✍️ Roj Arslan-Gülçehre

“Şiddetin sorumluluğunu somut davranışlarda ararken barışçıl itirazı korumalıyız. Güvenliği sağlayan yetki de kullandığı gücün hesabını verebilmelidir.”

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Demokratik İtirazın Sınırını Kim Çiziyor?

Fransa Sokaklarından Avrupa’ya: Geçim, Eşitsizlik ve Demokrasi — Yazı Dizisi, 3. Bölüm | 3/5

Bir öğrenci eğitim koşullarının iyileştirilmesini istiyor.

Bir çalışan geçim sıkıntısını anlatmak için yürüyor.

Bir esnaf iş yerinin zarar görmesinden korkuyor.

Bir polis, kalabalığın güvenliğini sağlamak ve saldırıları önlemekle görevlendiriliyor.

Aynı sokakta bulunan bu insanların haklarını ve sorumluluklarını birlikte düşünebilir miyiz?

Yoksa birini gördüğümüzde diğerlerini unutmak zorunda mıyız?

Fransa’daki protestoların ardından yayılan çatışma, yangın ve yağma görüntüleri bu soruyu daha da önemli hâle getiriyor.

İlk bölümde insanları sokağa getiren sorunları ele aldık. İkinci bölümde farklı taleplerin ortak bir harekete dönüşme olanağını tartıştık.

Şimdi protestonun nasıl karşılandığına, şiddetin nasıl tanımlandığına ve müdahalenin hangi ölçülerle değerlendirilmesi gerektiğine bakacağız.

Bir toplumda güvenliği korumak ile demokratik itirazı korumak birbirinden koparılamaz.

Önce Olayları Birbirinden Ayıralım

17 Ekim gösterilerine ilişkin AP haberi, şiddet olaylarını aktarırken Paris’te barışçıl biçimde yürüyen geniş bir kitlenin de bulunduğunu belirtiyor. Aynı gün içinde farklı yerlerde farklı davranışlar yaşanmış olması, bütün katılımcıları tek bir tanımla açıklayamayacağımızı gösteriyor. Associated Press, 17 Ekim 2026

Bu nedenle üç ayrı alanı değerlendirmeliyiz:

İnsanların dile getirdiği talepler.

Belirli kişilerin gerçekleştirdiği saldırı ve zarar verme eylemleri.

Kamu makamlarının ve güvenlik görevlilerinin kararları.

Bunlar birbirini etkileyebilir. Ancak aynı şey değildir.

Bir okulun koşullarının düzeltilmesini istemekle bir binayı ateşe vermek aynı davranış değildir.

Bir saldırıyı önlemekle ayrım gözetmeden bütün kalabalığa müdahale etmek de aynı uygulama değildir.

Adil değerlendirme, sorumluluğu kalabalığın kimliğinden önce somut davranışta aramayı gerektirir.

Barışçıl Protesto Rahatsızlık Vermeyen Protesto mudur?

Bir gösteri trafik akışını değiştirebilir.

Günlük yaşamı aksatabilir.

Yöneticileri rahatsız edebilir ve toplumda sert tartışmalara yol açabilir.

Fakat bütün rahatsızlıkları şiddet olarak tanımlarsak protestonun anlamını daraltmış oluruz.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin barışçıl toplanma hakkına ilişkin 37 sayılı Genel Yorumu, bazı katılımcıların münferit şiddet eylemlerinin bütün katılımcılara veya toplantının tamamına yüklenmemesi gerektiğini açıklar. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği

Fransa’nın Défenseur des droits kurumu da başka bir olaya ilişkin 2025 değerlendirmesinde, gösterinin yol açtığı sıradan rahatsızlık ile müdahaleyi gerekçelendirecek kamu düzeni tehlikesinin ayrılması gerektiğini vurgular. Bu değerlendirme, bugünkü olayların hukuki sonucunu peşinen belirlemez; kullanılabilecek önemli bir ayrımı gösterir. Défenseur des droits

Buradan her yol kapatmanın veya her eylem yönteminin koşulsuz kabul edilmesi gerektiği sonucu çıkmaz.

Somut durum, başkalarının hakları ve müdahalenin gerekçesi birlikte incelenmelidir.

Protestonun rahatsız edici olmasıyla şiddet içermesi arasında fark vardır.

Haklı Bir Talep, Her Yöntemi Haklı Kılar mı?

Eğitim, geçim ve kamu hizmetleriyle ilgili taleplerin ciddiye alınması gerekir.

Ancak bir talebin haklı bulunması, o talep adına yapılan her davranışı doğru yapmaz.

Bir iş yerinin yakılması yalnız bina sahibini etkilemez.

Orada çalışan insanları, komşuları ve o hizmetten yararlananları da etkileyebilir.

Ortak bir yapıya verilen zarar, yeniden onarım için ortak kaynak gerektirebilir.

İnsanların yaralanması ise siyasal tartışmanın ötesinde doğrudan bir yaşam meselesidir.

Bu nedenle öfkeyi anlamak ile zararı onaylamak birbirinden ayrılmalıdır.

Nedenleri araştırmak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Sorumluluğu araştırmak da nedenleri konuşmayı gereksiz yapmaz.

Bir davranışın nereden doğduğunu anlamaya çalışabilir, aynı zamanda o davranışın başkasına verdiği zarara karşı çıkabiliriz.

Devletin Güvenlik Sorumluluğu Nereye Kadar Uzanır?

İnsanların canını, iş yerlerini ve ortak yapıları korumak kamusal bir sorumluluktur.

Barışçıl katılımcıların saldırıya uğramadan taleplerini dile getirebilmesi de bu sorumluluğun içindedir.

Bu nedenle güvenliği yalnız kalabalığı dağıtmak olarak düşünemeyiz.

Bazen güvenlik, farklı gruplar arasında mesafe oluşturmayı gerektirebilir.

Bazen iletişim kurmayı, geçiş yollarını açık tutmayı veya belirli bir saldırıya hedefli müdahaleyi gerektirebilir.

Her olayın koşulları ayrıdır.

Fakat müdahaleyi değerlendirmek için sorulacak temel sorular vardır:

Hangi tehlike önlenmek istendi?

Seçilen yöntem gerekli miydi?

Daha az zarar verecek uygulanabilir bir yol var mıydı?

Müdahalenin etkisiyle hedeflenen amaç arasında makul bir ilişki bulunuyor muydu?

Yetkinin varlığı, o yetkinin her kullanımının doğru olduğu anlamına gelmez.

Ölçülülük Neden Önemlidir?

Güç kullanımı yalnız müdahalenin yapıldığı anı etkilemez.

İnsanların yaralanmasına, korkmasına ve kurumlara duyduğu güvenin zedelenmesine yol açabilir.

Güvenlik görevlileri de tehlikeyle karşılaşabilir.

Bu nedenle hem müdahale edilenlerin hem görev yapanların güvenliği düşünülmelidir.

Défenseur des droits’nın kamu düzeni uygulamalarına ilişkin önerileri, güç kullanımında gereklilik ve ölçülülük ilkelerini; eğitim, sorumluluk ve nüfusun korunmasıyla birlikte ele alır. Défenseur des droits — Kamu düzeninin korunması

Bu ilkeleri anmak, mevcut olaylarda hangi görevlinin nasıl davrandığına ilişkin kesin hüküm vermek değildir.

Tam tersine, o hükmün delile ve incelemeye dayanması gerektiğini söylemektir.

Görüntüler, tanıklıklar, tıbbi kayıtlar ve verilen emirler birlikte değerlendirilmelidir.

Güvenliği sağlamak için kullanılan araçların sonuçları da güvenlik tartışmasının parçasıdır.

Yasak ve Sokağa Çıkma Kısıtlamaları Ne Çözer?

19 Ekim’de AFP, başbakanın belirli alanlarda kısmi sokağa çıkma kısıtlamaları uygulanmasını istediğini bildirdi. Haberde bu talep, hafta sonundaki yağma ve zarar olaylarının ardından aktarılıyor. Bu açıklama, ülkenin tamamında aynı kapsamda bir yasak bulunduğu anlamına gelmez. AFP, 19 Ekim 2026

Böyle önlemleri değerlendirirken kapsamı açıkça bilmek gerekir.

Hangi bölgede uygulanıyor?

Ne kadar sürecek?

Hangi somut tehlikeye dayanıyor?

Kimleri nasıl etkiliyor?

Karar hangi yollarla değerlendirilebiliyor?

Bir önlem belirli bir zararı azaltabilir. Ancak insanların eğitim veya geçim sorunlarını kendiliğinden çözmez.

Bu nedenle güvenlik önlemlerinin sonuçlarıyla sosyal taleplere verilen yanıtlar ayrı ayrı izlenmelidir.

Kısa vadeli düzen sağlama çabası, uzun vadeli sorunları ele almanın yerine geçmemelidir.

Devlet ile Gösterici Aynı Sorumluluğu mu Taşır?

Her insan kendi davranışından sorumludur.

Ancak kamu gücünü kullananın ayrıca kurumsal bir sorumluluğu vardır.

Görevli, yalnız kendi adına hareket etmez.

Kendisine verilmiş yetkiyi, araçları ve emir ilişkisini kullanır.

Bu nedenle olası bir yanlış yalnız kişisel davranış düzeyinde ele alınmamalıdır.

Planlama, görevlendirme ve emir süreçleri de incelenebilmelidir.

Öte yandan bir göstericinin saldırısı da “Kalabalık böyle yaptı” denilerek kişisel sorumluluktan uzaklaştırılamaz.

İki tarafın eylemlerini incelemek, aralarında otomatik bir eşitlik kurmak değildir.

Sorumluluğu, kullanılan yetkiye ve gerçekleştirilen davranışa göre değerlendirmektir.

Bir Görüntü Olayın Tamamını Anlatabilir mi?

Kısa bir video güçlü bir iz bırakabilir.

Ancak görüntünün öncesi, sonrası, yeri ve tarihi bilinmeden bütün olay hakkında karar vermek yanıltıcı olabilir.

Bir saldırı görüntüsü, aynı yerdeki bütün insanların saldırdığını göstermez.

Bir müdahale görüntüsü de tek başına verilen emrin gerekçesini veya olayın bütün akışını açıklamayabilir.

Bu, görüntüleri değersiz saymak değildir.

Onları doğrulayarak ve başka bilgilerle birlikte değerlendirmek gerektiğini söylemektir.

Haberi aktaranların da sorumluluğu vardır.

Resmî açıklama, gösterici tanıklığı ve gazetecinin doğruladığı bilgi birbirinden ayrılmalıdır.

Bir iddia, yalnız çok tekrarlandığı için kanıtlanmış sayılmamalıdır.

Gerçeği aramak, kendi görüşümüzü doğrulayan görüntüyle yetinmemeyi gerektirir.

İnceleme ve Hesap Verme Neden Güveni Korur?

Bir olayda zarar veya hak ihlali iddiası varsa bunun açıklığa kavuşturulması gerekir.

Yalnız suçlama yapmak yetmez.

İddiayı dile getirenin dinlenmesi, delillerin korunması ve olayın taraflarından yeterince bağımsız bir değerlendirme yapılması önemlidir.

Yanlış ortaya çıktığında da bunun bir sonucu olmalıdır.

Zararın giderilmesi, uygulamanın değiştirilmesi veya sorumluluğun belirlenmesi gerekebilir.

Bu yollar işlemediğinde insanlar yalnız yaşanan olaydan değil, adaletin sağlanabileceğinden de kuşku duymaya başlayabilir.

Benim burada savunduğum, herkesin baştan suçlu sayılması değildir.

Hiç kimsenin unvanı, konumu veya içinde bulunduğu kalabalık nedeniyle incelemenin dışında tutulmamasıdır.

Talepler Güvenlik Tartışmasının İçinde Kaybolabilir mi?

Çatışmaların ardından kamuoyu gündemi hızla değişebilir.

Öğretmen eksikliği konuşulurken yalnız gözaltılar konuşulmaya başlanabilir.

Geçim sorunları tartışılırken yalnız yasaklar ve cezalar öne çıkabilir.

Şiddetin sonuçları elbette haber olmalıdır.

Fakat bu, protestoyu doğuran sorunların sona erdiği anlamına gelmez.

Burada iki ayrı sorumluluk birlikte sürdürülmelidir:

Zarar veren eylemler ve olası yetki ihlalleri incelenmeli.

Eğitim, geçim ve kamu hizmetleri taleplerine de gerekçeli yanıt verilmeli.

İnsanların güvenliğini korumak ile sorunlarını dinlemek arasında seçim yapmak zorunda değiliz.

Sonuç: Sınırı Keyfî Güç Değil, Hak ve Sorumluluk Belirlemeli

Demokratik itirazın sınırını yalnız o gün kimin daha güçlü olduğu belirlememelidir.

Sınırlar; haklar, somut davranışlar, gereklilik, ölçülülük ve adil inceleme üzerinden değerlendirilmelidir.

Barışçıl katılım, başkalarının şiddeti gerekçe gösterilerek bütünüyle suçlanmamalıdır.

Haklı bir talep, başkasına verilen zararın sınırsız mazeretine dönüştürülmemelidir.

Kamu düzenini koruma görevi de kullanılan gücü sorgulamanın önüne geçirilmemelidir.

Şiddetin sorumluluğunu somut davranışlarda ararken barışçıl itirazı korumalıyız. Güvenliği sağlayan yetki de kullandığı gücün hesabını verebilmelidir.

Fransa’daki gelişmeleri izlerken yalnız sokakların sakinleşip sakinleşmediğine bakmayalım.

İnsanların sorunlarının duyulup duyulmadığını da izleyelim.

Çünkü sessizlik, her zaman çözüm anlamına gelmez.

Bir sonraki bölümde şu soruyu ele alacağız:

“Fransa’daki Protestolar Neyi Değiştirebilir? Kazanımlar, Riskler ve Siyasal Sonuçlar.”

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: 21.10.2026