Cemevleri köylerde, kentlerde ve yurt dışında üstleneceği misyon ile sadece Alevi-Bektaşi toplumu için değil, temas edebildiği tüm toplum kesimleri ve ülkeler için birer inanç, eğitim ve kültür yuvası olarak insanların barış ve kardeşlik içerisinde bir araya geldiği alanlar olabilir, olmalıdır.

✍️S. Ali Arlıer    

Son yıllarda sayıları çoğalan cemevlerinin Alevi-Bektaşi toplumu ve genel olarak Türkiye toplumu açısından anlamı ve önemi nedir, diyerek başlığı genişletebiliriz.

Bu yazıda daha çok cemevlerinin toplumsal yönü değerlendirilecektir.

İlk olarak şunu belirtelim: Cemevi tarihsel olarak son yıllarda toplumsal bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Alevilerin büyük şehirlere ve yurt dışına, özellikle Batı Avrupa’ya göç etmesi sonucu; inanç ve kültürlerini bir araya gelerek yaşayabilecekleri bir mekâna ihtiyaç duyulmuş ve bu amaçla Aleviler bazı mekânları satın almış ya da inşa etmişlerdir.

Bu durumda şu soru akla geliyor: Anadolu, Mezopotamya ve daha sonraları da Balkanlar’a yayılan, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen kadim Alevi-Bektaşi inancının yol, erkân ve kültürünü yürüttüğü bir inanç mekânı yok muydu?

Cevap elbette vardı. Ancak bu isim altında, yani “cemevi” olarak; camilerde ya da kiliselerde olduğu gibi büyük ve görkemli binaların olmadığını görüyoruz. Bunun elbette tarihsel, toplumsal ve teolojik bir çok nedeni var; bunlar derinlemesine ele alınacak başka bir yazının konusudur.

Peki Aleviler inanç ritüellerini, toplantı ve muhabbetlerini nerede yapıyordu? Araştırdığımızda; bu toplantı ya da ibadetleri dergâhlarda, büyük odalarda yapıyorlardı; bunlara “meydanevi” de deniliyordu.

Köylerde ise ocakzade dedelerin evleri, en büyük köy odaları ya da damlar, hatta komlar (yani koyun ahırları) Ayin-i Cemlerin icra edildiği yerlerdi.

Bugün bakıldığında koyun ahırlarında cem yapılması biraz garip gelebilir ama o günkü koşullarda bu durum gayet doğaldı. Zaten hayvanlarla iç içe yaşanıyordu. Köy koşullarında bütün köy nüfusunu alabilecek bu mekânlar temizlenip aydınlatılarak hazır hâle getiriliyor ve döşeniyordu.

Yüzyıllardır baskılanmış, yasaklanmış ve bunun sonucu kendi inancını gizlemek zorunda kalmış bir toplumun elbette görünür ve görkemli bir inanç mekânına sahip olması zor olsa gerektir.

Alevi inancında kutsal olan; herhangi bir mekân ya da tek başına bir kişi veya nesne değil, doğanın kendisi, yani Hakk’ın nurunun tecellisi olan her şeydir. Bazen dağlar, bazen ırmaklar, bazen ulu ağaçlar, insan ve hayvan; yani Hakka ve doğaya ait olan her şeydir.

Örneklendirirsek: Dağlar, mesela Kazdağları, Munzur Dağı, Yıldız Dağı kutsaldır; Munzur Irmağı kutsaldır; Dersim dağlarındaki dağ keçileri kutsaldır ve asla avlanamaz. Zaten Alevilerde avcılık yoktur; olanlar da cemlere giremez. Turna kuşu ki adına semahlar dönülür; Kırat Semahı, Elma Semahı… Liste uzayabilir.

Eski anlatılarda hep bahsedilir: Bırakın başka bir insanın hakkına girmeyi, onların da birer “can” olduğundan yola çıkarak hayvanlara kötü davrananlar bile cemlerde dara, sorguya çekilir; eziyet ettiği hayvandan özür dileyip gerekirse cezalandırılırmış.

Pir Sultan Abdal’ın “Öküzünüzü hoş tutun, haftada bir perşembe günleri dinlendirin” diye deyişi vardır.

Cemlerdeki Miraçlama bölümünde Kırklar Söylencesi deyişinde Hz. Ali, aslan donunda (biçiminde) görülmüştür; Hünkâr Hacı Bektaş Veli, güvercin donunda gelmiştir Anadolu’ya.

Ezcümle; canlı cansız hepimiz aynı vardan var olmuşuz. Aslolan varlığın birliği, yani Vahdet-i Vücut’tur; kutsal olan iyilik ve emektir. Bu perspektifden bakıldığında cemevlerinin niteliği daha iyi anlaşılabilir diye düşünüyorum.

Ayrıca Alevi-Bektaşi toplumunda diğer inançlarla karşılaştırılabilecek periyodik ibadet günleri ve zamanları yoktur. Yılın belli zamanlarında, üretim ve çalışmanın daha az olduğu kış günlerinde Görgü cemleri, Müsahiplik-Kardeşlik cemleri, Abdal Musa / muhabbet cemleri kurulur. Hızır günlerinde Hızır orucu ve Muharrem ayında matem orucu tutulur. Bunların dışında asıl ibadet; çalışmak, emek verip üretmek, kimsenin hakkına girmeden eline, beline, diline hâkim olarak yaşamaktır.

Geçmişten anlatılan bir anekdot ile bu konuyu bağlayalım: Alevi halk önderi Halil Öztoprak’a sormuşlar; “Diğer inançların ibadethaneleri var; camiler, kiliseler, havralar vb. gibi. Sizinkisi neresidir?” diye. Cevap olarak “Bunların dışında kalan her yer bizim içindir” demiş. Basit ve kaçamak gibi görünen bu cevap, aslında derin ve bir o kadar da felsefi bir mesaj içermektedir.

Burada bu yazının asıl konusuna dönersek bugün cemevlerini üç başlık altında ele alabiliriz:

  1. Şehirlerdeki cemevleri
  2. Yurt dışındaki cemevleri
  3. Köylerdeki cemevleri

Bugün kabaca bakıldığında 2000 civarında cemevinin var olduğu biliniyor. Bunların 1700’ü Türkiye’de, 300 kadarı ise çoğu Almanya olmak üzere yurt dışındadır.

Yurt Dışındaki AKM Cemevleri

Başta Almanya olmak üzere göçmen Aleviler, 1980’li yılların sonundan başlamak üzere “Alevi Kültür Merkezi” adıyla cemevleri oluşturmuş; buralarda bir araya gelmiş ve kendi inanç-kültürlerini yaşayıp geliştirmek, hem de geleceğe aktarmak için örgütlenmişlerdir.

Burada bir konuya kısaca değinmekte fayda var ki bu, bana göre Aleviler açısından netleşmesi gereken bir konudur.

Şöyle ki: Bir yer eğer Alevi Kültür Merkezi ise aynı zamanda inanç merkezi de olabilir. Çünkü “kültür” kelimesinin, toplumun ya da kişinin sonradan ürettiği her şeyi kapsaması söz konusudur. Yani Alevi Kültür Merkezi içerisinde aynı zamanda cemevi de bulunur; kütüphane ya da buna benzer diğer bölümler de olabilir. Yani bir bütün olarak o inanç ve yolun işlendiği, yaşandığı yerdir.

Yurt dışındaki bazı camiler bile “İslam Kültür Merkezi” olarak faaliyet göstermektedir.

Almanya’da bazı camilerde futbol takımları, bilardo turnuvaları, Kur’an kurslarının yanı sıra bağlama kurslarının bile verildiği biliniyor.

Avrupa’daki büyük cemevleri —örneğin Londra Alevi Kültür Merkezi, Paris AKM ya da Almanya’da bulunan büyük AKM’ler— tek başlarına festivaller, konserler ve diğer organizasyonları yapabilmektedir.

Ayrıca bu AKM’ler, diğer inanç toplumlarının yanı sıra siyasi partiler ve sendikalar ile ortak etkinlikler gerçekleştirir; mesela ırkçılığa karşı yürüyüşlere ve 1 Mayıs yürüyüşlerine katılırlar.

Bu Alevi Kültür Merkezi-Cemevlerinde sadece cemler, Hakka uğurlama (cenaze) törenleri ve hayır yemekleri değil; bunların yanı sıra dil kursları, öğrencilere yardımcı dersler, bağlama/müzik, tiyatro, yoga, halk dansları, koro çalışmaları, resim vb. kurslar da verilmektedir.

Bahsi geçen bu kurslara farklı inanç ve uluslardan insanlar da katılmaktadır ki bu da Alevi inancı ve felsefesi açısından tam da olması gereken bir şeydir.

Bu kapsamda bakıldığında Avrupa’da faaliyet yürüten AKM-Cemevleri aynı zamanda birer sivil toplum kuruluşu ve demokratik kitle örgütüdür.

Hukuksal-tüzüksel kuruluş ve yönetim oluşturma biçimleri de böyledir zaten.

Burada bir konuya da kısaca açıklık getirmek gerekirse; özellikle Almanya’daki federal devlet yapılanması ve inanç alanındaki seküler durum nedeniyle devlet ya da kamu kurumları direkt olarak herhangi bir inanç grubuna maddi destek vermez.

İnanç toplulukları kendi inanç önderlerinin ve mekânlarının tüm giderlerini üyelerinin ve gönüllülerinin katkıları ile sağlarlar.

Sadece belli projeler —örneğin dil kursları, uyum çalışmaları, mesleki çalışmalar gibi faaliyetler— karşılığı maddi destek alabilirler.

Türkiye’deki belli ırkçı ve gerici çevrelerin “Avrupa Alevileri fonluyor” safsatası tamamen efsaneden ibarettir ve kötü niyetli bir antipropagandadır.

Burada sorgulanması gereken asıl konu; Alevi-Bektaşi inancı, kültürü ve bu toplum, doğduğu topraklarda, ana yurdunda kendini özgürce ifade edip inanç ve eğitim kurumlarını oluşturamıyorsa o ülkenin ve sistemin bir bütün olarak asıl ayıbının bu olduğudur.

Alevi toplumu, sonradan göç edip yerleştiği Batı Avrupa ülkelerinde burjuva demokrasisinin verdiği demokratik haklar çerçevesinde diğer toplum kesimleri ile eşit haklara sahip olarak, kendi kurumlarını rahatça oluşturarak kültür ve inançlarını geliştirebilmektedir.

Avrupa’daki bu uygulamalar ve seküler yaklaşım, yasalarında laik olduğu iddia edilen Türkiye’ye de örnek teşkil edebilir, etmelidir.

Bugün itibarıyla Almanya’da üç üniversitede ve yüksekokulda Alevilik kürsüleri kurulmuş; buralarda yetişen eğitimciler ve oluşturulan müfredat ile Alman okullarında Almanca olarak Alevilik dersleri verilmektedir.

Gelinen aşamada Almanya’da Alevi kurumları kamu tüzel kişiliği hakkı ve statüsü elde etmiştir.

Köln Üniversitesinde ve Alman Parlamentosunda bağlama, bu inancın kutsal enstrümanı olarak kabul edilip sergilenmektedir.

Türkiye’de (Şehirlerdeki) Cemevleri

Avrupa ve genel olarak yurt dışında bulunan cemevlerine nazaran Türkiye’de durum biraz daha zor ve karmaşık görünüyor.

Bunun önemli nedenleri ise özellikle Alevi toplumunda maddi koşulların daha yetersiz olması, yasal mevzuatların ve uygulamaların daha antidemokratik olması, ayrıca hükümet politikalarındaki ayrımcılıktır.

Türkiye’deki Alevi-Bektaşi kurumları bugün bir kısmı dernek, bir kısmı vakıf, bir kısmı cemevi ve bir kısmı da kültür merkezi olarak; hatta bir kısmı da köy yardımlaşma derneği gibi varlığını sürdürmekte.

Örnek: Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Derneği, Karacaahmet Vakfı ya da Beçekli Köyü, Kaşanlı Köyü Derneği vb. gibi.

Bu dağınıklık ve karmaşa gibi görünen durum aslında çok normal; çünkü merkezî eğitim kurumlarından ve devlet desteğinden yoksun olan Aleviler, farklı coğrafyalarda birbirlerinden kopuk olarak ve baskı altında bugüne kadar gelebilmişlerdir.

Bu aşamada her şeye rağmen farklı isimler altında da olsa cemevleri ortaya çıkmış ve faaliyetlerini bir biçimde yürütmektedir.

Merkezî hükümetin mesafeli ve ayrımcı tavrına karşı bugün gelinen noktada muhalefet belediyelerinin birçoğu cemevlerine farklı biçimlerde destekler sunuyorlar.

Burada şunu ifade edebiliriz ki cemevleri, yasalarda olmasa da geniş toplum kesimlerinde ve kurumlar nezdinde büyük ölçüde meşruiyet kazanmış durumdadır.

Hatta merkezî hükümet bile valilikler ve oluşturduğu yapay Alevi örgütlenmeleri aracılığı ile cemevlerine belli destekler sunup Alevileri kendi yanına çekmeyi umuyor ve ufak tefek sayılabilecek bu yardımları kendi tarafından verilen bir lütuf gibi yansıtıyor.

Halbuki Alevilere yapılan bu cüzi yardımlar, devletin Diyanet İşleri Başkanlığı ve başka araçlarla diğer inanç kesimlerine aktardığı kaynakların yanında deyim yerindeyse devede kulak kalır.

Ayrıca hiçbir devlet, hükümet ya da belediye yetkilisi bu yardımları kendi kişisel hesaplarından ödemiyor; bütün yurttaşlardan toplanan vergilerden ödeniyor.

Bu nedenle hiçbir Alevi kurum yöneticisinin, cemevi başkanının, inanç önderinin veya köy muhtarının yapılan bu küçük destekler nedeniyle bir minnet duymasına, eziklik hissetmesine gerek yoktur. Zaten böyle bir muhasebe yapılacaksa Alevilerin devletimizden, sistemden birikmiş yüz yıllık alacağı vardır.

Gelelim “Bu cemevlerinde ne gibi çalışmalar yapmalı ve özelde Aleviler olmak üzere bütün demokratik düşünceli toplum kesimlerine nasıl faydalı olabilirler?” meselesine.

Yurt dışında faaliyet gösteren Alevi kurumları bölümünde bahsedildiği gibi, bence Türkiye’deki cemevleri de birer demokratik kitle örgütü gibi çalışmalıdır.

Elbette asıl kuruluş amaçları Alevi toplumunun kültürel-inançsal çalışmalarını yapmak ve bu inanç ile kültürü bozulmadan gelecek kuşaklara aktarmak olan bu kuruluşlar; sadece hayır yemeği verilen ve Hakka yürütme erkânları (cenaze) işlerinin yürütüldüğü mekânlar olarak kalmamalı, kendi alanlarını daraltıp kısıtlamamalıdır. Aksi takdirde önümüzdeki kısa bir dönemde çoraklaşıp kendi içine kapalı, gerici birer yapıya dönüşürler diye düşünüyorum.

Tam aksine cemevleri; diğer toplum kesimlerine açık, çok çeşitli kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü, Anadolu halk kültürünün tarihsel hafızasının taşındığı ve aktarıldığı kurumlar olmalıdır.

Düşünsel ve sanatsal üretimlerin yapıldığı muhabbet ortamları bu toplumun tarihinde ve genlerinde zaten vardır; özüne de uygundur.

Hatta biraz iddialı ve farklı gelebilir ama bu kültür; paylaşımcı, hümanist, doğaya ve bütün canlılara karşı barışçıl, 72 millete bir nazarla bakma yaklaşımı ile tüm çevresini ve toplum kesimlerini iyileştirme, mayalama potansiyeline sahiptir.

Örneğin tamamlanamamış Cumhuriyet devrimlerinin kuruluşlarından olan Halkevlerinde başarılmak istenilenlerin bir kısmı cemevlerinde yapılabilir.

Siyaset meselesine gelince; “büyük ve önemli yöneticilerimiz” hep şöyle buyururlar: “Efendim camide, kışlada ya da cemevinde siyaset yapılmamalıdır.”

Biz bunu şöyle anlayalım: “Eğer gerekiyorsa o siyaseti biz yaparız.” Yani her cuma hutbesinde hükümet uygulamalarını din kisvesi ile anlattırırız; cuma namazı çıkışlarında basına siyasi-politik açıklamalar yaparım. Cemevi açılışlarında valiler, belediye başkanları ya da örneğin Alevilerin önemli merkezi-serçeşmesi Hacıbektaş’ta her yıl düzenlenen törenlerde iktidar ve muhalefet partisi liderleri siyasi nutuklar atabilir; ancak buralarda halk asla siyaset yapmamalı, sadece bizi dinlemelidir!

Elbette kuruluş amaçlarına uygun olarak cemevleri herhangi bir siyasi partinin ya da örgütün destekçisi, yan kuruluşu, arka bahçesi olamazlar, olmamalıdırlar da. Parti siyaseti başka bir konu.

Ancak yaşadığı gezegenin, ülkenin, mahallenin ya da köyün sorunlarını konuşmak; hükümetten, belediyeden ya da herhangi bir kurumdan ister ekonomik, isterse örneğin ibadethane ya da yol yapımı talebinde bulunmak sonuna kadar siyasettir.

Cemevlerinde bir araya gelen insanlar siyasi-politik konuları konuşup tartışırlar, tartışmalıdırlar; çünkü siyaset hayatın her alanında vardır ve bu gayet doğaldır.

Düzene, sisteme ve yöneticilere dönük bu eleştirilerden sonra, bu bölümü de bitirirken biraz da özeleştiri yapmak gerekirse: Genelde Türkiye toplumu, daha çok da Aleviler ve muhalifler devamlı bir şikâyet, beklenti içerisinde; yapabileceklerini de yapmaktan geri duran edilgen, pasif bir durum içerisinde zaman geçirip dururlar sanki.

Halbuki ağır aksak da olsa örgütlenmiş, bir araya gelmiş insanlar her zaman daha güçlüdür ve bir adım öndedir. Bir araya gelmenin getirdiği sinerjinin gücü ile bazı konularda fiilî durum nyaratılabilir.

Peki neler yapılabilir? Gazetelerde ya da televizyonda şöyle bir haber görsek sizce nasıl olur: Herhangi bir sahil kentinde ya da kasabasında var olan cemevi yöneticileri ve üyeleri deniz kenarında, çevrede bir temizlik aksiyonu yapıyorlar; ellerinde çöp torbaları, etraftaki şişeleri ve atıkları topluyorlar… Veya yangın, sel, deprem gibi herhangi bir doğal afette bir ekip oluşturup yetkililer ile koordineli bir şekilde halka ve kurumlara yardımcı oluyorlar.

Ya da fidan dikme kampanyası, yaşlılar yurdunu ziyaret, engellilere yardım vb. örnekler çoğaltılabilir.

Böyle aksiyonlar için herhalde yasal bir engel de yoktur sanırım.

Bu konuda Çorum’da “Rıza Şehri” adıyla inşa edilen cemevi iyi örneklerden biri ve Mersin Cemevi kapsayıcı çalışmaları ile bir başka örnek.

Yaşlılar yurdu, kütüphane, öğrenci yurdu, aşevi ve diğer bölümleri ile olması gereken iki cemevi örneği.

Alevi kuruluşlarının dikkat etmesi gereken bir başka nokta ise zaten iyice aşındırılmış olan ülkedeki laikliğin, Alevilerin meşru talepleri bahane edilerek tamamen yok edilmesidir.

Şöyle ki: Cemevlerine birtakım haklar veriliyor bahanesi ile başka gerici ve hurafeci tarikat/cemaatlerin laikliğe aykırı talepleri karşılanıp meşrulaştırılabilir.

Bu konuya hassasiyetle yaklaşılıp ilkeli davranılması gerekir.

Aleviler ve inanç önderleri üç kuruş maaşa ve yardıma tamah edip tarihsel soylu duruşlarına halel getirmemelidirler; ülkenin laiklik açısından daha da geri bir noktaya savrulmasına manivela olunmamalıdır.

Köylerdeki Cemevleri

Son yıllarda ülkemizde köy nüfusu iyice azalmış durumdadır; bu durum Alevi köylerinde daha da dramatik bir hâldedir.

Sayıları 3500 civarında olan Alevi köylerinin büyük çoğunluğunda çok az insan yaşamaktadır.

Bundan dolayı üç beş hanenin kaldığı ve yaz sezonunda daha çok emekli ve yaşlıların bulunduğu köylere cemevi yapmanın mantığı sorgulanıyor. Bu sorgulamayı yapanlara geçmişte yaşanmış bir anekdot ile cevap vermek gerekir belki:

Önemli bir yazarımız Fakir Baykurt, yetmişli yıllarda her şeyden yoksun bir köyü ziyaret etmiş. Köylülerle sohbet ederken biraz da düzgün giyimli olan yazarımızı devlet görevlisi zanneden köylüler; “Beyim köyümüzde su yok, yol yok, elektrik yok, sağlık ocağı yok vs.” diye sıralarken yazarımız köylülere dönüp “Sizin buraya acilen bir kütüphane lazım” demiş. Buna karşılık köylüler acı acı gülerek “Beyim biz su yok, yol yok diyoruz; sen kütüphaneden bahsediyorsun” demişler.

Yazarımız ısrarla “Evet, önce kütüphane olacak; diğer istedikleriniz daha sonra gelir” demiş.

Burada kastettiği elbette okuyarak bilinçlenmek, örgütlenmek ve haklarını doğru talep etmektir. Beş ten haneli köylere cemevi yapılması tam da buna benziyor.

Bu cemevlerinde insanlar bir araya gelecek; senede bir cem yapmanın, cenaze kaldırıp taziyede bulunmanın yanı sıra eskiden köy odalarında olduğu gibi bir araya gelip sohbetler, sazlı sözlü muhabbetler yapılacak.

Bunun dışında birlikte kahvaltılar, doğum günleri, cemevinde akşam okuma buluşmaları yapılacak.

Hatta şehirlerde yaşayanlar düğünlerini, nişanlarını, nikâhlarını, sünnetlerini ve doğum günlerini cemevi bahçesinde kır düğünü (harman düğünü) biçiminde yapabilirler.

Böylece özellikle köy ile bağı kalmamış yeni jenerasyonun, büyüklerinin geldiği köy ile buluşması ve tanışması gerçekleşir.

Yılda en az bir kez büyük şehirlerde ve yurt dışındaki köylülerin buluştuğu köy şenlikleri ve festivaller cemevi alanlarında yapılabilir; bu vesile ile uzaklarda yaşayan insanların köyü ve geçmişi ile duygusal bağları tamamen kopmamış olur.

Bu buluşmalarda, cemevlerinde yapılacak toplantı ve sohbetlerde; büyük ölçüde üretimden kopmuş, köy olma vasfını kaybetmiş yerlerde nasıl yeniden üretim yapılabilir, kooperatifler kurulabilir, parçalanıp küçülmüş araziler birleştirilir, teşvikler alınıp ortak çalışmalar nasıl yapılabilir diye kafa yorulursa büyük şehirlerde hatta yurt dışında bir şekilde başarılı olamamış, tutunamamış insanlarımız köylerine dönüp yeni bir gelecek kurabilirler.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabında anlatıldığı gibi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında köylerde uygulanmaya çalışılan Köy Enstitülerinin tarımsal çalışmaları ve projelerinde olduğu gibi…

Alevi köylerine yapılan cemevleri birer buluşma ve örgütlenme aracı olarak böyle gelişmelere vesile olsa ne kadar iyi olur elbette; yoksa cenazeleri uğurlamak için bir musalla taşı da yeterlidir.

Sonuç Yerine

Cemevleri köylerde, kentlerde ve yurt dışında üstleneceği misyon ile sadece Alevi-Bektaşi toplumu için değil, temas edebildiği tüm toplum kesimleri ve ülkeler için birer inanç, eğitim ve kültür yuvası olarak insanların barış ve kardeşlik içerisinde bir araya geldiği alanlar olabilir, olmalıdır.

Bunun önünde hiçbir engel yoktur.

Aşk ile.

  28.09.2026   /   Wiesloch / Almanya

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir