Bugün Alevilerin ve göçmenlerin Almanya’da daha görünür olmasının arkasında, ismini bilmediğimiz yüzlerce insanın sessiz emeği vardır.

✍️ Sabri Kalkan

Sachsen-Anhalt seçimlerinin ardından yükselen “Demokrasi için mücadele edin, demokrasiye sahip çıkın” çağrısı, yalnızca bir seçim sonucuna ilişkin siyasi bir değerlendirme değildir.

Bu çağrı, bugün Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan hepimizin omuzlaması gereken tarihsel, toplumsal ve vicdani bir sorumluluğa işaret etmektedir.

Çünkü demokrasi yalnızca sandık başına gitmekten, oy kullanmaktan ve seçim sonuçlarını kabullenmekten ibaret değildir.

Demokrasi; haksızlık karşısında susmamaktır.

Demokrasi; ırkçılığa karşı ses çıkarmaktır.

Demokrasi; faşizmin karşısında durmaktır.

Demokrasi; ayrımcılık karşısında insan onurunu savunmaktır.

Demokrasi; eşitliği, özgürlüğü, adaleti ve çoğulculuğu savunmaktır.

Ve belki de hepsinden önemlisi:

Demokrasi, tarihin bize öğrettiklerini unutmamaktır.

Çünkü unutulan tarih yalnızca geçmişte kalmaz.

Unutulan tarih, geleceğin tehlikesine dönüşebilir.

Faşizm Almanya’ya ve Avrupa’ya Yabancı Değildir

Bugün faşizmden, aşırı sağdan, ırkçılıktan, antisemitizmden ve yabancı düşmanlığından söz ederken meseleyi yalnızca güncel seçim sonuçları üzerinden değerlendirmek büyük bir eksiklik olur.

Çünkü Avrupa, faşizmin ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş bir kıtadır.

Almanya’da Nazizmin iktidara gelişi bize çok ağır bir gerçeği gösterdi:

Demokratik kurumların varlığı, demokrasinin sonsuza kadar yaşayacağı anlamına gelmez.

Weimar Cumhuriyeti’nin yaşadığı deneyim, demokratik düzenlerin ekonomik krizler, toplumsal korkular, siyasal kutuplaşma, propaganda ve düşmanlaştırma politikaları üzerinden nasıl aşındırılabileceğini göstermiştir.

Nazizm bir sabah ansızın ortaya çıkmadı.

Adım adım büyüdü.

Önce toplum bölündü.

Sonra bazı insanlar “öteki” ilan edildi.

Sonra nefret dili sıradanlaştırıldı.

Sonra ayrımcılık meşrulaştırıldı.

Sonra hukuk ve demokratik kurumlar etkisizleştirildi.

Ve sonunda insanlık, Holokost’un, savaşın, toplama kamplarının ve milyonlarca insanın ölümünün korkunç gerçekliğiyle karşı karşıya kaldı.

Bu nedenle tarih bize yalnızca “ne oldu?” sorusunun cevabını vermiyor.

Aynı zamanda:

“Bir daha olmaması için bugün ne yapmalıyız?” sorusunu da soruyor.

Holokost’un, toplama kamplarının, siyasi muhaliflerin susturulmasının, sendikaların ve demokratik örgütlerin yok edilmesinin bize verdiği ders açıktır:

Demokrasi bir gecede yok olmaz. Demokrasi, insanların sessizleştiği her anda biraz daha zayıflar.

Faşizm önce insanları birbirinden ayırır.

Birilerini suçlu gösterir.

Birilerini yabancılaştırır.

Birilerini toplumun dışında bırakır.

Sonra da toplumun sessizliğinden güç alır.

Bu nedenle ırkçı bir söylem karşısında sessiz kalmak yalnızca sessizlik değildir.

Bazen sessizlik, eşitsizliğin normalleşmesine verilen istemeden de olsa bir onaydır.

Tarihin Uyarısı Bugün de Geçerlidir

Elbette bugünün Almanya’sı 1930’ların Almanya’sı değildir.

Bugünün Avrupa’sı da geçmişin koşullarının aynısı değildir.

Ancak tarihsel koşulların aynı olmaması, tehlikeli siyasal mekanizmaların yeniden ortaya çıkamayacağı anlamına gelmez.

Ötekileştirme…

Korku siyaseti…

Toplumsal kutuplaştırma…

Göçmenleri ve azınlıkları hedef göstermek…

Irkçı söylemlerin sıradanlaştırılması…

“Biz” ve “onlar” ayrımının sürekli büyütülmesi…

Bunların tamamı demokratik toplumlar açısından ciddiye alınması gereken uyarılardır.

Çünkü demokrasi yalnızca anayasalarda yazan bir kelime değildir.

Demokrasi, günlük hayatın içerisinde savunulan bir değerdir.

Bir işyerinde ayrımcılığa karşı çıkmak demokrasidir.

Bir okulda çocuğun etnik kökeni nedeniyle dışlanmasına karşı çıkmak demokrasidir.

Bir cemevine, sinagoga veya kiliseye yönelik nefret karşısında ses çıkarmak demokrasidir.

Bir kadının eşitliği için mücadele etmek demokrasidir.

Bir göçmenin insan onurunu savunmak demokrasidir.

Bir gencin düşüncesini özgürce ifade edebilmesini savunmak demokrasidir.

Kısacası demokrasi, başkasının hakkını kendi hakkımız kadar savunabilme ahlakıdır.

Alevilerin Demokrasi Mücadelesi Tarihsel Bir Birikimdir

Tam da bu noktada Alevi toplumunun Almanya ve Avrupa’daki onlarca yıllık demokratik mücadelesini hatırlamak gerekir.

Aleviler Avrupa’ya yalnızca ekonomik nedenlerle göç eden insanlar olarak gelmediler.

Beraberlerinde bir hafıza getirdiler.

Acılarını getirdiler.

Dayanışma kültürlerini getirdiler.

Ve aynı zamanda eşitlik, laiklik, vicdan özgürlüğü, insan sevgisi, çoğulculuk ve birlikte yaşam anlayışını taşıdılar.

Avrupa’da Alevi örgütlenmesi zaman içerisinde yalnızca kültürel veya inançsal bir örgütlenme olarak kalmadı.

Demokratik toplumun önemli bir parçasına dönüştü.

AABK ve AABF öncülüğünde verilen mücadele; inanç özgürlüğünden insan haklarına, eşit yurttaşlıktan laikliğe, kadın haklarından gençlerin toplumsal yaşama katılımına kadar geniş bir alanı kapsadı.

Bu mücadele yalnızca Alevilerin haklarını savunmakla sınırlı değildi.

Asıl mesele şuydu:

Bir toplumda herkes eşit haklara sahip olmadan hiç kimse gerçekten özgür değildir.

Bu nedenle Alevilerin mücadelesi aynı zamanda demokrasinin mücadelesidir.

Bu mücadele insan hakları mücadelesidir.

Bu mücadele eşit yurttaşlık mücadelesidir.

Bu mücadele laiklik ve vicdan özgürlüğü mücadelesidir.

Bu mücadele kadınların ve gençlerin eşitliği mücadelesidir.

Bu mücadele ırkçılığa, ayrımcılığa ve faşizme karşı birlikte yaşam mücadelesidir.

Maraş’tan Sivas’a, Dersim’den Avrupa Meydanlarına Uzanan Hafıza

Alevi toplumunun demokratik duyarlılığını anlamak için kolektif hafızasını anlamak gerekir.

Dersim’in acısı…

Maraş’ın yarası…

Çorum’un travması…

Sivas’ın ateşi…

Bunlar yalnızca tarih kitaplarında yer alan olaylar değildir.

Bunlar bir toplumun hafızasında yaşayan yaralardır.

Bu nedenle Alevi toplumunun faşizme, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı duyarlılığı tesadüfi değildir.

Maraş’ın, Çorum’un ve Sivas’ın acısını taşıyan bir toplumun faşizmin tehlikesine karşı sessiz kalması düşünülemez.

Çünkü Alevi geleneğinin temelinde insanı merkeze alan bir anlayış vardır.

“İncinsen de incitme.”

Bu söz yalnızca bireysel bir ahlak ilkesi değildir.

Aynı zamanda farklılıkların birlikte yaşayabileceği bir toplum idealinin güçlü bir ifadesidir.

İnsanı inancından , etnik kökeninden, dilinden, inancından veya siyasi düşüncesinden önce insan olarak görebilmek

İşte demokrasi kültürünün özü de budur.

Mehmet Turan Can ve Görünmeyen Emekçilerin Hikâyesi

İşte bu büyük demokratik mücadelenin Almanya’nın Hessen Eyaleti’ndeki Wetteraukreis’in merkez kenti Friedberg’de yaşayan emekçilerinden biri de Mehmet Turan Can’dır.

Ancak Mehmet Turan Can’ın hikâyesini yalnızca bugün taşıdığı siyasi görev üzerinden değerlendirmek eksik olur.

Çünkü onun hikâyesi, Almanya’da göçmen toplumların ve özellikle Alevilerin kültürel, sosyal ve demokratik yaşama onlarca yıl boyunca verdiği emeğin hikâyesidir.

Bugün Sol Parti’den belediye meclis üyesi olarak yerel demokratik siyasette sorumluluk üstlenmesi, yalnızca kişisel bir siyasi başarı olarak görülmemelidir.

Bu aynı zamanda göçmenlerin toplumsal yaşamdan yerel siyasete uzanan uzun yürüyüşünün bir sonucudur.

Çünkü belediye meclisine giden yol, çoğu zaman sandıktan çok daha önce başlar.

Derneklerde başlar.

Kültür merkezlerinde başlar.

Dayanışma sofralarında başlar.

Gençlerle yapılan toplantılarda başlar.

Kadınların verdiği emekte başlar.

Mitinglerde taşınan pankartlarda başlar.

Saatlerce karşılıksız verilen emekte başlar.

Ve çoğu zaman kimsenin görmediği, kimsenin alkışlamadığı insanların omuzlarında yükselir.

Mehmet Turan Yalnız Değildir

Mehmet Turan yalnız değildir.

Onun gibi yüzlerce, binlerce insan vardır.

Kültür derneklerinin kapısını açan…

Salonları hazırlayan…

Sandalyeleri taşıyan…

Cenazelerde ailelerin yanında duran…

Gençlere yol açan…

Çocukların eğitimine destek olan…

Festivallerde saatlerce çalışan…

Mitinglerde pankart taşıyan…

Demokratik eylemlerde en önde yürüyen…

Sendikalarda mücadele eden…

Yerel siyasete katılan…

Ve bütün bunları çoğu zaman hiçbir karşılık beklemeden yapan insanlar…

İşte Avrupa’daki göçmen toplumların görünmeyen tarihini bu insanlar yazdı.

Onların isimleri çoğu zaman gazetelerde çıkmadı.

Onların fotoğrafları tarih kitaplarına girmedi.

Ama bugün Almanya’da Alevi kimliğinin, göçmen toplumların ve demokratik sivil toplumun görünür hale gelmesinde onların alın teri vardır.

Bu nedenle Mehmet Turan Can’ın hikâyesi yalnızca Mehmet Turan’ın hikâyesi değildir.

Bu, bir kuşağın hikâyesidir.

Göç eden, çalışan, mücadele eden, örgütlenen ve çocuklarına daha özgür bir gelecek bırakmaya çalışan bir kuşağın hikâyesidir.

Gençler Sadece Geleceğimiz Değil, Bugünümüzün Öznesidir

Bugün bize umut veren en önemli gelişmelerden biri gençlerimizin kültürel, sosyal ve demokratik yaşam içerisinde daha fazla sorumluluk üstlenmesidir.

Fakat gençleri yalnızca “geleceğimiz” olarak görmek de yeterli değildir.

Çünkü gençler geleceğin insanları değil yalnızca.

Gençler bugünün öznesidir.

Onların sözünü dinlemek…

Önlerini açmak…

Sorumluluk almalarını sağlamak…

Eleştirel düşünmelerine alan yaratmak…

Kendi örgütlenmelerini güçlendirmek…

Ve onları yalnızca izleyen değil, demokratik yaşamı kuran insanlar haline getirmek zorundayız.

Çünkü gençlere yalnızca geçmişin acılarını anlatmak yetmez.

Onlara aynı zamanda geleceğin umudunu kurabilecekleri alanı vermeliyiz.

Faşizme ve ırkçılığa karşı en güçlü cevaplardan biri; özgür düşünen, sorgulayan, örgütlenen, dayanışmayı bilen gençler yetiştirmektir.

Bugün Susarsak Yarın Çok Geç Olabilir

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde aşırı sağın güçlenmesi, göçmenlerin ve farklı toplumsal kesimlerin hedef gösterilmesi, ırkçı söylemlerin sıradanlaştırılması hepimize bir kez daha düşünme sorumluluğu yüklüyor.

Bugün yaşanan her gelişmeyi geçmişin birebir tekrarı olarak görmek doğru değildir.

Ama geçmişin mekanizmalarını görmezden gelmek de büyük bir yanılgıdır.

Çünkü tarih bize şunu öğretir:

Nefret dili normalleştiğinde ayrımcılık güçlenir. Ayrımcılık normalleştiğinde dışlama güçlenir. Dışlama normalleştiğinde demokrasi zayıflar.

Bu zinciri kırmak bizim sorumluluğumuzdur.

Bu nedenle demokrasi savunusu seçimden seçime hatırlanacak bir görev değildir.

Demokrasi her gün savunulmalıdır.

Sokakta…

Okulda…

İşyerinde…

Belediye meclisinde…

Dernekte…

Sendikada…

Meydanda…

Aile içinde…

Ve hayatın her alanında.

Meydanlarda Omuz Omuza Olmalıyız

Bugün ihtiyacımız olan şey birbirimizden uzaklaşmak değil, demokratik güçlerin daha güçlü bir dayanışma içerisinde buluşmasıdır.

Aleviler…

İşçiler…

Gençler…

Kadınlar…

Göçmenler…

Sendikalar…

Demokratik örgütler…

Sivil toplum kuruluşları…

Ve çoğulcu, özgür, eşit bir geleceğe inanan herkes…

Irkçılığa ve faşizme karşı ortak bir demokratik irade oluşturmalıdır.

Sessiz kalmadan.

Korkmadan.

Birbirimizi yalnız bırakmadan.

Geri adım atmadan.

Birlikte ve dayanışma içerisinde…

Meydanlarda omuz omuza olmalıyız.

Çünkü demokrasi yalnızca bir yönetim biçimi değildir.

Demokrasi aynı zamanda bir mücadele kültürüdür.

Ve bu kültürü yaşatmak için yalnızca siyasetçilere değil;

öğretmenlere, işçilere, kadınlara, gençlere, sendikacılara, sanatçılara, dernek emekçilerine ve toplumun vicdanına ihtiyacımız vardır.

Sevgili Mehmet Turan Can…

Yıllardır kültüre, topluma ve demokratik yaşama verdiğin emek için…

İnsana dokunan yüreğin için…

Toplumsal sorumluluk duygun için…

Eşitlik, adalet ve demokrasi konusundaki kararlı duruşun için…

Seni yürekten selamlıyorum.

Senin mücadelen yalnızca bir siyasi görev değildir.

Senin mücadelen, göçmenlerin Almanya’da verdiği uzun demokratik mücadelenin bir parçasıdır.

Senin mücadelen, Alevilerin Avrupa’da oluşturduğu demokratik kültürün bir parçasıdır.

Senin mücadelen, senden önce bu yolu açanların emeğinin devamıdır.

Ve senden sonra bu yolu yürüyecek gençlere bırakılacak bir mirastır.

Bugün bir belediye meclisinde söz söyleyebilmenin arkasında, dün dernek kapılarında emek veren insanların alın teri vardır.

Bugün bir gencin özgürce kendisini ifade edebilmesinin arkasında, yıllarca mücadele eden insanların cesareti vardır.

Bugün Alevilerin ve göçmenlerin Almanya’da daha görünür olmasının arkasında, ismini bilmediğimiz yüzlerce insanın sessiz emeği vardır.

İşte bu yüzden senin şahsında onların her birini de selamlıyorum.

Toplum bilinciyle…

Dayanışma ruhuyla…

Dava aşkıyla…

İnsan sevgisiyle…

Verdiğin mücadeleye…

Aşk olsun sevgili Mehmet Turan.

Aşk olsun!

Çünkü bu yol yalnızca bugünün yolu değildir.

Bu yol;

Dersim’den Maraş’a, Sivas’tan Avrupa’ya uzanan bir hafızanın…

Göçten örgütlenmeye, örgütlenmeden demokratik siyasete uzanan bir mücadelenin…

Acıdan umuda, sessizlikten söze, yalnızlıktan dayanışmaya uzanan bir yürüyüşün yoludur.

Ve bu yolda yürüyenlerin sayısı çoğaldıkça;

demokrasi güçlenecek,

ırkçılığın alanı daralacak,

faşizmin karşısında halkların ortak sesi daha da yükselecektir.

Çünkü biz biliyoruz:

Demokrasi bize miras bırakılmış hazır bir nimet değildir.

Her kuşağın yeniden savunması gereken ortak bir değerdir.

Ve bugün bize düşen görev açıktır:

Tarihi unutmamak.

Nefrete sessiz kalmamak.

Irkçılığa karşı durmak.

Faşizme geçit vermemek.

Gençlere umut olmak.

Demokrasiye sahip çıkmak.

Çünkü demokrasiye sahip çıkmak, yalnızca bugünü savunmak değildir.

Çocuklarımızın, gençlerimizin ve gelecek kuşakların nasıl bir Avrupa’da yaşayacağını savunmaktır.

Ve biz, nasıl bir gelecek istediğimizi biliyoruz:

Eşitliğin olduğu,

özgürlüğün olduğu,

adaletin olduğu,

inançların özgür olduğu,

farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü,

hiçbir insanın kökeni, dili, inancı veya kimliği nedeniyle dışlanmadığı,

faşizme ve ırkçılığa yer olmayan demokratik bir gelecek…

İşte bizim mücadelemiz budur.

İşte bizim yolumuz budur.

Ve bu yolda hep birlikte yürüyeceğiz.

Meydanlarda omuz omuza.

Yan yana.

Dayanışma içinde.

Demokrasiden yana.

İnsanlıktan yana.

Faşizme karşı, demokrasi için!

Irkçılığa karşı, eşitlik için!

Ayrımcılığa karşı, özgürlük için!

Ve insan onuru için…

Hep birlikte mücadele edeceğiz.

Aşk ile


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir