Erdoğan Doğan

Bugünün temel sorunu, toplumsal öfkenin yokluğu değil; bu öfkenin yoksulluğa, güvencesizliğe ve otoriterleşmeye karşı ortak, bağımsız ve dönüştürücü bir siyasal iradeye dönüşememesidir.

✍️Erdoğan Doğan

Avrupa’da toplumsal muhalefetin krizi ve yeni bir özgürleşme arayışı

Avrupa’da özellikle Fransa’da gençlerin öncülüğünde görünürlük kazanan toplumsal hareketlilik, yalnızca eğitim sistemine, hayat pahalılığına ya da belirli hükümetlerin politikalarına yönelik bir tepki olarak değerlendirilemez. Bu hareketlilik, giderek derinleşen toplumsal eşitsizliklerin, ekonomik güvencesizliğin ve siyasal temsil krizinin ortak bir ifadesidir. Gençlerin, emekçilerin, ailelerin ve farklı toplumsal kesimlerin taleplerinin kesişmesi, Avrupa’da biriken hoşnutsuzluğun daha geniş bir toplumsal muhalefet zeminine dönüşme ihtimalini ortaya çıkarmaktadır.

Bugünün temel sorunu, toplumsal öfkenin yokluğu değil; bu öfkenin yoksulluğa, güvencesizliğe ve otoriterleşmeye karşı ortak, bağımsız ve dönüştürücü bir siyasal iradeye dönüşememesidir.

Marksist açıdan bakıldığında bu durum, sermaye birikiminin toplumsal yaşam üzerindeki etkilerinden bağımsız düşünülemez. Üretimden elde edilen zenginliğin dağılımındaki eşitsizlikler, emeğin güvencesizleştirilmesi, kamusal hizmetlerin aşınması ve barınma maliyetlerinin yükselmesi, sınıfsal çelişkileri gündelik yaşamın somut gerçekliğine dönüştürmektedir. Sorun yalnızca insanların daha az tüketmesi değildir; kendi yaşamları ve gelecekleri üzerindeki denetimlerinin de daralmasıdır.

Bu tablonun siyasal boyutunda ise devletin sürekliliği ve otoriterleşme eğilimleri bulunmaktadır. Hükümetler değişirken ekonomik ve siyasal iktidarın yerleşik ilişkileri varlığını sürdürebilir. Seçimler, yönetici kadroları değiştirebilir; ancak toplumsal kaynakların dağılımını, mülkiyet ilişkilerini ve karar alma süreçlerini belirleyen yapılar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Bu nedenle demokratik mücadele, yalnızca iktidar değişikliğine indirgenemeyecek kadar kapsamlıdır. Asıl mesele, toplumun ekonomik ve siyasal kararlar üzerindeki söz hakkını genişletmektir.

Silahlanmaya ayrılan kaynakların artması, bölgesel savaşların yarattığı yıkım, göç ve mültecilik sorunları da bu çelişkilerin uluslararası boyutunu görünür kılmaktadır. Güvenlik giderek askerî harcamalar ve sınırların korunması üzerinden tanımlanırken insanların barınma, eğitim, sağlık ve insanca yaşama güvencesi aynı ölçüde korunmamaktadır. Bu önceliklerin sorgulanması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda etik ve siyasal bir zorunluluktur.

Bununla birlikte toplumsal hoşnutsuzluk, kendiliğinden devrimci bir bilince ya da ortak bir programa dönüşmez. Farklı kesimlerin aynı düzenden rahatsız olması, onların değişimin yönü konusunda da uzlaştıkları anlamına gelmez. Gençlerin talepleriyle emekçilerin mücadeleleri, göçmenlerin eşitlik arayışıyla demokratik hakların savunulması arasında kalıcı bağlar kurulması gerekir. Sendikaların, sol siyasal yapıların ve toplumsal hareketlerin sorumluluğu, bu farklılıkları bastırmak değil, ortak çıkarlar etrafında buluşabilecekleri demokratik bir zemin yaratmaktır.

Tam da bu noktada toplumsal muhalefetin bağımsızlığı belirleyici hâle gelir. Gençlerin ve emekçilerin biriktirdiği mücadele enerjisi, yalnızca seçim hesaplarının ya da dar parti çıkarlarının sınırları içerisinde tutulduğunda dönüştürücü niteliğini kaybedebilir. Öte yandan siyasal örgütlenmeden, süreklilikten ve ortak bir programdan yoksun kalan hareketler de geçici bir itirazın ötesine geçmekte zorlanır. İhtiyaç duyulan, toplumsal talepleri demokratik kazanımlara dönüştürebilen, tabandan beslenen ve hesap verebilir bir mücadele anlayışıdır.

1968 kuşağının tarihsel deneyimi bu açıdan önemlidir. O dönemin anti-emperyalist mücadeleleri, Vietnam direnişi, Latin Amerika’daki devrimci hareketler ve Avrupa’daki gençlik başkaldırıları bugünün koşullarıyla özdeş değildir. Günümüzün toplumsal sorunları ve siyasal imkânları farklıdır. Ancak geçmişin deneyimi, gençliğin itirazının emek mücadelesiyle birleştiğinde mevcut düzenin meşruiyetini sorgulatabilecek bir toplumsal güce dönüşebileceğini göstermektedir. Tarihten öğrenmek, eski mücadele biçimlerini aynen tekrarlamak değil, değişen koşullarda özgürleşmenin yeni yollarını bulmaktır.

Bu nedenle demokratik eylemlerin etkisini artırmak, şiddeti artırmakla karıştırılmamalıdır. Barışçıl kitlesel eylemler, örgütlü iş bırakmalar, öğrenci ve emekçi dayanışması, yerel toplulukların katılımı ve süreklilik taşıyan demokratik baskı, toplumsal talepleri gündemin merkezine taşıyabilir. Mücadelenin gücü, yarattığı tahribatla değil, geniş kesimleri harekete geçirme ve kalıcı haklar elde etme kapasitesiyle ölçülmelidir.

Avrupa’da bugün ortaya çıkan hareketlilik yeni bir toplumsal uyanışın imkânlarını barındırıyor. Ancak bu imkânın gerçekleşmesi, yalnızca sokağın büyümesine değil, sokağın ortak bir siyasal irade oluşturabilmesine bağlıdır. Yoksulluğa karşı insanca yaşam, güvencesizliğe karşı sosyal haklar, otoriterleşmeye karşı demokratik özgürlükler ve savaşa karşı halkların dayanışması, bu iradenin temel eksenlerini oluşturabilir.

Mesele, öfkeyi ifade etmekten öfkenin nedenlerini ortadan kaldırabilecek bir toplumsal güç yaratmaya geçmektir. Çünkü iktidarlar değişebilir; fakat toplumsal eşitsizlikleri üreten ilişkiler sorgulanmadıkça aynı sorunlar farklı biçimler altında yeniden ortaya çıkabilir.

Geçmişin mücadele deneyiminden öğrenmek, geçmişi tekrarlamak değildir. Asıl görev, bugünün koşullarında özgürleşme mücadelesinin yeni imkânlarını yaratmaktır. Toplumsal öfkenin tarihsel bir güce dönüşmesi de ancak insanların ortak sorunlarını ortak bir iradeye, ortak bir iradeyi ise kalıcı toplumsal dönüşümün öznesine dönüştürebilmesiyle mümkündür.

Ez cümle: Bugünün öfkesini anlamaya çalıştık; yarının toplumsal iradesinin hangi koşullarda oluşabileceği sorusunu açık bıraktık.

20.10.2026


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir