Pakize Gürhan

✍️ Pakize Gürhan

📨 e-posta

Alevi-Bektaşi inancının insanlığa armağan ettiği ikrar, kuru bir sözleşme değil; insanın insanla, doğayla ve evrensel adaletle kurduğu en yüce ahlaki sözleşmedir. Kişinin kendi özüyle ve toplumun rızasıyla buluşma iradesidir.

✍️ Pakize Gürhan

Modern kentin dikey kulelerinde yalnızlaşan insanlık için kurtuluş, kendi içine kapanan cemaatçi gettolarda değil; “toplumsal akranlık” temelinde yükselen, dayanışmayı evrensel bir mücadele ortaklığına dönüştüren yatay “Rıza Mahalleleri” inşa etmekten geçiyor.
Bugün hangi toplumsal kesimden olursak olalım, hepimiz içten içe aynı büyük özlemi paylaşıyoruz: Güvenle sırtımızı yaslaya bileceğimiz sahici bağlar kurmak, kurumsal yalnızlıklardan sıyrılmak ve geleceğe umutla bakabilmek. Modern hayatın hızı içinde insan kalabalıkları büyüyor ancak insanı insana bağlayan o görünmez köprülerin hasreti de aynı oranda derinleşiyor. Tam da bu arayışın ortasında, binbir emekle kurduğumuz modern yapıların ve ortaklıkların neden bazen ilk fırtınada kırılganlaştığını anlamak için harika bir kılavuza sahibiz. Bu kılavuz, Anadolu’nun kadim coğrafyasında, sırrı bin yıldır sevgiyle korunan o iki kelimede gizli: İkrar ve Birlik.
Modern Dünyanın Unuttuğu Sözleşme
Alevi-Bektaşi inancının insanlığa armağan ettiği ikrar, kuru bir sözleşme değil; insanın insanla, doğayla ve evrensel adaletle kurduğu en yüce ahlaki sözleşmedir. Kişinin kendi özüyle ve toplumun rızasıyla buluşma iradesidir.
“İkrar ile yürür Yol’umuz” denilirken kastedilen, ortak değerlere gönülden bağlılık ve “ben”i bir kenara bırakarak “biz”e yani bütüne hizmet etme olgunluğudur. Bugün insanlığın yaşadığı tıkanıklıkların temelinde de aslında bu köklü ahlaki sözleşmenin, yani ikrarın modern dünyada yeni bir form bulamaması yatıyor. İkrarın yerini geçici çıkarlar aldığında, dostluklar da kurulan ittifaklar da menfaatlerin ömrü kadar oluyor ve insanlık “ikilik” bataklığına, yani sen-ben kavgasına düşüyor. Oysa ne diyordu koca Pir Sultan: “Gelin canlar bir olalım, ikiliği birleyelim.” Bu çağrı, sadece tarihi bir dize değil; modern insanın içine düştüğü bölünmüşlüğü tedavi edecek evrensel bir şifa kapısıdır.
Dikey Kentler ve Bürokrasi Kafesi
Bugün hepimizi içine alan kentsel ve kurumsal yapılar, ne yazık ki insanı hayatta kalmak için sürekli bir yarışa zorlayan, onu atomize eden ve beton kulelerde yalnızlaştıran bir mantıkla işliyor. İnsanın üst üste kutulara hapsedildiği, komşusunun yüzünü göremediği bu dikey kentleşme modellerinde, insanın hesapçı veya korunaklı bir yapıya bürünmesi kişisel bir suç değil, sistemin dayattığı kaçınılmaz bir hayatta kalma refleksidir. Hatta topluma yön vermesini beklediğimiz inanç ve sivil toplum kurumlarının bile zaman zaman tüzüklerin, mevzuatların ve bürokratik metinlerin soğuk koridorlarında boğulması bu yüzdendir. Resmiyetin çizdiği sınırlara mahkum olmak, inancın ve felsefenin o akışkan, özgür ve dönüştürücü ruhunu ehlileştirme riski taşır.
Mevzuat Kuşatmasını Aşan Yaşayan Uyanış
Ancak bu kurumsal sıkışma, Yol’un tıkandığı anlamına gelmez; aksine, özümüzü modern dünyanın diliyle yeniden keşfetmek için muazzam bir imkândır. Gerçek meşruiyet ve referans, devletin onay mühürlerinde değil, toplumun kendi bağrında yeşerteceği sivil, dinamik ve pozitif rızalık ağlarındadır. Resmiyetin soğuk diline teslim olmayan bu yeni uyanış; gücünü yukarıdan değil tabandan, canların ortak iradesinden alan kurucu bir enerjidir. İnancı resmi bir kimliğe hapsetmek yerine, onu sokakta, mahallede, üretimde ve paylaşımda yaşayan bir ahlak nizamı olarak yeniden üretebiliriz. Bu, boyun eğen bir nostalji değil; kendi habitatını, kendi rızalık hukukunu kurabilen özgüvenli ve kurucu bir iradenin doğuşudur.
Gettolardan Evrensel Mücadele Ortaklığına
Buradaki en parlak ufuk şudur: Bu felsefe bizi kendi içine kapanmış, dünyadan yalıtılmış kültürel bir gettoya asla götürmez. Tam aksine; Aleviliğin özünde yer alan “Musahiplik” ilişkisi, sosyolojinin bugün “toplumsal akranlık” (yatay eşdeğerlik) dediği muazzam bir kurucu modeldir. Musahiplik; hiyerarşiyi, sınıfsal üstünlükleri ve egemenlik ilişkilerini kökten reddeden, tamamen eşitler arası ve eşdeğer bir yoldaşlık bağıdır. Dolayısıyla bu kadim kurum, sadece kendi içine kapalı bir yardımlaşma sandığı değil; kapitalizmin dikey ve ezici çarklarına karşı, dışarıdaki tüm ezilenlerle, emekçilerle, yoksullarla ve daha adil bir dünya düşleyen her kesimle kurulacak evrensel bir mücadele ve değer ortaklığının zeminidir. Bizim ihtiyacımız olan şey, kendi içimize saklanmak değil; toplumsal akranlık temelinde, sömürüye karşı duran her kesimle eşdeğer ilişkiler kurmak, dayanışmayı evrensel bir ittifaka ve hak mücadelesine dönüştürmektir.
Kentin Kalbinde Radikal Bir Habitat Deneyi
Çözüm, geçmişi nostaljik bir dille yad etmekte değil; o kadim felsefenin pratik, mekânsal ve ekonomik modellerini modern kentin kalbine, radikal ve ilham verici bir habitat olarak taşımaktadır. Mekânın dikey dayatmasını kıran bu yeni habitat, metayı değil insanı, rekabeti değil karşılaşmayı esas alan bir “Rıza Mahallesi” mimarisidir. İnsan ölçeğinde yatay binalar, ortak avlular ve insanların göz göze gelebileceği “eşik mekânlar”, tüketimin bireyselleşmesini kıran kolektif mutfaklar, çamaşırhaneler ve kreşler gibi “müşterek alanlar” bu modelin fiziksel altyapısıdır. Yerleşimin kalbine ise her canın eşitlendiği, kararların oy çokluğuyla değil herkesin gönlünün edilmesiyle (rızalıkla) alındığı bir “Meydan” konulmalıdır. Mahalle modüllerinin etrafı kolektif işlenen kentsel bostanlar ve sömürüsüz kooperatiflerle örülerek, üretim ve tüketim arasındaki o büyük kopuş mekânsal olarak kapatılmalıdır.
Geleceği Yatayda Aramak
Sözün özü; tüzükleri değiştirmek veya daha büyük binalar açmak tek başına insanlığın bu büyük anlam krizini çözmeye yetmeyecek. Günümüzün toplumsal, siyasal ve kentsel krizlerine köklü ve taze bir cevap arıyorsak, önce beton kulelerin ruhumuza dayattığı o yıkıcı ikiliği silmek zorundayız. Birbirimizin gözünün içine bakarak adalete, dürüstlüğe ve ortak geleceğe yeniden “ikrar” verip, yatay bir yaşamı hep birlikte taşa toprağa kazıdığımızda, menzil bir serap olmaktan çıkıp avuçlarımızın içindeki gerçeğe dönüşecektir.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir