Özkan Ataç

atachozkan123@gmail.com

Barış zamanında Aleviliğin çağrısı: Geçmişi aşmak, insanı merkeze almak, ortak geleceği kurmak. Aleviliğin geleceği yalnızca kimin karşısında durduğuyla değil, neyi savunduğu ve neyi inşa ettiğiyle değerlendirilmelidir.

✍️Özkan Ataç

İnsanlık tarihine baktığımızda büyük çatışmaların yalnızca çıkarların değil; kimliklerin, korkuların, önyargıların ve birbirini dışlayan hakikat iddialarının da çatışması olduğunu görürüz.

Biz ve onlar.
İnananlar ve inanmayanlar.
Sağ ve sol.
Türk ve Kürt.
Alevi ve Sünni.
Devlet ve toplum.
Gelenek ve modernlik…

İnsan, kendisini tanımlarken çoğu zaman karşısında bir “öteki” yaratmıştır.

Oysa bugün daha büyük bir soruyla karşı karşıyayız:

Farklılıkları çatışmaya, çatışmayı şiddete dönüştüren zihniyeti nasıl aşacağız?

Belki Aleviliğin çağımıza söyleyebileceği en güçlü sözlerden biri burada saklıdır:

Rıza.

Fakat Rıza, olanı pasifçe kabullenmek değildir. Rıza; adaletin, sorumluluğun, karşılıklılığın ve gönüllü birlikteliğin yaşam bulmasıdır.

Haksızlığa razı olmak değil, haksızlığın olmadığı bir hayatı birlikte kurmaya razı olmaktır.

Rıza, insanın kendisiyle, başkalarıyla, toplumla ve doğayla kurduğu ilişkinin niteliğidir.

Dinlemek, hakkaniyeti gözetmek, paylaşmak, sorumluluk almak, farklı olana yaşam alanı açmak ve gerektiğinde kendi yanlışını kabul edebilmek…

Rıza tam da burada gönülden topluma geçer.

Orta Yol: Rıza’nın Ahengi

Feng Youlan’ın güzel ifadesiyle, ideallerimiz en yüksek türden olmalı; fakat eylemlerimiz Orta Yol’un izinden gitmelidir.

Orta Yol, zayıflık ya da taviz değildir.

Ne sağın ne solun; ne geçmişin ne geleceğin tutsağı olmaktır.

Aşırılıkların ötesinde dengeyi, ölçüyü ve bilinci aramaktır.

Çünkü insanın öfkesi, acısı, sevinci ve arzusu kendi ölçüsünü bulduğunda Ahenk doğar.

Ahenk, farklılıkların yok edilmesi değil; farklılıkların birbirini yok etmeden bir bütün içinde yaşayabilmesidir.

Bu nedenle Orta Yol, iki tarafın tam ortasında durmak değildir.

İnsanı karşı karşıya getiren dar çerçeveleri aşarak yeni bir ortak yaşam alanı kurmaktır.

Ve Rıza, bu anlayışın hayattaki karşılığıdır.

Barışın da Bir Dili Olmalıdır

Eğer gerçekten yeni bir barış dönemine girmek istiyorsak, geleceği geçmişin çatışma diliyle kuramayız.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir.

Barış, ötekini düşman olarak görmekten vazgeçme iradesidir.

Barış siyaseti; kimlikleri birbirine karşı kışkırtmaz, geçmişin acılarını sürekli siyasi sermayeye dönüştürmez ve toplumu bitmeyen “biz–onlar” ayrımına hapsetmez.

Farklılıkları ortadan kaldırmaya değil, farklılıkların çatışmadan yaşayabilmesine çalışır.

Bu nedenle Alevi toplumunun da yeni dönemde kendi siyasal dilini, reflekslerini ve gelecek tasavvurunu yeniden düşünmesi gerekir.

Çünkü savaş döneminin diliyle barış dönemi kurulamaz.

Alevilik Yalnızca İktidar Karşıtlığı Değildir

Alevi toplumunun tarih boyunca yaşadığı baskılar, ayrımcılıklar ve travmalar inkâr edilemez. Bu tarihsel hafıza anlaşılmalı ve korunmalıdır.

Fakat Aleviliği yalnızca iktidarın karşısında duran bir kimlik üzerinden tanımlamak da yeterli değildir.

Çünkü bütün sorunların kaynağını dışarıda aramaya başladığımızda kendi eksiğimizi görme gücümüzü kaybedebiliriz.

Oysa hakikat talipliği önce insanın kendisine bakmasını gerektirir.

Kendi kurumunu sorgulamak.
Kendi siyasal refleksini eleştirmek.
Kendi tarihini bütün yönleriyle okumak.
Kendi eksiklerini görebilmek.

Gerçek özgürlük yalnızca başkasının baskısından kurtulmak değil, kendi içimizdeki dogmaları da sorgulayabilmektir.

Hakikat bize yalnızca başkasının yanlışını gösteriyorsa henüz tamamlanmış değildir. Bizi kendimize de döndürüyorsa orada taliplik başlar.

Aleviliğin gücü de burada olmalıdır:

Geçmişinin güçlü yanlarını korurken eksikliklerini aşabilmek.

Bu inkâr değil, talipliktir.

Cumhuriyeti de Bütünüyle Okumak

Aynı objektiflik Cumhuriyet deneyimi için de gereklidir.

Cumhuriyetin yüz yıllık tarihini yalnızca tek bir pencereden okumak, gelecek yüzyılı anlamamızı zorlaştırır.

Laiklik, yurttaşlık, eğitim, kadınların kamusal yaşama katılımı, modern hukuk, bilimsel düşünce ve ulusal egemenlik önemli kazanımlardır.

Ancak demokratikleşme eksiklikleri, merkeziyetçilik, kimlik ve inanç özgürlüğü sorunları, dönemsel baskılar ve farklı kimliklerin yeterince tanınmaması da tarihsel gerçekliğin parçalarıdır.

Bunlardan yalnızca birini görmek Cumhuriyet’i anlamak değildir.

Alevi toplumunun Cumhuriyet ile ilişkisi de yalnızca “kurtuluş” ya da yalnızca “hayal kırıklığı” kavramlarından biriyle açıklanamaz.

Kazanımları savunurken eksikleri eleştirmek mümkündür. Hatta gereklidir.

Çünkü eleştiri düşmanlık değildir.

Eleştiri, daha iyi bir gelecek kurma sorumluluğudur.

İkinci Yüzyıla Eski Karşıtlıklarla Girilemez

Bugünün dünyası yeni sorularla karşı karşıya:

Yapay zekâ, ekolojik kriz, ekonomik adaletsizlik, eğitim eşitsizliği, göç, kentleşme, dijital kültür, gençlerin gelecek kaygısı, inanç özgürlüğü ve kimlik siyaseti…

Bu sorunlara geçmiş yüzyılın bütün siyasi kodlarıyla cevap veremeyiz.

Yeni çağ, yeni bir siyasal akıl gerektiriyor.

Alevilik de bu çağda kendisini yalnızca geçmişin mağduriyetleri üzerinden değil, geleceğe sunduğu değerler üzerinden tanımlayabilmelidir.

Ne devletin ideolojik uzantısı…

Ne bir siyasi partinin kültürel arka bahçesi…

Ne de yalnızca iktidar karşıtlığının kimliği.

Alevilik bundan daha büyük bir imkâna sahiptir:

İnsan merkezli, özgürlükçü, laik, demokratik, eşitlikçi ve barışçı bir yaşam ahlakı.

Bizim Yolumuz Kimin Karşısında Olduğumuzla Değil, Neyi İnşa Ettiğimizle Ölçülmeli

Aleviliğin geleceği yalnızca kimin karşısında durduğuyla değil, neyi savunduğu ve neyi inşa ettiğiyle değerlendirilmelidir.

İktidarın karşısında olmak tek başına siyaset değildir.

Bir iktidarın yanında olmak da tek başına hakikat değildir.

Asıl mesele;

insanın yanında olmak,
adaletin yanında olmak,
özgürlüğün yanında olmak,
barışın yanında olmak,
laikliğin yanında olmak,
emeğin yanında olmak,
bilginin yanında olmak,
doğanın yanında olmak

ve bütün bunları kendi dışımızdakilere düşmanlık üretmeden yapabilmektir.

Belki de Aleviliğin çağımızdaki en büyük sınavı budur.

Geçmişin acılarını unutmadan, geçmişin düşmanlıklarını geleceğe taşımamak…

Cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenirken eksiklerini eleştirebilmek…

İktidarın yanlışlarına itiraz ederken kendi yanlışlarımızı da görebilmek…

Kendi inancımızı yaşarken başkasının inancına yaşam alanı bırakabilmek…

Kendi kimliğimizi korurken insanlığı kimliğimizden daha büyük görebilmek…

Rıza yolunda yürümek.

Rıza Medeniyeti

Rıza Medeniyeti, insanların birbirine “Benim gibi ol” dediği bir toplum değildir.

“Benim inancım doğru, seninki yanlış.”

“Benim kimliğim üstün, seninki geri.”

“Benim siyasi görüşüm doğru, seninki düşman.”

diyen bir toplum Rıza toplumuna dönüşemez.

Rıza şunu söyleyebilmektir:

Farklı olabilirsin.
Bana katılmayabilirsin.
Beni eleştirebilirsin.
İnancın benimkinden farklı olabilir.
Siyasi görüşümüz farklı olabilir.
Ama yine de eşit yurttaşlar olarak birlikte yaşayabiliriz.

Çünkü birlikte yaşamanın şartı aynılaşmak değildir.

Birbirinin varlığına rıza göstermektir.

Bir cemevinde farklı düşüncelerden insanlar aynı sofrada oturabiliyorsa;

bir genç soru sorduğunda susturulmuyorsa;

bir Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalmıyorsa;

bir Sünni kendisini yabancı hissetmiyorsa;

emeğin hakkı gözetiliyorsa;

kadın eşit söz sahibiyse;

çocuk nitelikli eğitime ulaşabiliyorsa;

anlaşmazlık intikamla değil onarımla çözülüyorsa;

orada Rıza vardır.

Rıza, insanın insanlığını pratiğe dönüştürmesidir.

Yolun Sonunda

Belki toplumun bugün ihtiyacı yeni kamplaşmalar değil, insanı büyüten bir siyaset ve yaşam kültürüdür.

Demokratik…

Sosyal…

Laik…

Özgürlükçü…

Eşitlikçi…

Barışçı…

Bir yaşam.

Ve bu değişimi yalnızca bir iktidardan beklemek de yeterli değildir.

Cemevleri, okullar, sendikalar, dernekler, mahalleler, yerel meclisler ve sivil toplum alanları yeni yaşamın küçük ama gerçek laboratuvarları olabilir.

Çünkü toplum değişmeden yalnızca iktidarların değişmesi, insanlığın bütün sorunlarını çözmez.

Bizim yolumuz artık yalnızca geçmişi hatırlamak değil, geleceği inşa etmektir.

Ne geçmişin kavgasına teslim olmak…

Ne bugünün dar siyasal hesaplarına sıkışmak…

Ne de geleceği başkalarının belirlemesini beklemek…

Kendi yolumuzu, kendi değerlerimizle yeniden kurmak.

Çünkü gerçek Orta Yol, iki tarafın ortasında durmak değildir.

İnsanı karşı karşıya getiren bütün dar çerçeveleri aşarak Ahenk içinde ortak bir yaşam kurmaktır.

Ve gerçek barış belki de şu cümlede başlar:

Ben seninle aynı olmak zorunda değilim.
Ama seninle birlikte yaşayabilirim.

İşte Rıza burada başlar.

Kimlikler duvar olmaktan çıkar.

İnançlar savaş nedeni olmaktan çıkar.

Siyaset düşmanlık üretmekten çıkar.

Farklılıklar tehdit olmaktan çıkar.

İnsan, yeniden insanla buluşur.

Rıza böylece bir kavram olmaktan çıkar;

yaşanan bir hakikate dönüşür.

Belki Aleviliğin gelecek yüzyıla bırakabileceği en değerli miras da budur:

İnsanı merkeze alan, demokratik, sosyal, laik, özgürlükçü, eşitlikçi ve barışçı bir yaşam kültürü.

Çoklukta birlik.
Farklılıkta zenginlik.
Adalette eşitlik.
Özgürlükte onur.
Rızada huzur.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir