Özkan Ataç

atachozkan123@gmail.com

Barış bir kişinin iyi niyetiyle başlayabilir; fakat toplumun ortak iradesi olmadan tamamlanamaz.

✍️Özkan Ataç

İnsandan Dünyaya Barışın Kolektif Yolu

Barıştan söz ederken çoğu zaman savaşı bitirmeyi düşünüyoruz. Oysa silahların susması, barışın başladığı anlamına gelmez.

Barış; insanın onuruyla, hakkıyla, özgürlüğüyle ve güven içinde yaşayabildiği ortak hayatı kurabilmektir.

Bu nedenle önce şiddetin ne olduğunu anlamak gerekir.

Şiddet yalnızca fiziksel güç kullanmak değildir. Hakaret, dışlama, ayrımcılık, baskı, korkutma, yok sayma, eşitsizlik ve başkasının iradesini zorla belirleme de şiddetin farklı biçimleridir.

Şiddet büyüdükçe çatışma derinleşir; çatışma derinleştikçe insanlar birbirini insan olarak görmekten uzaklaşır. Korku güvensizliği, güvensizlik düşmanlığı, düşmanlık ise yeni şiddeti üretir.

Barış bu döngüyü tersine çevirmektir:

Şiddet → Çatışma → Diyalog → Barış → Rızalık → Ortak Yaşam → Ortak Gelecek

Barış bireysel değil, kolektiftir

Barış bir insanın içinde başlayabilir; fakat tek başına kurulamaz.

Çünkü üçüncü kişi ortaya çıktığında soru değişir:

Ben → Sen → Biz

“Ben nasıl yaşayacağım?” sorusu, “Sen nasıl yaşayacaksın?” sorusuna; oradan da “Biz nasıl yaşayacağız?” sorusuna dönüşür.

Barışın gerçek sınavı burada başlar.

İnsandaki barış ilişkiye, ilişkideki barış topluma taşınır:

İnsan → Ev → Mahalle → Şehir → Bölge → Ülke → Dünya

Bu nedenle barış yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal bir örgütlenme ve ortak karar verme kültürüdür.

Barışın temeli: Rızalık

Anadolu irfanında rızalık, yalnızca “razı olmak” ya da susmak değildir.

Korkudan susmak rıza değildir.

Baskıya boyun eğmek rıza değildir.

Haksızlığa mecburen katlanmak rıza değildir.

Rızalık; eşitlerin birbirinin hakkını tanıması, birbirini dinlemesi ve ortak yaşamı birlikte kurmasıdır.

Bu nedenle barışın karşıtı yalnızca savaş değil, rızasız bir ortak yaşamdır.

Gerçek barış, insanların birbirine rağmen değil, birbirleriyle birlikte yaşayabilmesidir.

Barışın yolu: Ben, Sen, Biz

İnsan önce kendi korkusunu, öfkesini, çıkarını ve sınırlarını fark eder. Bu “Ben”dir.

Sonra karşısındaki insanın da onuru, hakkı, özgürlüğü ve korkuları olduğunu görür. Bu “Sen”dir.

Burada dönüşüm başlar.

“Sen de varsın” diyebilmek, kendinden vazgeçmek değildir. Farklılık içinde birlikte yaşamanın koşuludur.

Sonra “Biz” doğar:

Ben hakkımı korurken senin hakkını da tanıyabiliyor muyum?

Farklı olduğumuz halde ortak bir hayat kurabiliyor muyuz?

Barışın özü budur:

Farklıyız ama düşman değiliz.
Aynı olmak zorunda değiliz.
Birlikte yaşayabiliriz.

Barış yalnızca bilinç değil, iradedir

Barışı istemek yetmez.

Bilinç bize sorunu gösterir; irade çözüm için harekete geçirir. Fakat toplumsal dönüşüm için bunların yanında örgütlü ve sorumlu eylem gerekir.

Bilinç + İrade + Örgütlü Eylem = Barışın İnşası

Bu nedenle barış kadroları yalnızca barış isteyenlerden değil, barışı yaşam biçimine ve toplumsal pratiğe dönüştürebilecek insanlardan oluşmalıdır.

Şiddeti reddetmeli, adaleti pazarlık konusu yapmamalı, karşı tarafı şeytanlaştırmamalı; eşit yurttaşlığı savunmalı, müzakere edebilmeli ve kendi tarafının yanlışlarını da görebilmelidir.

Kadınların, gençlerin ve farklı toplumsal kesimlerin katılımını sağlamalı; şeffaf, hesap verebilir ve ortak akla dayalı çalışmalıdır.

Kişisel ya da grup çıkarını ortak geleceğin önüne koymamalıdır.

Burada önemli bir soru da şudur:

Silahın, ölümün veya çatışmanın ekonomik ya da siyasi çıkar alanına dönüştüğü bir zihniyet, kalıcı bir barış düzenini ne ölçüde kurabilir?

Barış; kin, nefret, güç tutkusu ve sınırsız çıkarın diliyle değil; hayatın her alanında sevgiyi, rızalığı, adaleti, merhameti ve ortak kararı çoğaltan insanların pratiğiyle güçlenebilir.

Bu romantik bir iyimserlik değil, ahlaki ve toplumsal bir sorumluluktur.

İyiliği yalnızca bir niyet olmaktan çıkarıp kurumlara, kararlara ve gündelik hayata taşımaktır.

Barış kadrosu;

insanı araç değil amaç gören,
gücü paylaşabilen,
farklı olana tahammül edebilen,
adaletten vazgeçmeyen,
ortak karar alabilen,
sözünün sorumluluğunu taşıyan
ve barışı kendi yaşamında da uygulayan kadrodur.

Barış kadrosunun temel nitelikleri

Ahlak: İnsanı araç değil amaç görmek.

Akıl: Sorunları öfkeyle değil, nedenleri ve sonuçlarıyla değerlendirmek.

Cesaret: Kendi çevresinin baskısına rağmen barışın gerektirdiği adımı atabilmek.

Sabır: Güvenin bir gecede kurulamayacağını bilmek.

Merhamet: Acıyı yalnızca kendi tarafından yaşandığında değil, karşı tarafta da görebilmek.

Adalet: Barış uğruna hakikatten ve eşitlikten vazgeçmemek.

Ortak akıl: Kararları tek kişinin iradesine değil, katılıma ve rızalığa dayandırmak.

Çatışmalar kısa sürede büyüyebilir; güvenin yeniden kurulması ise zaman alır. Bu nedenle barış bir imza anı değil, uzun soluklu bir toplumsal inşa sürecidir.

Şiddetin dili de terk edilmelidir

Barış yalnızca silahların susmasıyla kurulmaz. Şiddetin dili de hayatın her alanından arındırılmalıdır.

Evde, okulda, siyasette, sokakta, sosyal medyada ve medyada kullanılan dil, toplumsal iklimi doğrudan etkiler.

Hakaret, aşağılama, tehdit, düşmanlaştırma, nefret söylemi ve karalama üzerinden kurulan iletişim, fiziksel şiddet kadar görünür olmasa da çatışmayı besleyebilir.

Bu nedenle özellikle televizyon programları, siyasi tartışmalar, haber ve sosyal içerikli yayınlar kullandıkları dile karşı daha büyük bir sorumluluk taşımalıdır.

Medyanın görevi ayrışmayı büyütmek değil; doğru bilgi, çoğulculuk, eleştirel düşünce ve sağlıklı tartışma kültürünü güçlendirmek olmalıdır.

Karalama ve kara propaganda dili yerine bilgiye, kanıta ve farklı görüşlerin insanlık onurunu zedelemeden birbirini dinleyebilmesine dayanan bir iletişim kültürü geliştirilmelidir.

Din, dil, kültür, etnik köken, mezhep, inanç, yaşam biçimi veya başka bir aidiyet üzerinden insanları birbirine karşı konumlandıran ayrıştırıcı söylemler yerine eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam dili güçlendirilmelidir.

Çünkü sürekli “biz” ve “onlar” diye ayrıştıran bir dil, zamanla karşısındakini insan olarak görme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle barış kültürü yalnızca müzakere masalarında değil, kullandığımız her kelimede yeniden kurulmalıdır.

Şiddetsiz iletişim → Çoğulculuk → Eşitlik → Diyalog → Güven → Rızalık → Ortak Yaşam

Barışın dili de barışın kendisi kadar önemlidir.

Barış nasıl kurulur?

Önce ortak zemin belirlenir:

İnsan hayatı, insan onuru, eşitlik, özgürlük ve şiddetsizlik.

Sonra herkesin konuşabileceği ortak masalar kurulur.

Güven artırıcı adımlar atılır.

Hak ve özgürlüklerin hukuki güvenceleri güçlendirilir.

Kadınların, gençlerin, yerel toplulukların ve sivil toplumun katılımı sağlanır.

Geçmişin acıları inkâr edilmez; ancak toplum intikam döngüsüne teslim edilmez.

Adalet, hakikat ve onarım birlikte ele alınır.

Ekonomik eşitsizlikler ve dışlanma alanları azaltılır.

Süreç şeffaf, ölçülebilir ve denetlenebilir hale getirilir.

Yani:

Söylem → Karar → Kurum → Uygulama → Denetim → Sonuç

Barış ancak bu zincir kurulduğunda kalıcı bir toplumsal zemine kavuşabilir.

İnsan hakları: Barışın ortak dili

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi; insan onuru, eşitlik, özgürlük, güvenlik, düşünce ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme ve yönetime katılma gibi temel hakları ortak yaşamın zemini olarak ortaya koyar.

Bu nedenle barış yalnızca siyasi bir anlaşma değildir; insan haklarının gündelik hayatta karşılık bulmasıdır.

Yaşam hakkı korunmuyorsa barış eksiktir.

Eşit yurttaşlık yoksa barış eksiktir.

İfade özgürlüğü yoksa barış kırılgandır.

Adalet yoksa barış kalıcı değildir.

Ağır eşitsizlikler sürekli yeniden üretiliyorsa barışın toplumsal zemini zayıflar.

Anadolu irfanının katkısı

Anadolu’nun farklı irfan damarlarında ortak bir anlayış öne çıkar:

İnsanı incitmemek, adaleti gözetmek, mazlumun yanında olmak, farklılığı düşmanlık sebebi yapmamak ve insanı olgunlaştırmak.

Hakikat yalnızca sözle savunulmaz; insanın davranışında görünür hale gelir.

Hakikati fark etmek bilinçtir.
Bilinç sorumluluktur.
Sorumluluk eylemdir.

Bu nedenle Anadolu irfanının çağdaş bir barış okuması şöyle özetlenebilir:

Hakikat → Bilinç → Eylem

İnsan-ı kâmil yalnızca kendisiyle barışık insan değildir. Başkasının hakkını kendi varlığından ayrı görmeyen, gücünü başkasını ezmek için değil ortak iyiyi büyütmek için kullanan insandır.

Dünyanın ortak bilgeliği

Bu düşünce yalnızca Anadolu’ya ait değildir.

Konfüçyüs karşılıklılık ve toplumsal sorumluluğu; Buda merhameti ve nefret döngüsünden çıkmayı; Gandhi şiddetsiz direnişi; Mandela ise çatışma sonrasında ortak bir gelecek kurmanın yollarını farklı tarihsel koşullarda ele almıştır.

Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin temsil ettiği ahlaki geleneklerde de adalet, merhamet, insan onuru ve toplumsal sorumluluk önemli bir yer tutar.

Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü de barışı ülke sınırlarının ötesinde düşünmenin Cumhuriyet tarihindeki güçlü ifadelerinden biridir.

Bu gelenekler birbirinin aynısı değildir.

Fakat farklı kaynaklardan yükselen ortak soru şudur:

Farklılıklarımızı yok etmeden birlikte yaşayabilir miyiz?

Neden barış?

Çünkü insan hayatı hiçbir siyasi, ekonomik, ideolojik veya kimlik çıkarından daha değersiz değildir.

Çünkü şiddet çoğu zaman kendi karşılığını üretir.

Çünkü adaletsizlik üzerine kurulan sessizlik kalıcı barış değildir.

Çünkü eşit yurttaşlık olmadan ortak gelecek kurulamaz.

Çünkü çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras korku değil güven, düşmanlık değil birlikte yaşama kültürüdür.

Ve çünkü insanlık birbirini yenmek zorunda değildir.

Birlikte yaşayabilmenin yollarını bulmak zorundadır.

Son söz

Barış bir kişinin iyi niyetiyle başlayabilir; fakat toplumun ortak iradesi olmadan tamamlanamaz.

Bir söz olabilir; kurumlara dönüşmediğinde kalıcılaşamaz.

Bir anlaşma olabilir; adaletle desteklenmediğinde sürdürülemez.

Bir hayal olabilir; bilinç, irade ve örgütlü eylemle gerçeğe dönüşebilir.

Bu nedenle barışın yolu yalnızca savaşın karşısında durmak değildir.

Şiddetten diyaloğa,
çatışmadan rızalığa,
ayrışmadan ortak yaşama,
korkudan güvene,
düşmanlıktan ortak geleceğe yürümektir.

Barış insanda filizlenir.

İlişkide sınanır.

Toplumda kurulur.

Adaletle kökleşir.

Rızalıkla yaşanır.

Dayanışmayla dünyaya yayılır.

İnsanda barış.
Evde barış.
Mahallede barış.
Şehirde barış.
Bölgede barış.
Ülkede barış.
Dünyada barış.

Çoklukta birlik, farklılıkta zenginlik, rızada huzur.

Özkan Ataç : yol talibi

Kaynaklar

* Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
* Joel Kovel, Tarih ve Tin: Özgürleşme Felsefesi Üzerine Bir İnceleme
* Hacı Bektaş Veli, Makâlât
* Yunus Emre, Divan
* Mevlânâ, Mesnevî
* Mahatma Gandhi, Hind Swaraj ve şiddetsizlik üzerine yazıları
* Nelson Mandela, Long Walk to Freedom
* Konfüçyüs, Konuşmalar (Analects)
* Atatürk’ün söylev ve demeçleri


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir