✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Bilgiye daha kolay ulaşmak, kendi hayatımız üzerinde daha çok söz sahibi olduğumuz anlamına gelmeyebilir. Asıl soru, önümüze gelen yanıtları anlayıp sorgulayabiliyor ve hangi amaçla kullanacağımıza kendimiz karar verebiliyor muyuz?

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Bilgi El Değiştirirken Güç Kimin Elinde Kalacak?

Bir zamanlar bir sorunun yanıtını bulmak için bilen birine ulaşmamız gerekirdi. Bir öğretmene danışır, bir ustanın kapısını çalar, bir kitabı arardık. Bugün bir ekrana yazıyor, saniyeler içinde uzun açıklamalar alabiliyoruz.

Bu değişim önemli bir olanak sunuyor. Anlamadığımız bir kavramı daha sade öğrenebilir, yabancı bir metni çözmeye başlayabilir, daha önce sormaya çekindiğimiz soruları sorabiliriz.

Fakat yanıtların çoğalması başka soruları da beraberinde getiriyor:

Bilgiye ulaşmak kolaylaştığında insan daha özgür mü olacak? Uzmanların yerini yeni platformlar mı alacak? Yıllarca bir mesleğe emek vermiş insan, değişen dünyada kendisini nasıl var edecek?

DDP72’de yayımlanmaya başlayan “Bilgi El Değiştirirken: Yapay Zekâ Çağında İnsan, Meslek ve Saygınlık” dizisi, teknolojik değişimi bu insani ve toplumsal sorular üzerinden ele alıyor.

Bilgi Neden Yalnız Bilgi Olarak Kalmadı?

Bilginin güçle ilişkisi, yapay zekâyla başlamadı.

Metropolitan Sanat Müzesi’nin yazının kökenlerine ilişkin incelemesi, Güney Mezopotamya’daki büyük tapınak işletmelerinin hesap ve dağıtım ihtiyaçlarıyla ekonomik kayıtlar arasında bağ kuruyor. Yazının gelişimini de tek bir basit açıklamaya indirgemiyor. Kaynak: The Origins of Writing

Bu tarihsel ilişkiyi gündelik bir soruyla düşünelim: Bir toplulukta ürünün hesabını yalnız bir kişi okuyabiliyorsa diğerleri o hesabı nasıl denetleyecek?

Kayıt tutmak gerekli bir görev olabilir. Fakat başkalarının kaydı anlayamaması, görev sahibine kararları etkileme konusunda ek bir güç sağlayabilir.

Dizinin “Bilmek Neden Güç ve Saygınlık Sağladı?” bölümü bu ayrımı sorguluyor. Bilgi yaşamı kolaylaştırabilir; aynı zamanda saklandığında, açıklanmadığında veya sorgulanamaz sayıldığında bağımlılık üretebilir.

Ancak bilgili olmakla güçlü olmak her zaman aynı değildir. Bir çalışan sorunun çözümünü bilebilir, fakat karar masasında yeri olmayabilir. Bir köylü su kaynağını iyi tanıyabilir, fakat kullanım kararında sözü dinlenmeyebilir.

Bilginin güce dönüşmesinde, kimin bildiği kadar kimin karar verebildiği de önemlidir.

Yanıta Ulaşmakla Bilmek Arasında Ne Var?

Bir metni okuyabilmek, onu değerlendirebildiğimiz anlamına gelmez.

Bir öğrenci çok düzgün hazırlanmış bir ödev sunabilir. Fakat metindeki düşünceyi kendi sözleriyle açıklayamıyorsa, elinde bir sonuç vardır; öğrenme sürecinin ne kadar gerçekleştiği ise ayrıca sorulmalıdır.

Bir dernek yöneticisi ayrıntılı bir proje hazırlatabilir. Ancak bütçenin nasıl oluştuğunu ve önerinin hangi ihtiyaca karşılık geldiğini anlatamıyorsa metnin düzgünlüğü kararın sağlamlığını garanti etmez.

Dizinin “Bilgiye Ulaşmak, Bilmek midir?” bölümü tam bu mesafeye bakıyor.

Üretken yapay zekâ sistemleri hatalı içeriği kendinden emin biçimde sunabilir. NIST’in üretken yapay zekâ risk profili de bu durumu açıkça ele alıyor. Dolayısıyla bir yanıtın akıcı ve ikna edici olması, doğruluğunun yeterli kanıtı değildir. Kaynak: NIST — Generative AI Profile

Kendimize basit bir ölçü koyabiliriz:

Bu yanıtı önümden kaldırdığımda düşünceyi açıklayabiliyor, dayanağını gösterebiliyor ve nerede yetersiz kalacağını fark edebiliyor muyum?

Uzman Değersizleşir mi, Sorumluluğu mu Değişir?

Bilgiye erişimin genişlemesi, uzmanlığın gereksizleştiği anlamına gelmez.

Bir açıklamayı okumakla uygulama deneyimi kazanmak aynı şey değildir. Genel bir öneriyi bilmekle belirli bir durumun koşullarını değerlendirmek de aynı değildir.

Fakat uzmanlık yalnız “Başkalarının bilmediğini ben biliyorum” konumuna dayanıyorsa, bilgiye erişim değiştiğinde bu konum sorgulanabilir.

Bunun yerine başka bir uzmanlık ilişkisi geliştirebiliriz: Açıklayan, seçenekleri karşılaştıran, belirsizliği saklamayan ve sınırını dürüstçe belirten bir ilişki.

Bir uzmana soru sorabilmek, onun emeğini küçümsemek değildir. Uzmanın “Bu konuda daha fazla inceleme gerekiyor” diyebilmesi de bilgisini değersizleştirmez.

Saygınlık, insanların soru sormasını engellemekten değil, daha iyi anlamalarına katkıda bulunmaktan doğabilir.

Meslek Değiştiğinde İnsanın Değeri de mi Değişir?

Bir meslek yalnız gelir kaynağı olmayabilir. İnsanın yıllarını verdiği öğrenme sürecidir. Çevresinde tanınma biçimidir. Kendisine duyduğu güvenin bir parçasıdır.

Bu nedenle bazı görevlerin otomatikleşmesi ihtimali, insanda yalnız iş kaygısı yaratmayabilir. “Benim katkım ne olacak?” sorusunu da doğurabilir.

Geleceği bütün mesleklerin aynı biçimde ortadan kalkacağı bir tablo gibi anlatmak yerine, mesleklerin içindeki farklı görevleri düşünmeliyiz. Nelerin değişebileceğini, hangi sorumlulukların süreceğini ve geçişin yükünü kimlerin taşıyacağını ayrı ayrı tartışmalıyız.

Üstelik çözüm, çalışan insana yalnız “Kendini yenile” demekle sınırlanamaz. Öğrenmek için zamana, geçim güvencesine ve ulaşılabilir olanaklara ihtiyaç vardır.

Yeni araçların sağladığı yarar paylaşılırken değişimin bedeli yalnız çalışanlara bırakılmamalıdır.

Bir insanın daha yavaş üretmesi, işini kaybetmesi veya bakıma ihtiyaç duyması, insanlık değerini azaltmaz.

İnsanın onurunu, makinelerle girdiği performans yarışının sonucuna bağlayamayız.

Eski Aracının Yerini Yeni Bir Otorite mi Alıyor?

Daha önce bir kişiye sorduğumuz soruyu şimdi bir sisteme sorabiliyoruz. Bu, bize hareket alanı açabilir.

Ancak şu soruları da sormalıyız:

Aracın kullanım koşullarını kim belirliyor? Hangi kaynaklar görünür oluyor? Yanıtı başka bilgilerle karşılaştırabiliyor muyuz? Erişim pahalılaştığında ne yapacağız? Kendi verilerimiz üzerinde ne kadar söz sahibiyiz?

Bilgiye erişimin yaygınlaşmasıyla bilgi altyapısı üzerindeki gücün paylaşılması aynı şey olmayabilir.

Eski otoriteleri sorgularken yeni bir alışkanlığa teslim olmamalıyız:

“O kişi söylediyse doğrudur” yerine “Sistem söylediyse doğrudur” demek, düşünme sorumluluğunu geri kazandırmaz.

İnsan Kendisini Nerede Var Edecek?

Bu sorunun cevabını yalnız makinelerin yapamadığı işleri arayarak kurarsak, her yeni gelişmede insanın değerini yeniden savunmak zorunda kalırız.

Oysa insanın yaşama hakkı, saygınlığı ve ortak hayattaki yeri teknolojinin geride bıraktığı boşluklara bağlı olmamalıdır.

Bakım vermek, dayanışmak, öğrenmek, adaletsizliği fark etmek ve ortak kararların sorumluluğunu üstlenmek de yaşamın parçasıdır.

Eğitimde de yalnız hazır sonuca ulaşmayı değil, sonucu değerlendirme yeteneğini geliştirmeliyiz. UNESCO’nun üretken yapay zekâ rehberi, insanın öğrenme ve karar verme gücünü merkezde tutan bir yaklaşımı savunuyor. Kaynak: UNESCO — Eğitim ve Araştırmada Üretken Yapay Zekâ Rehberi

Önümüzdeki mesele, teknolojiyi kullanıp kullanmamak kadar, onu hangi toplumsal amaçlarla kullanacağımızdır.

Daha fazla insanın öğrenebilmesi için mi? Kararlara daha bilinçli katılabilmesi için mi? Yoksa yanıtların çoğaldığı, karar gücünün ise daha dar bir çevrede toplandığı bir düzen için mi?

Bilgi el değiştirirken insanın kendi düşüncesini ve sorumluluğunu bırakması gerekmiyor. Asıl ihtiyaç, bunları kullanabileceği koşulları birlikte güçlendirmek.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Okura not: “Bilgi El Değiştirirken: Yapay Zekâ Çağında İnsan, Meslek ve Saygınlık” dizisinin ilk altı bölümü DDP72’de yayımlandı. Kalan bölümler bir gün arayla yayımlanmaya devam ediyor. Açılış, on ana bölüm ve kapanıştan oluşan 12 bölümlük diziyi DDP72 üzerinden takip edebilir, yayımlanmış yazıları okuyarak tartışmaya katılabilirsiniz.