Siz kışın gelişini müjdeleyen, lokmaların paylaşıldığı o kadim Gağan’ı, Hak kapısı sayılan ziyaretleri ya da iki çiftin Cem meydanında ömür boyu birbirine söz verdiği o kutsal musahiplik kurumunu alıp bir halk eğitim merkezinde test sorusuna indirgerseniz, onun o dönüştürücü gücünü yok edersiniz.

✍️ Pakize Gürhan

Bir Çelişkinin Resmi: “Seni Tanımıyorum Ama Öğretirim!”

Şu günlerde Türkiye, bir yanıyla umut gibi sunulan ama yakından bakınca insanı derin bir tebessüme ve düşündürmeye sevk eden bir eğitim politikasını konuşuyor. Millî Eğitim Bakanlığı, çocuklara ve yetişkinlere yönelik 12 modüllük Alevi-Bektaşi eğitimi başlattı.

İlk bakışta “Ne güzel, nihayet bir şeyler değişiyor” diyebilirsiniz. Ancak madalyonun diğer yüzünde öyle sarsıcı bir çelişki duruyor ki, insan sormadan edemiyor: Yıllardır Cemevlerine yasal bir ibadethane statüsü vermeyen, Aleviliği kendi özgünlüğüyle bir inanç olarak tanımayan devlet akılları, ne hikmetse bu inancın nasıl öğretileceğini herkesten iyi bildiğini iddia ediyor.

Kendi evini resmen tanımadığınız bir insana, odasını nasıl düzenlemesi gerektiğini öğretmeye kalkıyorsunuz. İşte tam bir kördüğüm.

İki Kurumun Kıskacı: İnançtan Vitrin Süsüne

Bu hamle gökten zembille inmedi elbette. Hatırlarsınız, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmuştu. Devlet, Aleviliği müstakil bir inanç, bir can yolu olarak görmek yerine, onu bu başkanlık eliyle kültürel bir zenginliğe, yani bir nevi folklorik bir ögeye indirgemek istedi.

MEB’in bu yeni müfredatı da işte bu idari kuşatmanın diğer kanadı. Cemevlerinin tanımayan devlet şimdi de halk eğitim merkezlerindei usta öğretici sertifikaları dağıtarak “tebliğci Şakirt” yetiştiriyor Yüzyıllardır rızalık lokmasıyla dönen çarkı, maaşlı memurluk ve fatura ödeme kıskacıyla devlete bağımlı hale getirmeye çalışıyor.

İnancın o yüzyıllardır direnen, sivil ve muhalif damarı yavaş yavaş budanıyor. Sazı, semahı, deyişleri sadece sahnede sergilenecek birer güzel sanata dönüştürmek, inancın kalbini söküp vitrine koymaktan farksızdır.

Cem Meydanından Sınıf Tahtasına: “Can” Kavramı Nerede?

Gelelim müfredatın en çok can yakan kör noktasına: Kadınlar ve kız çocukları…

Alevilik felsefesinin dünyaya sunduğu en büyük devrim, cinsiyeti, ırkı, statüyü tamamen silip atan o muazzam Can kavramıdır. Cem meydanında kadın eksik etek değildir; Hakk’ın nurudur, er ile postta eştir.

Şimdi soralım: Devletin o bildik, muhafazakâr ve erkek egemen eğitim anlayışı, Aleviliğin bu sivil ve eşitlikçi özünü nasıl hazmedecek?

Bu müfredat, Aleviliği resmi kalıplarla uyumlu hale getirmeye çalışırken kaçınılmaz olarak kadını o eşitlikçi tahtından indirecek, sisteme uygun geleneksel rollere hapsedecektir. Kadını ve anayı ocaktan, Cem meydanından koparıp soğuk sınıf tahtalarına sıkıştırdığınızda, Aleviliğin özgürlükçü ruhunu kendi ellerinizle kurutursunuz.

Kandildeki Nur’u Ders Kitabına Sığdırmak

Alevilik, sadece kurallar bütünü değildir; kendine has, adeta bir şiir gibi akan bir varoluş felsefesi vardır. Yaratan ile yaratılanı tek bir vücut gören Vahdet-i Vücut anlayışını, “Her ne arar isen kendinde ara” düsturunu resmi din anlayışı asla kabul etmez.

Peki, sormak gerekir: Doğayı, ağacı, akarsuyu, dağları Hak kapısı gören, doğa ile insanı bir tutan o muazzam ekolojik bilinci bu müfredat nasıl anlatacak? MEB’in süzgecinden geçen bir kitapta, bu derin batıni felsefenin hurafe denilerek sansürlenmeyeceğini kim garanti edebilir?

Çocuklara anlatılacak o yeni Alevilik; felsefesi çalınmış, doğadan koparılmış ve bilindik Ortodoks kalıpların içine sıkıştırılmış kupkuru bir teolojik posaya dönüşme riskiyle karşı karşıya.

Bin Yıllık Ocaklara Kilit Vurmak

Bu müfredatın vurduğu en sessiz ama en derin darbe ise Ocak Sistemi’ni devre dışı bırakmasıdır. Alevilikte inançsal yetki de bilgi de devlet dairesinden ya da bakanlık koridorlarından alınmaz; “El ele, el hakka” silsilesiyle pirlerden, mürşidlerden, ocak rızalığından gelir.

Şimdi ise dedelerin, zakirlerin önüne birer usta öğretici sertifikası koyuluyor. Pirlik makamı, devletin memurluk kıskacına tabi kılınıyor. Post nişinleri devlet onayına bağladığınız an, bin yıllık ocakların o sivil, bağımsız ve manevi süzgecini yok eder, inancı köksüzleştirirsiniz.

Musahiplik Sınav Sorusu Olur mu?

Dersliklerin duvarları arasına sıkıştırılmak istenen musahiplik, yol ve erkân, sadece kitaptan okunacak birer tanım değildir. Tıpkı Gağan, Hızır Orucu veya kutsal ziyaretgahlar gibi, bu değerler de ancak coğrafyasında, ikliminde ve yaşanarak anlam kazanır.

Siz kışın gelişini müjdeleyen, lokmaların paylaşıldığı o kadim Gağan’ı, Hak kapısı sayılan ziyaretleri ya da iki çiftin Cem meydanında ömür boyu birbirine söz verdiği o kutsal musahiplik kurumunu alıp bir halk eğitim merkezinde test sorusuna indirgerseniz, onun o dönüştürücü gücünü yok edersiniz.

Üstelik her yörenin kendine has o güzelim süreği, devletin tek tip müfredatıyla homojenleştirilecek; kitaba uymayan canlı gelenekler zamanla yanlış sayılarak unutulup gidecektir.

Son Söz: Evcilleştirme Değil, Sistematik Bir İnkar ve Asimilasyon Projesi

Yüzyıllar boyunca her türlü fırtınaya, kırıma ve baskıya rağmen deyişlerin sıcaklığıyla, insandan insana aktarılarak bugüne ulaşan bir inancı korumanın yolu ona devlet eliyle elbise biçmek değildir.

Bu yüzden, Alevi kurumlarının bu projeye karşı tek ses olup yükselttiği o haklı ve gür itiraza tüm kalbimizle, amasız ve fakatsız katılıyoruz.

Karşımızdaki tabloyu kültürel bir adım ya da pedagojik bir eksiklik olarak yumuşatmak, gerçeğe sırt dönmektir. Millî Eğitim Bakanlığı ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle yürütülen bu operasyon, net bir inkar ve asimilasyon projesidir.

Fail, Aleviliğin tarihsel, sivil ve muhalif ruhundan korkan; onu kendi ideolojik laboratuvarında eritip Sünni-İslam potasında dilsizleştirmek isteyen devlet aklının ta kendisidir.

Gerçek bir demokratik adım; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını derhal uygulamak, zorunlu din dersi dayatmasına son vermek, Aleviliğin kendi kurumlarını, Cemevlerini ve Ocaklarını yasal olarak tanımak ve onları özgür bırakmaktır.

Aleviliğin en mahrem hücrelerini; kadını, evren felsefesini, yolu ve musahipliği devlet memurlarının eline teslim etmek, bu kadim yolu içeriden çürütmeyi hedefleyen bir asimilasyon kuşatmasıdır.

Siyasi iktidar, Aleviliğin hakkını teslim etmeyi reddederken onu öğretmeye yeltenerek aslında o buyurgan sesiyle açıkça şunu ilan etmektedir:

“Seni bir inanç olarak inkar ediyorum; varlığını sadece benim çizdiğim sınırlar içinde, benim belirlediğim usta öğreticilerle ve benim ürettiğim asimile edilmiş kimlikle sürdürmene izin veriyorum.”

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir