✍️ Hasan Subaşı

e-posta: subasikocer@gmail.com

Alevilerin yeri halkların yanıdır. Alevilerin tarihsel “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” anlayışı, bugünün Ortadoğu’sunda soyut bir inanç sözü olmaktan çıkarılarak halklar arasında barışın, kardeşliğin ve eşit haklar temelinde birlikte yaşamanın ilkesel anlayışı olarak karşılık bulmaya başlamıştır. Alevilerin bu anlayışı; Sünni komşusunu düşman görmeyen, Şii komşusunu devletlerin vekili saymayan, Kürt’ü Türk’e, Arabı Fars’a, Aleviyi Sünniye karşı konumlandırmayan bir anlayıştır. Bugün halkların ihtiyaç duyduğu ve bağrında barışın yeşereceği anlayış budur.kartma yapıyoruz

✍️ Hasan Subaşı

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından kurulan Mekke Savunma İttifakı, yalnızca üç devlet arasındaki askerî işbirliği olarak okunamaz. Orduların uyumlaştırılmasını, kolektif askerî hareket kapasitesini, ortak silah teknolojisini ve savunma sanayisi üretimini kurumsallaştıran bu yapılanma, Ortadoğu’da yeni bir güç bloklaşmasının ifadesidir. Mekke İttifakı, Sünni devlet ekseninde şekillenen mezhepçi bir askerî bloktur ve böyle bir bloklaşmanın bedelini devletleri yönetenler değil, Türkiye’den İran’a, Yemen’den Irak’a kadar bölgenin halkları ödeyecektir. Buna karşı ihtiyaç duyulan şey başka bir devletler bloku değil; Alevilerin, Sünnilerin, Şiilerin ve bütün bölge halklarının savaş karşıtı ortak mücadelesine dayanan bir Halkların Kardeşliği İttifakı’dır.

Adına “Savunma” Denilmesi Gerçeği Değiştirmez

Tarih boyunca askerî ittifaklar kendilerini “savaş ittifakı” olarak tanımlamak zorunda olmadılar. NATO da kuruluşundan itibaren kendisini kolektif savunma ve güvenlik örgütü olarak tanımladı. Fakat NATO’nun Yugoslavya’dan Afganistan’a ve Libya’ya uzanan askerî müdahaleleri, bir askerî ittifakın niteliğinin yalnızca kuruluş belgelerinde kullandığı kavramlarla değerlendirilemeyeceğini gösterdi.

Dolayısıyla Mekke İttifakı’nın kurucularının kendilerini nasıl tanımladığından daha önemli olan, hangi askerî mekanizmaları oluşturduklarıdır. 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan anlaşmanın ardından 31 Ağustos’ta İstanbul’da üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanlarıyla genelkurmay/savunma kuvvetleri başkanlarının katıldığı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplandı. Ortak açıklamada “kolektif caydırıcılık ve savunma” kapasitesinin geliştirilmesi, orduların uyumunun güçlendirilmesi, savunma sanayisi işbirliği, ortak teknoloji geliştirme ve üretim açık biçimde kararlaştırıldı. Suudi Arabistan’da kalıcı bir sekretarya oluşturulması da öngörüldü. Bunlar bir kültürel işbirliği örgütünün değil, kurumsallaşmış bir askeri ittifakın araçlarıdır.

Mekke İttifakı’nın Mezhepçi Karakteri

Mekke İttifakı’nın en tehlikeli yanlarından biri, Ortadoğu’daki tarihsel Sünni-Şii fay hattının devletler arası askeri rekabetle yeniden üretilme potansiyelidir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu üçlü eksen karşısında İran’ın ve İran’la yakın ilişki içindeki bölgesel güçlerin bulunması, yeni yapılanmayı yalnızca klasik devletler arası rekabet olmaktan çıkarabilecek bir dinamik yaratıyor. Burada mezhepçilik yalnızca dini bir mesele değildir. Mezhep, jeopolitik rekabetin siyasal aracına dönüştürülmektedir. Devletler çıkar çatışmalarını “Sünni dünya”, “Şii ekseni”, “İslam dünyasının güvenliği” gibi kavramlarla toplumsallaştırdığında, milyonlarca insan kendi çıkarları olmayan savaşların tarafı hâline getirilebilir. Tehlike tam olarak budur.

Bugün İran, Irak ve Yemen; Yarın Bütün Bölge

Bu bloklaşmanın mevcut bölgesel gerilimlerde İran, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki İran’a yakın silahlı-siyasi yapılarla karşı karşıya gelme ihtimali özellikle önem taşıyor. Fakat mesele yalnızca bu güçlerle sınırlı değildir. Bir mezhep ekseni üzerinde kurumsallaşan askeri bloklaşmanın nerede duracağını önceden kimse garanti edemez. Bugün İran hedef hâline getirilebilir. Bugün Yemen savaş alanına dönüştürülebilir. Yarın Irak’taki mezhepsel fay hatları yeniden harekete geçirilebilir. Öbür gün Suriye’deki Aleviler veya başka inanç toplulukları yeni bölgesel hesapların parçasına dönüştürülebilir. Bu nedenle Aleviler açısından Mekke İttifakı’na karşı çıkmak, halkların birliği, kardeşliği ve barış içinde birlikte yaşamaları açısından ilkesel bir meseledir. Bu ilkesel duruş, aynı zamanda ve doğrudan doğruya mezhepçiliğin devletler arası askeri sistem hâline getirilmesine karşı çıkma meselesidir!

Sünni Halklar da Bu İttifakın Kazananı Değildir

Burada halklar açısından görülmesi gereken temel gerçeklerden biri, Sünni devlet ekseninde buluşan egemen sömürücü güçlerle Sünni halkların çıkarlarının aynı olmadığıdır. Bölgedeki tüm ezilen halklar özünde kardeştir. Ezilen halkların asıl düşmanı da sömürücü ve zalim güçlerdir. Bu bağlamda Mekke İttifakı’nın mezhepçi karakterini eleştirmemiz, yoksul Sünni halk kesimlerini hedef aldığımız anlamına gelmez. Sünni emekçilerin de bu savaş blokundan kazanacağı hiçbir şey yoktur. Türkiye’deki Sünni bir işçinin çıkarıyla Suudi yönetiminin bölgesel çıkarı aynı değildir. Pakistan’daki yoksul bir köylünün çıkarıyla Pakistan ordusunun stratejik hesapları aynı değildir. İran’daki Şii bir emekçinin çıkarıyla İran devletinin bölgesel politikaları da aynı değildir. Asıl ayrım halklarla devletlerin çıkarları arasındadır. Bu ayrım temelinde tavır alınmadığında, devletlerin savaşı kolaylıkla halkların savaşına dönüştürülebilir.

ABD’nin Desteği de Görmezden Gelinemez

Mekke İttifakı’nın emperyalist güçlerden bağımsız bir “bölgesel kurtuluş projesi” olarak sunulması da gerçeklikle uyuşmuyor. Türkiye NATO üyesidir. Ankara, Mekke İttifakı’nın NATO yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını ve NATO dâhil mevcut ittifakların “tamamlayıcısı” olduğunu açıkça ifade ediyor. ABD Başkanı Donald Trump ise anlaşmayı “büyük bir ilk adım” olarak nitelendirerek yeni yapılanmadan memnuniyet duyduğunu açıkça dile getirdi. İttifakın ana karakterinin iyi görülüp anlaşılması açısından ABD Başkanı’nın bu destek açıklaması önemlidir. Çünkü Ortadoğu’daki askerî bloklaşmaları ABD’nin bölgedeki tarihsel askeri, ekonomik ve jeopolitik çıkarlarından tamamen bağımsız düşünmek mümkün değildir.

Ancak burada da mesele yalnızca ABD değildir. Rusya’nın, Çin’in, Avrupa devletlerinin veya başka büyük güçlerin bölgedeki çıkarları halkların çıkarlarının yerine geçirilemez. Emperyalist rekabetlerden birini diğerine tercih etmek, halkların çıkarına olan bir tutum değildir.

Pakistan’ın Nükleer Gücü, Türkiye’nin Ordusu, Suudi Arabistan’ın Sermayesi

Mekke İttifakı’nın bir savaş ittifakı olduğunu gösteren önemli olgulardan biri de üç ülkenin birbirini tamamlayan güçleridir. Pakistan nükleer silaha sahip bir devlettir. Türkiye, NATO’nun en büyük ordularından birine ve hızla büyüyen bir savunma sanayisine sahiptir. Suudi Arabistan ise devasa mali kaynaklara ve uzun yıllardır sürdürülen büyük ölçekli silahlanma kapasitesine sahiptir. İttifakın ortak belgesinde savunma sanayisi işbirliğinin, ortak teknoloji geliştirilmesinin ve üretimin açıkça öngörülmesi bu nedenle küçümsenmemelidir. Bir tarafta sermaye, diğer tarafta askeri teknoloji, öte tarafta nükleer caydırıcılık… Bu birleşimin Ortadoğu halklarına demokrasi, ekmek veya özgürlük değil; acı, kan ve zulüm getireceği açıktır.

Savaşın Sınıfsal Gerçeği

Her savaşın propaganda dili vardır. “Ulusal güvenlik.” “Vatan.” “Din.” “Mezhep.” “Beka.” “Terörle mücadele.” Fakat savaş başladığında sınıfsal gerçek çok daha yalın bir şekilde karşımıza çıkar. Kararı yukarıdakiler verir, bedeli aşağıdakiler öder. Savaşa devlet başkanlarının çocukları değil, çoğunlukla emekçi çocukları gönderilir. Bombalanan mahalleler sarayların bulunduğu bölgeler değil, halkların yaşadığı kentlerdir. Savaş büyüdükçe askerî bütçeler büyür. Askerî bütçeler büyüdükçe eğitimden, sağlıktan, konuttan ve sosyal haklardan daha fazla kaynak kesilerek savaş bütçesine aktarılır. Silah tekelleri kazanırken halklar yoksullaşır. Bu nedenle savaş karşıtlığı yalnızca barışı savunmak veya ahlaki bir tutum değildir. Savaş karşıtlığı aynı zamanda sınıfsal bir mücadeledir.

Aleviler Mekke İttifakı’nın Karşısındalar

Aleviler açısından tarih çok ağır derslerle doludur. Mezhepçilik bir kez devlet politikası hâline geldiğinde, bu politikayı savunan ve uygulayan güçler yalnızca sınırların ötesindeki halkları ve toplumsal kesimleri hedef almakla kalmazlar. Ülkelerin yerli halklarını ve toplumsal kesimlerini de hedef alırlar ve bu kesimler arasında da düşmanlıklar yaratırlar. Aleviler yüzyıllar boyunca bunun bedelini ödediler. Bu nedenle Alevilerin önünde “Sünni blok mu, Şii blok mu?” diye bir tercih yoktur. Alevilerin demokratik çıkarı herhangi bir devletin mezhepçi jeopolitiğine eklemlenmek değildir. Alevilerin yeri halkların yanıdır. Alevilerin tarihsel “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” anlayışı, bugünün Ortadoğu’sunda soyut bir inanç sözü olmaktan çıkarılarak halklar arasında barışın, kardeşliğin ve eşit haklar temelinde birlikte yaşamanın ilkesel anlayışı olarak karşılık bulmaya başlamıştır. Alevilerin bu anlayışı; Sünni komşusunu düşman görmeyen, Şii komşusunu devletlerin vekili saymayan, Kürt’ü Türk’e, Arabı Fars’a, Aleviyi Sünniye karşı konumlandırmayan bir anlayıştır. Bugün halkların ihtiyaç duyduğu ve bağrında barışın yeşereceği anlayış budur.

Savaş Blokuna Karşı Başka Bir Savaş Bloku Değil

Mekke İttifakı’na karşı çıkmanın anlamı İran merkezli başka bir askerî bloku savunmak olmamalıdır. Bu son derece önemlidir. Çünkü Sünni eksenli bir devletler ittifakına karşı Şii eksenli devletler ittifakı önermek, aynı mezhepçi denklemi tersinden yeniden üretmek anlamına gelir. Halkların çıkarı bu iki kutuptan birine asker yazılmak değildir. Türkiye halklarının İran halklarıyla bir sorunu yoktur. İran halklarının Arap halklarıyla bir sorunu yoktur. Sünnilerin Alevilerle bir sorunu olmak zorunda değildir. Şii-Sünni savaşı bir zorunluluk değildir. Bu düşmanlıkları üreten, örgütleyen ve siyasal çıkarları için sürekli gündemde tutan egemen güçlerdir.

Halkların Kardeşliği İttifakı Kurulmalıdır

Mekke’de devletler kendi askerî ittifaklarını kuruyorsa, halkların vereceği yanıt başka bir devletler paktı olmamalıdır. Bölgenin aşağıdan gelen başka bir ittifaka ihtiyacı vardır. Bu da Halkların Kardeşliği İttifakı’dır. Savaşın önünde güçlü bir barikat olacak ve barış ortamını sağlayacak ittifak, bu ittifaktır. Halkların Kardeşliği İttifakı’nın kurulduğu ve Ortadoğu halkları arasında kök saldığı bir Ortadoğu’da mezhepçi anlayışlar ve egemen güçlerin dayatmaları değil; Alevilerin, Sünnilerin, Şiilerin, Hristiyanların, Ezidilerin ve diğer inançların kardeşlik, eşitlik ve barış içinde birlikte yaşama anlayışları yaşam bulur.

Milliyetçi düşmanlık değil; Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Farsların ve bütün halkların ortak yaşamı bir sarmaşık gibi her yeri sarar. Bilinmelidir ki asırlardır düşmanlıkların yaratıldığı bir coğrafyada halkların birliği ve kardeşliği kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır. Sendikaların, Alevi kurumlarının, demokratik inanç örgütlerinin, kadın hareketlerinin, gençlik örgütlerinin, barış hareketlerinin, ekoloji mücadelelerinin, demokratik kitle örgütlerinin ve savaş karşıtı bütün toplumsal güçlerin uluslararası ve bölgesel düzeyde örgütlü ilişkiler kurması ve birlikte mücadele etmeleriyle halkların kardeşliği güçlü bir zemin üzerinde kendini var edecektir.

“Birbirimizin Düşmanı Değiliz”

Mekke İttifakı karşısında halkların söylemesi gereken söz aslında son derece basittir.

İran halkı bizim düşmanımız değildir.

Yemen halkı bizim düşmanımız değildir.

Irak halkı bizim düşmanımız değildir.

Türkiye halkları İran halklarının düşmanı değildir.

Aleviler Sünnilerin düşmanı değildir.

Sünniler Şiilerin düşmanı değildir.

Türkler Kürtlerin düşmanı değildir.

Birbirimizin çocuklarını öldürerek özgürleşemeyiz.

Birbirimizin kentlerini bombalayarak güvenli olamayız.

Birbirimizin inançlarını düşmanlaştırarak barış ortamını sağlayamayız.

Ya Savaş Blokları Ya Halkların Kardeşliği

Mekke İttifakı’nın ortaya çıkardığı temel tartışma sonuçta budur. Ortadoğu yeniden devletlerin askerî blokları arasında mı paylaşılacaktır? Yoksa halklar kendi bağımsız barış siyasetlerini mi oluşturacaktır? Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu yapının askerî niteliği tartışmaya açık değildir; kolektif caydırıcılık, ordular arasında uyum, ortak savunma teknolojileri, ortak üretim ve kalıcı bir kurumsal yapı anlaşmanın ilan edilmiş unsurlarıdır.

Buna karşı verilecek toplumsal yanıt, başka bayrakların arkasında başka orduların safına geçmek değildir. Aleviler, Sünniler, Şiiler ve bütün Ortadoğu halkları devletlerin savaş cephelerine bölünmeyi reddetmelidir! Çünkü Ortadoğu’nun ihtiyacı yeni askerî paktlar değil; ekmek, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barıştır. Devletler savaş bloklarını kuruyorsa halklar kardeşliği örgütlemelidir. Savaş ittifaklarına karşı Halkların Kardeşliği İttifakı!


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir