Hasan Subaşı

subasikocer@gmail.com

12 Eylül, geçmişle hesaplaşmadan bugünü anlayamayacağımız büyük bir toplumsal kırılmadır.

✍️ Hasan Subaşı

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden tam 46 yıl geçti.12 Eylül faşist darbesini gerçekleştiren, “Millî Güvenlik Konseyi” adı altında ülke yönetimine el koyan cuntanın liderlerinin tamamı hayatını kaybetti. Kenan Evren de öldü, cuntanın diğer generalleri de… Ama 12 Eylül’ün hesabı kapanmadı. Çünkü cuntacılar öldü diye işkence odalarında atılan çığlıklar susmadı. Darağaçlarına gönderilen devrimcilerin isimleri unutulmadı. Cezaevlerinde insanlık onuru ayaklar altına alınanların yaşadıkları tarihten silinmedi. Çocuklarının yolunu bekleyen annelerin acısı dinmedi. 12 Eylül’ün işçi sınıfını, gençliği, devrimcileri, sosyalistleri, sendikaları ve örgütlü toplumu hedef alan baskıcı zihniyetiyle gerçek anlamda hesaplaşılmadı. Bu nedenle bizim için 12 Eylül yalnızca 46 yıl önce yaşanmış bir askeri darbenin tarihi değildir. 12 Eylül, geçmişle hesaplaşmadan bugünü anlayamayacağımız büyük bir toplumsal kırılmadır.

Ülkenin Üzerine Tanklarla Çöktüler

12 Eylül 1980 sabahı Türkiye tank sesleriyle uyandı. Kenan Evren başkanlığındaki askeri cunta yönetime el koydu. Parlamento feshedildi, Anayasa askıya alındı, siyasi faaliyetler durduruldu. Ardından ülke büyük bir baskı dönemine sürüklendi. Yüz binlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı ve işkenceden geçirildi. Siyasi partiler, sendikalar ve dernekler kapatıldı. Grevler yasaklandı. Kitaplar toplatıldı. Gazeteler ve yayınlar susturuldu. İşçiler, devrimciler, sosyalistler, öğrenciler, aydınlar ve örgütlü toplumsal muhalefet ağır bir saldırının hedefi haline getirildi. Bir kuşağın yalnızca özgürlüğü değil, geleceği de elinden alınmak istendi.

Darağaçları 12 Eylül’ün Hafızasında Duruyor

12 Eylül rejiminin en karanlık simgelerinden biri darağaçlarıydı. Darbe döneminde 50 kişi idam edildi. İdam edilenler arasında Necdet Adalı, Hıdır Arslan ve henüz 17 yaşındayken gözaltına alınan, yaşı büyütülerek idama gönderilmesi 12 Eylül zulmünün simgelerinden biri haline gelen Erdal Eren de vardı.

Cezaevleri ise işkence merkezlerine dönüştü. Diyarbakır Cezaevi, Mamak, Metris ve daha nice cezaevi; işkence, baskı ve insanlık dışı uygulamalarla Türkiye tarihinin hafızasına kazındı. İnsanlar işkencelerde ve cezaevlerinde yaşamını yitirdi. Binlercesinin bedeninde ve ruhunda ömür boyu taşıyacağı yaralar bırakıldı. Bugün bu insanları hatırlamak geçmişte yaşamak değildir. Onları hatırlamak, aynı karanlığın bir daha yaşanmaması için hafızamıza ve değerlerimize sahip çıkmaktır.

80’ler Yalnızca Kasetlerden ve Renkli Televizyonlardan İbaret Değildi

Bugün 1980’li yıllar kimi zaman kasetler, renkli televizyonlar, dönemin müzikleri, kıyafetleri ve popüler kültürü üzerinden nostaljik bir dönem gibi anlatılıyor. Oysa o yılların başka bir yüzü vardı. İşkencehaneler vardı. Cezaevleri vardı. Darağaçları vardı.Yasaklanan grevler, kapatılan sendikalar ve dernekler vardı. Sürgünler vardı. Çocuklarının ardından cezaevi kapılarında bekleyen anneler, babalar, eşler vardı. Hayatlarının en güzel yılları dört duvar arasında ellerinden alınan insanlar vardı.

12 Eylül Kimin Üzerine Geldi?

12 Eylül askeri darbesi boşlukta gerçekleşmedi. Türkiye’de devrimci güçlerini mücadelesinin yükseldiği, uzun ve kitlesel grevlerin yaşandığı, gençlik hareketinin büyüdüğü, sosyalist düşüncenin toplumun geniş kesimlerine ulaştığı bir dönemin üzerine geldi. İşçiler örgütleniyor, haklarını arıyor, sendikal mücadele güçleniyordu. Yoksul halk kitleleri, gençler, kadınlar, sanatçılar ve aydınlar yüzlerini toplumsal mücadeleye dönüyordu. İşçi sınıfı, yoksul halk ve devrimci hareket daha önce olmadığı kadar örgütlenmişti.

12 Eylül tam da böyle bir dönemde geldi. Bu nedenle darbenin ardından grevlerin yasaklanması, sendikaların ve siyasi örgütlerin kapatılması, yüz binlerce insanın gözaltına alınması ve örgütlü toplumun dağıtılmaya çalışılması tesadüf değildi. 12 Eylül yalnızca parlamentoya ve demokratik siyasal yaşama karşı yapılmış bir darbe değildi. Aynı zamanda işçi sınıfına, örgütlü topluma ve devrimci güçlerin öncülüğünde yükselen toplumsal muhalefete karşı yapılmış büyük bir saldırıydı.

Cuntacılar Öldü, Peki Zihniyet Öldü mü?

Bugün cuntanın liderlerinin hiçbiri hayatta değil. Fakat asıl mesele onların biyolojik olarak hayatta olup olmaması değildir. 12 Eylül zihniyeti öldü mü? Halkın iradesini yok sayan anlayış öldü mü? Düşünceyi suç sayan zihniyet ortadan kalktı mı? Örgütlü işçiden, halktan, öğrenciden, gençten, kadından, gazeteciden ve muhaliften korkan devlet anlayışı sona erdi mi? Toplumu susturmak, korkutmak ve itaat ettirmek isteyen anlayış tarihe mi karıştı?

Bizim itirazımız tam da burada başlıyor. Darbeler yalnızca tanklarla yapılmaz. Bazen tanklar sokaklardan çekilir. Postallar çıkarılır. Üniformalar değişir. Yüzler, isimler ve yöntemler değişir. Ama halkın iradesini yok sayan, demokratik hakları daraltan, örgütlü toplumu tehdit olarak gören ve farklı sesleri susturmaya çalışan zihniyet başka biçimlerde varlığını sürdürebilir. Darbelerin adı değişir, zihniyeti değişmez!

Unutursak Yeniden Yaşatırlar

12 Eylül’ü hatırlamak intikam istemek değildir. 12 Eylül’ü hatırlamak, adalet istemektir. İdam edilenleri hatırlamak… İşkencede ve cezaevlerinde yaşamını yitirenleri hatırlamak… Yıllarca hapishanelerde tutulanları, sürgüne gönderilenleri, işlerinden edilenleri, yaşamları yarım bırakılanları hatırlamak… Bunların hiçbiri geçmişte takılıp kalmak değildir. Tam tersine, değerlerimize bağlı kalarak geleceğe karşı sorumluluğumuzdur. Çünkü toplumsal hafıza kaybolduğunda, geçmişin karanlığı yeni isimler ve yeni yöntemlerle yeniden karşımıza çıkabilir.

Bu yüzden unutmayacağız. Erdal Eren’i unutmayacağız. Darağaçlarını unutmayacağız. İşkencehaneleri unutmayacağız. Cezaevlerinde yaşananları unutmayacağız. Susturulan işçileri, gençleri, kadınları, aydınları, devrimcileri ve sosyalistleri unutmayacağız. Ve bütün bunları gelecek kuşaklara anlatacağız. Çünkü bazı gerçeklerin mezarı yoktur! Cuntacılar öldü. Ama onların işlediği suçlar, mağdurlarının yaşadıkları ve 12 Eylül’ün bu ülkeye bıraktığı karanlık miras tarihten silinmeyecek.

Bugünlerde susanlar olabilir… Biz susmayacağız! Dün tankların ve postalların karşısında nasıl özgürlüğü, devrimi, emeği ve demokrasiyi savunduysak, bugün de halkın iradesine, özgürlüklere; Alevilerin, devrimcilerin ve tüm ezilenlerin hak arama mücadelesine yönelen her türlü baskının karşısında durmaya devam edeceğiz. Faşizme karşı mücadele etmek suç değil, onurdur!

12 Eylül askeri faşist cuntasının katlettiği tüm devrimcilerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Onları unutmadık, unutturmayacağız!


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir