Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Bir Dönem Önceki Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Altan Tan’ın Alevilik, “Ali’siz Alevilik” ve Alevi kurumlarına ilişkin açıklamalarına yanıt verdi. Alevilerin kendi inançlarını tanımlama hakkına vurgu yapan Kamilağaoğlu, tarihsel olarak Kızılbaşlara ve Alevilere yönelik baskıları hatırlatarak, “Hiç kimse —sen de dahil— eline mühür alıp insanlara ‘Sen Alevisin’, ‘Sen Alevi değilsin’ diyerek kimlik dağıtamaz” dedi. Kamilağaoğlu, yazısını “Ben Ali’siz Aleviyim. Sana ne?” sözleriyle tamamladı.

AHA Haber Merkezi – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Bir Dönem Önceki Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Altan Tan’ın Alevilere yönelik sözlerinin ardından devam eden tartışmalara kaleme aldığı yazıyla katıldı.

Yaklaşık 25 yıldır Alevi hareketinin içerisinde yer aldığını belirten Kamilağaoğlu, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nin kuruluşunda görev aldığını ve 10 yıl başkanlığını yürüttüğünü, son 6 yıl ise AABK’de Eşit Başkan olarak görev yaptığını ifade etti. Mücadelesini bugün İsveç Alevi Federasyonu içerisinde sürdürdüğünü belirten Kamilağaoğlu, tartışmanın merkezine Alevilerin kendi inançlarını ve kimliklerini kendilerinin tanımlama hakkını koydu.

Kamilağaoğlu’nun yazısını olduğu gibi yayımlıyoruz:

Altan Tan’a

✍️ Nevin Kamilağaoğlu

Bir Alevinin Ali’yi nasıl yorumlayacağına, Tanrı’ya nasıl inanacağına, Aleviliği İslam’ın içinde mi, dışında mı, yoksa kendine özgü bir inanç yolu olarak mı göreceğine sen mi karar vereceksin?

Altan Tan, Alevileri hedef alan sözleri nedeniyle gelen tepkilerin ardından farklı programlara çıkarak sözlerinin arkasında olduğunu bir kez daha açıkladı.

Dün yine.

Ben de kendisine ve kamuoyuna, yalnızca düşünsel bir tartışmanın içinden değil, yaşanmış bir hayatın içinden seslenmek istiyorum.

Ben Alevi olduğum için yatılı okul yıllarımda mobbinge uğradım, şiddet gördüm.

Daha sonra politik nedenlerle ülkemden ayrılmak zorunda kaldım.

Yaklaşık 25 yıldır Alevi hareketinin içerisindeyim. Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’nin kuruluşunda yer aldım ve 10 yıl başkanlığını yaptım. Son 6 yıl Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nda Eşit Başkan olarak görev yaptım.

Bugün de İsveç Alevi Federasyonu içerisinde mücadelemi sürdürüyorum.

Yani Alevilik benim için uzaktan konuşulacak, başkalarının tanımlayacağı bir konu değil.

Hayatımın, mücadelemin ve kimliğimin bir parçasıdır.

Ben Ali’siz Aleviyim.

Sayın Altan Tan, Sana Ne?

Sayın Altan Tan,

Sana ne?

Katıldığın programlarda “Ali’siz”, “ateist”, “Marksist”, hatta “sözde Aleviler” diyerek kimin Alevi olup olmadığına karar vermeye kalkıyorsun.

Önce sana o basit soruyu yine soruyorum.

Sana ne?

Bir Alevinin Ali’yi nasıl yorumlayacağına, Tanrı’ya nasıl inanacağına, Aleviliği İslam’ın içinde mi, dışında mı, yoksa kendine özgü bir inanç yolu olarak mı göreceğine sen mi karar vereceksin?

Avrupa’daki Alevi kurumlarının önemli bir bölümü Aleviliği kendine özgü bir inanç ve yaşam yolu olarak tanımlıyor.

Sayın Altan Tan,

Sana üzüleceğin başka bir bilgi daha vereyim.

Alevilik, İsveç başta olmak üzere Danimarka’da, Almanya’da, Britanya’da, Hollanda’da, Avusturya’da, İsviçre’de ve birçok ülkede kendine özgü bir inanç olarak devletler tarafından kabul edildi.

Bunu bilgi olarak al.

Alevilerin bir kısmı kendilerini İslam içinde de görebilirler.

Bırakalım buna Aleviler kendileri karar versin.

Sana ne?

Asıl Mesele Bir İnancın Kendisini Tanımlama Hakkıdır

Çünkü asıl mesele Ali değil, değil mi?

Asıl mesele, bir inancın kendi kendisini tanımlama hakkıdır.

Senin düşünce dünyanda İslam ve ümmet merkezi bir yere sahip olabilir. Buna kimsenin itirazı yok.

İstediğin gibi inanabilirsin.

Ama senin kendi inancın üzerinden benim inancımı tarif etmeni kabul etmek zorunda değilim.

Hele tarih bize bunun sonuçlarını defalarca göstermişken…

  1. yüzyılda Kızılbaşlar hakkında fetvalar verildi.

Sonra Sarıgörez Nureddin Efendi’nin fetvaları,

Kemalpaşazâde’nin hükümleri geldi.

Ebüssuûd Efendi’nin fetvalarında Kızılbaşlar yalnızca “yanlış Müslümanlar” olarak görülmedi; onlara karşı savaşmanın meşru olduğu anlayışı da savunuldu.

Ardından yüzyıllara yayılan baskılar, katliamlar geldi.

1510’lar: Osmanlı-Safevî çatışması içinde Kızılbaş takibatı ve katliamları.

1826: Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından Bektaşi tekkelerinin kapatılması, mallarına el konulması, Bektaşi babalarının sürgün ve cezalandırılması geldi.

Sonra Cumhuriyet.

Yine dergâhlarımız kapatıldı.

1937–1938: Dersim.

1978: Maraş.

1980: Çorum.

1993: Sivas, Madımak.

1995: Gazi.

Elbette bunların her biri farklı tarihsel ve siyasal koşullarda meydana geldi.

Ama yüzyıllar boyunca tekrar eden bir zihniyet kalıbını da görmezden gelemeyiz:

Önce başkasının inancını sen tarif ediyorsun.

Sonra “gerçek inanç” ile “sapkın inanç” arasına sınır çekiyorsun.

Sonra da ötekinin yaşam hakkını tartışılmaya açıyorsun.

İtirazımız tam da burada.

“Senin Allah Tasavvurun Benim Hakk Tasavvurum Olmak Zorunda Değil”

Senin Allah tasavvurun benim Hakk tasavvurum olmak zorunda değil.

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın ana teolojik geleneklerinde yaratıcı Tanrı ile yaratılmış âlem arasında bir ayrım kurulur.

Yaratan vardır, yaratılan vardır.

Aleviliğin bütün kollarını tek bir cümleye sıkıştırmak elbette mümkün değildir.

Ancak Alevi-Bektaşi düşüncesinin güçlü damarlarından biri, Hakk’ın insandan, doğadan ve varlıktan bütünüyle kopuk düşünülemeyeceğidir.

Hakk insandadır.

İnsan, doğa ve varlık birbirinden koparılmış şeyler değildir.

Varlığın birliği vardır.

İnsan onun içindedir.

Doğa onun içindedir.

Ben onun içindeyim.

Sen de onun içindesin.

Ben buna Hakk diyorsam sana ne?

Sen başka türlü inanıyorsan bana ne?

“Bize Ali’nin Kim Olduğunu Öğretme”

Bize Ali’nin kim olduğunu öğretme.

Bizim Ali’miz sadece yaşamış tarihsel bir şahsiyete indirgenemez.

Bizim Ali’miz, aynı zamanda mazlumun yanında durmanın, adaletin, bilginin, cesaretin ve rızalığın dilidir.

Bu nedenle senin “Ali’siz Alevi” dediğin insan, belki senin tarif ettiğin Ali anlayışına inanmıyordur.

Fakat Hakk’a, insana, doğaya, eşitliğe ve rızalığa senden çok daha inanıyordur.

İnancın nüfus memurluğu olmaz.

Hiç kimse —sen de dahil— eline mühür alıp insanlara:

“Sen Alevisin.”

“Sen Alevi değilsin.”

diyerek kimlik dağıtamaz.

Biz bu mühürlerden yeterince çektik.

“Bizim Aradığımız Yeni Bir Sultanlık Değil”

Senin tarih tahayyülünde Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî’nin kurduğu siyasal ittifak önemli olabilir.

O tarih sizin tarihiniz.

Bizim tarihimizde,

Şeyh Bedreddin’in,

Börklüce Mustafa’nın,

Torlak Kemal’in,

Pir Sultan’ın,

Nesimî’nin,

Hallâc-ı Mansur damarı vardır.

Biz, malın, makamın, tahtın ve iktidarın karşısına insanı,

itaatin karşısına vicdanı,

tekfirin karşısına rızalığı,

ayrılığın karşısına ortak yaşamı koyanlarız.

Bizim aradığımız yeni bir sultanlık değil,

Rızalık Şehri’dir.

Rızalık Şehri

Kimsenin kimseye kulluk etmediği, insanın insanı sömürmediği, kadının erkeğin mülkü olmadığı, doğanın yağmalanmadığı, kimsenin inancından, dilinden, kimliğinden dolayı aşağılanmadığı, malın, makamın ve iktidarın insanın değerini belirlemediği bir şehirdir Rızalık Şehri.

O şehrin kapısında kimseye:

“Müslüman mısın?”

“Ali’li misin?”

“Ali’siz misin?”

diye sorulmaz.

Tek bir soru sorulur:

Bir başka canın hakkından razı mısın?

Razıysan gel.

Çünkü bizim yolumuzun sonunda ümmet devleti değil, Rızalık Şehri vardır.

“Sen Benim Aleviliğimi Tarif Etme”

Sen, kendi inancını yaşa, sayın Altan Tan.

Ben de kendi yolumu süreyim.

Sen benim Aleviliğimi tarif etme.

Ben de senin Müslümanlığını tarif etmeyeyim.

İdris-i Bitlisî ve Yavuz senin,

Pir Sultan’ın sözü,

Bedreddin’in isyanı,

Börklüce’nin paylaşma düşü ve rızalık fikri benim olsun.

Ve son söz:

Ben Ali’siz Aleviyim.

Sana ne?

Aşk ile

Nevin Kamilağaoğlu

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir