Bir insanın yanında olmak, onun hayatına sahip olmak değildir. Onun yerine karar vermek, onu kendine benzetmek, kendi doğrularının içine sıkıştırmak hiç değildir. Gerçekten yanında olmak, onun kendi yolunu yürüyebilmesine alan açarken gerektiğinde omzunu ona yaslayabilmektir. İnsan bazen sevdiğini değiştirmek ister; onu kendi korkularına, kendi beklentilerine, kendi alışkanlıklarına göre biçimlendirmeye çalışır.

✍️ Türkan Doğan

Sevda üzerine konuşmak kolay değildir. Çünkü insan çoğu zaman sevdayı bir kalbin başka bir kalbe duyduğu yakınlık sanır. Oysa hayat biraz daha derine indiğinde, sevdanın yalnızca sevmek olmadığını görürüz. Sevda, bir insanın başka bir insanın hayatına dokunduğunda orada ne bıraktığıyla ilgilidir. Birlikte gülmek elbette güzeldir ama asıl mesele, hayat ağırlaştığında o gülüşün yerini sessizlik aldığında, herkes kendi yoluna çekildiğinde ve insan kendi içindeki karanlıkla baş başa kaldığında yanında kalabilmektir. Belki de sevdanın en sahici hali tam da burada başlar.

Çünkü bir insanın yanında olmak, onun hayatına sahip olmak değildir. Onun yerine karar vermek, onu kendine benzetmek, kendi doğrularının içine sıkıştırmak hiç değildir. Gerçekten yanında olmak, onun kendi yolunu yürüyebilmesine alan açarken gerektiğinde omzunu ona yaslayabilmektir. İnsan bazen sevdiğini değiştirmek ister; onu kendi korkularına, kendi beklentilerine, kendi alışkanlıklarına göre biçimlendirmeye çalışır. Oysa sevda, insanı kendine benzetmekten önce onun kendisi olarak kalabilmesine izin verebildiğimiz yerde büyür.

Belki de bu yüzden sevda yalnızca bireysel bir duygu değildir; içinde yaşadığımız toplumun bütün izlerini taşır. Çünkü biz sevgiyi de içinde büyüdüğümüz dünyanın diliyle öğreniriz. Gücü olanın haklı sayıldığı, sahip olmanın sevmenin yerine geçirildiği, erkeğin kadının hayatı üzerinde söz sahibi olmasının normalleştirildiği, insanların birbirini tüketerek var olmaya çalıştığı bir düzende sevdayı başka türlü kurmak gerekir. Sevdayı bir iktidar biçimine dönüştürmeden sevebilmek, belki de insanın kendisiyle ve toplumla kurduğu en büyük hesaplaşmalardan biridir.
Bu yüzden sevda benim için biraz da devrimci bir meseledir. Çünkü devrim yalnızca meydanlarda, sokaklarda, büyük sözlerin arasında aranmaz. Bir insanın başka bir insanı ezmeden, küçültmeden, sahiplenmeden sevebilmesinde de vardır. Birinin özgürlüğünü kendi rahatından daha önemli görebilmekte, onun acısını küçümsememekte, düştüğünde “neden düştün?” diye hesap sormadan önce elini uzatabilmektedir. Dünyanın bize öğrettiği bencilliğe karşı birbirimizin yanında durabilmek, insan kalmanın en zor biçimlerinden biridir.

Sevda bazen hiçbir şeyi çözememektir ama yine de gitmemektir. Bir insanın acısını ortadan kaldıramadığını bilerek onun yanında oturabilmektir. Bazen söylenecek hiçbir söz kalmaz; insanın elinden yalnızca beklemek gelir. İşte o bekleyişin içinde bile bir sevda vardır. Çünkü bazı yaralar sözle kapanmaz. Bazı yalnızlıkların ilacı akıl vermek değildir. Bazen bir insanın ihtiyacı, yalnızca bir başka insanın “Buradayım” demesidir.

Ama “buradayım” demek de kolay değildir. Çünkü gerçekten yanında olmak, yalnızca güzel günlerin tanığı olmak değildir. Onun öfkesine, korkusuna, kırgınlığına, suskunluğuna da tanıklık etmektir. Onu yalnızca güçlü olduğu zaman değil, dağıldığı zaman da insan olarak görebilmektir. İnsan dediğimiz varlık zaten biraz da budur; hep güçlü, hep doğru, hep ayakta değildir. Bazen kırılır, bazen yanılır, bazen yolunu kaybeder. Sevda, bütün bunlara rağmen karşındaki insanı hâlâ insan olarak görebilme yeteneğidir.
Ve belki de en önemlisi, sevda insanı kendinden çıkarır. Kendi küçük dünyamızın duvarlarını aşarak başka insanların hayatlarına bakmayı öğretir. Bir annenin çocuğu için taşıdığı kaygıda, bir işçinin eve götürmek zorunda olduğu ekmeğin hesabında, bir tutsağın ailesinin kapıda bekleyişinde, haksızlığa uğrayan bir insanın yalnızlığında kendimize ait bir şey bulmaya başladığımızda sevda yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olmaktan çıkar. Toplumsal bir bağa dönüşür. Birbirimizin hayatına dokunduğumuz, birbirimizin yükünü hafiflettiğimiz, birbirimizi yalnız bırakmadığımız bir dayanışma biçimine dönüşür.
Belki de insanın dünyaya bırakabileceği en güzel iz budur: Birilerinin hayatında, zor zamanlarında hatırlayacağı bir insan olabilmek. “O gün herkes gitmişti ama o kalmıştı” dedirtebilmek. “Kimse beni anlamıyordu ama o anlamaya çalışmıştı” duygusunu bir başkasının hayatına bırakabilmek. Çünkü insanın ardından kalan yalnızca söyledikleri değildir; başkalarının hayatında nasıl bir yer tuttuğudur.
Ben sevdayı biraz da böyle düşünüyorum. Bir insanın elini tuttuğunda onu kendine çekmek değil, düşmemesi için elini uzatmak; onun hayatını yönetmek değil, kendi yolunu yürürken yanında yürümek; onun özgürlüğünü kendi sevgisinin bedeli haline getirmemek… Çünkü sevgi, bir insanın üzerine kapanmak değil, onun nefes alabileceği kadar geniş bir alan açabilmektir.
Ve belki gerçek sevda tam burada başlar: İnsan, sevdiğinin hayatında bir sahip değil, bir yoldaş olmayı seçtiğinde. Çünkü yoldaşlık, insanın birbirine yük olması değil, dünyanın bütün ağırlığına rağmen yan yana yürüyebilmesidir. Bazen aynı yere varmak için değil, yolun kendisini birlikte göğüslemek için yürümektir.
Sevda, sonunda bir insanı diğerinden ayıran değil, insanı insana yaklaştıran şeydir. Bizi kendimize kapatan değil, başkasının acısına açan; bizi güçsüzleştiren değil, birbirimize omuz verdiğimizde çoğaltan bir duygudur. Belki de bu yüzden sevda yalnızca “seni seviyorum” demek değildir. Bazen çok daha ağır, çok daha gerçek bir cümledir: “Hayatın nereye savrulursa savrulsun, ben seni kendi hayatımın içine hapsetmeden, kendi yolundan koparmadan, yanında yürümeyi sürdüreceğim.”
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sevmek için değil, birlikte insan kalmayı öğrenmek için girer.



WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir