Kadınların onuru, insanların özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve toplumsal dayanışma, siyasi koşullara göre hatırlanıp unutulacak değerler değildir. Hele ki bu değerler uğruna bedel ödeyen insanlar varken, onları yalnızca bir siyasi söylemin parçasına dönüştürmek büyük bir çelişkidir.

Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Genel Başkanı Özgür Demir, kaleme aldığı yazıda sosyal demokrat siyasette savunulan ilkelerle sergilenen tutumlar arasındaki çelişkileri, siyasi mücadelede kişisel çıkar ve ilkesel bağlılık ilişkisini sorguluyor. Demir, “Sütü bozuk” deyiminin kadınlık ve annelik üzerinden taşıdığı toplumsal çağrışımları da ele alarak siyasetteki tutarlılık sorunuyla dildeki eril kalıplar arasında dikkat çekici bir bağlantı kuruyor. Yazısında Alevi öğretisinin hak, adalet ve rızalık anlayışına da yer veren Demir, temel sorusunu şöyle ifade ediyor: “Biz davamıza mı sadığız, yoksa davamızın bize sağladığı yere mi?”

AHA Haber Merkezi – Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Genel Başkanı Özgür Demir, “Davanın Sütü Mü Bozuldu, Mayası Mı?” başlıklı yazısında, Türkiye’de sosyal demokrat siyasetin karşı karşıya olduğu ilkesel sorunları ve siyasi mücadelede değerlerle kişisel çıkarlar arasındaki ilişkiyi ele alıyor.

Bir davaya inanmak ile o davanın sunduğu olanaklar içinde kendine yer edinmek arasındaki farkı sorgulayan Demir, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalet gibi değerlerin yalnızca söylem düzeyinde savunulmasının yeterli olmadığını belirtiyor.

Yazısında siyasi tutarlılık tartışmasını kadın mücadelesi ve dildeki eril kalıplar üzerinden de değerlendiren Demir, “Sütü bozuk” deyiminin kadınlık ve annelikle ilişkili çağrışımlarına dikkat çekiyor. Alevi öğretisinin hak, adalet ve rızalık anlayışını hatırlatarak bireyin önce kendi vicdanıyla yüzleşmesi gerektiğini vurguluyor.

Özgür Demir’in, siyasi mücadelede ilkelere bağlılık, insan onuru, kadın hakları ve toplumsal sorumluluk üzerine kaleme aldığı yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.

Davanın Sütü Mü Bozuldu, Mayası Mı?

✍️ Özgür Demir
Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Genel Başkanı

Bir davaya inanmakla, o davanın içinde kendine yer açmak arasındaki fark üzerine…

Türkiye’de sosyal demokrat düşünce bugün bırakıldı. Beni asıl düşündüren, bu sınavda yaşananların ötesinde, yıllarca savunulan değerlerle bugün sergilenen tutumlar arasındaki derin çelişki.

İnsan ister istemez soruyor: Biz gerçekten inandığımız dava için mi mücadele ediyoruz, yoksa o davanın içinde kendimize bir yer edinebilmek için mi?

Çünkü bir davaya inanmakla, o davayı kendi varlığının aracı hâline getirmek arasında büyük bir fark vardır. İlki bedel ödemeyi, gerektiğinde kendi çıkarını geriye koymayı gerektirir. İkincisi ise çoğu zaman bulunduğu yeri korumayı, konumunu kaybetmemeyi ve kişisel geleceğini güvence altına almayı…

Asıl çelişki, davanın içinde kalabilmek uğruna davanın değerlerinden vazgeçmektir.

Bugün Türkiye’de sosyal demokrat siyasetin kendisine sorması gereken soru tam da budur: Yıllarca eşitlik, adalet, özgürlük ve dayanışma adına mücadele ettiklerini söyleyenler, bu değerler kişisel çıkarlarıyla çatıştığında hangi tarafta duruyorlar?

Siyaset yalnızca kazanmak değildir. Bazen kaybetmeyi göze alabilmek, bazen bedel ödemek, bazen de kendi siyasi geleceğini düşünmeden doğru bildiğinin arkasında durabilmektir.

Türkiye’de bugün düşünceleri, sözleri ve siyasi duruşları nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılan, cezaevlerinde bulunan insanlar var. Hukuki süreçleri ve bireysel durumları birbirinden farklı olsa da, onların yaşadıkları bize önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor: Demokrasi, hukuk ve özgürlük ilkeleri yalnızca rahat zamanlarda savunulacak değerler değildir.

Bir insanın inandığı değerler uğruna bedel ödemesiyle, o değerlerin sağladığı imkânlar içinde kendisine yer açması aynı şey değildir.

Dışarıda siyasi konumunu korumaya çalışanlarla, düşüncelerinin ve duruşlarının bedelini özgürlüklerinden mahrum kalarak ödeyenlerin hikâyelerini yan yana düşündüğümüzde, insanın aklına şu soru geliyor: Bir davanın gerçek sahibi, o davanın içinde en güçlü yeri tutan mıdır, yoksa zor zamanlarda da ilkelerinden vazgeçmeyen midir?

Kimsenin yaşadığı hukuki süreci bilmeden başkası hakkında hüküm vermek istemem. Ancak şunu söylemekten de kaçınamam: Demokrasi, insan hakları ve adalet mücadelesi kişilerin kariyer planlarına indirgenemeyecek kadar değerlidir.

Bir siyasi hareketin kendi içindeki çıkar hesapları, tutarsızlıkları ve ilkesel geri çekilmeleri, kamuoyunda o hareketin inandırıcılığına ilişkin ciddi sorular doğurabilir. Üstelik bu tür tutumların iktidarın eleştirildiği alanları daraltması veya mevcut iktidarın siyasi söylemine malzeme sağlaması da kaçınılmazdır.

İnsan bazen doğrudan karşısında durduğunu söylediği siyasi anlayışın işini, kendi tercihleriyle kolaylaştırabilir. İşte bu nedenle yalnızca neyi savunduğumuza değil, yaptıklarımızın hangi sonuçları doğurduğuna da bakmalıyız.

Peki, Neden Sütü Bozuk?

Bir de bir kadın olarak zihnime takılan başka bir mesele var: “Sütü bozuk” sözü…

Neden sütü bozuk? Neden mayası bozuk değil?

Belki çoğumuz için sıradan bir deyimdir. Belki kullanan kişi, kelimenin toplumsal çağrışımları üzerine hiç düşünmemiştir. Ancak ben bir kadın olarak dilin içindeki bu alışkanlıkları sorgulamayı önemsiyorum.

Süt; hayatın başlangıcını, beslenmeyi, anneliği ve yaşamı büyütmeyi çağrıştırır. Buna rağmen bir insanı ahlaken aşağılamak istediğimizde, kadının bedeniyle ve annelikle ilişkilendirilen bir kavramı hakaretin parçası hâline getirebiliyoruz.

Neden bir insanın karakterini kendi davranışları üzerinden tartışmak yerine, sütü ve dolaylı olarak anneliği aşağılayıcı bir ifadenin içine yerleştiriyoruz?

Elbette her deyimin arkasında bilinçli bir kadın düşmanlığı aramıyorum. Ancak eril kültürün dilimizde bıraktığı izleri sorgulamak da kadın mücadelesinin bir parçasıdır.

Kadın bir yandan anneliği üzerinden kutsanırken diğer yandan annelikle ilişkilendirilen kavramlar hakaretin malzemesi yapılabiliyor. Bu çelişkiyi görmezden gelemeyiz.

Bir kadın olarak itirazım, yalnızca bir sözcüğe değil; kadını ve anneliği çağrıştıran değerlerin aşağılamanın aracı hâline getirilmesini sıradanlaştıran anlayışadır.

Ve burada bir başka soru daha ortaya çıkıyor: Eşitlikten, özgürlükten ve kadın haklarından söz eden bir siyaset, kendi dilindeki eril kabulleri sorgulamadan ne kadar tutarlı olabilir?

Davanın Mayası Nerede Bozuluyor?

Bütün bu meselelerin birbiriyle kesiştiği yer, sözle eylem arasındaki mesafedir.

Bir yanda insan onurunu savunduğunu söyleyenler, diğer yanda insanı aşağılayan dilin sıradanlaşması…

Bir yanda adalet ve demokrasi mücadelesi, diğer yanda kişisel çıkarların ve siyasi konumların öncelenmesi…

Bir yanda uğruna bedel ödenen değerler, diğer yanda o değerlerin sağladığı imkânlardan vazgeçemeyenler…

Benim itirazım tam da bu çelişkiye.

Almanya Alevi Kadınlar Birliği Başkanı olarak, insan onurunun, eşitliğin ve dayanışmanın yalnızca güzel sözlerle savunulamayacağına inanıyorum. Alevi öğretisinin bize hatırlattığı hak, adalet ve rızalık anlayışı da önce insanın kendi vicdanıyla yüzleşmesini gerektirir.

Başkalarında gördüğümüz yanlışı kendimizde de görebiliyor muyuz? Kendi çevremizden geldiğinde de haksızlığa itiraz edebiliyor muyuz? Savunduğumuz ilkeler kişisel çıkarlarımızla çatıştığında yine aynı yerde durabiliyor muyuz?

İşte gerçek sınav budur.

Bir davanın en büyük kaybı, karşısındakilere yenilmesi değil; kendi mensuplarının o davayı kişisel varoluşlarının aracına dönüştürmesidir.

Bugün sosyal demokrat düşünceye gönül veren herkesin kendisine şu soruyu sorması gerektiğine inanıyorum: Biz bu davayı büyütmek için mi buradayız, yoksa bu davanın içinde kendimizi büyütmek için mi?

Çünkü bir dava, onu temsil edenlerin kişisel geleceğine indirgenemez. Bir mücadele, mensuplarının makamlarını koruma arzusuna sığdırılamaz. Ve hiçbir siyasi kimlik, savunduğu değerlerle arasındaki mesafeyi sonsuza kadar gizleyemez.

Son olarak

Ben bir kadın olarak dilin içindeki eril kalıpları, bir yurttaş olarak siyasetin içindeki çıkar ilişkilerini sorguluyorum.

Çünkü her ikisi de bizi aynı soruya götürüyor: Söylediğimizle yaptığımız birbirini tutuyor mu?

Kadınların onuru, insanların özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve toplumsal dayanışma, siyasi koşullara göre hatırlanıp unutulacak değerler değildir. Hele ki bu değerler uğruna bedel ödeyen insanlar varken, onları yalnızca bir siyasi söylemin parçasına dönüştürmek büyük bir çelişkidir.

Bir davaya inanmak değerlidir. Ancak o davanın içinde kendine yer açarken davanın özünü kaybetmemek daha değerlidir.

Mesele sütü kimin bozuk olduğu değil; davanın mayasını neyin bozduğudur.

Mesele, kimin nerede durduğu kadar, neden orada durduğudur.

Ve benim sorum hâlâ aynı:

Biz davamıza mı sadığız, yoksa davamızın bize sağladığı yere mi?

Bu soruyla yüzleşmeden ne sosyal demokrasiyi yenileyebiliriz ne de eşitlik, adalet ve özgürlük iddiamızı gerçekten hayata geçirebiliriz.

Çünkü makamlar değişir, siyasi dengeler değişir, insanlar gelir ve gider. Ama insanın inandığı değerler uğruna nasıl bir duruş sergilediği, geride bıraktığı en önemli mirastır.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir