“La beauté est dans la rue” Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşıyor: Sınıf Mücadelesinin Hayleti!

✍️ Hasan Hüseyin Dönmez

📨hasanhuseyindonmez897@gmail.com

Avrupa, uzun yıllar boyunca kapitalizmin refah, demokrasi ve sosyal devlet vaatlerinin vitrini olarak sunuldu. Ancak bugün Avrupa’nın farklı ülkelerinde işçiler, öğrenciler, emekliler ve göçmen emekçiler, ekonomik ve sosyal haklarını korumak için mücadele ediyor.

✍️ Hasan Hüseyin Dönmez

Fransa sokaklarında yükselen toplumsal öfkeyi “şiddet”, “vandalizm” ve “kamu düzenine tehdit” manşetleriyle açıklamaya çalışan burjuva basını, bu öfkeyi yaratan ekonomik ve siyasal düzeni tartışmanın dışında tutuyor. Oysa Avrupa’yı sarsan toplumsal huzursuzluğun arkasında derinleşen sınıfsal eşitsizlikler, yoksullaşma, güvencesizlik ve sermayenin emek üzerindeki tahakkümü bulunuyor. Sorun yalnızca sokaklarda yaşananlar değil; o sokakları dolduran insanların neden artık eskisi gibi yaşamak istemediğidir.

Burjuva Basını Öfkeyi Görüyor, Öfkeyi Yaratan Düzeni Gizliyor!

Burjuva basını yine manşet atıyor: “Fransa’da şiddet tırmanıyor!”

Ardından alışıldık kavramlar sıralanıyor: Yağma, vandalizm, terör, aşırılık, göçmen öfkesi, kamu düzeninin bozulması…

Televizyon ekranlarında yanan barikatlar gösteriliyor. Gazetelerin birinci sayfalarında polisle karşı karşıya gelen göstericilerin görüntüleri yer alıyor. Siyasetçiler güvenlikten, devlet otoritesinden ve toplumsal düzenin korunmasından söz ediyor.

Ama kimse aynı ısrarla başka soruları sormuyor:

Bu öfke neden büyüyor? Milyonlarca insan neden geleceğinden umudunu kesiyor? Çalıştığı hâlde geçinemeyen, eğitim gördüğü hâlde iş bulamayan, emekli olduğu hâlde insanca yaşayamayan insanların öfkesini kim yarattı? Sermayenin kârları korunurken emekçilerin yaşam koşulları neden ağırlaşıyor?

Çünkü bu soruların yanıtı, yalnızca Fransa’daki bir hükümeti değil, kapitalist üretim ilişkilerinin kendisini tartışmaya açıyor.

Burjuva basınının önemli bir bölümünün yapmak istemediği de tam olarak budur.

Sokaktaki Öfke Bir Neden Değil, Sonuçtur!

Kapitalist toplumda egemen sınıflar, toplumsal olayları çoğu zaman tarihsel ve ekonomik bağlamından kopararak sunar.

Bir işçi greve çıktığında üretimin aksamasından söz edilir; ancak işçinin neden greve çıkmak zorunda kaldığı aynı ölçüde tartışılmaz.

Bir öğrenci okulunu işgal ettiğinde eğitimin engellendiği söylenir; fakat eğitim sistemindeki eşitsizlikler, bütçe kesintileri ve gençlerin geleceksizliği geri plana itilir.

Bir mahallede protestolar yükseldiğinde kamu düzeninin bozulduğu anlatılır; ancak o mahallede yıllardır biriken işsizlik, ayrımcılık, yoksulluk ve dışlanma yeterince görünür kılınmaz.

Böylece toplumsal çatışmanın nedenleri değil, sonuçları haberleştirilir.

Elbette protestolar sırasında yaşanan her eylem kendiliğinden meşru sayılamaz. Sivillere yönelik saldırılar, ayrımcı şiddet ve yağma ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak bu olayları bütün bir toplumsal hareketin karakteri gibi göstermek de emekçilerin haklı taleplerini görünmez kılmanın bir yoludur.

Asıl mesele, sokaklarda yükselen fırtına değil; o fırtınayı yaratan sınıfsal fay hattıdır.

Avrupa’nın Refah Masalı Çatırdıyor

Avrupa, uzun yıllar boyunca kapitalizmin refah, demokrasi ve sosyal devlet vaatlerinin vitrini olarak sunuldu. Ancak bugün Avrupa’nın farklı ülkelerinde işçiler, öğrenciler, emekliler ve göçmen emekçiler, ekonomik ve sosyal haklarını korumak için mücadele ediyor.

Fransa’da eğitim politikalarına, hayat pahalılığına ve güvencesizliğe karşı yükselen itirazlar; Belçika’da kemer sıkma politikalarına karşı sendikal tepkiler; Avrupa’nın başka ülkelerinde ücretler, çalışma koşulları ve sosyal haklar etrafında gelişen mücadeleler aynı temel çelişkiye işaret ediyor.

Toplumsal zenginlik büyürken bu zenginliğin paylaşımı giderek daha fazla tartışma konusu oluyor.

Bir tarafta büyük sermaye gruplarının kârlılığı, finans piyasalarının beklentileri ve bütçe disiplinine ilişkin talepler bulunuyor.

Diğer tarafta ücretleri eriyen işçiler, barınma sorunu yaşayan gençler, sosyal haklarının gerilemesinden endişe eden emekliler ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilen milyonlar var.

Kapitalizmin temel çelişkisi burada yeniden görünür hâle geliyor: Zenginliği yaratanlarla o zenginliğe el koyanların çıkarları birbirinden ayrılıyor.

Sermaye daha fazla kâr, daha düşük maliyet ve daha esnek çalışma koşulları isterken emekçiler insanca ücret, sosyal güvence, kamusal hizmet ve demokratik haklar talep ediyor.

Bu karşıtlık geçici bir yönetim sorunu değil, kapitalist üretim ilişkilerinin yapısal bir sonucudur.

Göçmenleri Hedef Göstermek, Sınıfsal Çelişkileri Gizlemektir

Avrupa’da toplumsal huzursuzlukların göçmenler üzerinden açıklanması da yeni değildir.

Ekonomik kriz dönemlerinde göçmenler, işsizliğin, konut sıkıntısının, düşük ücretlerin ve kamu hizmetlerindeki sorunların sorumlusu olarak gösterilebiliyor.

Oysa göçmen emekçiler de çoğu zaman aynı sömürü ilişkilerinin, hatta daha ağır biçimlerinin içinde yaşıyor.

Düşük ücretle çalıştırılan, güvencesiz istihdama zorlanan, ayrımcılığa uğrayan göçmen işçi ile geçim sıkıntısı yaşayan yerli işçinin karşı karşıya getirilmesi, sermayenin çıkarlarına hizmet eden bir bölünme yaratıyor.

İşçinin öfkesinin patrona değil başka bir işçiye yönelmesi, sınıfsal dayanışmayı zayıflatıyor.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı, bu nedenle yalnızca kültürel ya da kimliksel sorunlar olarak görülemez. Aynı zamanda sınıf ilişkileri içinde işlev gören siyasal araçlara dönüşebilir.

Emekçilerin ortak çıkarları temelinde birleşmesi yerine milliyet, köken ve inanç üzerinden ayrıştırılması, kapitalist düzenin sorgulanmasını güçleştiriyor.

Sermayenin milliyeti değişebilir; ancak sömürünün mantığı değişmez.

Demokrasi Kimin İçin, Özgürlük Kime Kadar?

Burjuva demokrasisinin en büyük çelişkilerinden biri, siyasal eşitlik iddiasıyla ekonomik eşitsizlik gerçeğinin yan yana bulunmasıdır.

Kâğıt üzerinde herkes eşittir. Herkesin seçme, seçilme, düşüncesini açıklama ve örgütlenme hakkı vardır.

Ancak üretim araçlarının mülkiyeti, ekonomik kaynaklar ve toplumsal güç eşit dağılmamıştır.

Bir işçinin yaşamını sürdürebilmek için emeğini satmak zorunda olmasıyla büyük bir sermaye sahibinin ekonomik kararları etkileme gücü aynı değildir.

Medya sahipliğinin yoğunlaşması da bu eşitsizliği büyütür.

Hangi olayın manşete taşınacağı, hangi açıklamanın görünür kılınacağı ve hangi toplumsal sorunun gündemin dışında bırakılacağı, yalnızca gazetecilik tercihleriyle açıklanamaz.

Medyadaki mülkiyet ilişkileri, siyasal bağlantılar ve ekonomik çıkarlar haberlerin çerçevelenmesini etkileyebilir.

Bu nedenle emekçilerin taleplerinin kamu düzenine tehdit olarak sunulması, yalnızca bir dil meselesi değildir. Aynı zamanda ideolojik bir mücadeledir.

Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramıyla açıkladığı gibi, egemen sınıflar iktidarlarını yalnızca devletin zor aygıtlarıyla değil, toplumsal rıza üreterek de sürdürür.

Burjuva medyasının belirli kesimleri de bu rızanın üretilmesinde rol oynar. Böylece sermayenin çıkarları toplumun ortak çıkarlarıymış gibi sunulabilir.

Bir Hayalet Dolaşıyor Avrupa’da!

Karl Marx ve Friedrich Engels, 1848 yılında yayımladıkları Komünist Manifesto’ya tarihsel bir cümleyle başlamıştı:

“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti.”

Aradan neredeyse iki yüzyıl geçti.

Kapitalizm değişti. Üretim teknolojileri gelişti. Finans sermayesi uluslararası ölçekte olağanüstü güç kazandı. Emek süreçleri dijitalleşti, çalışma biçimleri dönüştü.

Ancak emek ile sermaye arasındaki temel karşıtlık ortadan kalkmadı.

Bugün Avrupa sokaklarında duyulan itirazları tek bir siyasal hareketin parçası ya da kendiliğinden sosyalist bir başkaldırı olarak tanımlamak doğru olmaz.

Bu hareketlerin talepleri, örgütlenme düzeyleri ve siyasal yönelimleri birbirinden farklıdır.

Fakat hepsinde ortak bir gerçek görünür hâle geliyor: Mevcut ekonomik ve toplumsal düzenin yarattığı çelişkiler, geniş halk kesimlerinin yaşamını doğrudan etkiliyor.

Sınıf mücadelesi yalnızca fabrika kapılarında ya da grev meydanlarında yaşanmıyor.

Üniversitelerde, hastanelerde, mahallelerde, konut mücadelelerinde, emeklilerin hak arayışlarında ve kamusal hizmetlerin savunulmasında da kendisini gösteriyor.

Burjuvazinin korktuğu yalnızca sokaktaki protesto değildir.

Asıl korkusu, birbirinden kopuk görünen toplumsal itirazların ortak bir sınıf bilincine ve örgütlü mücadeleye dönüşme olasılığıdır.

Tarihi Egemenlerin Manşetleri Değil, Sınıf Mücadeleleri de Yazar

Tarih boyunca egemen sınıflar, kendilerine yönelen toplumsal itirazları çeşitli biçimlerde gayrimeşru göstermeye çalıştı.

İşçi grevleri düzen bozuculukla, demokratik hak mücadeleleri kışkırtıcılıkla, toplumsal dönüşüm talepleri ise kimi dönemlerde devletin varlığına yönelik tehditlerle ilişkilendirildi.

Oysa bugün kazanılmış haklar olarak görülen pek çok düzenleme, geçmişte yürütülen uzun ve zorlu mücadelelerin sonucudur.

Sekiz saatlik iş günü, sendikal haklar, sosyal güvenlik, kamusal eğitim ve demokratik özgürlükler kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Bunlar, emekçilerin ve ezilenlerin örgütlü mücadeleleriyle elde edildi.

Rosa Luxemburg’un düşüncesinde de belirginleştiği üzere, toplumsal özgürleşme yalnızca yukarıdan gerçekleştirilen reformlara indirgenemez; kitlelerin kendi siyasal deneyimleri ve mücadeleleri belirleyici önem taşır.

Bugün de Avrupa’daki toplumsal hareketlerin geleceği, yalnızca protestoların büyüklüğüne değil, bu hareketlerin kalıcı örgütlenmelere, ortak taleplere ve demokratik bir toplumsal dönüşüm programına kavuşup kavuşamayacağına bağlıdır.

Çünkü öfke tek başına bir toplumsal düzen kuramaz.

Ancak örgütlü bilinçle birleşen öfke, tarihsel değişimin güçlü bir dinamiğine dönüşebilir.

Manşetler Değişir, Sınıf Çelişkileri Kalır!

Burjuva basını istediği kadar “şiddet tırmanıyor” diye manşet atsın.

Siyasetçiler toplumsal huzursuzluğu yalnızca güvenlik politikalarıyla çözmeye çalışsın.

Sermaye çevreleri ekonomik istikrar adına emekçilerden yeni fedakârlıklar istesin.

Hiçbiri yoksulluğun, eşitsizliğin ve sömürünün yarattığı toplumsal çelişkileri yalnızca söylem değiştirerek ortadan kaldıramaz.

Çünkü mesele birkaç gösterinin bastırılması, birkaç barikatın kaldırılması ya da sokakların yeniden sessizleşmesi değildir.

Mesele, toplumun ürettiği zenginliğin kimlerin elinde toplandığıdır.

Mesele, milyonlarca insanın yaşamı üzerinde kimin karar verdiğidir.

Mesele, emeğin yarattığı değerin neden sermayenin birikimine dönüştüğüdür.

Ve mesele, demokrasinin yalnızca sandıkta kullanılan bir oyla mı sınırlı kalacağı, yoksa ekonomik ve toplumsal yaşamın bütün alanlarına mı yayılacağıdır.

Bugün Avrupa sokaklarında yükselen her itiraz aynı siyasal bilince sahip olmayabilir.

Her protesto kapitalizmi hedef almayabilir.

Ancak bu hareketler, kapitalizmin çelişkilerinin artık görmezden gelinemeyeceğini gösteriyor.

Burjuvazi kendi düzeninin yarattığı öfkeye binbir isim verebilir.

Onu kriminalize edebilir, itibarsızlaştırabilir, bastırmaya çalışabilir.

Ama o öfkeyi yaratan sınıfsal koşulları ortadan kaldırmadıkça toplumsal mücadeleyi sona erdiremez.

Çünkü Avrupa’da bir hayalet yeniden dolaşıyor.

Bu hayalet, emekçilerin eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam arayışında kendisini gösteriyor.

Adı sınıf mücadelesidir!

Ve tarihin öğrettiği bir gerçek var: Sömürünün olduğu yerde direniş, eşitsizliğin olduğu yerde mücadele, baskının olduğu yerde özgürlük arayışı var olmaya devam edecektir.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir