Bizim yolculuğumuz başlayan ve biten bir yolculuk değildir, yeniden başlayan yolculuklardır. Bu çürüme, bu adaletsizlik, bu açlık, evsizlik, işsizlik, geleceksizlik sürdükçe yolculuğumuz da sürecektir.

Şair, yazar ve fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, Alevi Haber Ağı adına kendisine yönelttiğim soruları yanıtladı. 12 Eylül döneminde yaşadıklarının fotoğrafla kurduğu bağı nasıl dönüştürdüğünü anlatan Özer; şiirin yaşamındaki yerini, belgesel fotoğrafın toplumsal hafızaya katkısını, sanatçının sorumluluğunu ve üzerinde çalıştığı yeni projeleri değerlendirdi. “Fotoğraflarımız susarak çok konuşurlar” diyen Özer, sanatın yalnızca bir anlatım biçimi değil, aynı zamanda yaşama tanıklık etmenin ve toplumsal değişime katkı sunmanın yolu olduğunu vurguladı.

Sanat, kimi zaman bir fotoğraf karesinde dondurulmuş anın tanıklığı, kimi zaman da bir şiirin dizelerinde yeniden hayat bulan insanlık hikâyesidir. Yaşanan acıların, toplumsal mücadelelerin, umutların ve direnişlerin izini süren sanatçılar için fotoğraf ve şiir, yalnızca estetik birer ifade alanı değil; aynı zamanda geçmişi hatırlamanın, bugünü sorgulamanın ve geleceğe söz söylemenin araçlarıdır.

Şair, yazar ve fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, sanat yolculuğunu toplumsal gerçekliklerden, emek mücadelesinden, insan hikâyelerinden ve yaşamın içinde karşılaştığı derin izlerden besleyen isimlerden biri. Onun fotoğraf anlayışında işçiler, kadınlar, çocuklar, öğrenciler, mülteciler ve hak arayan insanlar önemli bir yer tutarken, şiir dünyasında insanın acıları, umutları, özgürlük arayışı ve toplumsal hafızası öne çıkıyor.

Özer’in sanatla kurduğu ilişkinin önemli dönüm noktalarından birini 12 Eylül askeri darbesi ve sonrasında yaşadıkları oluşturuyor. Mamak Cezaevi’ndeki tutukluluk deneyimini ve darbe sonrasının ağır koşullarını anlatan Özer, fotoğrafı bir tanıklık, itiraz ve yeniden yaşama tutunma biçimi olarak değerlendirdiğini ifade ediyor.

Şiirle henüz çocuk yaşlarda tanışan sanatçı, Nâzım Hikmet’ten Pir Sultan Abdal’a, Yunus Emre’den Enver Gökçe’ye uzanan geniş bir şiir birikiminin kendi sanat anlayışını nasıl şekillendirdiğini de anlatıyor. Özellikle yaşamının en zor dönemlerinden birinde karşılaştığı bir şiirin kendisi için nasıl bir dönüm noktası olduğunu paylaşması, söyleşinin dikkat çeken bölümlerinden birini oluşturuyor.

Alevi Haber Ağı yazarı Hasret Anıl olarak gerçekleştirdiğim bu kapsamlı röportajda Mehmet Özer ile fotoğrafın toplumsal bellekteki yerinden belgesel fotoğraf çalışmalarının hazırlanışına, şiirin insan yaşamındaki etkisinden sanatçının topluma karşı sorumluluğuna kadar birçok konuyu konuştuk.

Özer’in anlatımları, sanatın yalnızca yaşananları kaydetmekle sınırlı olmadığını; insanın dünyaya bakışını değiştirme ve toplumsal bilincin gelişmesine katkı sunma potansiyeli taşıdığını da ortaya koyuyor.

Değerli Mehmet Özer,

Söyleşi talebimize gösterdiğiniz ilgi ve katkılarınız için bir kez daha teşekkür ediyor, izninizle sorularımıza geçmek istiyoruz.

Hasret Anıl | Alevi Haber Ağı (AHA)

Hasret Anıl: Mehmet Özer’i kendi sözcükleriyle tanımak isteriz. Kendinizi ve sanat yolculuğunuzu kısaca anlatır mısınız?

Mehmet Özer:

GÖZLERİ HÂLÂ ÇOCUK

Adressiz yolculuklar matarasında

Sırt çantasında yalnızlığı

Gözleri hâlâ çocuk

Naftalin kokuyor türküleri

Unutulmuş zamanlardan

Geleceği anılarında arayan

Gözleri hâlâ çocuk

Dağ gibi yaralı

Nehirler gibi çılgın

Düşbaz türküler taşıyor

Gün itimi şafaklara

Gözleri hâlâ çocuk

Kimliksiz kentlerin sürgünü

Tuzdan geçiyor yüreği üzerinde

Şehirler uyanıyor ardından

Gözleri hâlâ çocuk

Yaşamın dipnotudur öyküsü

Öyküsü bundan ibaret

Rütbesi görevleridir

Omuzları yıldız kalabalığı

Gözleri hâlâ çocuk

Mehmet Özer

Yolculuk devam ediyor hâlâ…

Bir sanat yolculuğu için düşmedik yollara. Yürüdüğümüz yo, geldiğim yer fevkalade memnunum yolculuğun yolun aklım ve kalbimde bıraktığı izlere. Yeniden yürüsem aynı yolları yürürdüm, aynı uçurum yollarından geçer, aysız patikalarda yürürdüm ve yine aynı yarbaşına gelirdim. Yolculuk insanın kendini bulma tanıma serüvenidir. Yolculuk bana yaşamak bir amaç verdi. Gerçeğin sesi olmak ve Nazım Hikmetin sözcükleriyle söylersem “dövüşmek yani bir alem için”. Yaşadığımız her anın yaşanmaya değer olduğuna inanarak ağız dolusu yaşamak. Bir an bile unutmadan verilmiş sözleri, kol kola yürümek şehrin varoşlarında, üniversitelerinde, sokaklarında, özgürlüğün kaldırım taşlarının altında olduğuna inanarak.

Hasret Anıl: Fotoğrafla yolculuğunuz ne zaman ve nasıl başladı? Sizi fotoğraf sanatına yönlendiren özel bir an, olay ya da unutamadığınız bir kare var mı?

Mehmet Özer: Rize SSK Hastanesinde çalışan Rus bir amcanın Jupitel marka bir fotoğraf makinesi vardı ilk kez onun sayesinde tanıştım fotoğrafla. Sihirli kara bir kutu olan fotoğraf makinesi benim için bir eğlence aracı idi. Fotoğrafı hayatımı yeniden kurma, savunma, itiraz etme olanağını 12 Eylül darbecilerin sayesinde öğrendim. Darbeyle birlikte tutuklanmış Mamak zindanında yatmıştım. Çıktığımda ardımızda bıraktığımız hayattan bir iz bile yoktu. Arkadaşlarımız ya tutuklanmış ya da savrulmuş ya da yurt dışına gitmişti. Hayat, hayatımız kuşatılmıştı. Evler basılıyor, okullar ve fabrikaların kapısında vur emriyle bekleyen kolluk güçleri. Duvarlarda aranıyor afişleri ve ajans haberlerinde adları okunuyor yoldaşlarımızın. Vazgeçtim yaşamaktan, hayatımdan vazgeçtim. Şair Ahmet Telli’nin dizeleriyle “yaşamak yakışmıyordu” bize. Lal olmuştuk düşlerimizi, düşüncelerimizi dillendiremez olmuştuk. Dost bildiklerimiz ellerimizi bırakmıştı ama yaşamak devam ediyordu. Böyle umutsuz günlerde okuduğum bir alıntı vardı “iyi bir görüntü binlerce sözcüğün anlattığından çok daha fazlasını anlatır” kararımı verdim fotoğrafçı olacak ve çok konuşan fotoğraflar çekecektim. Öyle de yaptım.

Hasret Anıl: Fotoğraf çekerken en çok hangi insanları, mekânları veya yaşam kesitlerini görüntülemeyi tercih ediyorsunuz? Sizi bu konulara yönelten nedir?

Mehmet Özer: Fotoğraf çekme çalışmalarımı her zaman bir itiraz dili üzerinden kurarım. Bunu belirleyen ise benim sınıf ve tarih bilincim, gelecek düşümdür. Sözümü bir durum üzerinden kurarım. Örneğin; işçiler, öğrenciler, kadınlar, sokaklar benim objektifimi yönelttiğim öznelerimdir. Mültecilik, çocuk işçiler, LGBTİ bireyleri, çevre mücadelesi, sokaklarda adalet arayan her toplumsal itiraz benim (bizim) fotoğraf alanımızdır.

Hasret Anıl: Fotoğraf sizin için yalnızca bir görüntüyü kaydetmek mi, yoksa yaşama tanıklık etmenin ve bir hikâye anlatmanın yolu mu? Sizce fotoğraf insanın dünyaya bakışını ve toplumsal yaşamı değiştirebilir mi?

Mehmet Özer: Fotoğraf çekme süreçleri bir değişimin izlerini taşır önce kendim (öğrencilerim) değişir değişiriz. Kendimizde başlayan değişim toplumsal değişimi de tetiklemesi. Etkilemesidir. Tanıklık ettiğimiz kadar bu süreçlerin sanığıyız da çünkü yargılayan sorgulayan talep edilen tarafındayız hayatın. Fotoğrafçılar, fotoğraf okuyucusunun algısını değiştirebilir, sorunun tarafı haline dönüştürebilir. Fotoğraf tarihinde bunun çok sayıda örneği vardır.

Fotoğraf (fotoğraflarımız) bir bilincin oluşmasına katkı sunabilir, unutmaya karşı hatırlatma görevini sürdürür. Fotoğraflarımız susarak çok konuşurlar.

Hasret Anıl: Fotoğraflarınızı sergiler aracılığıyla izleyicilerle de buluşturuyorsunuz. Bir sergi hazırlarken fotoğrafların seçiminde, anlatım bütünlüğünde ve vermek istediğiniz mesajda nelere dikkat ediyorsunuz?

Mehmet Özer: Belgesel fotoğraf çalışması uzun ve örgütlü bir süreçten oluşur. Projelendireceğimiz bir toplumsal bir konuyu önce öğrenme sürecinden oluşur. Biliriz ki “GÖZ GÖRMEZ BİLİNÇ GÖRÜR” bilme, biriktirme süreci bizim o durumla ilgili olarak özdeşlik oluşturur. Bu süreç konunun örgütlü güçlerinin alan bilgisi, akademik bilgilenme, raporlar, fotoğraflar bizim sorunu içeriden görmemizi sorunun özneleriyle aynı tepkileri vermemizi sağlar.

İkinci süreç belirlenmiş çalışma alanlarında fotoğraf çekmek, bilgi toplamak, röportaj yapmaktır. Üçüncü süreç ise bu bilgi ve fotoğrafların görsel metinlere dönüştürülmesi için değerlendirmedir. Ve son olarak fotoğraf çekme gerekçemize uygun olarak sergiler açılır ve çalışmanın kitabı basılarak çalıştığımız toplumsal konunun örgütlü özneleriyle paylaşmaktır.

Hasret Anıl: Fotoğraf sanatının yanı sıra şiir de yazıyorsunuz. Şiirle tanışmanız nasıl oldu? İlk şiirinizi ne zaman ve hangi duygularla kaleme aldınız?

Mehmet Özer: Şiirle ilk tanışmam, 12 yaşımda Nazım Hikmet’in “Salkım Söğüt” şiiriyle oldu. Teksir kağıdına basılmıştı. Şiiri okudum içimdeki her ne kadar duygum varsa ayaklandı. Salkım Söğüt şiiri Nazım Hikmet’in ritim duygusu çok güçlü şiiridir.

İlk yazdığım dizeler, bir duygunun acının öfkenin ifadesi birkaç tümcedir. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan asılmıştır. Acıdan kan ter içindeydim. Öğrenmiştim ki Denizler yoksulları savundukları için, daha adaletli bir dünya istedikleri için asmışlardı. Ben de yoksuldum, beni “bizi” savundukları için asılmışlardı. Çocuk aklımla öfkeyle yumruklarımı sıkıyordum.

“sokakları adım adım kan

Astılar bizimkileri

Yoksulların kardeşlerini

Unutmaz sizleri insan olan”

Çocuk aklımın kalbimin söyledikleridir bu dizeler.

Şiir yolculuğumda başlamış da ben o yürüyen nehirdeymişim, çok sonra farkına vardım.

Hasret Anıl: Şiirlerinizi yazarken en çok nelerden besleniyorsunuz? Yaşadığınız olaylar, tanık olduğunuz toplumsal gerçeklikler ve insan hikâyeleri şiirlerinize nasıl yansıyor?

Mehmet Özer: Şiir yazma süreçleri şairin toplumsal ilişkilerinin, algılarının, bilgilerinin, düşlerinin yeniden örgütlenmesidir

Şiir bir duyguyu ifade edebilir ama en çok bilmeyi gerektirir. Benim toplumsal devinimler karşısında etkilendiğim süreçler, insan hikayeleri, bizden evvel gidenlerin bıraktıkları şiirin hammaddeleridir.

Uzun bir zaman önce Rize ziyaretimizde çok yaşlı bir kadın, günler öncesinde yağan yağmuru oluşturduğu felaketi anlatıyordu, “uşağum oyle ğayin yağmur yağdi, oyle ğayın yağmur yağdi ki dağlar denize kavuşti”

Bu konuşma benim şiirimi şöyle besledi;

“Uzaklara bakıyorum

Dağlar yakın geliyor bana

Yakındakiler dağ kadar uzak

Dağları denizlere kavuşturan

Sular çağırıyor

Gitmeliyiz.”

Hasret Anıl: Sizce şiir nedir? Şiirin insanın duygu ve düşünce dünyasını, hatta toplumsal yaşamı değiştirme gücü olduğuna inanıyor musunuz?

Mehmet Özer: Octavio Paz, şiiri, “dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir şiir, doğası gereği devrimcidir… Şiir bu dünyaya anlam kazandırır, onu yüceltir; bir başkasını yaratır,” sözcükleriyle tanımladı.

Şiir Melih Cevdet Anday’a göre “Hem kendisi, hem de başkaları olabilmek gibi benzersiz bir ayrıcalığa sahip olan şair, “Dilin simyageridir,”

Turgenyev’e göre, “Şiir, ilâhların dilidir.”

Cervantes’e göre, “Şiir, yalnızlığın dostudur.”

Sorunuzu Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dizeleriyle yanıtlıyayım

KARAGÜN DOSTU

biliyorum

matarada su

torbada ekmek

ve kemerde kurşun değil şiir

ama yine de

matarasında su

torbasında ekmek

ve kemerinde kurşun kalmamışları

ayakta tutabilir

biliyorum

şiirle şarkıyla olacak iş değil bu

dalda narı

tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu

ama yine de

diler arasında bıçak gibi parlar kavgada

şiirin doğrultusu

göz güzü görmez olmuş

tek bir ışık bile yok

yürek bir yaralı şahindir

döner boşlukta

belki bir şiir

belki bir şiir kırıntısı

çalar kapımızı umutsuz karanlıkta

yoklar yüreğimizi

eğilir yaramıza

dağıtır korkumuzu

ve karşı tepelerden

gürül gürül bir kalk borusu

Önceki soruda size eylül karanlıklarını anlatmıştım. İşte o günlerde;

William Shakespeare’in 66 Sone şiirinde anlattığı ruh halindeydim.

“Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’ e

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”

1983 yılıydı, ölmek istiyorum, ölmeye karar vermiştim. Yaşamak ağrıma gidiyordu sonra ansızın bir şiir okudum ve yaşamaya karar verdim. Bugün burada sizlere yazıyor olmamı bir şaire ve bir şiire borçluyum. Şair Metin Demirtaş’tır. Şiiri “Umutsuzluk Yasak” şiiridir. Şiir bütün ömrümü değiştirdi;

UMUTSUZLUK YASAK

Kar dalları örttü.

Kavruldu en yamanı çiçeklerin.

Kalbim katlan bunlara,

Çünkü kıştır yaşanılan

Amansız, limansız bir kış

Ve sarılmışız dört bir yandan.

Ama düşün kalbim!

Düşün kavgayla kazanılacak baharı,

Direnen, adressiz yaşayan dostları

Fışkıracak ekinleri ilkyazla karlar altından.

Ve doludizgin geçerek

her acıyı bir sevinçle

Yolu yok kalbim!

Sağ çıkacağız bu acılardan.

Çünkü umutsuzluk yasak,

Yılgın türküler söylemek de.

Çünkü yürüyor umudun ordusu

Umutsuzluğu kurşuna dizerek.

Metin Demirtaş

Ömrüm şirden önce şiirden sonra ikiye ayrıldı. Artık yeni bendim. Yaşamaya ve direnmeye karar veren bendim…

Hasret Anıl: Şiirlerini severek okuduğunuz, düşüncelerinden ve sanat anlayışından etkilendiğiniz şairler kimlerdir? Bu isimlerin sizin şiir yolculuğunuzda nasıl bir yeri var?

Mehmet Özer: Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Nazım Hikmet; yolu bu dört şairin eşiğinden geçmemiş olanlar şiir okudum, yazdım demesin çünkü bu şairler Türkçe şiirimizin kurucularıdır.

Hangi şaire benzemek istersin diye sorsaydınız hiç duraksamadan Nikola Vaptsarov derdim.

Ayak izlerine bastığım şair Nazım Hikmet’tir. Enver Gökçe başucu şairimdir. Adnan yücel, Ahmet Telli, Şükrü Erbaş elimden tutarak şiirimi, şiir dünyamı biçimlendiren şairlerdir. Emirhan Oğuz’un parmak izleri soluğu vardır şiirlerimde.

Ahmed Şamlu, Adonis, Kavafis, Aragon, Eduard, Pablo Neruda okuduğum öğrendiğim ustalarımızdır.

Hasret Anıl: Fotoğraf ve şiir, farklı anlatım biçimleri olsa da ikisi de insanı ve yaşamı konu alıyor. Sizce bu iki sanat dalı nerede buluşuyor? Fotoğraf çekerken şairliğinizden, şiir yazarken fotoğrafçı kimliğinizden besleniyor musunuz?

Mehmet Özer: Şiir, “Şiir insan ruhunun mimarıdır, hayatı, hayatımızı değiştiren bir eylemdir şiir. Doğası gereği devrimcidir. Şiir hayatımıza yeni anlamlar kazandırır, yaşamı değerli kılar, uğruna göze almayı öğretir, aklımızı bilincimizi örgütler.

Fotoğraf ise görünümler dünyasının şiirsel dilidir.

İyi bir fotoğraf bütün sanat ve edebiyat alanlarının ortak noktasıdır. Fotoğrafçı, şiir, müzik, öykü, bale, tiyatro, ışık, renk, resim çizgi bilmelidir. Bir fotoğrafta ayak sesleri yoksa, yeni bir ezginin sesleri ritmi yoksa o fotoğraf eksik şiirdir.

Şairlerin görsel metinlerden yola çıkarak yazdıkları çok sayıda şiir vardır.

Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” tam bir görsel metinlerden oluşan atlas gibidir. Şükrü Erbaş’ın “Dicle Üstü Ay Bulanık” şiir kitabı da fotoğraf şiir ilişkisi için iyi bir örnektir. Melih Cevdet Anday, Edip Cansever, Oktay Rıfat, Enis Batur, Ülkü Tamer, Can Yücel Cemal Süreye, Özdemir Asaf, Ahmet Telli, Behçet Aysan, Ergin Günçe, Gülten Akın, Ümit Yaşar Oğuzcan, fotoğraf ve şiire ilk anımsadığım şairlerdir

Hasret Anıl: Sanatın yalnızca estetik bir uğraş olmadığı, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk taşıdığı da sıkça tartışılıyor. Sizce sanatçının yaşadığı topluma, adaletsizliklere, eşitsizliklere ve insan hakları ihlallerine karşı sorumluluğu ne olmalıdır?

Mehmet Özer: Sanat doğası gereği hem bireylerin hem de toplumsal süreçlere karşı duyarlılıkları içerir. Birini diğerine tercih etmeyiz. Birini üretirken diğerini de yok saymayız. Kapitalist toplumun doğası gereği bencil bireycilik olduğu için toplumsal olanı yok sayma onu karalama, yasaklama ve cezalandırmayı tercih eder. Okumuş bir insan nasıl olurda yaşadığı topluma, çağa sırtını döner? Yaşadığı toplumun sorunlarına karşı sorumsuz davranır?

Bana sorarsanız eğer sanatçı, şair kendi sözünün bayraktarı olmalıdır. En önde durmalı ve ilk taşı o fırlatmalıdır. Aidiyet duyduğu sınıfın safında durmalı çalıştığı, ürettiği süreçlerin öznesi olmalıdır. Bir damla olmalı sanatçı, ama okyanusta bir damla.

Hasret Anıl: Son olarak, sanat yolculuğunuzda gerçekleştirmek istediğiniz yeni çalışmalar veya projeler var mı? Alevi Haber Ağı aracılığıyla sanatseverlere ve özellikle sanatla ilgilenen gençlere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Mehmet Özer: Zindanda Yanar Bir Işık (Cezaevleri), Gözleri Hâlâ Çocuk (Şiirler), Görsel Metinler “fotoğraf yazıları”, Hatırla (Anılar), Benden Selam Söyleyin Sokaklara Oktay Etiman Anısına, Sen Dostumsun Benim Ahmet Telli Anısına, Dersim 38, Kızıl Kadınlar, Röportajlar, Ateşin Düştüğü Yer Sivas, Oyun Oyuncak Çocuk çalışmalarını tamamlamaya çalışıyorum.

Bizim yolculuğumuz başlayan ve biten bir yolculuk değildir, yeniden başlayan yolculuklardır. Bu çürüme, bu adaletsizlik, bu açlık, evsizlik, işsizlik, geleceksizlik sürdükçe yolculuğumuz da sürecektir.

Yazmak bir eylem biçimidir ve bir değişimi içerir. Yazmaya başlayan kişi bir yolculuğa çıkmıştır artık. Bu yolculuk kendini bulma ve yeniden tanış olma yolculuğudur. Yazan kişi artık eski kişi değildir. Yazma serüveni onu yeni kendisiyle tanıştırır. Kendimizle yüzleştirir. Yaşadığımızın kanıtları metinler, fotoğraflar ömrümüzün tutanakları gibidir. Benden başlayarak bizleşen bir yolculuktur bu. Genç arkadaşlara, bu yolcuklara çıkmalarını öneririm.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir