Z Kuşağının İsyanı: Eğitim Krizinden Siyasal Meşruiyet Krizine

✍️ Hasan Hüseyin Dönmez

📨hasanhuseyindonmez897@gmail.com

Fransa’da sendikaların da kendi talepleriyle sürece katılması, bu açıdan önem taşıyor. Öğrencilerin eğitim koşullarına ilişkin talepleriyle emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin mücadeleleri arasında ortak bir zemin oluşması, gençlik hareketinin daha geniş toplumsal kesimlerle ilişki kurma potansiyelini ortaya çıkarıyor.

✍️ Hasan Hüseyin Dönmez

Gençliğin sokaktaki öfkesi yalnızca geleceksizliğe değil, mevcut düzenin kendilerine sunduğu geleceğe de bir itiraz. Avrupa’dan Latin Amerika’ya yayılan gençlik hareketleri; eğitimde eşitsizlik, güvencesiz çalışma, barınma krizi ve siyasal temsil sorunlarının iç içe geçtiği yeni bir toplumsal çatışma alanına işaret ediyor. Bu öfkenin hangi toplumsal ve siyasal doğrultuda şekilleneceğini süreç gösterecek.

Yine en dikkat çekici gelişmeler Fransa’da yaşanıyor olsa da gençlik hareketleri artık tek bir ülkenin sınırları içinde ele alınamayacak bir yaygınlık gösteriyor. İtalya’dan Belçika’ya, İspanya’dan Portekiz’e, Almanya’dan Arnavutluk’a ve Meksika’ya uzanan farklı toplumsal mücadele alanlarında genç kuşaklar benzer kaygılar ve talepler etrafında sokağa çıkıyor.

Bu hareketlerin her biri kendi ülkesinin siyasal, ekonomik ve kültürel koşulları içinde şekillense de aralarındaki ortaklık dikkat çekici: Hayat pahalılığı, derinleşen gelir eşitsizliği, barınma sorunu, güvencesiz çalışma, eğitim olanaklarının daralması ve geleceğe ilişkin belirsizlik.

Bu tabloyu yalnızca Z kuşağının kendine özgü davranış biçimleriyle ya da gençlerin siyasal ilgisindeki değişimle açıklamak mümkün değil. Karşımızda, genç kuşakların toplumsal yeniden üretim mekanizmalarıyla, siyasal temsil kurumlarıyla ve mevcut ekonomik düzenin kendilerine dayattığı yaşam koşullarıyla kurdukları ilişkinin giderek daha fazla gerilim üretmesi var.

Başka bir ifadeyle gençlik hareketleri, ekonomik ve toplumsal krizin siyasal meşruiyet krizine dönüştüğü bir zeminde gelişiyor.

Fransa: Eğitim Krizinin Açığa Çıkardığı Sınıfsal Eşitsizlik

Fransa’daki lise gençliğinin isyanı, eğitim sisteminin yapısal sorunlarıyla gençlerin gelecek kaygısının ve yönetici sınıfa duyulan güvensizliğin kesiştiği bir noktada anlam kazanıyor.

Öğretmen ve personel eksikliği, kalabalık sınıflar, bakımsız okul binaları, üniversiteye geçişte artan güçlükler ve eğitim olanakları arasındaki eşitsizlikler, başlangıçtaki tepkinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Ancak öfke kısa sürede okulun fiziksel sınırlarını aşarak daha geniş toplumsal sorunlara yöneliyor.

Burada belirleyici olan, eğitim krizinin yalnızca okulların kaynak yetersizliğiyle ilgili olmaması. Eğitim, kapitalist toplumda bireylerin toplumsal konumlarını belirleyen, sınıfsal farklılıkları yeniden üreten ve gelecek beklentilerini biçimlendiren temel kurumlardan biri.

Bu nedenle eğitimdeki eşitsizlikler, gençlerin bugünkü yaşam koşulları kadar gelecekte hangi toplumsal konuma yerleşebilecekleriyle de ilgili.

Kâğıt üzerinde herkese eşit fırsatlar sunduğunu ileri süren bir sistem, gerçekte gençleri ailelerinin gelirine, yaşadıkları mahalleye, kültürel kaynaklarına ve eğitim olanaklarına göre farklı geleceklerle karşı karşıya bırakıyor.

Aynı sınavlara giren, aynı diplomaları almaya çalışan gençlerin başlangıç koşulları eşit değil. Bir kesim özel derslere, nitelikli okullara, kültürel ve sosyal ağlara erişebilirken başka bir kesim yetersiz kamu hizmetleriyle ve ekonomik sınırlamalarla mücadele ediyor.

Dolayısıyla eğitimdeki eşitsizlik, yalnızca fırsatların adaletsiz dağılımı değil; eşit yurttaşlık vaadiyle toplumsal gerçeklik arasındaki uçurumun da göstergesi. Gençlerin öfkesi, bu uçurumun giderek daha görünür hâle gelmesine karşı bir tepki olarak okunabilir.

Banliyö Gençliği ve Görünmez Kılınan Sınıfsal Gerçeklik

Fransa’daki hareketin yoksul kesimlerin ve göçmen kökenli nüfusun yoğun olarak yaşadığı banliyölerdeki görünürlüğü, bu açıdan özel bir önem taşıyor.

Bu bölgelerde yaşayan gençlerin deneyimi, eğitim sisteminin evrensellik iddiasının altında gizlenen sınıfsal ve ayrımcı çatlakları açığa çıkarıyor.

Banliyö gençliği yalnızca ekonomik yoksunlukla değil; mekânsal ayrışma, toplumsal dışlanma ve ayrımcılık deneyimleriyle de karşı karşıya kalıyor.

Eğitimdeki eşitsizlik, bu gençler açısından daha geniş bir yurttaşlık ve toplumsal aidiyet sorununun parçası hâline geliyor. Kimin eşit yurttaş sayıldığı, kimin sesinin duyulduğu ve kimin geleceğinin kamusal bir mesele olarak kabul edildiği soruları bu noktada önem kazanıyor.

Buna karşılık, görece yüksek refah düzeyine sahip ailelerden gelen ve örgütlenme, iletişim kurma ve medya gündemine ulaşma konusunda daha fazla olanağa sahip lise gençlerinin katılımı, hareketin görünürlüğünü artırabiliyor.

Böylece aynı toplumsal huzursuzluğun farklı sınıfsal kesimler tarafından yaşanması, bu kesimlerin seslerini duyurma imkânlarının eşit olduğu anlamına gelmiyor.

Burada önemli bir çelişki ortaya çıkıyor: Toplumsal eşitsizliği en yoğun yaşayanların deneyimleri, kamusal tartışmada her zaman aynı ölçüde temsil edilmiyor.

Medyanın hangi eylemlere odaklandığı, hangi gençlerin taleplerini görünür kıldığı ve hangi deneyimleri arka plana ittiği, hareketin toplumsal algılanışını da etkiliyor.

Böylece sınıfsal eşitsizlik, yalnızca sokağa çıkma nedenlerinde değil, sokaktaki mücadelenin nasıl anlatıldığında da kendisini gösteriyor.

Sokaktaki Öfke Okulun Sınırlarını Aşıyor

Gençlerin taleplerinin eğitim alanıyla sınırlı kalmaması tesadüf değil. Eğitimde yaşanan sorunlar, iş güvencesizliği, düşük ücretler, konut krizi ve hayat pahalılığından bağımsız değil.

Gençler, eğitimlerini tamamladıktan sonra kendilerini bekleyen çalışma koşullarını, barınma maliyetlerini ve toplumsal hareketlilik imkânlarının daralmasını bugünden deneyimliyor.

Diploma artık her koşulda güvenceli bir işin, bağımsız bir yaşamın veya daha iyi bir geleceğin garantisi olarak görülmüyor.

Eğitim süresinin uzaması, nitelikli işlere erişimin zorlaşması ve konut maliyetlerinin yükselmesi, gençlerin yetişkinliğe geçişini de güçleştiriyor.

Kendi yaşamını kurabilme, ailesinden bağımsızlaşma ve geleceğe ilişkin plan yapabilme imkânları daraldıkça, gelecek kaygısı bireysel bir endişenin ötesine geçerek toplumsal bir soruna dönüşüyor.

Bu nedenle eğitimdeki sorunlara karşı başlayan bir hareketin güvencesiz çalışmayı, geçim sıkıntısını, barınma hakkını ve ekolojik yıkımı gündemine alması anlaşılabilir bir gelişme.

Gençler yalnızca okulların iyileştirilmesini değil, kendilerini bekleyen yaşam koşullarının değişmesini de talep ediyor.

Fransa’da sendikaların da kendi talepleriyle sürece katılması, bu açıdan önem taşıyor. Öğrencilerin eğitim koşullarına ilişkin talepleriyle emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin mücadeleleri arasında ortak bir zemin oluşması, gençlik hareketinin daha geniş toplumsal kesimlerle ilişki kurma potansiyelini ortaya çıkarıyor.

Ancak bu ortaklığın kendiliğinden ve kalıcı bir siyasal birlik yaratacağı varsayılamaz. Öğrenciler, güvencesiz çalışan gençler, sendikalı işçiler ve farklı toplumsal kesimler arasında talepler, örgütlenme biçimleri ve mücadele öncelikleri bakımından farklılıklar bulunuyor.

Bu farklılıkların nasıl ele alınacağı, hareketin toplumsal etkisinin sınırlarını belirleyen unsurlardan biri olacak.

Avrupa’dan Meksika’ya: Ortak Kaygılar, Farklı Toplumsal Koşullar

İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz, Almanya, Arnavutluk ve Meksika’da gençlerin dile getirdiği talepler arasında hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlik, barınma sorunu, özgürlükler üzerindeki baskılar ve ekolojik yıkım gibi başlıklar bulunuyor.

Bununla birlikte, bu ülkelerdeki gençlik hareketlerini tek bir nedene veya ortak bir örgütsel yapıya indirgemek doğru olmaz.

Ülkelerin ekonomik koşulları, eğitim sistemleri, iş gücü piyasaları, siyasal kurumları ve gençlerin örgütlenme gelenekleri birbirinden farklı. Bu nedenle her hareketin kendi bağlamı içinde değerlendirilmesi gerekiyor.

Buna rağmen ortak bir eğilimden söz edilebilir: Genç kuşakların önemli bir bölümü, mevcut toplumsal düzenin kendilerine vaat ettiği yaşamla fiilen karşılaştıkları koşullar arasında büyüyen bir mesafe görüyor.

Bu mesafe yalnızca maddi imkânlarla ilgili değil. Gençler, karar alma süreçlerinde ne ölçüde söz sahibi olduklarını, siyasal kurumların taleplerine ne kadar karşılık verdiğini ve kendileri adına konuştuğunu ileri süren temsilcilerin ne ölçüde hesap verdiğini de sorguluyor.

Böylece ekonomik kriz, temsil krizinden ayrı düşünülemeyen bir siyasal soruna dönüşüyor.

Geçim koşullarının kötüleşmesi, tek başına siyasal kopuş yaratmayabilir. Ancak insanların taleplerinin karşılanmadığı, mevcut kurumların değişim üretme kapasitesine duyulan güvenin zayıfladığı koşullarda ekonomik sorunlar, daha geniş bir meşruiyet sorgulamasının parçası hâline gelebiliyor.

Temsil Krizi: Gençler Neden Mevcut Siyasal Kalıplara Sığmıyor?

Gençlik hareketlerinin dikkat çekici yönlerinden biri de yalnızca taleplerinin içeriği değil, siyaset yapma biçimleri.

Hükümetler protestoları çoğu zaman kamu düzeni sorunu olarak ele alıyor. Düzen partileri ise hareketleri seçimler, oy oranları ve parlamenter temsil çerçevesinde değerlendirmeye çalışıyor.

Sendikalar ve siyasi partiler, gençlerin öfkesini alışılmış örgütlenme ve eylem biçimleri içinde yönlendirmeye eğilim gösterebiliyor.

Oysa gençlerin önemli bir bölümünün itirazı, yalnızca belirli politikaların yanlış uygulanmasına değil, kararların nasıl alındığına ve siyasal temsilin nasıl işlediğine de yöneliyor.

Kendileri adına konuştuğunu ileri süren kurumların taleplerini sınırlandırmasına, eylemlerini denetim altına almaya çalışmasına veya öfkelerini yatıştırarak mevcut düzene geri dönmelerini beklemesine karşı da tepki gösterebiliyorlar.

Bu durum, temsil kurumlarının bütünüyle işlevsiz kaldığını veya gençlerin tamamının geleneksel siyaseti reddettiğini göstermiyor. Daha çok, mevcut temsil biçimleriyle yeni kuşakların beklentileri arasında bir gerilim bulunduğuna işaret ediyor.

Sosyal medya üzerinden hızla haberleşen, yatay ilişkilere dayanan ve farklı mücadele alanlarını bir araya getirebilen hareketler, klasik örgütlenme biçimlerinin dışında yeni imkânlar yaratabiliyor.

Ancak bu esneklik, kendi başına kalıcı bir örgütlenme, ortak bir program veya uzun vadeli bir siyasal yönelim ortaya çıkarmıyor.

Yataylık katılımı kolaylaştırabilirken karar alma, sorumluluk üstlenme ve ortak hedefler belirleme konusunda yeni sorunlar da yaratabiliyor.

Bu nedenle asıl mesele, gençlik hareketlerinin geleneksel kurumlarla ilişki kurup kurmamasından ibaret değil.

Mesele, hareketlerin kendi bağımsızlıklarını koruyarak toplumsal taleplerini nasıl ortaklaştıracağı, bu talepleri nasıl kalıcı kazanımlara dönüştüreceği ve karar süreçlerinde söz sahibi olmanın hangi yollarını geliştireceği.

Gençlik Hareketlerinin Yönü: Özgürleşme Mi, Sistemin Yeniden Üretimi Mi?

Gençlik hareketlerinin siyasal anlamı konusunda farklı değerlendirmeler bulunuyor.

Bir yaklaşım, bu hareketlerin mevcut siyasal ve örgütsel kalıplara sığmamasını yeni bir siyasal yaratıcılığın ve toplumsal dönüşüm imkânının işareti olarak görüyor.

Başka bir yaklaşım ise ortak bir programdan, kalıcı örgütlenmelerden ve toplumsal güç ilişkilerini değiştirebilecek araçlardan yoksun hareketlerin zamanla dağılabileceğini vurguluyor.

Her iki yaklaşımın da dikkate alınması gereken yönleri var.

Kendiliğinden gelişen protestolar, yerleşik kurumların görmezden geldiği sorunları görünür kılabilir, yeni dayanışma ilişkileri yaratabilir ve siyasal gündemi değiştirebilir.

Ancak görünürlük ile kalıcı dönüşüm aynı şey değil.

Taleplerin somut kazanımlara dönüşmesi, farklı toplumsal kesimler arasında ilişkilerin kurulmasına, ortak hedeflerin belirlenmesine ve mücadele deneyiminin sürdürülebilir biçimde örgütlenmesine bağlı.

Öte yandan gençlerin öfkesi tek bir siyasal doğrultuda ilerlemek zorunda değil.

Ekonomik güvencesizlik ve temsil krizinden doğan hoşnutsuzluk, eşitlikçi ve özgürlükçü taleplere alan açabileceği gibi dışlayıcı, milliyetçi veya otoriter siyasal akımlar tarafından da sahiplenilmeye çalışılabilir.

Faşist ve aşırı sağ hareketlerin toplumsal güvensizlikten yararlanma çabaları, bu nedenle göz ardı edilemez.

Ancak bu olasılık, gençlik hareketlerinin kaçınılmaz biçimde belirli bir siyasal sonuca ulaşacağı anlamına da gelmiyor.

Hareketlerin yönü; taleplerin nasıl ifade edildiğine, toplumsal ittifakların nasıl kurulduğuna, demokratik katılımın ne ölçüde geliştirildiğine ve farklı siyasal güçlerin bu süreçte nasıl rol oynadığına bağlı olarak şekillenecek.

Geleceği Olmayan Gençlik Değil, Geleceği Daraltılan Bir Toplum

Avrupa’dan Latin Amerika’ya uzanan gençlik hareketlerinin ortaya çıkardığı temel soru, gençlerin neden öfkeli olduğu kadar, bu öfkenin hangi toplumsal koşullarda üretildiği ve hangi siyasal sonuçlara dönüşebileceği sorusudur.

Eğitimde eşitsizlik, güvencesiz çalışma, barınma krizi, hayat pahalılığı ve ekolojik yıkım birbirinden bağımsız sorunlar değil.

Bunlar, gençlerin kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olma ve geleceklerini kurma imkânlarını etkileyen daha geniş bir toplumsal ilişkinin parçaları.

Siyasal temsil mekanizmalarına duyulan güvensizlik de bu sorunların çözümüne ilişkin beklentileri zayıflatarak krizin derinleşmesine katkıda bulunabiliyor.

Bu nedenle gençlik hareketlerini yalnızca geçici bir kuşak tepkisi veya kamu düzeni meselesi olarak görmek, ortaya çıkan toplumsal gerilimleri anlamayı zorlaştırır.

Aynı şekilde, her protestoyu kendiliğinden ilerici bir dönüşümün başlangıcı saymak da hareketlerin iç çelişkilerini ve siyasal belirsizliklerini gözden kaçırır.

Asıl belirleyici olan, gençlerin mevcut düzene yönelik itirazlarının kalıcı bir toplumsal değişim talebine dönüşüp dönüşmeyeceği.

Bunun yanıtı, yalnızca sokaklardaki hareketliliğe değil; eğitim ve çalışma yaşamındaki eşitsizliklerin nasıl ele alınacağına, barınma ve yaşam hakkının nasıl güvence altına alınacağına, demokratik katılım kanallarının nasıl genişletileceğine ve farklı toplumsal kesimlerin ortak mücadele zeminlerini nasıl kuracağına bağlı.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir