Özkan Ataç

atachozkan123@gmail.com

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren ailesinden, çevresinden, eğitiminden, toplumundan, kültüründen ve inanç dünyasından etkilenir.

✍️Özkan Ataç

Anadolu İrfanında Hakiki Dindarlık ve Duyarlılık

Anadolu irfanı, yüzyıllar boyunca insanı merkeze alan; gönül terbiyesini, sevgiyi, merhameti, adaleti ve hakikati arama çabasını önemseyen güçlü bir düşünce ve yaşayış mirası oluşturmuştur.

Bu anlayışta hayat yalnızca yerine getirilecek kurallar bütünü değildir. Hayat, insanın kendisini tanıdığı, başkasının acısını duyduğu, varlığa anlam vermeye çalıştığı ve inancını davranışlarında görünür kıldığı bir yolculuktur.

Bu nedenle dindarlık, yalnızca dışarıdan görülebilen biçimlerle ölçülemez.

Asıl soru şudur:

İnancımız bizi nasıl bir insana dönüştürüyor?

Daha duyarlı mı?

Daha merhametli mi?

Daha adil mi?

Daha mütevazı mı?

Daha özgür ve daha sorumlu mu?

Yoksa inancımız, yalnızca kendimizi haklı çıkarmanın bir aracına mı dönüşüyor?

Gönül Gözü: Görmek ve Duyabilmek

İrfan geleneğinde insanın hakikate yaklaşması yalnızca bilgi biriktirmesiyle gerçekleşmez. Bilginin gönülde karşılık bulması gerekir.

Gönül gözü, yalnızca güzel olanı görmek değildir.

Acıyı da görebilmektir.

Yoksulluğu, yalnızlığı, haksızlığı, korkuyu, dışlanmayı ve insanın kendi içindeki karanlığı da fark edebilmektir.

Bir çocuğun korkusunu anlayabilmek, yaşlının yalnızlığını hissedebilmek, bir canlının acısını önemsemek, haksızlık karşısında içimizin sızlaması…

Duyarlılık burada başlar.

Çünkü gönül inceldikçe insanın dünyayla ilişkisi değişir. Başkasının acısı artık tamamen “başkasının” acısı olmaktan çıkar.

Bu nedenle dindarlık yalnızca mabette değil; evde, işyerinde, çarşıda, sokakta ve insanın diğer insanlarla kurduğu her ilişkide sınanır.

İnanç, hayatın içine değmiyorsa henüz gönülde yeterince kök salmamış olabilir.

İçsel Güzellik ve Gönül Aynası

İrfan yolunda insanın değeri yalnızca dış görünüşüyle, makamıyla, servetiyle veya toplumdaki itibarıyla ölçülmez.

Asıl mesele gönlün hâlidir.

İnsan dışarıdan ne kadar gösterişli görünürse görünsün; içinde kibir, kin, haset ve küçümseme büyüyorsa dış güzellik hakikati örtebilir.

Buna karşılık tevazu, merhamet, adalet ve samimiyet insanın görünmeyen güzelliğini davranışlarına taşır.

Fakat burada daha ince bir mesele vardır:

İnsan yalnızca “iyi biri olmaya” çalışarak iyi olmayabilir.

“Daha erdemli olmalıyım.”

“Daha manevi olmalıyım.”

“Daha mütevazı görünmeliyim.”

diyen insan, farkında olmadan kendisine yeni bir kimlik de inşa edebilir.

Bu nedenle gönül terbiyesi, kendimize yeni bir görüntü kazandırmaktan önce kendimizi olduğumuz hâliyle görebilme cesaretidir.

Öfkemizi görmek.

Korkumuzu görmek.

Kıskançlığımızı görmek.

Övülme ihtiyacımızı görmek.

Haklı çıkma arzumuzu görmek.

Bunları hemen değiştirmeye çalışmadan önce fark etmek…

Çünkü insan görmediği şeyi dönüştüremez.

Koşullanmış Zihinden Özgürleşmek

İnsan dünyaya geldiği andan itibaren ailesinden, çevresinden, eğitiminden, toplumundan, kültüründen ve inanç dünyasından etkilenir.

Bunların hepsi insanın düşünce dünyasını biçimlendirir.

Bir süre sonra insan kendisine öğretilenleri “ben” zannetmeye başlayabilir.

Benim düşüncem.

Benim doğrum.

Benim inancım.

Benim milletim.

Benim grubum.

Benim başarı anlayışım.

Benim hayat tarzım…

İrfan yolculuğunun önemli bir tarafı, insanın bu “benim”lerin nasıl oluştuğunu fark etmesidir.

Çünkü insan bazen kendi düşüncesini değil, kendisine miras bırakılmış bir düşünceyi savunur.

Bazen kendi korkusunu değil, toplumun korkusunu taşır.

Bazen kendi arzusunu değil, başkalarının başarı ölçülerini takip eder.

Gönül gözü biraz da burada açılır:

İnsan, zihninden geçen her düşüncenin kendisi olmadığını fark etmeye başladığında özgürleşmenin kapısını aralar.

Otorite ve Hakikat

İrfan, büyüklerin sözünü küçümsemek değildir; fakat hiçbir insanı hakikatin yerine koymamaktır.

Erenler, bilgeler, öğretmenler ve kitaplar bize yol gösterebilir.

Fakat hakikati bizim yerimize yaşayamazlar.

Bir başkasının sözüne inanmak kolaydır.

Asıl mesele, o sözün kendi hayatımızda karşılığını bulup bulmadığını görebilmektir.

Bu nedenle irfan yolu körü körüne bağlılık değil; akıl, vicdan, deneyim ve gönül birlikteliğiyle hakikati arama yoludur.

Hakikat, yalnızca başkasının söylediği için hakikat olmaz.

İnsanın onu hayatında sınaması, anlaması ve yaşaması gerekir.

Aşk: Karşılık Beklemeyen Sevgi

Tasavvufun merkezindeki kavramlardan biri aşktır.

Ancak hakiki sevgi, sahip olma arzusundan veya karşılık beklentisinden ibaret değildir.

Sevgi, sevdiğini kendisine ait kılmaya çalışmaz.

Yunus Emre’nin,

“Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni.”

dizelerinde dile gelen hâl, benliğin merkezden çekilmesiyle ortaya çıkan derin bir sevgi anlayışına işaret eder.

İnsan sevgiyi yalnızca kendi çıkarları, beklentileri veya mensubiyetleri üzerinden kurmadığında gönlü genişlemeye başlar.

Sevgi bir kimliğe, gruba veya çıkar ilişkisine hapsedilmediğinde merhamete dönüşür.

Bu nedenle sevgi yalnızca güzel bir duygu değildir; insanın başkasına nasıl davrandığını belirleyen bir ahlak hâlidir.

Ve sevgi zorla üretilemez.

“Sevmeliyim” diye kendimizi zorlamak başka, gerçekten görmek ve gördüğümüz karşısında duyarlı hâle gelmek başkadır.

Gönül temizlendikçe sevgi, bir görev olmaktan çıkıp doğal bir hâle dönüşür.

Hırsın Gölgesinde Kaybolmak

İnsan sahip olduklarıyla yetinmeyi değil, sürekli daha fazlasına sahip olmayı hayatın amacı hâline getirdiğinde kendi iç dünyasından uzaklaşabilir.

Daha çok para.

Daha fazla güç.

Daha yüksek makam.

Daha fazla görünürlük.

Daha büyük başarı.

Fakat bütün bunların arasında insanın kendisine sorması gereken daha temel bir soru vardır:

“Bütün bunlara sahip olurken ben kendime ne oluyorum?”

Anadolu irfanındaki kanaat, hiçbir şey istememek veya haksızlığa boyun eğmek değildir.

Kanaat, insanın hırs tarafından yönetilmemesidir.

Daha iyi bir hayat istemek başka şeydir; sahip olma arzusunun insanın bütün hayatını ele geçirmesi başka.

Mesele istemek değil, isteğin insanı yönetmeye başlamasıdır.

Çünkü insan sahip olduklarını yönetemediğinde, bir süre sonra sahip oldukları insanı yönetmeye başlar.

Başarı ve “Olma” Arzusu

Hırs yalnızca para ve makam arzusunda ortaya çıkmaz.

İnsan manevi alanda da hırslı olabilir.

“Daha bilge olmalıyım.”

“Daha olgun olmalıyım.”

“Daha ruhani olmalıyım.”

“İnsan-ı kâmil olmalıyım.”

Bu cümlelerin arkasında bile bazen mevcut hâlimizi reddeden bir “ben” bulunabilir.

Oysa insan sürekli başka biri olmaya çalışırken, şu anda kim olduğunu görmeyi unutabilir.

İrfan, insanın kendisini sürekli yeniden üretmesi değil; kendisini derinlemesine tanımasıdır.

Kendini tanımak ise kendine güzel bir kimlik vermek değil, kendi içindeki çelişkileri dürüstçe görebilmektir.

Belki de gerçek dönüşüm, “başka biri olmalıyım” düşüncesinin azalmasıyla başlar.

Nefs ile Mücadele: “Ben”den “Biz”e

İrfan yolculuğunun en zor taraflarından biri insanın kendi nefsiyle yüzleşmesidir.

Nefs yalnızca kötülük yapmak değildir.

Bazen haklı çıkma ısrarında, sürekli takdir edilme arzusunda, başkasını küçümsemede, kendi düşüncesini mutlak doğru kabul etmede kendisini gösterir.

İnsan “ben” dediği her yerde biraz durup kendisine bakabilmelidir.

Neden öfkeleniyorum?

Neden sürekli haklı olmak istiyorum?

Neden başkasının başarısı beni rahatsız ediyor?

Neden eleştirilmekten bu kadar korkuyorum?

Neden farklı olana tahammül edemiyorum?

İrfan, bu soruları başkasına değil, önce kendimize yöneltme cesaretidir.

Tevazu da kendisini değersiz görmek değildir.

Kendi sınırlarını, yanılabilirliğini ve eksikliğini kabul edebilmektir.

İnsan kendisini kusursuz görmekten vazgeçtiğinde öğrenmeye başlar.

Öğrendikçe olgunlaşır.

Olgunlaştıkça “ben” ile “biz” arasındaki mesafeyi azaltır.

Sakinlik: Zorlamadan Fark Etmek

İnsan zihnini susturmak için çabaladığında bile zihninde yeni bir mücadele başlayabilir.

“Düşünmemeliyim.”

“Korkmamalıyım.”

“Öfkelenmemeliyim.”

“Daha sakin olmalıyım.”

Bu çaba bazen insanın kendisiyle yeni bir savaş kurmasına neden olur.

Oysa farkındalık, önce olanı görebilmektir.

Öfke varsa öfkeyi görmek.

Korku varsa korkuyu görmek.

Hırs varsa hırsı görmek.

Kıskançlık varsa kıskançlığı görmek.

Bunu hemen bastırmadan, savunmadan ve kendimizi suçlamadan fark edebilmek…

İşte insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin derinleştiği yer burasıdır.

Görmek, bazen değiştirmeye çalışmaktan daha dönüştürücü olabilir.

Dindarlığın Ölçüsü: Hayata Nasıl Dokunduğun

Belki bütün mesele burada düğümlenir:

İnancımız bizi nasıl bir insana dönüştürüyor?

Daha merhametli mi?

Daha adil mi?

Daha dürüst mü?

Daha mütevazı mı?

Daha özgür mü?

Daha sorumlu mu?

Daha duyarlı mı?

Yoksa inancımız yalnızca kendimizi haklı çıkarmanın, başkasını yargılamanın ve kendimize üstünlük duygusu vermenin bir aracına mı dönüşüyor?

Anadolu irfanının gönül merkezli bakışı, insanı önce başkasını değiştirmeye değil, kendisine bakmaya çağırır.

Çünkü insanın hakikat yolculuğu başkasını yargılamakla değil, kendini görmeye başlamakla derinleşir.

Gerçek dindarlık, yalnızca insanın neye inandığıyla değil; inandığı şeyin onda nasıl bir insan meydana getirdiğiyle ilgilidir.

Kalbi Hakk’a yönelen insanın gönlü daralmamalı, genişlemelidir.

Merhameti çoğalmalı, adalet duygusu güçlenmeli, kibri azalmalı, sevgisi sınırları aşmalıdır.

Çünkü gönül gözü açıldığında insan yalnızca kendisini görmez.

Ötekini görür.

Doğayı görür.

Acıyı görür.

Haksızlığı görür.

Güzelliği görür.

Ve bütün bunların karşısında nasıl bir insan olması gerektiğini değil, önce nasıl bir insan olduğunu görmeye başlar.

Belki de Anadolu irfanının bize bıraktığı en kıymetli miras budur:

İnsanın önce gönlünü ve zihnini görmesi; sonra dünyaya o farkındalığın ışığıyla bakması.

Hakikat, insanın başkasından alacağı hazır bir cevap değil; kendi hayatında dürüstçe arayacağı bir yolculuktur.

Ve bu yolculukta gönül gözü, insanın dünyaya bakmadan önce kendi içine bakabilme cesaretidir.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir