57 yıldır tiyatronun içinde olan yönetmen, oyuncu ve yazar Mehmet Esatoğlu, Alevi Haber Ağı’na tiyatro yolculuğunu, sanat anlayışını ve sahne deneyimlerini anlattı. Pertevniyal Lisesi’nde başlayan tiyatro serüveninden Muhsin Ertuğrul’la karşılaşmasına, Yol Oyuncuları ile mahalle ve kahvelerde gerçekleştirdikleri gösterilerden Tiyatro Simurg’a uzanan sanat yaşamını anlatan Esatoğlu; tiyatronun toplumsal işlevi, sanat ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar, Sivas Katliamı’nın sanat yoluyla hafızada tutulması ve sanatçının topluma karşı sorumluluğu üzerine değerlendirmelerde bulundu. “Tiyatro zaten varlığı nedeniyle muhaliftir” diyen Esatoğlu, sanatçının yaşananlar karşısında sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.

Hasret Anıl: Öncelikle Alevi Haber Ağı adına röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Tiyatroya adanmış 57 yıllık bir sanat yaşamının ardından geriye yalnızca sahnelenen oyunlar değil, Türkiye’nin kültür ve sanat yaşamına tanıklık eden önemli bir birikim de kalıyor. Bu söyleşide tiyatro yolculuğunuzdan sanat anlayışınıza, tiyatronun toplumsal işlevinden sanatçıların karşı karşıya kaldığı baskılara kadar uzanan bir yolculuğa çıkacağız.

Söyleşimize sizi ve tiyatro yolculuğunuzu tanıyarak başlayalım.

Hasret Anıl: Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Kendinizden, yaşamınızdan ve tiyatroyla başlayan yolculuğunuzdan söz eder misiniz?

Mehmet Esatoğlu: 57 yıl evvel bir lisede, Pertevniyal Lisesi’nde öğrenciydim. Lisede sahneye çıktığımız zaman edebiyat öğretmenimiz vardı. O bize, “Bakın, bu sahneye çıkıyorsunuz ama bu sahnede sizden evvel Metin Akpınar bu sahneye çıkmıştı. Ve okulda çok saygın bir öğrenciydi. Okulun bayrağını da hep o taşırdı törenlerde. Yani haberiniz olsun, siz de bir şeye girişirken onu düşünün. Onların o büyük tarihinden geliyorsunuz. Siz de yeni bir tarihe başlıyorsunuz” dedi.

Orada, o lisede başladım çalışmalara. Tabii çok enteresan dönemdi. Galatasaray Lisesi’nde Ferhan Şensoy ve arkadaşları vardı. Onlar okulda öğretmen taklitleri yaparlardı. Böyle küçük küçük oyunlar oynarlardı. Vefa Lisesi’nde de Müjdat Gezen, Kemal Sunal vardı. Onlar da kendi okullarında gösteriler yaparlardı.

Ben Aksaray’daydım, onlar Vefa Lisesi’nde, diğerleri Galatasaray’da. Herkes birbirinden haberdardı. Mesela bir tanesi çok güzel bir edebiyat öğretmeni taklidi yapmış. Hemen biz de kendi edebiyat öğretmenimizin taklidini yapardık.

Sonra bir ara hepimiz aramızda konuştuk. “Böyle okulda öğretmen taklitleri ile komiklik yaparak değil. Ciddi ciddi tiyatro yapalım” dedik. İşte Kemal Sunal, Müjdat Gezen Vefa Lisesi’nde oyunlar yapmaya başladılar. Biz de bir İrlandalı yazarın “Sağlık Yurdu” oyunu üzerine çalışmaya başladık. İşte böyle başladık.

Şimdi her taraf tiyatroyu bilmiyor. Bir tek Galatasaray Lisesi’ndeki Ferhan Şensoy ve arkadaşları çok şanslıydı. Onların okulunda Haldun Taner diye önemli bir yazarımız var. O biraz tiyatrodan da anlıyor. Ve onlara tiyatronun nasıl yapılacağını, sahne nasıl kurulacağını, sözlerin nasıl anlaşılabilir bir şekilde söyleneceğini; bütün bunları hep beraber uğraşıyorlar. Herkes birbirine bir şeyler öğretiyor.

Bu arada tabii bizde doğru dürüst bir kitap yok ortada. Bir tek eskilerden kalma Konstantin Stanislavski’nin “Bir Aktör Hazırlanıyor” kitabı var. O kitaba bakıyoruz. Ama oradaki bilgiler yazılı şeylerdi. Bu, pratikte nasıl yapılır? Bunu bilmiyoruz yani.

Okul bitince Fatih Halk Evi diye bir yer var. Oraya gittik, orada tiyatro yapmaya başladık. Böyle tiyatroya başladık. Fakat yine bir gün halk evinin avlusunda çalışırken fötr şapkalı bir adam bizi izliyordu. Prova bitince yanına gittik. “Merhaba, siz de tiyatroyu çok seviyorsunuz herhâlde” dedik. “Evet, çok severim” demişti. “Tanışalım, siz kimsiniz?” dedik. “Çocuklar, ben Muhsin Ertuğrul’um” dedi.

Kendisi Türk tiyatrosunun çok önemli bir insanıdır. “Biz Tepebaşı’nda bir deneme sahnesi kurmak istiyoruz. Siz de gelin, katılın. Çok güzel şeyler yapıyorsunuz ama birçok şeyi bilmiyorsunuz” dedi.

Biz de Tepebaşı Deneme Sahnesi’ne gittik. Orada bir yönetmen vardı. Bize tiyatronun nasıl olacağını, neler yapılacağını anlattı. Ve orada biz bambaşka bir yere geldik tiyatrocu olarak.

Sonra biz dedik ki evet, burada çok güzel tiyatrolar yapılıyor ama bu tiyatro bizim hayalimizdeki tiyatro değil. Yoksul insanların olduğu semtlere, oralara tiyatro yapalım ve “Yol Oyuncuları” diye bir grup kurarak mahallelerde, kahvelerde 15-50 dakikalık oyunlar oynadık. Ve halk bizi çok seviyordu.

İlk başta perspektifimizi, yolumuzu halktan yana tiyatrodan seçtik.

Hasret Anıl: Size göre tiyatro nedir? Tiyatronun insan ve toplum açısından nasıl bir işlevi vardır?

Mehmet Esatoğlu: Tiyatro, dünyanın her yerinde yapılan bir tanım ile şöyle ifade edilir: “İnsanı insanla, insanlara anlatan bir sanat dalıdır.”

Örneğin bir ressam fırçası ve tuvalin üzerine resmini yapar. Müzisyen bir enstrüman aleti olarak gitarıyla şarkı söylüyor. Tiyatroda ise tiyatrocunun enstrümanı, sazı kendisidir. Duygularını kullanır, beden dilini kullanıyor. Tiyatro o anlamda insana, insanla yine o insana yaşadıklarını anlatan, bunu gösteren bir sanat dalı.

Tiyatronun tarihi çok eskidir. Eski toplumlarda bilindiği gibi insanlar henüz sözcükler yokken, konuşamazken, aralarında sözcükler yok, kavramlar yok. İnsanlar birbirlerine her şeylerini hareketlerle anlatıyorlar. Bu hareketler aslında tiyatronun ilk temelini oluşturuyor. İlk tiyatro gösterileri dediğimiz şeylerdir bunlar.

Toplumların kendi içinde birbirlerine anlatabilmek için birtakım beden dillerini kullanarak, duygularını kullanarak, hareketler kullanarak aktarma yapıyorlar. İlk tiyatro kökeni buralarda bulunuyor.

Daha sonra giderek toplumlar oluşmaya başlıyor. Toplumlar nerede değişirse tiyatro da, sanat da öyle değişmeye başlıyor.

Tiyatronun en önemli yanlarından birini 1601 yılında İngiliz yazar William Shakespeare söylüyor. “Tiyatro bize bir aynadır” diyor. “Siz yüzünüzü görüyorsunuz ama yüzünüzü beğenmezseniz lütfen aynaya kızmayın. Biz sadece size bir ayna tuttuk. Ve o aynada kendinizi görün” diyor.

Tiyatro da bize her şeyi yansıtır. Orada kendinizi beğenmediğiniz zaman, kendinizi değiştirmeye başlıyorsunuz. Tiyatro sürekli topluma ayna tutuyor. Ve toplum kendini orada görüyor. Kendini değiştirmeye başlıyor.

Hasret Anıl: Bir oyunu sahneye hazırlarken nelere dikkat edersiniz? Bir metni seçmenizden oyunun seyirciyle buluşmasına kadar sizin için belirleyici olan unsurlar nelerdir?

Mehmet Esatoğlu: Bir oyunu sergilerken, sahneye hazırlarken bunu yapan bir tiyatro ekibi olması lazım, yani önce bunu yapmaya kararlı insanlar lazım. Tiyatro kolektif bir sanat olduğu için herkes zamanında orada buluşmak zorunda.

İkincisi, herkesin rolleri üzerine ciddi bir şekilde çalışması, ezber çalışması, rolüne hazırlanması, kararlı olması gerekir. Bu anlamda da bir araya gelen insanların ortak ve iyi bir şey yapabilmeleri için dünya görüşü birlikteliği gerekir.

Acaba dünyaya aynı şekilde bakabiliyor muyuz? Yani biri insanların sömürülmesinden, baskı altına alınmasından, hakkının yenilmesinden yanaysa, öyle bir tiyatro yapmaya kalkıyorsa bu tiyatro işlevli bir tiyatro olamaz. Kısa bir sürede dağılır.

Onun için önce oturup konuşuyorlar ve neler oluyor dünyada, neler bitiyor, bunları konuşuyorlar. Daha sonra buna ilişkin bir konu seçilir. Yani özetle seçtiğimiz konu ve bu konuyu nasıl anlatacağımız önemlidir.

Bir metni seçerken ise oyunun metni nasıldır diye inceliyoruz, eğer biz yazmamışsak. Oyunun ve konunun niteliği nedir? Seyirciye ne verebiliriz?

Oyunları sergilemeden önce metin seçiminde hem güzel bir biçim bulacaksınız hem de o özü zedelemeyeceksiniz. Seyirci bunu izlerken bir tiyatro keyfi alacak. Bunları oluşturmak çok zordur.

Hasret Anıl: Tiyatro dışındaki ilgi alanlarınızdan da söz eder misiniz?

Mehmet Esatoğlu: Ben tiyatro dışında sinema ile de ilgilenirim. Bazen sinemada da oynuyorum. Gogol’un ünlü bir tiyatro oyunu var. Bunu filme çekiyorlardı. “Bir Delinin Hatıra Defteri”; orada memurlardan birini oynuyordum.

Bunun dışında yüzmeyi seviyorum. İstanbul gibi bir şehirde onu da yapıyorum zaman zaman.

Onun yanı sıra kitaplarla çok ilgiliyim. Yeni çıkan birçok kitabı alıyorum. Çok şey var bu kitaplarda, bu dünyayı anlatan, insanı anlatan. İnsan o zaman zenginleşiyor. Yoksa tek taraflı bakıyorsun. Tutucu oluyorsun.

Hasret Anıl: Sanat yaşamınız boyunca size ilham veren, düşünsel ya da sanatsal açıdan çalışmalarınızda örnek aldığınız kişi veya kişiler oldu mu?

Mehmet Esatoğlu: Ben çok şanslıydım. Vasıf Öngören, “Zengin Mutfağı”, “Asiye Nasıl Kurtulur?” oyunlarını yazmış çok değerli bir yazar ile tanıştım. O tiyatro anlamında bize çok şey öğretti.

Keza, Beklan Algan da bir tiyatro yönetmeniydi, ondan çok şey öğrendim. 80’li yıllara doğru Ferhan Şensoy ile tanıştım. Ondan da çok şey öğrendim.

Şimdi mesela bizde böyle sanatçılar da var. Bir sanatçı, bir sanatçı ile tanışırken ne bileyim, alkol içiyorlar. Lümpenlik yapıyorlar. Bilgilerini paylaşmak yolunda ilerlemiyorlar.

Ben tam tersi bir yol seçtim. Onlarla oturdum, bilgiler paylaştım. Hatta onlar öldüğü zaman da oturdum, onlara dair yazılar yazdım. Onların nasıl birer sanatçı olduklarını anlattım.

Hasret Anıl: Türkiye’de sanat ve ifade özgürlüğü açısından ciddi baskıların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu süreç tiyatroyu ve tiyatro emekçilerini nasıl etkiliyor? Siz çalışmalarınız sırasında ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Mehmet Esatoğlu: Türkiye’de her dönem, özellikle tiyatro ve müzik başta olmak üzere, sanat dalları birçok baskıyla karşılaştı.

Türkiye’yi düşünün, Cumhuriyet ilk kurulduğunda 1925 yılında Nazım Hikmet’i cezaevine atarak başladı. Cumhuriyet kuruluyor, 2 sene sonra Nazım Hikmet cezaevine atılıyor. Ülkemizde 100 senedir Cumhuriyet var. Bunun her döneminde sanatçılar cezaevine atıldı.

İşte Rıfat Ilgaz, hapishanelerde verem hastalığına yakalanıyor. Sabahattin Ali gibi çok değerli bir yazarı öldürüyorlar. Ardından bir dolu yıllarda sanatçıları, aydınları alıp hapse atıyorlar. Yılmaz Güney’e film yaptırmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Türkiye’de her zaman bir ifade özgürlüğü olamamış. Hep ifadeler baskı altına alınmış. Çünkü ülkeyi yönetenler kendi yalanlarının ortaya çıkmaması için, kendi aldatmacalarının ortaya çıkmaması için bunu da bozan en çok sanatçılardır.

İşte en son Deniz Göktaş sahnede bir gösteri yaptı diye kaç gün hapis yattı. Sanatçıların üzerinde çok baskı var.

Ama sanatçılar da ne yapıyorlar? Bir yolunu buluyorlar. Mutlaka doğruları bir türle anlatıyorlar. İşte bunu bazen tiyatroyla, bazen sinemayla, bazen şiirler yazıyorlar, şarkılarla anlatıyorlar. Yani sanatçı da anlatacağını anlatıyor bir yandan.

Mesela Sanat Meclisi bu noktada yaklaşık 13 senedir sanatta hak ihlallerini, sanata yapılan baskıları rapor haline getiriyor. Ve bunu toplum ile paylaşıyor.

Hapishanelerde şu an yatan Grup Yorum sanatçıları var. Suçları yok, bir şey yapmamışlar. Kimseyi öldürmemişler. Hırsızlık yapmamışlar. Bir sürü hırsız ve katil ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezerken bizim sanatçılarımız hapiste yatıyor. Bu gerçekten çok acı bir durum.

Ama insan da var oldukça, sanatçı da var oldukça gerçekleri söyleyecek, bunun bedeli neyse bedel de ödeyecek, çaresi yok.

Yaşadığımız zorlukların en önemlisi de tiyatro için prova yapılacak bir alana ihtiyaç var. Eskiden kira ücretleri biraz daha uygundu. Şimdi çok yüksek. Bizler de maddi olarak kısıtlı imkânları olan insanlar olduğumuz için kendimize ait çalışma yerimiz yok. Değişik derneklerin salonlarını kullanıyoruz.

En önemli sorun çalışma mekânımızın olmaması. Salonlar çok pahalı. Eskiden belediyeler salonlarını ücretsiz veriyorlardı. Şimdi bir salonda 2 saatlik bir oyun için çok yüksek bir ücret ödemek zorunda kalıyoruz. Hem de bunu oyun başlamadan bir hafta önce istiyorlar.

Biletler satılmış mı, satılmamış mı, öyle bir para var mı, yok mu? Onu önemsemiyor belediye. Bize “Ya ücretini verirsin ya da oynamazsın” diyorlar. Ve istedikleri ücret de bizim cebimizde olan bir para miktarı değil.

Hasret Anıl: Uzun yıllardır tiyatroya emek veren bir sanatçı olarak, böylesi baskı dönemlerinde kendisini aydın ve sanatçı olarak tanımlayan insanların nasıl bir tutum alması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Mehmet Esatoğlu: Tabii, birincisi Alman yazar Bertolt Brecht’in bir sözü var. Eğer faşizmin yaptıklarını olağan görürseniz, işte o zaman çok zor duruma düşersiniz.

Gerçekten kimsenin bu olup bitenleri, bu olanları olağan görmemesi gerekir. Bu yapılanlar olağanüstüdür. Bunlara karşı mutlaka tavır alması gerekir. Mutlaka sanatıyla buna karşı bir tepki göstermesi gerekiyor.

Bunlar gösterilmedikçe ülkeyi yönetenler de yaptıklarının doğru olduğunu zannediyorlar. Bunun sonu yok; sürekli bu baskılar, sürekli bu yaşananlar.

İşte biz sanatçılar diyoruz ki lütfen “Benim başıma gelmedi” diye sevinmeyin. Bu sizin de başınıza gelebilir. Bizim başımıza gelmiyorsa bile biz kendi başımıza geliyormuşçasına tepki göstermeliyiz.

Hasret Anıl: Tiyatronun doğası gereği muhalif bir yanı olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce tiyatro muhalif olmak zorunda mıdır?

Mehmet Esatoğlu: Evet, tiyatro zaten varlığı nedeniyle muhaliftir. Çünkü insana daha önce yaşadığını sen getirip sahne üstünde ona bir daha göstermeye başladığın zaman ilk muhalefet başlıyor. Diyor ki, “Bak, sen ne yapmışsın.” Sıradan, sana “seni” göstermekle ilk muhalefetini yapıyor.

Kaldı ki birçok şey anlatıyoruz, gösteriyoruz. Mesela biz 1993’ten bu yana en az altı yedi ayrı oyunla Sivas’ta yaşanan 2 Temmuz Katliamı’nı o sahneye getirdik, anlattık. Türkiye’yi ve dünyanın değişik yerlerini dolaştık. “Onca Yangından Geçtik” diye bir oyun oynadık.

Gerçekten sanatçı bütün yaşananları anlatarak bir muhalefet yapmalı ama özellikle bazı şeylerin unutulmaması için bunu daima anlatmalı. Yani Sivas’ta yapılan o büyük katliamın her dönem anlatılması gerekir. İnsanların bunu görmesi, algılaması gerekir. Bir daha böyle katliamların, acıların yaşanmaması için.

33 tane aydın ve sanatçı insan yakılmıştı. İçlerinde çok değerli insanlar vardı ama hepsi çok değerliydiler. Semah dönen kızlarımız da çok önemliydi. Asım Bezirci de çok önemliydi. Metin Altıok da.

Sanatçı hem insana insanı gösterecek. Ama hem de tarihsel olarak yaşanan acılar için “Bu geçmişte olmuş, boş verelim” demeyecek. Onları tekrar tekrar insanlara anlatacak.

Hasret Anıl: Oyunlarınızın ardından seyircilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Seyircinin oyunlarınıza ilişkin değerlendirmeleri sizin için ne ifade ediyor? Bu röportaj aracılığıyla tiyatro seyircisine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Mehmet Esatoğlu: Bizim şöyle bir yanımız var. Çocuklara da oynuyoruz oyunlarımızı. Büyüklere de oynuyoruz. Oyundan sonra en haksız eleştirileri bile dinliyoruz.

Yani “Sen oyunumuzu niye böyle gördün? Biz çok güzel bir şey yapmıştık” demiyoruz. Diyoruz ki, “Neden bunu beğenmemiş? Nesini beğenmemiş acaba? Neyi eksik yapmışız?”

Mesela Tiyatro Simurg 30 yıldır oyundan sonra muhakkak seyircisinin yanına gidip, hemen seyircisinin arasına girip ellerini sıkıp, “Çok sevindik geldiğinize” diyoruz. Sonra onlardan dinliyoruz.

Hiç böbürlenmeden, “Biz tiyatroyu çok iyi biliyoruz, tecrübeliyiz. Siz tiyatrodan ne anlarsınız?” gibi bir tavır içerisine girmeden, aksine herkesin görüşlerine değer veriyoruz.

Çünkü bir tiyatro gelişmek istiyorsa seyircisiyle diyalog kurar. Onun görüşlerine kıymet vermeli. Dinlemeli.

Birçok sanatçı var. Kendisinin yaptığının dünya güzeli gibi bir şey olduğunu zannediyor. Öyle bir sanat yok. Her yaptığınız çok güzel olabilir. Ama oraya gelen Ahmet ya da Mehmet bunu anlamıyor ise hiçbir faydası yok bu oyunun. Çok değerli ve güzel olabilir. Ama o insana bir etki yapmıyorsa, anlamıyorsa o insan, o oyunun, yapılan sanatın hiçbir değeri yok.

Oyunlarımızı sergiledikten sonra olumsuz tepkiler de alıyoruz ama kızmıyoruz. Düşünüyoruz, neden olumsuz tepki alıyoruz? “Beğenmek zorundasınız” demiyoruz. Oturup düşünmeye başlıyoruz.

Onların değerlendirmeleri bizim için çok önemli. İnsanların, her türden ama en cahil insanın bile görüşü bizim için çok önemli. Çünkü profesör olan bir insan da bizim izleyicimiz. Sıradan, hiç dünyadan haberi olmayan bir insan da gelip bizim oyunlarımızı izliyor.

Ama bu insanların tiyatro tadı almaları gerekiyor. Sonuç olarak sanattan bir tat almalısın ve biz ondan bir mutluluk duymalıyız, onu seyrettiğimizde.

Aynı zamanda seyircinin de düşünmesini sağlamaya çalışıyoruz. Oyunda değişik estetikler kullanıyoruz. O estetiği kullanırken de seyirciyi birdenbire şaşırtmak, düşündürmek, değişik yargılara varmasını sağlıyoruz. Ama ne kadar başarılı oluyoruz, o ayrı, tartışılır.

Tiyatro seyircisine mesajım ise öncelikle tiyatroya gitmelerini öneriyoruz. Ama ne yazık ki tiyatro biletleri için de şunu söyleyebilirim: İnsanların gelirleri çok düşük olduğu için insanlar nasıl gelsin? Bir tek kişiden ziyade bir aile olarak daha kalabalık bir şekilde geldiklerini düşünürsek, ücretlerini nasıl versinler?

Bu noktada biz kendimizi gerçekten ekonomik sıkıntılara sokuyoruz. Biletlerimizi daha düşük fiyatlarda satıyoruz, insanlar izleyebilsin diye.

Bir de bizim tiyatromuzun bir kuralı var. Biri kapımıza gelmişse ve “Benim param yok ama oyunu izlemek istiyorum” diyorsa, buyurun oturun diyoruz. Herkese kapımız açık.

Hasret Anıl: Son olarak, bizim sormadığımız ancak sizin özellikle söylemek veya vurgulamak istediğiniz bir konu var mı?

Mehmet Esatoğlu: Son olarak eklemek istediğim şey, Hasret Anıl’ın yazılarını gerçekten çok beğeniyoruz. Heyecanla okuyoruz. Çok güzel bir yoldasın, çünkü gerçekten bizde kadınlarımız çok az yazıyorlar. Yani çekiniyorlar, gerçeği yazmıyorlar ama sen gerçekten bütün yüreğinin cesaretiyle yazıyorsun ve bunu paylaşıyorsun. Paylaşman da çok önemli.

Önerim, gördüğün ne varsa yaz. Bunlar çok önemli çünkü sen ne görüyorsan, yarın tarihe o kalacak. Yarına o kalacaktır.

Eski yazarların yazdıkları neler öğretiyor bizlere ve bir genç insan da seni okuyarak neler öğreniyor hayattan. Onun için bir yazar asla çekinmemeli, tembellik yapmamalı, mutlaka yazmalı.

Bu sorunun cevabı kişiye özel bir cevap oldu ama mesajım senin gibi bütün kadın yazarlaradır. Tüm kadınlara çağrımız şudur; yazın, etrafınızda gördüğünüz her şeyi anlatın ve paylaşın çünkü biz de sizi okuyarak, sizi görerek birçok şey öğreniyoruz.

Ne yazıyorsak, ne anlatıyorsak insanlığı o kurtaracak, değiştirecek. Yazarlığın önemi şudur; sen o histerik gözlerini açıyorsun, bakıyorsun. Ben de senin ne gördüğünü bilmiyorum ama sen yazarsan ne gördüğünü anlarım.

Sen de benim tiyatromu izlersen, sen de benim ne hissettiğimi anlayacaksın. Bu toplumlarda çok güzel bir iletişim sağlayacak.

Mehmet Esatoğlu’na bizimle gerçekleştirdiği bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz…

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir