Pakize Gürhan

✍️ Pakize Gürhan

📧 veraelik1980@gmail.com

Buraya çEğer bu yapılarda Yol ahlakına, rızalık esasına uymayan politik bir savrulma veya kişisel güç devşirme pratiği fark edilirse; yaptırım yine suçlayıcı olmayan, sevgi ve toplumsal sorumluluk çerçevesinde, modern bir “Rızalığı Yenileme” çağrısıyla işletilmelidir. Toplumun vicdanında rızalık tazeleyemeyen kurumsal aktörler, yasal tüzüklerin arkasına sığınmayı bırakıp görevlerini gönüllü olarak tabanın iradesine devredebilmelidir.

✍️ Pakize Gürhan

Modern kent yaşamı ve onun beraberinde getirdiği kurumsallaşma dalgası, kadim felsefeleri ve örgütlenme biçimlerini yapısal bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Aleviliğin tarihsel özü olan yataylık ve rızalık ilkesi de bugün kentin bürokratik labirentlerinde kendine yeni bir yol arıyor.

Bu arayış esnasında, topluluğun iki ana damarı olan köy derneklerinin çatı örgütleri ile inanç merkezleri olan cemevlerinin çatı yapıları zaman zaman birbirinden kopuk algılanabiliyor. Oysa hakikat oldukça yalındır: Diasporada veya Anadolu’nun bir kentinde köy derneğinde yan yana gelen insanla, cemevinde rızalık meydanına çıkan insan aynı kişidir. Aynı kökten beslenirler, dertleri birdir ve hak talepleri ortaktır.

Elbette her yerelin, her coğrafyanın kendine has bir özgünlüğü, kültürel bir rengi ve işleyiş biçimi olacaktır. Bu durum asla bir ayrışma ya da çatışma konusu değildir; aksine kadim irfanımızın temel düsturu olan “çoklukta birlik”, yani “kesrette vahdet” ilkesinin ta kendisidir. Farklı renklerimizle bir arada durmak zayıflığımız değil, zenginliğimizdir.

Bu yazı; her iki yapının da kurumsal varlığını ve özgünlüğünü koruyarak, aynı ortak talepler etrafında nasıl daha güçlü bir ortak mücadele hattı kurabileceğini sakin ve yapıcı bir akılla tartışmayı amaçlamaktadır.

Aleviliğin kentleşme serüveni, modern dünyanın bürokratik labirentlerinde değil; kentin çeperlerine tutunmaya çalışan nüfusun kurduğu o ilk yardımlaşma derneklerinde başladı. O yapılar, köydeki rızalık, paylaşım ve ortaklaşma ahlakının beton binalar arasında yaşatılma çabasıydı.

Ancak zamanla kentsel alanda görünür olma ve topluluğun hak mücadelesini makro düzeyde büyütme ihtiyacı doğduğunda, örgütlenme modeli olarak modern dünyanın hazır yapıları referans alındı: Sendikalar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler. Bu yapıların dikey hiyerarşisi, tüzük dili ve delege mekanizmaları, farkında olunmadan inancın o kendine has yatay ve saf dokusuna aşılandı.

İşte bu modern kurumsal mekanizmalar büyüdükçe, siyaset sosyolojisinde “Oligarşinin Tunç Kanunu” denilen o görünmez yasa devreye girdi ve tamamen iyi niyetle, eşitlik iddiasıyla yola çıkan yapılar, kentin getirdiği reflekslerle birer “Kurumsal Olgunlaşma Sınavı” ile karşı karşıya kaldı.

Yetki ve sorumluluğun belirli kurumsal kurullarda yoğunlaşması, bazen istemeden de olsa tabanın saf sesiyle genel merkezlerin koridorları arasında bir gönül mesafesi yarattı. Yol’un nihai hedefi olan o kibirden ve makamdan arınmış “Kâmil İnsan” ideali; yerini genel kurul delege hesaplarına, liderlik yarışlarına ve politik bloklar arası stratejik pazarlıklara bırakma riskiyle yüz yüze geldi.

Bu durum, kurumların kötü niyetinden değil, modern bürokrasinin doğasından kaynaklanan insani bir “Makam Yanılmasıdır”.

Peki, bu kurumsallaşma sarmalının yarattığı yabancılaşmayı ve emanet yoğunlaşmasını incitmeden nasıl aşacağız?

Çözüm ne kurumsal yapıları tamamen reddetmekte ne de çok uzaklarda. Çözüm, yüzlerce yıldır topluluğu her türlü zorluğa karşı yatay ve özgür tutan o kurucu kuralın tam kalbinde: Görgü Cemi ve Meydan Rızalığı.

Bugün kentsel geleceği özgürleştirmenin yolu, o ilk göç dalgasındaki köklere, yani köy ve hemşehri derneklerinin çatı örgütlerine hak ettiği o vizyoner değeri yeniden iade etmektir. Bu yapılar, sadece cenazelerin kaldırıldığı veya lokmaların paylaşıldığı birer lokal olmaktan çıkmalıdır; inancın asıl karar ve ibadet merkezleri olan cemevlerinin yürüttüğü hak temelli mücadelenin en dinamik, en organik kılcal damarları haline gelmelidir.

Hak mücadelesi, tepeden inme bürokratik kararlarla değil, bu kılcal damarlardan süzülerek gelen toplumsal iradenin ortaklaşmasıyla yürütülmelidir. Köy derneğindeki iradenin rızası alınmadan, cemevindeki meydanın sesi duyulmadan atılan her kurumsal adım, köksüz kalmaya mahkûmdur.

Geleneksel ocak sisteminde meşruiyet, tepeden inme tüzüklerle veya delege çoğunluğuyla kurulmazdı. En üstteki rehber bile toplumun karşısına geçer, helalleşir ve rızalık arardı. İşte bu kadim mantığı, bugün yüz binlerce insanı temsil eden o devasa üst federasyon ve konfederasyon düzeyine, yani makro ölçekte bir modern görgü mekanizmasına uyarlamak zorundayız.

İlk adım, bu yönetimlerin meşruiyet kaynağından sadece delege sandığını anlamamaktır. Kurumsal üst tüzüklere “Kamusal Rızalık Bildirgesi” eklenmelidir. Genel kurullarda yasal olarak seçilen üst yönetimler, her yıl tüm bileşenlerin, ocak evlatlarının ve en önemlisi tabandaki o köy ve dayanışma derneklerinin açık katılımına sunulan büyük bir “Rızalık Meydanı”nda hesap vermelidir.

Siyasi partilerle kurulan ilişkiler, devşirilen kurumsal kaynaklar ve yapılan ittifaklar; kapalı kapılar ardında değil, bu şeffaf meydanda toplumun süzgecine sunulmalıdır. Bu makro meydanda, bürokrasinin getirdiği o mesafeli duvarlar esnemeli, genel başkanlar ve kurumsal aktörler tabanın doğrudan sesine kulak vermelidir.

Sorular çok net ve yapıcı olmalıdır: “Bu kurumlar toplumun hak mücadelesini mi yürütüyor, yoksa aktörlerin kişisel politik ikballeri için bir atlama tahtası mı oluyor?”

İşte bu sorular, sadece yasal denetim kurullarının teknik raporlarıyla değil, inancın o tarihsel ahlak terazisinde değerlendirilmelidir.

Eğer bu yapılarda Yol ahlakına, rızalık esasına uymayan politik bir savrulma veya kişisel güç devşirme pratiği fark edilirse; yaptırım yine suçlayıcı olmayan, sevgi ve toplumsal sorumluluk çerçevesinde, modern bir “Rızalığı Yenileme” çağrısıyla işletilmelidir. Toplumun vicdanında rızalık tazeleyemeyen kurumsal aktörler, yasal tüzüklerin arkasına sığınmayı bırakıp görevlerini gönüllü olarak tabanın iradesine devredebilmelidir.

Modern dünyanın o cazibeli, güç ve makam merkezli siyaset biçimlerine karşı elimizdeki en büyük panzehir, kendi içimizdeki o sarsılmaz yataylıktır.

Temsiliyet yetkisini, bütçeyi ve kurumsal unvanları elinde tutan üst yapıları, yılda bir kez dahi olsa biçimsel prosedürlerin ötesinde çıplak bir ahlak meydanına davet etmek, Kâmil İnsan idealini yeniden canlandıracaktır.

Kentsel devasa kurumların koridorlarında inancın özünü korumanın tek yolu; yüzümüzü yeniden mahalledeki insana, köy derneğindeki emektara dönmek, öz kurumumuz olan cemevleriyle omuz omuza vermek ve o kadim rızalık meydanını tüm yapıların da üstünde, en yüce ortak vicdan olarak yeniden kurmaktır.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir