Özkan Ataç

atachozkan123@gmail.com

Siyasetin gölgesinden çıkıp kendi yolunu yürümek

✍️ Özkan Ataç | Yol Talibi

İnsan bazen bugünün siyasetine bakarken, siyasetin kendisinden daha önemli bir soruyla karşı karşıya kalıyor:

Biz kimiz, neye inanıyoruz ve nasıl bir gelecek istiyoruz?

Aleviler açısından bugün belki de en önemli mesele budur.

Çünkü Aleviler yalnızca siyasi bir topluluk değildir. Yalnızca etnik veya kültürel bir kimlik de değildir. Alevilik, yüzyıllar boyunca inanç, irfan, ahlak, dayanışma, cem, rızalık, paylaşma ve insanı merkeze alan bir yaşam anlayışı üretmiş köklü bir yolun adıdır.

Fakat bugün bu yolun önünde ciddi bir sorun vardır:

Yol yürünmüş, fakat ortak bir yön duygusu yeterince oluşmamıştır.

Kurumlar çoğalmış, fakat kurumlar arasında güçlü bir gönül ve düşünce bağı kurulamamıştır.

Söylemler çoğalmış, fakat ortak bir inanç ve gelecek tasavvuru yeterince berraklaşmamıştır.

Siyaset güçlenmiş, fakat Aleviliğin kendi bağımsız iradesi aynı ölçüde güçlenememiştir.

Devletin geçmişten gelen baskıları, dönemsel müdahaleleri ve farklı siyasi yönlendirmeleri de bu bulanıklığı artırmıştır.

Fakat artık yalnızca dışarıyı suçlayarak bu durumdan çıkamayız.

Çünkü kaostan çıkışın ilk adımı, kendi içimizdeki dağınıklığı görmekten geçer.

Önce İnanmalıyız

Bir yolun yürümesi için önce o yola inanan insanlar gerekir.

Alevilik yalnızca üzerinde konuşulacak bir kimlik değil, yaşanacak bir inanç ve ahlak yoludur.

Hakk’a…

Hakikate…

İnsana…

Doğaya…

Erenlere…

Pirlerin bıraktığı irfana…

Cem’e…

Gülbeng’e…

Nefese…

Muhabbete…

Rızalığa…

Adalete…

Ve insanı insan yapan değerlere inanmak gerekir.

İnanç zayıfladığında kurum kalır ama ruh kaybolur.

Dernek kalır ama yol kaybolur.

Siyaset kalır ama irfan kaybolur.

Bu nedenle Alevilerin geleceği önce kendi inanç dünyasını yeniden anlamlandırmaktan geçmektedir.

Bu, geçmişe dönmek değildir.

Tam tersine, geçmişten gelen özü bugünün insanına yeniden anlatabilmektir.

Alevilik Ne Tamamen Geçmiştir Ne de Geçmişten Kopuştur

Aleviliğin önündeki önemli meselelerden biri de gelenek ile çağdaşlık arasındaki ilişkinin doğru kurulmasıdır.

Bir tarafta Aleviliği yalnızca geçmişin ritüellerine indirgeyen yaklaşım vardır.

Diğer tarafta ise Aleviliğin bütün geleneksel hafızasını gereksiz gören, onu yalnızca modern siyasi kavramlarla açıklamaya çalışan yaklaşım.

Oysa Alevilik bu iki uçtan birine mahkûm değildir.

Alevilik hem gelenektir hem de yenilenme kabiliyetidir.

Hem hafızadır hem arayıştır.

Hem erkândır hem sorgulamadır.

Hem pirlerin bıraktığı mirastır hem de yaşayan insanın hakikat arayışıdır.

Bu nedenle Aleviliğin çağdaşlaşması, geçmişini terk etmesi anlamına gelmez.

Tam tersine:

Geçmişteki özü anlayıp bugünün dünyasında yeniden üretmesidir.

Aleviliğin Kendi İç Dilini Netleştirmesi Gerekiyor

Bugün Aleviliğin en önemli problemlerinden biri, herkesin onu kendi penceresinden tanımlamasıdır.

Kimi yalnızca kültür der.

Kimi yalnızca etnisite der.

Kimi yalnızca siyasi muhalefet der.

Kimi yalnızca İslam’ın içinde bir yorum olarak görür.

Kimi ayrı bir inanç olarak tanımlar.

Kimi ise bütün bunların dışında bambaşka bir tarihsel kök arar.

Bu çeşitlilik Aleviliğin zenginliğinin bir parçasıdır.

Fakat zenginlik ile belirsizlik aynı şey değildir.

Alevilik kendi içindeki çoğulluğu korurken, ortak zeminini de tarif edebilmelidir.

Bunun için belki de “Alevilik ayrı bir din midir, İslam mıdır?” tartışmasını sürekli bir kimlik savaşına dönüştürmek yerine daha derin bir soru sormalıyız:

Alevilik insanlığa nasıl bir Hakikat yolu öneriyor?

Bu soru bizi daha verimli bir yere götürür.

Hak – Muhammed – Ali: Bir Ortak Zemin

Aleviliğin kendi iç bütünlüğü açısından Hak, Muhammed, Ali ve Ehlibeyt sevgisi önemli bir ortak zemindir.

Ancak bu değerleri yalnızca tarihsel şahsiyetlere bağlılık düzeyinde bırakmak da Aleviliğin derinliğini daraltır.

Hz. Ali’yi yalnızca yaşadığı tarihsel olaylarla değil;

adaletiyle, ilmiyle, irfanıyla, Kur’an bilgisiyle, vicdanıyla ve insan anlayışıyla okumak gerekir.

“İlim şehrinin kapısı” olarak görülen Ali’nin temsil ettiği anlamı yalnızca geçmişte bırakmak değil, bugünün insanına taşımak gerekir.

Alevilik açısından mesele yalnızca Ali’yi sevmek değildir.

Ali’nin temsil ettiği adalet anlayışını yaşamaktır.

Ehlibeyt sevgisi yalnızca duygusal bir bağlılık değildir.

Mazlumdan yana olmayı, adaleti, onuru ve insan sevgisini yaşatabilmektir.

Dört Kitap ve Batınî Okuma

Aleviliğin kendisini anlatırken dört kitabı ve Kur’an’ın Batınî yorum geleneğini de görmezden gelmek mümkün değildir.

Burada amaç Aleviliği dar bir din tartışmasının içine hapsetmek değildir.

Tam tersine, Aleviliğin tarih boyunca metinle, sözle, nefesle, hikmetle ve yorumla kurduğu ilişkiyi anlamaktır.

Alevilikte zahir ile batın arasındaki ilişki, insanın görünen davranışından görünmeyen niyetine kadar uzanan bir anlam dünyası oluşturur.

Bu nedenle Kur’an’ın yalnızca lafzına değil, insana ne söylediğine bakmak önemlidir.

Pirlerin ve erenlerin önderliği de burada anlam kazanır.

Pir, yalnızca geçmişte yaşamış bir kişi değildir.

Pirlik, insanı hakikate yönelten bir irfan makamıdır.

Aleviliğin Büyük Çınarı

Aleviliğin köklerini yalnızca tek bir tarihsel döneme sıkıştırmak da doğru değildir.

Anadolu’nun kadim kültürleri, İslam’ın farklı yorumları, tasavvuf, Ehlibeyt sevgisi, Horasan erenleri, Anadolu erenleri ve halkın yüzyıllar boyunca oluşturduğu yaşam pratikleri birbirinden bağımsız düşünülemez.

Bu nedenle Alevilik, tek bir kaynaktan çıkan dar bir nehir değil;

birçok damarın birleştiği büyük bir çınar gibi düşünülebilir.

Çınarın dalları farklı olabilir.

Fakat kök ile dal arasındaki bağ koparsa ağaç yaşayamaz.

Bugün Aleviliğin ihtiyacı dalları budamak değil, kökleri yeniden beslemektir.

Şehirleşen Alevilik Yeni Bir Erkân İstiyor

Köyde, dağda, küçük topluluklarda yaşayan Aleviliğin kendi doğal dayanışma mekanizmaları vardı.

Cem vardı.

Muhabbet vardı.

Müsahiplik vardı.

Rızalık vardı.

Pir-talip ilişkisi vardı.

Toplumsal denetim vardı.

Fakat şehirleşme bu dünyayı büyük ölçüde değiştirdi.

Talipler dağıldı.

Aileler farklı kentlere savruldu.

Eski toplumsal bağların bir kısmı zayıfladı.

Yeni kurumlar ortaya çıktı.

Cemevleri kuruldu.

Dernekler ve vakıflar çoğaldı.

Fakat yeni şehir hayatına uygun ortak bir Alevi erkânı ve kurumlaşma modeli yeterince gelişemedi.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca daha fazla kurum değildir.

Daha güçlü bir bağdır.

Birbirini dinleyen kurumlar…

Birbirine güvenen topluluklar…

Ortak akıl üreten yapılar…

Gençleri içine alan eğitim alanları…

Pirleri, anaları, talipleri, akademisyenleri, emekçileri ve sıradan yurttaşları aynı sofrada buluşturan bir anlayış…

Parası Olanın Değil, Rızası Olanın Sözü

Alevi kurumları kendi içinde de önemli bir sınav vermek zorundadır.

Bir kurumda parası olanın,

makamı olanın,

siyasi bağlantısı olanın,

hatırı olanın daha fazla söz sahibi olduğu bir yapı oluşursa,

orada rızalık zedelenir.

Alevilik, başka hiyerarşilerin küçük bir kopyasına dönüşmemelidir.

Büyük-küçük, zengin-fakir, makamlı-makamsız herkesin sözü dinlenmelidir.

Talibin sesi pirin sesinden değersiz değildir.

Gençlerin soruları yaşlıların tecrübesinden daha değersiz değildir.

Kadının sözü erkeğin sözünden eksik değildir.

Kurum yöneticisinin görüşü sıradan talibin vicdanından daha üstün değildir.

Çünkü rıza, herkesin insan olarak değer gördüğü yerde doğar.

Siyaset Aleviliğin Aracı Olabilir; Sahibi Olamaz

Alevilerin siyasetle ilişkisi elbette olmalıdır.

Aleviler demokrasiden yana olmalıdır.

Barıştan yana olmalıdır.

Emekten yana olmalıdır.

Eşit yurttaşlıktan yana olmalıdır.

Laik bir cumhuriyetten yana olmalıdır.

Doğadan, özgürlükten, adaletten ve insan haklarından yana olmalıdır.

Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:

Alevilik siyasetin aracı olabilir; siyasetin mülkü olamaz.

Hiçbir siyasi parti Aleviliğin sahibi değildir.

Hiçbir siyasetçi yalnızca “Alevi” olduğu için Alevilerin koşulsuz desteğini hak etmez.

Aleviler bir partiye kişinin kimliğine bakarak değil, o partinin pratiğine, geçmişine ve geleceğe ilişkin programına bakarak yaklaşmalıdır.

Kim demokrasi diyorsa gerçekten demokrasi kuruyor mu?

Kim barış diyorsa gerçekten barış dili kullanıyor mu?

Kim emek diyorsa emeğin hakkını gerçekten savunuyor mu?

Kim özgürlük diyorsa kendisi gibi düşünmeyenin özgürlüğüne de sahip çıkıyor mu?

Bunlara bakılmalıdır.

Lafa değil pratiğe.

Kimliğe değil ilkeye.

Vaade değil geçmişe ve geleceğe.

Barışa Evet, Siyasi Rehinliğe Hayır

Türkiye’de farklı halkların, kültürlerin ve siyasi aktörlerin bir araya gelerek barış araması önemlidir.

Türk, Kürt, Arap ve diğer toplumsal kesimlerin ortak yaşam iradesi kıymetlidir.

Aleviler böyle bir barış sürecine kendi değerleriyle katkı sunmalıdır.

Fakat bir ittifakın yalnızca iktidar üretmek amacıyla kurulmasını da sorgulamalıdır.

Alevilerin desteği koşulsuz bir siyasi teslimiyet değil, demokratik toplumun güçlenmesine verilen ilkesel bir katkı olmalıdır.

Barış varsa Aleviler orada olmalıdır.

Demokrasi varsa orada olmalıdır.

Emek ve paylaşım varsa orada olmalıdır.

Ama Aleviliğin inanç özgürlüğü ve bağımsız iradesi de korunmalıdır.

Çünkü barış, kimliklerin birbirine teslim olması değildir.

Birbirinin varlığını tanıyarak birlikte yaşamasıdır.

Laik Cumhuriyet Aleviler İçin Neden Önemli?

Alevilerin geleceği açısından laiklik yalnızca siyasi bir tercih değildir.

Laiklik, vicdan özgürlüğünün güvencesidir.

Hiçbir inancın devlet tarafından diğerine üstün tutulmadığı,

hiçbir mezhebin devlet gücüyle dayatılmadığı,

hiçbir yurttaşın inancı nedeniyle ayrıcalık veya dışlanma yaşamadığı,

demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde bir cumhuriyet Alevilerin de güvencesidir.

Bu nedenle Aleviler kendi inanç özgürlüklerini savunurken başkasının inanç özgürlüğünü de savunmalıdır.

Çünkü özgürlük yalnızca kendimiz için istediğimizde hak değil, herkes için istediğimizde ilke olur.

Dergahlar Sadece Binalar Değildir

Dergahların yeniden Alevi toplumuna açılması önemli bir taleptir.

Fakat bugünkü dağınıklık içerisinde mesele yalnızca “binaları geri almak” değildir.

Daha büyük soru şudur:

Dergahlar ne için yaşayacak?

Bir kurumun mülkü olmak için mi?

Bir grubun yönetim alanı olmak için mi?

Yoksa bütün Alevi toplumunun ortak irfan mekânları olmak için mi?

Bence asıl hedef üçüncüsü olmalıdır.

Dergahlar koşulsuz biçimde inanç sahiplerine açılmalı;

eğitim, irfan, cem, sanat, nefes, gençlik, kadın çalışmaları ve toplumsal dayanışma merkezleri haline gelmelidir.

Yönetimleri de mümkün olduğunca kolektif ve katılımcı olmalıdır.

Dergahlar kurumların değil, yolun hizmetinde olmalıdır.

Yeni Bir Alevi İrfan Eğitimi

Aleviliğin geleceği yalnızca cemevleriyle kurulamaz.

Aleviliği bilen, anlayan ve yaşayabilen yeni kuşaklar yetiştirmek gerekir.

Bunun için Alevi inancı, tarihi, erkânı, nefesleri, gülbenkleri, Buyruk geleneği, pirleri, tasavvuf anlayışı, Kur’an ve dört kitapla ilişkisi, Anadolu irfanı, doğa anlayışı, ahlakı ve çağdaş düşünceyle ilişkisi üzerine çalışan irfan ve inanç merkezleri oluşturulabilir.

Burada amaç dogmatik bir Alevilik öğretmek değil;

soran, araştıran, bilen ve yaşayan bir talip yetiştirmektir.

Çünkü çağdaş Alevilik, aklını terk ederek değil, aklını ve irfanını birlikte kullanarak güçlenebilir.

Rıza Şehri: Aleviliğin Geleceğe Söyleyebileceği Söz

Alevilik yalnızca “bize ne yapıldı?” sorusuyla tanımlanamaz.

Elbette geçmişte yaşanan baskılar, yasaklar, dışlanmalar ve acılar unutulmamalıdır.

Hafıza, adaletin parçasıdır.

Ama bir inancın geleceği yalnızca geçmişteki mağduriyetlerden oluşamaz.

Asıl soru şudur:

Alevilik bugün insana ne öneriyor?

İşte burada Rıza Şehri, Rıza Toplumu ve Gönül Medeniyeti fikri önem kazanabilir.

Rıza;

sömürünün yerine paylaşmayı,

korkunun yerine güveni,

rekabetin yerine dayanışmayı,

israfın yerine bereketi,

otoriterliğin yerine katılımcılığı,

yalnızlığın yerine topluluğu,

doğaya hükmetmenin yerine doğayla uyumu koyan bir yaşam anlayışına dönüşebilir.

Bu yalnızca Aleviler için değil, bütün toplum için bir öneridir.

Hak – doğa – insan ekseninde yeni bir yaşam düşüncesidir.

Aleviliğin gelecekteki en büyük gücü belki de burada olacaktır:

Geçmişi anlatmak kadar, geleceği önermek.

Gönül Medeniyeti: Kendi İçinden Çıkıp İnsanlığa Açılmak

Alevilik kendisini yalnızca Alevilere anlatan bir kimlik siyasetiyle sınırlanırsa zaman içinde daralabilir.

Oysa Aleviliğin tarihsel gücü, farklılıklarla birlikte yaşayabilme kapasitesinde de vardır.

Hak, Muhammed, Ali ve Ehlibeyt sevgisi; Anadolu’daki farklı inançlarla ortak vicdan zeminleri oluşturabilir.

Bu ortaklık kimlikleri yok etmek anlamına gelmez.

Tam tersine, farklılıkların birbirine saygı duyduğu bir yaşam alanı oluşturur.

Bu nedenle Alevilik kendi inancını korurken başka inançlarla da ortak bir ahlak dili kurabilir.

72 millete bir gözle bakmak tam da böyle bir ufuk taşır.

Bundan Sonra Ne Yapmalı?

Belki de artık Aleviler için yeni bir dönem başlatmanın zamanı gelmiştir.

Öncelikle birbirimizi dinlemeliyiz.

Cemevlerini, dernekleri, vakıfları, federasyonları, pirleri, anaları, gençleri, kadınları, akademisyenleri, sanatçıları ve sıradan talipleri aynı masada buluşturmalıyız.

Birbirimizin yerine konuşmak yerine birbirimizi dinlemeliyiz.

Birlik adına farklılığı yok etmemeli,

farklılık adına ortak zemini kaybetmemeliyiz.

Yol bir, sürek bin bir diyorsak, bu sözün gereğini yaşamalıyız.

Yolun birliği düşüncede tek tipleşmek değil;

ortak bir hakikat zemini üzerinde farklı erkânların yaşayabilmesidir.

Son Söz: Siyasetin Gölgesinde Değil, Kendi Yolunda

Aleviler artık yalnızca başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğünü konuşmamalıdır.

Kendilerinin ne düşündüğünü de güçlü biçimde ortaya koymalıdır.

Devletten ne istediklerini söylemelidirler.

Siyasetten ne beklediklerini söylemelidirler.

Ama daha önemlisi:

Kendilerinin nasıl bir toplum istediğini söylemelidirler.

Nasıl bir insan?

Nasıl bir aile?

Nasıl bir cem?

Nasıl bir eğitim?

Nasıl bir ekonomi?

Nasıl bir demokrasi?

Nasıl bir cumhuriyet?

Nasıl bir doğa ilişkisi?

Nasıl bir gelecek?

Bunların cevabını kendi irfanlarından üretmelidirler.

Çünkü başkasının çizdiği siyasetin peşinde yürüyen bir Alevilik, zamanla kendi yolunu kaybedebilir.

Ama kendi inancını anlayan, kendi tarihini bilen, kendi geleceğini kurabilen ve başka insanlarla eşitlik temelinde ortaklaşabilen bir Alevilik, siyasetin nesnesi olmaktan çıkar; topluma söz söyleyen bir özneye dönüşür.

Alevilerin ihtiyacı yeni bir siyasi patron değil;

yeni bir ortak akıl ve ortak vicdandır.

Paranın değil rızanın,

makamın değil hizmetin,

kişisel çıkarın değil ortak iyiliğin,

siyasi sadakatin değil hakikatin belirleyici olduğu bir yol…

Belki de bugün asıl ihtiyacımız budur.

Geçmişi unutmayacağız.

Ama geçmişin acılarında da yaşamayacağız.

Devletin müdahalelerine karşı uyanık olacağız.

Ama kendi iç dağınıklığımızı devletin üzerine yıkmayacağız.

Siyasetle ilişki kuracağız.

Ama siyasetin gölgesinde yaşamayacağız.

Barıştan yana olacağız.

Ama inancımızı hiçbir siyasi hesabın emrine vermeyeceğiz.

Gelenekten besleneceğiz.

Ama geleneği dondurmayacağız.

Çağdaşlaşacağız.

Ama köklerimizi unutmayacağız.

Ve belki de en önemlisi:

Aleviliği yalnızca savunmayacağız; yaşayacağız.

Çünkü yaşanmayan inanç, zamanla hatıraya dönüşür.

Yaşanan inanç ise yol olur.

Yol yüründükçe güçlenir.

Yol bir, sürek bin bir.

Fakat yolun özgürlüğü, kendi hakikatini bilmekten geçer.

Aleviler kendi inancına, kendi irfanına ve kendi insanlık ülküsüne güvenmeyi yeniden öğrendiğinde, siyaset de anlamını değiştirecektir.

O zaman Alevilik siyasetin peşinden sürüklenen bir kimlik değil;

adalet, barış, özgürlük, rıza ve insanlık için siyasete söz söyleyen bir irfan yolu olacaktır.

Belki de Aleviliğin geleceği tam burada başlıyor:

Kendini tanımak.
Kendi yolunu kurmak.
Başkasının yoluna saygı duymak.
Ve birlikte daha yaşanır bir dünya kurmak.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir