Pakize Gürhan

✍️ Pakize Gürhan

📨 e-posta

Bu ideolojik Truva atının tam ortasındaki en trajik ve paradoksal kırılmayı ise Aleviler yaşamaktadır. Tarihsel olarak cumhuriyet ve laiklik ilkelerini kendi varlıklarının yegane güvencesi olarak gören Alevi toplumu ve Alevi hukukçular, barolardan yükselen bu yeni ulusalcı dalganın Anayasa’nın ilk dört maddesi ve laiklik vurgusuna refleksif bir şekilde destek vererek bu dönüşümün zımni birer motoru haline gelmişlerdir.

✍️ Pakize Gürhan

Ekim 2026’da tamamlanan baro seçimleri, Türkiye’de siyasetin ve entelektüel muhalefetin nasıl devasa bir illüzyonla esir alındığını kusursuz bir biçimde ilan etti. İstanbul ve İzmir gibi sekülerizmin ve hukuk mücadelesinin kaleleri sayılan barolarda, yönetimlerin katı ulusalcı ve statükocu bir çizgiye geçmesi, muhalif mahallede saf bir zafer ya da ironik bir geri dönüş olarak kutlanıyor. Oysa ortada ne masum bir ironi var ne de kontrolden çıkmış, istenmeyen bir sonuç. Karşımızda; fiziksel olarak iktidarın yanına oturmayan ama ürettiği dışlayıcı siyaset tarzıyla iktidarın ömrünü uzatan, muhalefeti içeriden rehin alan kurumsal bir Truva Atı gerçeği duruyor.
Herkesin ezberini bozarak söyleyelim: Karşımızda ne yaptığını bilmeyen, sadece geçmişin romantizmine sığınmış ironik bir figür yok. Bu statükocu akıl, iktidara teslim olmadan, muhalefetin sınırlarını iktidar adına bekleyen o özel ve korunaklı siyasi makamın sınırlarını milimetrik olarak bilen bir anlayıştır. Bu tablonun bir hata ya da istenmeyen durummuş gibi gösterilme çabası ise Truva atının içindeki bu derin stratejinin deşifre olmasını engellemek için yürütülen entelektüel bir perdelemedir. Bu anlayış, sistemin kendisine biçtiği kullanışlı muhalif rolünü büyük bir profesyonellikle ve kendi Atatürkçü, Cumhuriyetçi meşruiyetini koruyarak oynamaktadır.

Kurgulanmış Kutupların Gardiyanlığı ve Kilitlenen Muhalefet

Peki bu kontrollü muhalefet mekanizması nasıl çalışıyor? İktidar bloğu, özellikle Milliyetçi Hareket Partisi kanadının Terörsüz Türkiye söylemleriyle yeni anayasa zemini aradığı, toplumsal fay hatlarını kaşıdığı bu dönemde, bu statükocu çizgiye neden hayati bir ihtiyaç duyuyor? Çünkü bu katı uzlaşmazlık, iktidarın en konforlu sığınağıdır. Yeni anayasa masasını baştan ihanet olarak kodlayan bu kuralcı zihniyet, ana muhalefet partisini mahalle baskısıyla felç etmekte, onu müzakere sizliğe itmektedir.
Üstelik bu hamle, mecliste bütçe görüşmelerinin yaklaştığı, asgari ücret pazarlıklarının kızıştığı ve derin yoksulluğun iktidarı köşeye sıkıştırdığı şu günlerde muazzam bir zamanlama kaldıracı sunmaktadır. Masadan kaçan ya da korkudan adım atamayan bir muhalefet ise iktidara hem ekonomik kriz gündemini yapay beka tartışmalarıyla örtme konforu sağlamakta hem de oyunu tek başına, kendi kurallarıyla kurma meşruiyeti vermektedir. Siyaset egemenlik, sınırlar ve bayrak hamasetine kilitlendiği an, iktidar bloğu kendi evinde, en güçlü olduğu sahada maç yapmaktadır.

Emeğin Talanı, Derin Yoksulluk ve Yok Olan İlçeler

Bu kurumsal ve felsefi körlüğün en somut kurbanları; açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışan işçi sınıfı, birer ortalama ücrete dönüşen asgari ücret kıskacındaki milyonlar, kentsel dönüşüm adı altında yaşam alanları ellerinden alınan mülksüzler ve doğanın kendisidir. Nitekim Polen Ekoloji Kolektifi tarafından hazırlanan ve Türkiye’deki ekolojik, mekansal talanı deşifre eden kapsamlı araştırma raporu, egemenlerin kentsel projelerinin sadece birer inşaat faaliyeti olmadığını, ilçeleri haritadan silecek birer mekansal tasfiye hareketi olduğunu gözler önüne seriyor. Raporda yer alan verilere göre, iktidarın fütursuzca ilan ettiği rezerv alan kararları ve maden sahalarının yayılımı, başta İstanbul’un çeperleri ve Hatay Samandağ gibi deprem bölgeleri olmak üzere, tarihi ve doğal dokuya sahip birçok ilçenin kelimenin tam anlamıyla yok olmasına, hafızasızlaşmasına ve insansızlaşmasına yol açıyor.
Mutfaktaki yangının, derin yoksulluğun ve sefalet ücretlerinin halkın boğazını sıktığı; vatandaşın tapulu mülkünün bir gecede rezerv alan ilan edilerek elinden alındığı, maden yönetmeliklerindeki gediklerle köylünün asırlık zeytinliklerinin, tarlasının, bağının, bahçesinin talan edildiği bu vahşi süreçte, yeni baro yönetimlerinin devlet aklı ve beka parantezine sığınması tam bir hüsrandır. Fabrikada emeği, sokakta evini, kırsalda toprağını savunan asgari ücretlinin, işçinin, köylünün ve katledilen ekolojinin çığlığı, baronun steril salonlarındaki kanun lafzı tartışmalarının arasında boğulmaktadır.

Alevilerin Sıkışmışlığı: Laiklik Sığınağı ile Hak Gaspı Arasında

Bu ideolojik Truva atının tam ortasındaki en trajik ve paradoksal kırılmayı ise Aleviler yaşamaktadır. Tarihsel olarak cumhuriyet ve laiklik ilkelerini kendi varlıklarının yegane güvencesi olarak gören Alevi toplumu ve Alevi hukukçular, barolardan yükselen bu yeni ulusalcı dalganın Anayasa’nın ilk dört maddesi ve laiklik vurgusuna refleksif bir şekilde destek vererek bu dönüşümün zımni birer motoru haline gelmişlerdir. Ancak buradaki ironi çok daha derindir: Bu çizgi, laikliği koruma adı altında devletçi statükoyu tahkim ederken; Alevilerin en temel ve yakıcı talepleri olan Cemevlerinin ibadethane statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve kamusal alandaki akademik, sistemli liyakat ayrımcılığı gibi hak mücadelelerini “kimlik siyaseti” torbasına atarak marjinalleştirmektedir. İktidarın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle yürüttüğü asimilasyon politikalarına karşı “Yol cümleden uludur” diyerek, özünde yataylığa ve rızalığa dayanan gerçek, sivil ve özgürlükçü bir hukuk barikatı kurması gereken barolar; odağı soyut bir devlet korumacılığına kaydırarak canları kendi yarattıkları ideolojik hapishanede yalnızlığa mahkum etmektedir.

Şantaj Masası ve Kapalı Kapılar Ardındaki Kürt Meselesi

Tüm bu kurgulanmış tiyatronun en stratejik perdesi ise iki yıldır devlet ile Kürdistan İşçi Partisi arasında, en geniş toplumsal temsiliyetin katılımıyla ve parlamento aracılığıyla yürütülmesi taleplerine meydan okurcasına, kapalı kapılar ardına hapsedilerek yürütülmeye çalışılan müzakere ve çözüm arayışları zemininde kurulmaktadır. Siyasetin en kritik dönemlerinden birinde, Kürtlerin tarihsel ve meşru taleplerini yeniden seçilme şantajı ile kamuoyundan köşe bucak kaçıran, bu hakları iktidarın bekası için gizli birer pazarlık malzemesine dönüştüren kirli bir taraf ve tutum vardır. Tam da bu kör dövüşünün ortasında, barolarda yükselen o katı ulusalcı hat, iktidara aradığı can suyunu vermektedir.
Bu hat, Kürt meselesinin demokratik, barışçıl ve şeffaf çözüm arayışlarına dair en ufak bir öneriyi bile peşinen ihanet ve bölünme olarak kodlayarak, ana muhalefeti felç etmekte ve toplumsal barışın tabana yayılmasını engellemektedir. İktidar, barodan yükselen bu kör ve uzlaşmaz statükoyu topluma göstererek, kendi yürüttüğü antidemokratik ve şantaj odaklı kapalı kapı süreçlerini tek makul seçenek olarak pazarlama lüksüne kavuşmaktadır. Barışın toplumsallaşması, egemenlerin yeniden seçilme hesaplarından çıkarılıp demokratik bir çözüm önerisine dönüştürülemediği sürece; bu statükocu zihniyet iktidarın muhalefeti esir alma, felç etme ve bölme stratejisine bilerek ya da bilmeyerek en büyük meşruiyet kaldıraçlarından biri olmaya devam edecektir.

İdeolojik Hapishanenin Duvarlarını Yıkacak Panzehir

Peki, bu deşifre edilmiş stratejiden hareketle bu kontrollü muhalefet tuzağını fark edip yıkacak bir panzehir var mı?
Evet, var. Panzehir; egemenlerin ve onların kullanışlı antitezlerinin siyaseti hapsettiği o soyut kimlik hapishanesinin duvarlarını yıkmaktır. Panzehir; siyaseti yeniden ekonominin, işçi sınıfının, kent hakkının ve doğanın somut kriz alanlarına indirmektir. Fabrikada ter döken, asgari ücretle açlık sınırına mahkum edilen işçinin emeği ile kentsel dönüşümde evi yurttaşın; maden talanıyla tarlası, bağı, bahçesi, zeytinliği elinden alınan köylünün mülkiyet hakkı adliyede ve sokakta birleştiğinde, ne iktidarın beka hamaseti çalışır ne de kontrollü muhalefetin statükocu sopası.
Kürt meselesinden inanç gruplarının hak taleplerine kadar tüm demokratik çözüm arayışlarını iktidar elitlerinin gizli, şantajcı ve ısrarla kapalı kapı ardında yürütmek istedikleri pazarlıklarından çıkarıp, parlamentonun ışığı altında eşit yurttaşlık temelinde toplumsallaştırmak bu oyunun en büyük panzehiridir. Cumhuriyet’i geçmişin elitist korumacılığı ile değil; emeğin, kadının, doğanın, hak ve özgürlüklerin radikal savunuculuğuyla demokratikleştirerek yeniden yorumlamak zorundayız.
Aydınların ve toplumun önünde iki seçenek var: Ya Truva atının entelektüel perdesine aldanıp bu sahte kavganın figüranı olmaya devam edeceğiz ya da panzehiri kuşanıp siyaseti gerçek, etten kemikten insanların yakıcı meydanlarına taşıyacağız. Tercih bizim.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir