Pakize Gürhan

✍️ Pakize Gürhan

📨 e-posta

Bugün Kıraç’ta patlak veren kriz, işte bu devletçi ve dikey hiyerarşinin, yereldeki rıza odaklı inançla kaçınılmaz çatışmasıdır. Kızılbaş-Alevi-Bektaşi geleneği gücünü tapulardan, mühürlerden ya da bakanlık koltuklarından almaz. Gücünü Ocak sisteminden, Birlikten ve her şeyden öte “Rızalıktan” alır. Talibin rızasını almayan dedenin postu, toplumun rızasını almayan kurumun çatısı hükümsüzdür.

✍️ Pakize Gürhan

Sosyolojik bir gerçektir ki; egemenler tarihi sarayların ihtişamıyla yazarken, mazlumlar kendi tarihlerini tırnaklarıyla kazıdıkları imece alanlarında, sessizce saklarlar. 21 Ekim 2026 sabahı İstanbul Esenyurt’un o yoksul işçi havzası Kıraç’ta karşımıza dikilen TOMA’lar ve çevik kuvvet barikatları, sadece soğuk birer demir yığınından ibaret değildi. O barikatlar; bu devletin on yıllardır Alevi-Kızılbaş inancına, o inancın özü olan “Rıza Toplumuna” ve canların lokmalarıyla yükselen kutsal emeğine karşı kurduğu asimilasyon kıskacının sokaklara taşan en çıplak haliydi.

Kıraç Cemevi’nin kapısına dayanan o tahliye emri, hukuki bir metnin çok ötesinde, bu toprakların en kadim inanç omurgasını içeriden çökertmek isteyen asırlık bir inkâr aklının bugünkü feryadıdır.

Bir İnancın Müşterek Hafızasını Yağmalamak

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bir masa başında aldığı kararla, Kıraç Cemevi’nin üzerinde yükseldiği toprakları Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı (Cem Vakfı)’na devretmesi, tam anlamıyla toplumsal bir hafıza gaspıdır. Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı (Cem Vakfı)’nın, 25 yıl boyunca o binanın harcına ömrünü katmış, harçlığını bölüşmüş Kıraç halkını “işgalci” ilan etmesi, sadece hukuki bir ayıp değil; inancın en kutsal eşiği olan “rızalığa” indirilmiş ağır bir darbedir.

Canların göğüslerini siper ederek kurduğu barikatlar sayesinde tahliye şimdilik bir ay ertelenmiş olsa da, sormamız gereken o can alıcı soru orta yerde duruyor: Devlet bütçesiyle palazlanan hiyerarşik bir vakıf, nasıl oldu da bir mahallenin inanç merkezini kendi tapulu mülkü haline getirdi?

90’ların Mirası: Örtülü Ödeneklerle Kurulan Düzen

Bu sorunun cevabı, 90’ların o karanlık dehlizlerinde saklı. 1993 Sivas’ta yakılan, 1995 Gazi’de kurşunlanan Alevi-Kızılbaş toplumu sokaklarda adalet çığlığı atarken; Süleyman Demirel ve Tansu Çiller’in başını çektiği devlet aklı, bu haklı öfkeyi kontrol altına alacak, onu “ehlileştirecek” bir yapı arayışına girdi.

İşte bu iklimde, 13 Ağustos 1995’te kurdurulan Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı (Cem Vakfı), devletin resmi muhatabı ilan edildi. Kulislere ve dönemin şahitliklerine yansıyan, Başbakanlık Örtülü Ödeneğinden vakfa aktarılan o yüklü nakit akışları [Süleyman Demirel] ve peş peşe yapılan hazine arazisi tahsisleri, aslında Aleviliği devlet dairesine eklemleme projesinin ilk can suyuydu. Devlet, parasıyla ve arsasıyla beslediği bu hiyerarşik yapıyı, tabanın bağımsız ve direngen sesini kısmak için bir kalkan olarak kullandı.

İki “Truva Atı”: İnancı Memurlaştırma Projesi

Bugün Kıraç’ta patlak veren kriz, işte bu devletçi ve dikey hiyerarşinin, yereldeki rıza odaklı inançla kaçınılmaz çatışmasıdır. Kızılbaş-Alevi-Bektaşi geleneği gücünü tapulardan, mühürlerden ya da bakanlık koltuklarından almaz. Gücünü Ocak sisteminden, Birlikten ve her şeyden öte “Rızalıktan” alır. Talibin rızasını almayan dedenin postu, toplumun rızasını almayan kurumun çatısı hükümsüzdür.

Fakat inkârcı ve asimilasyoncu akıl, bu kadim yapıyı teslim almak için yeni Truva Atları sürmeye devam ediyor. 90’larda bu misyonu sivil alanda üstlenen ve devlet bütçesiyle büyütülen Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı (Cem Vakfı) asimilasyonun ilk sac ayağıydı. Bugün ise bu kirli proje, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan ve başkanlığını Esma Ersin’in yürüttüğü Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile tamamen memurlaştırılmış, resmi bir devlet dairesine dönüştürüldü.

Cemevlerini ibadethane saymayıp “kültür merkezi” parantezine hapseden, dedelere maaş bağlayıp fatura ödeme vaadiyle Ocakların bağımsızlığını satın almaya çalışan bu akıl, inancımızın ruhunu kurutmak istiyor. Kıraç’taki tahliyeyi doğrudan Esma Ersin’in başkanlığı yürütmüyor olsa da, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı (Cem Vakfı)’nın bugün arkasına aldığı o hoyrat idari güç, tam olarak bu asimilasyoncu “Bürokratik Alevilik” ekosisteminden besleniyor.

Yol mu, Tapu mu? Ortak Direnişe Çağrı!

Esenyurt Kıraç’ta yaşananlar, tabelaların ya da duvarların çok ötesinde bir varoluş mücadelesidir. Bir tarafta devletin bütçesiyle, yasalarıyla ve polis gücüyle inancı zapturapt altına almaya çalışan, mülkiyetçi ve hiyerarşik bir vakıf modeli; diğer tarafta ise yüzyıllardır Serçeşme’den beslenen, imeceyle örülen, mahallenin rızasına dayanan o özgür Kızılbaş/Yol gerçekliği var.

Polis TOMA’ları şimdilik çekilmiş olabilir ama Kıraç’ın kadınları, gençleri ve pirleri cemevi bahçesinde “tahliye nöbetine” başladılar. Çünkü çok iyi biliyorlar ki; savunulan şey sadece taştan bir bina değil, bin yıllardır serden geçip yardan geçmeyen o ulu “Yol”un ta kendisidir.

Buradan, bu ülkenin aydınlık geleceğine inanan, laiklik, demokrasi ve adalet mücadelesi veren tüm seküler topluma, emekten yana olan demokratik kitle örgütlerine ve yüreği adaletten yana atan tüm Alevi-Bektaşi-Kızılbaş canlara açık bir çağrıda bulunuyoruz: Kıraç’ta yükselen o imece duvarları, sadece Alevilerin inanç duvarı değil; bu ülkenin asimilasyona ve gasp kültürüne karşı ördüğü ortak barikattır. Kıraç’taki nöbeti yalnız bırakmak, inancın devletleştirilmesine ve halkın müşterek yaşam alanlarının yağmalanmasına göz yummaktır.

Gelin, rızasız lokmalara ve iktidar güdümlü kurumlara karşı Kıraç’taki canların sesi olalım, bu onurlu nöbeti hep birlikte sahiplenelim.  Çünkü çok iyi biliyoruz: Yol cümleden uludur!


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir