Hasan’ın hayatına buradan baktığımızda, onun da kendi lokmasının peşinde olan bir emekçi olduğunu görürüz. Büyük sözler söyleyen, kendisini öne çıkaran biri değildi belki.

✍️ Türkan Doğan

Hasan’ı anlatırken önce ölümünden değil, emeğinden söz etmek gerekir. Çünkü bir insanın hayatını yalnızca öldüğü biçim üzerinden anlatmak, onun yaşadığı yılları, verdiği emeği ve toplum içindeki yerini eksiltir.
Hasan ince, uzun ve zayıf bir adamdı. Başında kasketi, üzerinde çalışmaya uygun eski giysileriyle kavaklara çıkar, budama işini yapardı. Köy hayatında kavak budamak dışarıdan bakıldığında sıradan bir iş gibi görülebilir. Oysa o işin arkasında beden gücü, dikkat, deneyim ve yılların emeği vardı. Hasan ağacın gövdesine tutunur, dalların arasına çıkar, hangi dalın kesileceğini, hangisinin bırakılacağını bilirdi. Kavakların arasında çalışarak geçimini sağlardı.
Kavak onun için yalnızca bir ağaç değildi. Geçimini sağladığı iş yeriydi. Nasıl bir işçi fabrikaya, bir tarım emekçisi tarlaya, bir inşaat işçisi yüksek bir yapının üzerine çıkıyorsa Hasan da ekmeğini kazanmak için kavakların üzerine çıkıyordu. Aşağıda toprak, yukarıda gökyüzü vardı. Hasan ise ikisinin arasında, kendi emeğinin üzerinde duruyordu.
Alevi toplumlarının geleneksel yaşamında emek, lokma ve rızalık birbirinden ayrı değildir. Lokma yalnızca sofraya konan yiyecek değildir; içinde alın teri, paylaşma ve birlikte yaşamanın sorumluluğu vardır. Bir lokmanın bölüşülmesi, insanın yalnızca kendisi için değil, başkalarıyla birlikte yaşadığını da anlatır. Rızalık ise yalnızca sözle söylenen bir kavram değil, birlikte yaşamın temel koşullarından biridir.
Hasan’ın hayatına buradan baktığımızda, onun da kendi lokmasının peşinde olan bir emekçi olduğunu görürüz. Büyük sözler söyleyen, kendisini öne çıkaran biri değildi belki. Fakat köy hayatını ayakta tutan insanlar çoğu zaman böyle yaşar. Sabah işe gider, akşam evine döner; yaptığı işin karşılığında kazandığıyla hayatını sürdürür. Emeği görünür olmadan yaşamın devamına katkı verir.


Hasan’ın kavaklarda geçirdiği yıllar da böyle bir emeğin parçasıydı.
Sonra bir gün Hasan yine bir kavaktayken düştü.
Bir insanın hayatı bazen birkaç saniyenin içinde değişir. Yıllardır yaptığı işi yaparken, alışık olduğu bir ağacın üzerinde, bir anda dengesini kaybetti ve aşağıya düştü. Hasan o gün yaşamını kaybetti.
Bu olayı yalnızca “kavaktan düştü ve öldü” diye anlatmak mümkün. Fakat böyle söylediğimizde Hasan’ın hayatının asıl tarafını gözden kaçırırız. Çünkü burada yalnızca bir ölüm değil, emeğiyle yaşayan bir insanın çalışma koşulları vardır.
Hasan neden o kavaktaydı?
Çünkü çalışıyordu.
Neden çalışıyordu?
Çünkü geçimini sağlamak, evine lokma götürmek zorundaydı.
Emek dediğimiz şey yalnızca alın terinden ibaret değildir. İnsan çalışırken bedenini, zamanını ve ömrünü de verir. Hasan’ın kavaklara çıkarken verdiği yalnızca kol gücü değildi. Yıllarını da o işin içine koymuştu.
Bu nedenle Hasan’ın ölümüne yalnızca bir kaza olarak bakmak, hikâyenin toplumsal tarafını eksiltir. Bir emekçinin hangi koşullarda çalıştığı, emeğinin nasıl korunduğu ve hayatının ne kadar güvence altında olduğu da bu hikâyenin içindedir.
Başındaki kasketiyle kavakların arasında duran o ince, uzun adamın görüntüsü bu yüzden önemlidir. Çünkü orada yalnızca Hasan’ı değil, kırsal hayatın görünmeyen emekçilerinden birini görürüz.
Alevi düşüncesinde insan, doğadan kopuk bir varlık olarak ele alınmaz. Toprak, su, ağaç ve insan aynı yaşamın parçalarıdır. Ağaç toprağa kök salar, insan ağacın gölgesinde yaşar, emeğini doğanın içinden çıkarır ve sonunda yine toprağa döner.
Hasan’ın hayatı da bu döngünün içinde geçti.
Kavak toprağa bağlıydı.
Hasan kavaktan geçimini sağlıyordu.
Kazandığı lokmayı emeğiyle elde ediyordu.
Ve sonunda kendisi toprağa döndü.
Burada “can” sözü de anlam kazanıyor. Çünkü can, yalnızca tek bir insanın varlığı değildir; başka canlarla, doğayla ve yaşamla kurulan ilişkinin de adıdır. Bir insanın hayatına bakarken onu yalnız başına değil, içinde yaşadığı toplulukla ve üretim ilişkileriyle birlikte düşünmek gerekir.
Hasan’ın hikâyesi bu yüzden yalnızca Hasan’ın hikâyesi değildir.
Köyün hikâyesidir.
Emeğin hikâyesidir.
Geçim derdinin hikâyesidir.
Kendi lokmasını kendi elleriyle kazanan insanların hikâyesidir.
Ve aynı zamanda çalışma hayatının içinde görünmez kalan risklerin hikâyesidir.
Hasan’ı bir kahramana dönüştürmeye, ölümünü romantik bir hikâyeye çevirmeye gerek yok. Onun hayatına saygı duymanın yolu, onu olduğu haliyle hatırlamaktan geçiyor.
İnce, uzun, zayıf bir adamdı Hasan.
Başında kasketi vardı.
Kavaklara çıkardı.
Budama yapardı.
Emeğiyle geçinirdi.
Bir gün o kavaklardan birinden düştü ve toprağa döndü.
Belki bugün onun çıktığı kavakların bazıları hâlâ ayaktadır. Rüzgâr estiğinde yaprakları birbirine değiyordur. Birileri o kavakların yanından geçerken Hasan’ı hatırlıyordur. Belki onun adı bir köy sohbetinde, eski bir anının içinde yeniden söyleniyordur.
Çünkü insan öldüğünde yalnızca bedeni toprağa dönmez. Yaşadığı yerlerde bıraktığı izler de kalır.
Hasan’ın izi ise kavakların arasında kaldı.
Onu hatırlarken büyük sözlere ihtiyacımız yok.
Bir emekçinin hayatını anlatmak için onun emeğini görmek yeter.
Bir insanın değerini anlatmak için onun nasıl yaşadığına bakmak yeter.
Hasan kendi lokmasını emeğiyle kazandı. Kavaklara çıktı, çalıştı, yaşadı. Sonunda o yüksekliğin içinden toprağa döndü.
Kavaktan toprağa bir ömür.
Hasan’ın hikâyesi belki de tam olarak budur: Gökyüzüne doğru yükselen kavaklarla, insanı sonunda içine alan toprak arasında geçen sade, ağır ve gerçek bir emek hayatı.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir