Dayanışma Datça ve Umut-Sen tarafından düzenlenen “İşçi Sınıfının Mücadele Pratikleri” söyleşisinde konuşan Başaran Aksu, Türkiye’de emek-sermaye ilişkilerini, sendikal hareketin sorunlarını ve işçi sınıfının örgütlenme deneyimlerini değerlendirdi. Sarı sendikacılığı, sermaye-iktidar ilişkilerini ve mevcut siyasal düzeni eleştiren Aksu, işçilerin kendi bağımsız güç merkezlerini oluşturmalarının önemine dikkat çekti.

Hasan Hüseyin Dönemz / AHA – Türkiye’de derinleşen ekonomik eşitsizlikler, işçilerin çalışma koşulları, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller ve emek mücadelesinin geleceği, Muğla’nın Datça ilçesinde düzenlenen bir söyleşide ele alındı.

Dayanışma Datça ve Umut-Sen tarafından 3 Kasım 2026 tarihinde Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “İşçi Sınıfının Mücadele Pratikleri” başlıklı buluşmada, işçi sınıfının yalnızca ekonomik haklarını savunan değil, kendi geleceği üzerinde söz ve karar sahibi olan bağımsız bir toplumsal güç hâline gelmesinin önemi vurgulandı.

Bağımsız Maden-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı ve Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, söyleşide Türkiye’deki sendikal yapıları, işçi direnişlerini, iktidar ve muhalefetin emek politikalarını, sosyalist hareketin sınıf mücadelesiyle ilişkisini değerlendirdi.

Datça’da Sınıf Mücadelesine Yoğun İlgi

Dayanışma Datça ve Umut-Sen tarafından 3 Kasım 2026 tarihinde saat 17.30’da Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde düzenlenen söyleşi, katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi.

Maden işçilerinin örgütlenme süreçlerinde ve çeşitli emek mücadelelerinde aktif görev alan Başaran Aksu, işçi sınıfının örgütlenme deneyimlerini, farklı sektörlerde gelişen direnişleri ve emek-sermaye çelişkisinin günümüzde aldığı biçimleri değerlendirdi.

Aksu, işçi sınıfının karşı karşıya bulunduğu sorunların yalnızca ücretler ve çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığını, emekçilerin toplumsal ve siyasal yaşamda kendi bağımsız örgütlü güçlerini oluşturmasının da temel bir ihtiyaç olduğunu belirtti.

“İşçiler Kendi Bağımsız Güç Merkezlerini Oluşturmalı”

Türkiye’de işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı ekonomik ve siyasal koşulları değerlendiren Aksu, emekçilerin yalnızca mevcut sendikal ve siyasal yapılardan çözüm bekleyerek haklarını kazanamayacağını ifade etti.

İşçilerin doğrudan mücadele ederek, örgütlenerek ve kendi dayanışma ağlarını oluşturarak bağımsız güç merkezleri yaratmaları gerektiğini vurgulayan Aksu, işçi sınıfının kendi gücüne dayanmasının sermaye karşısında hak kazanımlarının ve toplumsal değişimin temel koşullarından biri olduğunu söyledi.

Aksu’nun değerlendirmelerinde, işçilerin yalnızca başkaları tarafından temsil edilen bir toplumsal kesim olarak kalmaması, kendi mücadelelerinin doğrudan öznesi hâline gelmesi gerektiği düşüncesi öne çıktı.

“Sarı Sendikacılık İşçi Mücadelesinin Önünde Engel”

Sendikal hareketin mevcut durumuna ilişkin eleştirilerde bulunan Aksu, özellikle Türk-İş ve Hak-İş bünyesindeki bazı sendikaların yönetim anlayışlarını eleştirdi.

Sendikal bürokrasinin işçilerin doğrudan katılımına dayanan mücadele anlayışından uzaklaştığını savunan Aksu, yüksek ücretli profesyonel sendikacılığın emekçilerle sendika yöneticileri arasındaki mesafeyi büyüttüğünü belirtti.

Sendikaların işçilerin haklarını savunan mücadele örgütleri olması gerektiğini vurgulayan Aksu, sarı sendikacılık olarak nitelendirdiği anlayışın işçi sınıfının örgütlü gücünü zayıflattığını ifade etti.

“Grev Hakkı Kâğıt Üzerinde Kalıyor”

İşçilerin sendikal haklarının yıllar içerisinde çıkarılan torba yasalar ve çeşitli yasal düzenlemelerle sınırlandırıldığını belirten Aksu, bu sürecin örgütlü işçi mücadelesini olumsuz etkilediğini söyledi.

Grev hakkının yasal olarak tanınmasına rağmen işçilerin bu hakkı kullanabilmelerini sağlayacak ekonomik dayanışma mekanizmalarının yetersizliğine dikkat çekti.

Özellikle grev fonlarının bulunmamasının ya da yetersiz kalmasının, işçilerin uzun süreli grevleri sürdürebilmesini zorlaştırdığını ifade eden Aksu, örgütlü mücadelenin ekonomik dayanışma mekanizmalarıyla desteklenmesinin önemini vurguladı.

“İktidar ve Muhalefet Sermaye Düzeninin Dışına Çıkamıyor”

Türkiye’deki siyasal sistemi emek-sermaye ilişkileri üzerinden değerlendiren Aksu, iktidarın patronlar ve büyük holdinglerle kurduğu ilişkileri eleştirirken, muhalefetin de emekçilerin temel sorunlarına mevcut ekonomik düzenin sınırları içerisinde çözüm aradığını savundu.

İşçi sınıfının sorunlarının yalnızca ücret artışları ya da vergi adaleti gibi başlıklarla sınırlandırılmasına karşı çıkan Aksu, asıl tartışılması gereken konunun emekçilerin ürettikleri değer üzerindeki söz ve karar hakkı olduğunu vurguladı.

Aksu, işçi sınıfının ekonomik ve siyasal taleplerinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğine dikkat çekti.

Erdoğan’ın Yoksul Kesimlerle Kurduğu İlişkiye Dikkat Çekti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumun yoksul ve ezilen kesimleriyle kurduğu ilişkiyi de değerlendiren Aksu, Erdoğan’ın bu kesimlerle güçlü bir gönül bağı oluşturduğunu belirtti.

Yoksul kesimlerin Erdoğan’a duyduğu yakınlığın yalnızca baskı ya da zorlamayla açıklanamayacağını ifade eden Aksu, bu ilişkinin toplumsal ve siyasal nedenlerinin doğru analiz edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Aksu’nun bu değerlendirmesi, sosyalist hareketin işçi sınıfı ve yoksul kesimlerle kurduğu ilişkinin de sorgulanması gerektiği yönündeki tartışmaları gündeme taşıdı.

Sosyalist Hareketin Sınıf Mücadelesindeki Rolü Tartışıldı

Söyleşide sosyalist hareketin işçi sınıfıyla ilişkisi de önemli başlıklardan biri oldu.

Aksu, günümüzün siyasal ve ekonomik koşullarında sosyalistlerin sınıf mücadelesine yaklaşımını değerlendirirken, işçilerin gündelik yaşamlarından, üretim alanlarından ve somut mücadele deneyimlerinden kopuk bir siyasal anlayışın sınırlarına dikkat çekti.

İşçi sınıfının kendi deneyimleri üzerinden örgütlenmesinin önemini vurgulayan Aksu’nun değerlendirmeleri, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.

Mücadelenin Geleceği ve Sınıf Dayanışması

Söyleşide madenlerden fabrikalara, zincir marketlerden diğer işkollarına kadar farklı alanlarda gelişen işçi direnişlerinin ortak mücadele zeminlerinde buluşmasının önemi ele alındı.

İşçilerin yalnızca ekonomik talepler etrafında değil, kendi çalışma ve yaşam koşulları üzerinde söz sahibi olabilecekleri örgütlenmeler yaratmaları gerektiği vurgulandı.

Etkinlikte öne çıkan değerlendirmeler, işçi sınıfının geleceğinin yalnızca mevcut sendikal yapıların ve siyasal partilerin politikalarına değil, emekçilerin kendi örgütlü mücadelelerini geliştirebilme kapasitesine de bağlı olduğu tartışmasını gündeme taşıdı.

Söyleşi Soru ve Yanıtlarla Sona Erdi

Katılımcıların ilgiyle izlediği söyleşinin son bölümünde Başaran Aksu, salondan yöneltilen soruları yanıtladı.

Dayanışma Datça ve Umut-Sen tarafından düzenlenen buluşma, işçi sınıfının örgütlenmesi, emek mücadelesi ve sınıf dayanışması üzerine yürütülen tartışmalara katkı sundu.

Söyleşinin temel mesajlarından biri, işçilerin kendi mücadelelerinin öznesi olması, bağımsız örgütlenmelerini güçlendirmesi ve farklı işkollarındaki direnişleri ortak dayanışma zeminlerinde buluşturması gerektiği oldu.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir