Anmalardan Tanıklıklara, Maraş Meydanlarından Devlet Arşivlerine Uzanan Hakikat ve Yüzleşme Arayışımız

1978 Maraş Katliamı’nın üzerinden geçen yıllara rağmen hakikat, adalet ve yüzleşme arayışı sürüyor. İngiltere’den Maraş meydanlarına, katliam tanıklarının anlatımlarından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve devlet arşivlerine uzanan mücadeleyi kaleme alan İsrafil Erbil, yıllara yayılan çalışmaların bilinmeyen yönlerini, karşılaşılan engelleri ve ortak hafızayı yaşatma çabalarını anlatıyor. Erbil’in özellikle 165 klasör ve 46.577 sayfalık Maraş dava dosyasına ulaşmak için yürüttükleri girişime ilişkin aktardıkları, yazının dikkat çekici bölümleri arasında yer alıyor.

AHA Haber Merkezi – Maraş Katliamı’nın unutulmaması, katledilenlerin anısının yaşatılması ve katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması için yıllardır sürdürülen mücadele, İsrafil Erbil’in kaleme aldığı kapsamlı yazıyla yeniden gündeme taşınıyor.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi bünyesinde 2008 yılında başlayan anma çalışmalarından 2010 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen buluşmaya, katliam tanıklarıyla yapılan röportajlardan devlet arşivlerindeki dava dosyalarına ulaşma girişimlerine kadar uzanan süreci kendi tanıklıklarıyla aktaran Erbil, yaşadıkları güçlükleri ve Alevi kurumlarının ortak mücadelesini ele alıyor.

Erbil, özellikle devletin sorumluluğuna ilişkin iddiaların bağımsız biçimde araştırılması ve Maraş Katliamı’na ait arşivlerin açılması gerektiğini vurguluyor. Yazısında, bu mücadelenin tek bir kişinin ya da kurumun değil, katliam mağdurlarının, tanıkların, Alevi kurumlarının ve dayanışma içinde hareket eden çok sayıda insanın ortak emeği olduğunu ifade ediyor.

İsrafil Erbil’in “Maraş’ın Hakikati İçin Verdiğimiz Mücadele” başlıklı yazısını, hiçbir değişiklik yapmadan okuyucularımızla paylaşıyoruz.

MARAŞ’IN HAKİKATİ İÇİN VERDİĞİMİZ MÜCADELE

Anmalardan Tanıklıklara, Maraş Meydanlarından Devlet Arşivlerine Uzanan Hakikat ve Yüzleşme Arayışımız

İsrafil Erbil

Maraş Katliamı bizim için yalnızca 1978 yılında yaşanmış ve tarihin sayfalarında bırakılabilecek bir olay değildir.

Maraş bizim doğduğumuz toprakların acısıdır. Onlarca canlarımızın, çocukların, kadınların, yaşlıların ve savunmasız insanların katledildiği; Alevi toplumunun hafızasında kapanmayan derin yaralar bırakan bir tarihtir.

Yıllardır yoldaşlarımızla birlikte savunduğumuz düşünce açıktır:

Biz Maraş Katliamı’nın kendiliğinden gelişen sıradan bir toplumsal çatışma olmadığına; arkasında karanlık, gizli ve derin yapıların bulunduğuna ve devlet içerisindeki bazı güçlerin bu süreçte sorumluluk taşıdığına inanıyoruz.

Devletin sorumluluğunu yalnızca yurttaşlarının yaşamını koruyamamış olmasıyla da sınırlı görmüyoruz.

Katliamın öncesinin, hazırlanışının, gerçekleşme biçiminin ve sonrasında yaşananların bütün yönleriyle araştırılması; devlet kurumlarının ve görevlilerinin rolüne ilişkin iddiaların açıklığa kavuşturulması gerektiğini savunuyoruz.

Bu nedenle yıllardır aynı şeyi söylüyoruz:

Devlet Maraş’la yüzleşmelidir.

Bu düşüncelerimizi Maraş meydanlarında, anmalarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Maraş Erenler Cemevi temel atma töreninde ve mahkeme salonlarında dile getirdik.

Çünkü bizim mücadelemiz geçmiş üzerinden yeni düşmanlıklar yaratmak için değil; hakikati ortaya çıkarmak, adaleti aramak, katledilen canlarımızın hatırasını yaşatmak ve gelecek kuşakların benzer acıları tekrar yaşamamasını sağlamak içindir.

2008 yılında İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (IAKM & Cemevi) Denetleme Kurulu’nda görev aldım.

O yıl Maraş Katliamı’nın 30. yılıydı. Maraş’ın ve katledilen canlarımızın kendi kurumumuzda daha güçlü bir şekilde anılması gerektiğine inanıyordum.

Bu düşünceyle IAKM & Cemevi Yönetim Kurulu’na, Maraş Katliamı’nın 30. yıl anmasını Cemevimizde gerçekleştirmeyi ve anma kapsamında Maraş’ı anlatan bir belgesel göstermeyi teklif ettim.

Yönetim Kurulu kendi içerisinde yaptığı değerlendirmeden sonra, önce salonun böyle bir etkinlik için uygun olmadığını, ayrıca salonda belgesel gösterebilecek uygun televizyon veya projeksiyon cihazının bulunmadığını ifade etti.

Bunun üzerine gerekli hazırlıkları üstlenebileceğimi; salona üç adet büyük boy televizyon alabileceğimi ve belgeselin gösterilebilmesi için gereken düzenlemeleri yapabileceğimi söyledim.

Aynı günlerde, Cemevinden bağımsız olarak faaliyet gösteren İngiltere Alevi Akademisi çevresindeki arkadaşlarımızın da Maraş Katliamı’nın 30. yıl anması için hazırlık yaptıklarını öğrendik. Onlar da anma programı için çalışmalar yürütüyor ve konuşmacı olarak Rıza Aydın’ı Londra’ya davet ediyorlardı.

Böylece Maraş’ın 30. yılında aynı acının ve aynı tarihsel sorumluluğun etrafında bir araya gelme arayışı vardı.

Aralık 2008’de Maraş Katliamı’nın 30. yıl anmasını IAKM & Cemevi’nde gerçekleştirdik.

Bu anma bizim açımızdan önemli bir başlangıç oldu.

Maraş’ın yalnızca yıldönümlerinde hatırlanan bir acı olarak kalmaması; katliamın tanıklarının dinlenmesi, yaşadıklarının kayıt altına alınması, genç kuşaklara aktarılması ve katledilen canlarımızın hafızasının yaşatılması gerektiğine olan inancımız daha da güçlendi.

2009 yılının Ekim ayından itibaren, IAKM & Cemevi yönetiminde benimle birlikte görev yapan bütün arkadaşlarımızla bu çalışmayı daha ileriye taşımaya başladık.

Maraş Katliamı’nı yaşamış, daha sonra Maraş’tan İngiltere’ye göç etmiş katliam tanıkları ve mağdur canlarımızla röportajlar yaptık.

Onların yaşadıklarını, gördüklerini, kaybettikleri yakınlarını ve hafızalarında taşıdıkları Maraş’ı kendi sözleriyle anlatmalarını istedik.

Bu röportajları kayıt altına alarak Yol TV’ye gönderdik.

Amacımız Maraş Katliamı’nın yalnızca bizim anlatımımızla değil, o günleri bizzat yaşamış canlarımızın kendi tanıklıklarıyla kamuoyuna ulaşmasını sağlamaktı.

Aynı dönemde Pir Sultan Londra isimli dergimizi çıkarmaya başladık.

Dergimizde Maraş Katliamı’na özel bir önem verdik. Katliam tanıklarının anlatımlarını, yaşadıklarını ve hafızalarında kalanları yayımlayarak bu tanıklıkların yazılı olarak da kayıt altına alınmasını sağlamaya çalıştık.

Tanıkların sesi kaybolmasın, yaşananlar unutulmasın ve Maraş’ın hafızası gelecek kuşaklara aktarılsın istiyorduk.

Çünkü zaman geçiyordu. Katliamı bizzat yaşamış insanların tanıklıklarının kayıt altına alınmasının tarihsel bir sorumluluk olduğuna inanıyorduk.

Bu çalışmalar ilerledikçe önümüzde daha büyük bir hedef oluştu:

Maraş Katliamı’nı yalnızca Londra’da anmak ve tanıkların anlatımlarını kayıt altına almak yeterli değildi.

Katledilen canlarımızı, katliamın yaşandığı topraklarda da anmak istiyorduk.

Bu düşünceyle 2010 yılında İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi olarak harekete geçtik.

Ancak bu girişimin yalnızca İngiltere’den yürütülmesi, Türkiye’deki resmî ve yasal süreçler açısından uygun değildi. Aynı zamanda böylesine tarihsel ve toplumsal öneme sahip bir mücadelenin Türkiye’deki Alevi kurumlarıyla birlikte yürütülmesinin daha doğru ve etik olacağına inanıyorduk.

Alevi Bektaşi Federasyonu daha önce Adana ve Narlı’da Maraş anmaları gerçekleştirmişti.

2010 yılında Alevi Bektaşi Federasyonu Maraş’ta anma yapılabilmesi için resmî başvuruda bulundu.

Böylece İngiltere’den başlattığımız girişim, Türkiye’deki Alevi kurumlarının katılımıyla ortak ve kurumsal bir mücadeleye dönüştü.

İlk anma öncesinde çeşitli engeller, kaygılar ve güvenlik tartışmaları yaşandı.

Ancak biz kararlıydık.

O dönemde yaptığımız videolu açıklamalarda bu kararlılığımızı açıkça ifade ettik:

“Her şekilde Maraş’ta olacağız.”

Bu sözü anmadan sonra değil, Maraş’a gitmeden önce söyledik.

Çünkü bizim için mesele yalnızca bir meydana gidip konuşma yapmak değildi. Mesele, 1978 yılında katledilen canlarımızın kendi topraklarında unutulmadığını göstermekti.

Ve sonunda 19 Aralık 2010 tarihinde, katliamdan 32 yıl sonra, Alevi kurumlarımız, yoldaşlarımız, katliam tanıkları, mağdur aileler ve canlarımızla birlikte Maraş’ta buluştuk.

Bu ilk anmanın gerçekleşmesinde Alevi Bektaşi Federasyonu’nun, Türkiye ve Avrupadaki Alevi kurumlarının üstlendiği sorumluluk, yardım ve dayanışma sürecin önemli bir parçası oldu.

Canlarımızı katledildikleri topraklarda andık. Anma programı devam ederken gözü dönmüş faşist bir gurup anma programına saldırıya geçti. Bunun üzerine emniyet güçleri saldırgan grubu uzaklaştırmak yerine anmaya katılan bizlerin alandan ayrılmamız gerektiğini, bizim can güvenliğimizi korumayacaklarını söylediler.

Sonraki yıllarda da çeşitli yasaklar ve engellemelerle karşılaşsak da Maraş katliamında katledilen canlarımızı Maraş’ta anmaktan vazgeçmedik.

Maraş anmalarında yaptığım iki ayrı konuşma nedeniyle hakkımda yargılama süreci başlatıldı. Hakkımda yakalama kararı çıkarıldı. Türkiye’ye yaptığım ziyaretlerde defalarca gözaltına alındım.

Sonunda Maraş’ta mahkeme karşısına çıktım.

Mahkeme salonunda Maraş Katliamı’nı anlattım. Katliamın öncesini, yaşananları, Alevilerin maruz kaldığı saldırıları ve yıllardır cevaplanmasını istediğimiz soruları dile getirdim.

Devletin Maraş’la yüzleşmesi gerektiğini söyledim.

Benim açımdan sanık sandalyesinde Maraş Katliamı hakkında konuşan insanların değil, bu katliamın bütün yönleriyle neden aydınlatılmadığının sorgulanması gerekiyordu.

Devlet Maraş Katliamı’nın hesabını vermeli ve bu kara tarihle yüzleşmelidir.

Ancak yoldaşlarımızla birlikte Maraş’a gidip canlarımızı anmak bize yetmiyordu.

Bir başka sorunun da cevabını arıyorduk:

Maraş Katliamı’nın devletin elindeki dava ve arşiv dosyalarında neler vardı?

Çünkü biz Maraş’ın yalnızca tanıkların anlatımlarıyla değil, devletin kendi kayıtlarıyla da araştırılmasını istiyorduk.

Katliamın arkasında hangi güçlerin bulunduğu, devlet kurumlarının ne bildiği, güvenlik güçlerinin ne yaptığı veya yapmadığı ve dava sürecinde hangi bilgilerin ortaya çıktığı açıklığa kavuşmalıydı.

Bu düşünce bizi devlet arşivlerindeki Maraş dava dosyalarının peşine düşürdü.

Bu amaçla dönemin CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile görüştük.

13 Ağustos 2013 tarihinde Hüseyin Aygün adına Genelkurmay Başkanlığına resmî başvuru yapıldı.

Talep edilen dosya, Adana Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesinin 1980/92 Esas, 1980/520 Karar sayılı “K. Maraş Olayları” dava dosyasıydı.

29 Ağustos 2013 tarihli resmî cevapta dosyanın 165 klasör ve 46.577 sayfadan oluştuğu; ayrıca 1.330 sayfalık gerekçeli kararın bulunduğu bildirildi.

Belgelerin çoğaltılması için 46.577 sayfalık dava dosyası için 39.395,68 TL, 1.330 sayfalık gerekçeli karar için ise 1.116,72 TL hesaplandı.

Toplam rakam 40.512,40 TL idi.

Daha sonraki işlemlere ilişkin belgelerde 19.500 TL tutarında ödeme yapıldığına ilişkin kayıt da bulunmaktadır.

Bu sürece ilişkin Hüseyin Aygün adına düzenlenmiş resmî yazışmaları bu anlatının sonunda ek belge olarak sunuyoruz.

Çünkü bu belgeler yalnızca bürokratik yazışmalar değil, Maraş’ın gerçeklerine ulaşmak için yıllarca sürdürdüğümüz mücadelenin tarihsel kayıtlarıdır.

Bu para İngiltere’deki canlarımızın dayanışmasıyla oluşturuldu. İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi üyelerimiz bu sürece sahip çıktı.

19 Aralık 2013 tarihinde meseleyi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdık.

Hüseyin Aygün ile birlikte yapılan basın açıklamasında Maraş Katliamı’nın dava dosyalarının açılması talebimizi kamuoyuyla paylaştık.

Katliamda yakınlarını kaybetmiş ve olaylardan etkilenmiş ailelerden insanlar da bizimle birlikteydi.

Biz TBMM’de çok açık bir talepte bulunduk:

Maraş’ın arşivleri açılmalıdır.

Çünkü katliamın arkasındaki karanlık yapıların ve devlet içerisindeki sorumluluk iddialarının gerçek anlamda araştırılabilmesinin yolu devletin kendi belgelerinden geçiyordu.

İlk resmî başvurumuz 13 Ağustos 2013 tarihinde yapılmıştı. Ancak dosyaları fiilen teslim almaya gideceğimiz tarih 19 Aralık 2016 oldu.

Yani ilk başvurudan itibaren yaklaşık üç yıl dört ay geçmişti.

Bu süre içerisinde yazışmalar yapıldı, prosedürler takip edildi, ödemeler gerçekleştirildi ve sabırla bekledik.

Sonunda artık dosyaların teslim alınacağına inanıyorduk.

Halil Karaçalı ile buluştuk. Halil Bey’de dosyaların teslim alınacağı yerin adresi ve irtibat bilgileri bulunuyordu.

Birlikte giderek dosyaları teslim alacaktık.

Önce normal bir taksi ayarladık.

Ancak telefonda görüştüğümüz yetkili, klasörlerin çok fazla olduğunu belirterek:

“Araç büyük olsun. Normal taksilere bu kadar klasör sığmaz.”

dedi.

Bunun üzerine daha büyük bir araç ayarladık.

Bu söylenen elimizdeki resmî bilgilerle de uyumluydu. Çünkü 165 klasörden söz ediliyordu.

Tam yola çıkmaya hazırlanırken aynı kişi Halil Bey’i tekrar aradı.

Bu defa söylenenler tamamen değişmişti.

Bize:

“Bunlar devlet sırrı. Size veremeyiz.”

denildi.

Dosyaların Savunma Bakanlığına devredildiği ve yaptığımız ödemenin geri iade edileceği söylendi.

Bu yaşadıklarımız bizim için çok önemli bir soruyu daha da büyüttü:

Maraş Katliamı’nın dava dosyalarında, katliamın üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen kamuoyuna açıklanmayan neler vardı?

Belgelerin tamamını görmeden içerikleri hakkında kesin bir hüküm vermek mümkün değildir.

Ancak tam da bu nedenle arşivlerin eksiksiz biçimde açılmasını bugün de talep ediyoruz.

Maraş dava dosyalarına ulaşma mücadelesi bizim girişimimizle sona ermedi.

Daha sonraki süreçte Avukat Seyit Sönmez de aynı dosyanın tamamına ulaşabilmek amacıyla uzun bir hukuk mücadelesi yürüttü.

Bildiğimiz kadarıyla o da dosyanın tamamına ulaşamadı.

Maraş’la dayanışmamız yalnızca anmalar ve arşiv mücadelesinden ibaret değildi.

Maraş’ta dört katlı büyük bir Cemevi binasının yapılmasına daha ilk günden itibaren destek olduk.

Bizim için Maraş’ta bir Cemevinin yükselmesi yalnızca bir binanın yapılması değildi.

Katliamın yaşandığı topraklarda Alevilerin kendi inancı, kültürü ve kurumlarıyla varlığını sürdürmesinin de simgesiydi.

Yıllar boyunca yaşadıklarımız bizi temel düşüncemizden vazgeçirmedi.

Bizim kanaatimiz, Maraş Katliamı’nın arkasında gizli, karanlık ve derin yapıların bulunduğu ve devlet içerisindeki bazı güçlerin bu süreçte sorumluluk taşıdığı yönündedir.

Bunun bütün yönleriyle ortaya çıkarılabilmesi için bu iddiaların bağımsız biçimde araştırılması ve devlet arşivlerinin eksiksiz olarak açılması gerekmektedir.

Bizim için devletin sorumluluğu meselesi yalnızca “Katliamı kim yaptı?” sorusundan ibaret değildir.

Devletin vatandaşlarını koruma sorumluluğu vardır.

Katliam öncesinde ne bilindiği, hangi önlemlerin alındığı veya alınmadığı, saldırılar sırasında güvenlik kurumlarının nasıl hareket ettiği, katliam sonrasında hangi soruşturmaların yürütüldüğü ve arşivlerde hangi belgelerin bulunduğu ortaya çıkarılmalıdır.

Gerçek yüzleşme ancak bunların açıklanmasıyla mümkündür.

Maraş Katliamı’nın unutulmaması, Maraş’ta anmaların gerçekleştirilebilmesi, katliamın gerçeklerinin ortaya çıkarılması ve devlet arşivlerindeki dava dosyalarına ulaşılması için verdiğimiz mücadele hiçbir zaman tek bir kişinin ya da tek bir kurumun mücadelesi olmadı.

Biz bu yola yoldaşlarımızla ve canlarımızla birlikte çıktık.

İngiltere’den Maraş’a, Avrupa’dan Türkiye’ye kadar Alevi kurumları, federasyonlarımız, konfederasyonumuz, cemevlerimiz, derneklerimiz, katliam tanıkları, mağdur aileler, dedelerimiz, analarımız, hukukçularımız ve çok sayıda canımız bu mücadelede sorumluluk üstlendi.

Maraş’ta yıllar boyunca bizlerle omuz omuza duran Salman Akdeniz’e ve Müslüm İbili’ye, gösterdikleri dayanışma, destek, emek ve hizmetlerinden dolayı ayrıca yürekten teşekkür ediyoruz.

Biz burada kendi yaşadığımız ve tanıklık ettiğimiz süreci anlatmaya çalıştık. Elbette yıllara yayılan bu mücadelede bizim bilmediğimiz, hatırlayamadığımız veya eksik bıraktığımız noktalar olabilir.

Eksik bıraktığımız bölümlerin, o dönemlerde sorumluluk üstlenen kurumlarımızın temsilcileri, yöneticileri, katliam tanıkları ve bu mücadelede yer alan yoldaşlarımız tarafından kendi tanıklıklarıyla tamamlanmasını diliyoruz.

Çünkü Maraş’ın hafızası hiçbirimizin tek başına sahip olduğu bir hafıza değildir.

Bu hafıza hepimizin ortak hafızasıdır.

Bu mücadele hepimizin ortak mücadelesidir.

Maraş’ta katledilen canlarımızı sevgi ve saygıyla anıyor; hakikat, adalet ve yüzleşme mücadelesinde bizimle birlikte yol yürüyen bütün kurumlarımıza, yoldaşlarımıza ve canlarımıza teşekkür ediyoruz.

Aşk ile.

İsrafil Erbil

EK BELGELER

Ek–1: 13 Ağustos 2013 tarihli, dönemin Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün adına Genelkurmay Başkanlığına yapılan Maraş Katliamı dava dosyasının incelenmesi/temini talebine ilişkin resmî başvuru.

Ek–2: 29 Ağustos 2013 tarihli resmî cevap. Adana Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askerî Mahkemesinin 1980/92 Esas, 1980/520 Karar sayılı “K. Maraş Olayları” dosyasının 165 klasör ve 46.577 sayfadan oluştuğuna ve çoğaltma bedeline ilişkin yazı.

Ek–3: 1.330 sayfalık gerekçeli kararın çoğaltılması ve buna ilişkin ücretlendirmeyi gösteren resmî yazışma/belge.

Ek–4: Maraş dava dosyalarının temini sürecinde yapılan ödeme veya ödemelere ilişkin resmî belge ve kayıtlar.

Ek–5: Hüseyin Aygün adına yürütülen başvuru sürecinde Genelkurmay Başkanlığı ve ilgili devlet kurumlarıyla yapılan diğer resmî yazışmalar.

Eklerin asılları veya okunaklı suretleri tarih sırasına göre bu metnin arkasına yerleştirilecektir.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir