İnsanlar değişir.

Zaman değişir.

Ama hafıza değişmemeli.

Bizim kuşağın İstanbul’unda kaybettiklerimizi yalnızca nostaljiyle hatırlamak istemiyorum. O yılların mücadelelerini, dostluklarını, bedellerini ve umutlarını bugünün gençleriyle yeniden buluşturmak istiyorum.

Çünkü bir şehrin geçmişi, yalnızca eski fotoğraflardan ve anılardan ibaret değildir.

Geçmiş, bugünün vicdanıdır.

İstanbul’un tarihine baktığımızda yalnızca sarayları, köprüleri, camileri, meydanları, Boğaz’ı ve güzel manzaraları görmemeliyiz.

Bu şehrin grevlerini de görmeliyiz.

Öğrenci yürüyüşlerini de…

İşçi direnişlerini de…

Gecekondu mahallelerini de…

Devrimcilerin ayak izlerini de…

Kaybettiklerimizi de…

Ve onların yarım kalan düşlerini de…

Çünkü İstanbul biraz da onların şehridir.

Nazım’ın, Orhan Veli’nin, Vedat Türkali’nin ve daha nice şairin ve yazarın İstanbul’u yalnızca güzel bir şehir değildir.

İstanbul aynı zamanda bir hafızadır.

Bir aşkın hafızasıdır.

Bir ayrılığın hafızasıdır.

Bir kavganın hafızasıdır.

Bir direnişin hafızasıdır.

Bir kuşağın hafızasıdır.

Ben birkaç gündür bu şehri yeniden dolaşıyorum.

Bazen kalabalığın içinde geçmişten bir yüz arıyorum.

Bazen eski bir duvarda silinmiş bir sloganın izini.

Bazen bir vapurun güvertesinde gençliğimi.

Bazen bir sokak başında yıllar önce kaybettiğimiz dostlarımızı düşünüyorum.

Ve kendi kendime soruyorum:

Bizim İstanbul’umuz nereye gitti?

Belki de hiçbir yere gitmedi.

Belki İstanbul hâlâ aynı İstanbul.

Sadece bizim ona baktığımız gözler değişti.

Yaşlandık.

Yorulduk.

Kaybettik.

Ama hâlâ hatırlıyoruz.

Ve hatırlamak, bazen yeniden başlamanın ilk adımıdır.

Bu yüzden Orhan Veli gibi gözlerimi kapatıp İstanbul’u dinlemek yerine, bu kez gözlerimi açıyorum.

Şehre bakıyorum.

Duvarlarına bakıyorum.

İnsanlarına bakıyorum.

Yoksuluna, zenginine, işçisine, öğrencisine, gencine, yaşlısına bakıyorum.

Ve hâlâ bir yerlerde o eski sesin yankılandığını duyuyorum:

“Başka bir dünya mümkün.”

Belki bizim kuşağımızın İstanbul’a bıraktığı en önemli şey de budur.

Bir şehir yalnızca binalardan oluşmaz.

Bir şehir, içinde yaşayan insanların hayallerinden oluşur.

Ve İstanbul’un en güzel tarafı, bütün yorgunluğuna, bütün dönüşümüne ve bütün yaralarına rağmen hâlâ milyonlarca insanın hayal kurmaya devam ettiği bir şehir olmasıdır.

Ben de birkaç gündür İstanbul’u dolaşırken aslında geçmişi aramıyorum.

Bir umudu arıyorum.

Şairlerin İstanbul’undan bizim İstanbul’umuza uzanan o ince yolu…

Belki de yeniden yürümemiz gereken yolu.

Gözlerim açık.

İstanbul’a bakıyorum.

Ve hâlâ bu şehrin içinde, bir yerlerde, bizim yarım bıraktığımız cümlenin devamını arıyorum. 26.06.2026

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir