Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) tarafından Frankfurt’ta düzenlenen “Barış, Siyaset, Demokratik Toplum, Anayasa ve Aleviler Forumu”nda konuşan AABK Eşit Başkanı Filiz Çağlar Selçuk, barış, eşit yurttaşlık, laiklik ve Alevilerin bağımsız siyasal iradesine dikkat çekti. Selçuk, “Demokrasi bir bekleme odası değildir! Eşit yurttaşlığın zamanı gelecekte değil, bugündür!” sözleriyle Alevilerin hak taleplerinin ertelenemeyeceğini vurguladı.

AHA Haber Merkezi – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) tarafından Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen “Barış, Siyaset, Demokratik Toplum, Anayasa ve Aleviler Forumu”, Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen Alevi kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Avrupa’nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren Alevi federasyonlarına bağlı cemevlerinin yöneticileri, AABK eşit başkanları ve yöneticileri ile Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan’ın da katıldığı forumda, Alevi toplumunun barış ve demokratik toplum sürecindeki konumu ele alındı.

Filiz Çağlar Selçuk: “Biz Seyirci Olmayacağız, Bu Dönemin Öznesi Olacağız”

Forumun açılış bölümünde kapsamlı bir konuşma yapan AABK Eşit Başkanı Filiz Çağlar Selçuk, Türkiye’deki barış ve anayasa tartışmalarından Avrupa’da yükselen aşırı sağa, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinden kadın ve çocuk haklarına kadar birçok önemli konuya değindi.

Selçuk, Alevilerin başkalarının belirlediği siyasal gündemleri takip eden bir toplum olmaması gerektiğini belirterek kendi sözünü, örgütlülüğünü ve demokratik iradesini oluşturmasının önemini vurguladı.

AABK Eşit Başkanı Filiz Çağlar Selçuk’un forumda gerçekleştirdiği konuşmanın tam metnini yayımlıyoruz:

Yeni Dönemin Eşiğinde Aleviler

Eşit Yurttaşlık, Barış ve Kendi Siyasal İrademiz

Filiz Çağlar Selçuk – AABK Eşit Başkanı

Değerli canlar,

Değerli kurum temsilcileri,

Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen sevgili yol arkadaşlarım,

Hepinizi Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu adına sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün önümüzde şekillenen yeni siyasal dönemi anlamak, taşıdığı imkânları ve riskleri değerlendirmek ve temel bir soruya cevap aramak için buradayız:

Türkiye ve Avrupa değişirken Aleviler bu değişimin neresinde duracak?

Türkiye’de yeniden barıştan, Kürt meselesinin demokratik çözümünden, hukuki düzenlemelerden ve yeni bir anayasa ihtimalinden söz ediliyor.

Avrupa’da ise aşırı sağ güçleniyor; ırkçı ve göçmen karşıtı söylemler yaygınlaşıyor. Savaş ve güvenlik politikaları genişlerken demokratik ve sosyal kazanımlar baskı altına giriyor.

Peki böyle bir dönemde Aleviler başkalarının oluşturduğu gündemleri takip eden bir toplum mu olacak?

Yoksa kendi sözü, örgütlülüğü ve demokratik iradesi olan bir toplumsal özne mi olacak?

Tarih bize önemli bir şey öğretiyor:

Kendi sözünü kuramayan toplumların geleceğini başkaları kurar.

Biz seyirci olmayacağız.

Tam da bu dönemin öznesi olacağız.

Değerli canlar,

Türkiye’de bugün en önemli tartışmalardan biri barış meselesidir.

Aleviler olarak barıştan yanayız.

Çünkü çatışmanın bedelini halklar, gençler, anneler, emekçiler ve sonunda demokrasi ödüyor.

Bu nedenle silahların susması ve Kürt meselesinin demokratik siyaset içerisinde çözülmesi önemlidir.

Ama silahların susması barışın kendisi değil, başlangıcıdır.

Gerçek barış; insanların kendi kimlikleriyle, dilleriyle ve inançlarıyla eşit yaşayabildiği demokratik bir düzen kurabilmektir.

Bir Kürt kendi dili ve kimliğiyle özgür yaşayabiliyorsa;

bir Alevi kendi inancını, kendi Yol’u ve erkânı doğrultusunda özgürce yaşayabiliyorsa;

farklı kimlikler ve inançlar devlet karşısında gerçekten eşitse;

işte o zaman demokratik barıştan söz edebiliriz.

Barış, yalnızca silahların susması değil; adaletin konuşmaya başlamasıdır.

Burada çizgimiz açıktır:

Kürtlerin demokratik haklarıyla Alevilerin eşit yurttaşlık talebi birbirine rakip değildir.

Demokrasi hakları yarıştırmaz. Haklar arasında sıra da olmaz, hiyerarşi de!

Bir halkın hakkı başka bir halkın kaybı değildir.

Elbette Kürtlerin demokratik haklarını savunurken Alevilerin eşit yurttaşlığını ertelemeyeceğiz. Alevilerin inanç özgürlüğünü ve laikliği savunurken de Kürtlerin demokratik haklarına sırtımızı dönmeyeceğiz.

Alevilere yıllardır “Şimdi zamanı değil”, “Biraz daha bekleyin”, “Önce başka meseleler çözülsün” denildi.

Ama artık şunu açıkça söylemeliyiz:

Demokrasi bir bekleme odası değildir!

Eşit yurttaşlığın zamanı gelecekte değil, bugündür!

Barış, haklarımızı ertelemenin gerekçesi değil; bütün hakların güvence altına alınmasının başlangıcı olmalıdır.

Bu bizi anayasa tartışmasına getiriyor.

Eğer Türkiye yeni bir anayasa tartışacaksa mesele yalnızca yeni bir metin hazırlamak değildir.

Asıl soru şudur:

Nasıl bir devlet ve nasıl bir yurttaşlık düzeni kurulacak?

İnanç ve vicdan özgürlüğü güvence altında olacak mı?

Laiklik korunacak mı?

Farklı kimlikler ve inançlar eşit kabul edilecek mi?

Kadınların ve çocukların temel hakları güçlü anayasal güvencelere kavuşacak mı?

Bir anayasanın demokratik niteliğini yalnızca içinde kullanılan güzel kavramlar belirlemez.

Asıl ölçü, temel hak ve özgürlüklerin ne kadar güçlü güvence altında olduğu ve kamu gücünün hukukla ne ölçüde sınırlandırıldığıdır.

Anayasa yalnızca devletin yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir metin olmamalıdır.

Aynı zamanda yurttaşın temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan demokratik bir toplumsal sözleşme olmalıdır.

Demokratik hukuk devletinde esas olan, devletin yurttaşın kimliğini veya inancını belirlemesi değil; herkesin kendi kimliği ve inancıyla özgür ve eşit biçimde yaşayabilmesinin güvencesini oluşturmasıdır.

Bizim istediğimiz anayasa, yurttaşı devlete göre biçimlendiren değil; devletin gücünü hukukla sınırlandırarak yurttaşın özgürlüğünü güvence altına alan demokratik bir anayasa olmalıdır.

Çünkü:

İktidarlar değişebilir, siyasi dengeler değişebilir, bugün verilen sözler yarın unutulabilir.

Ama temel haklarımız siyasi konjonktüre göre değişemez.

Eşit yurttaşlık bir lütuf, pazarlık konusu veya seçim vaadi değildir.

Biz başkasının hakkını istemiyoruz. Kendi hakkımızı istiyoruz!

Aleviler yeni anayasa tartışmasının yalnızca konusu da olamaz.

Bizim hakkımızda konuşulurken masada biz de olmalıyız.

Bir toplantıya çağrılmak, görüşümüzü dinlemek ama kararı başkalarının vermesi gerçek katılım değildir.

Gerçek katılım, kararları etkileyebilmektir.

Kürtlerin geleceği konuşulurken Kürtlerin kendi temsilcileriyle orada bulunması ne kadar doğal ise Alevilerin eşit yurttaşlığı ve inanç özgürlüğü konuşulurken Alevilerin kendi kurumlarıyla orada bulunması da o kadar doğaldır.

Değerli canlar,

Tam da burada laiklik meselesi karşımıza çıkıyor.

Laiklik bizim için yalnızca anayasanın bir maddesi değil; inanç özgürlüğünün güvencesidir.

Devletin görevi hangi inancın doğru olduğuna karar vermek değildir.

Aleviliğin ne olduğunu, Yol’unu, erkânını ve gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağını Alevi toplumunun kendisi belirler.

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürüyen tartışmaya da buradan bakıyoruz.

Burada mesele yalnızca bir kurumun adı veya idari yapısı değildir.

Eğitim müfredatında Aleviliğin nasıl anlatıldığından semahın nasıl tarif edildiğine, Aleviliğin kültür mü yoksa inanç mı olduğuna ilişkin yapılan tanımlamalara kadar çok daha temel bir meseleyle karşı karşıyayız.

Çocuklarımıza Aleviliği kim anlatacak?

Aleviliğin ne olduğunu kim tarif edecek?

Yol’umuzu ve erkânımızı kim tanımlayacak?

Müfredattan semaha, kültürden inanç tanımına kadar devlet merkezli yaklaşım bizi temel bir soruyla karşı karşıya bırakıyor:

Aleviliğin sahibi kim?

Cevabımız nettir:

Aleviliğin sahibi Alevilerdir!

Aleviliğin sahibi devlet değildir.

Siyasi iktidarlar değildir.

Bürokratik kurumlar değildir.

Devletin görevi Aleviliğin içeriğini belirlemek değil; Alevilerin kendi inançlarını özgürce yaşamasının ve gelecek kuşaklara kendi kurumları aracılığıyla aktarabilmesinin güvencesini oluşturmaktır.

Eğitim sistemi de farklı inançları eşit gören, hiçbir inancı diğerine üstün tutmayan çoğulcu bir yapıya kavuşmalıdır.

Zorunlu din dersleri meselesini de burada görüyoruz. Çünkü mesele yalnızca bir dersin adı değil; devletin eğitim yoluyla inanç alanında nasıl bir konum aldığı meselesidir.

Biz devletin Aleviliği tanımasını istiyoruz; Aleviliği tanımlamasını değil!

Bu, iki kelime arasındaki basit bir fark değildir.

Bu, demokrasi ile vesayet arasındaki farktır.

Cemevlerinin statüsü de yalnızca bina, elektrik faturası veya belediye hizmetleri meselesi değildir.

Cemevi bizim inanç mekânımızdır; Yol’umuzun ve erkânımızın yaşadığı yerdir.

Cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri, dergâhlarımız, kamu kaynaklarının eşit dağılımı ve inanç özgürlüğü aynı soruya dayanıyor:

Devlet Aleviyi gerçekten eşit yurttaş olarak kabul ediyor mu?

Biz başkalarından daha fazla hak istemiyoruz.

Ama daha azına da razı olmayacağız.

Ne ayrıcalık istiyoruz ne de eksik yurttaşlığı kabul ediyoruz.

Değerli canlar,

Eşitliği yalnızca kendimiz için isteyemeyiz.

Kadınların ve çocukların hakları da demokrasi anlayışımızın merkezinde olmalıdır.

Bir kadın ölüm tehdidi altında yardım istediğinde devlet onu koruyabiliyor mu?

Bir çocuk zorla evlendirilmek istendiğinde hukuk o çocuğu koruyabiliyor mu?

Bir kız çocuğunun geleceği gelenek, baskı veya yoksulluk nedeniyle elinden alınıyor mu?

Demokrasinin gerçek sınavlarından biri budur.

Kadın cinayetlerini yalnızca cinayeti işleyen fail üzerinden tartışamayız.

Hukukun koruma kapasitesini, cezasızlığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve devletin sorumluluğunu da konuşmak zorundayız.

Devletin görevi yalnızca cinayetten sonra faili cezalandırmak değil; şiddeti önlemek, tehdit altındaki kadını korumak ve kadınların ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşamda özgür bireyler olarak var olabilecekleri koşulları yaratmaktır.

Kadınların yaşamak için kahraman olmak zorunda kalmadığı bir düzen kurmak zorundayız.

Kadının özgür olmadığı yerde demokrasinin kendisi eksiktir!

Çocuklar konusunda da çizgimiz nettir.

Bir çocuğun çocukluğunu elinden alıp buna gelenek diyemeyiz.

Hiçbir gelenek, hiçbir inanç yorumu ve hiçbir aile kararı çocuğun bedeninden, eğitiminden ve geleceğinden üstün olamaz.

Çocuk yetişkinlerin mülkü değil, hak sahibi bir bireydir.

Çocuk yaşta ve zorla evlilikler kabul edilemez.

Bir geleneğin yaşaması için bir çocuğun çocukluğu ölemez!

Çocuğun üstün yararı anayasal güvence altında olmalıdır.

Kadının yaşam hakkı pazarlık konusu yapılamaz.

Çocuğun bedeni dokunulmazdır.

İnsan onuru çoğunluğun kararına bırakılamaz.

Değerli canlar,

Bütün bunları söylüyorsak siyaset konusunda da açık konuşmalıyız.

Aleviler siyaset yapmak zorundadır.

Ama burada siyasetten kastımız yalnızca parti üyeliği veya seçim değildir.

Siyaset, hayatımız hakkında alınan kararlara müdahil olmaktır.

Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını, laikliğin korunmasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını ve eşit yurttaşlığın anayasada güvence altına alınmasını istiyorsak siyaset yapmak zorundayız.

Çünkü biz siyasetle ilgilenmesek bile siyaset bizim hayatımızı belirlemeye devam ediyor.

O hâlde soru “Siyaset yapalım mı?” değildir.

Asıl soru şudur:

Kendi ilkelerimizle ve bağımsız irademizle nasıl siyaset yapacağız?

Bizim siyasetimiz makam siyaseti değil, hak siyaseti olmalıdır.

İktidara da muhalefete de aynı soruları sorabilmeliyiz:

Alevilerin eşit yurttaşlığı konusunda ne yapacaksınız?

Cemevlerinin hukuki statüsü için hangi somut adımı atacaksınız?

Zorunlu din dersleri konusunda ne yapacaksınız?

Verdiğiniz sözleri ne zaman yerine getireceksiniz?

Çünkü Aleviler herhangi bir siyasi partinin doğal seçmeni veya herhangi bir siyasi hareketin arka bahçesi değildir.

Aleviler hiçbir partinin tapulu seçmeni değildir!

Alevilerin siyasal iradesi Alevilere aittir!

Ama siyasal özne olmak istiyorsak aynayı kendimize çevirmekten de korkmamalıyız.

Başkalarından demokrasi isterken kendi kurumlarımızda tabanımız ne kadar söz sahibi?

Eşitlik isterken kadınlarımız karar mekanizmalarında ne kadar güçlü?

Gelecekten söz ederken gençlerimize yalnızca görev mi veriyoruz, yoksa karar hakkı da veriyor muyuz?

Haklı olmak önemlidir.

Ama siyasette yalnızca haklı olmak yetmez.

Haklılığımızı örgütlü ve demokratik bir güce dönüştürmek zorundayız.

Bunun için hepimizin aynı düşünmesi gerekmiyor.

Farklı siyasi tercihlerimiz, örgütsel deneyimlerimiz ve Alevi geleneklerimiz olabilir.

Mesele aynılaşmak değil; temel haklarımızda ortaklaşabilmektir.

Alevi Eşit Yurttaşlık Sözleşmesi’ni de bu nedenle önemli buluyorum.

Kurumlarımız, ocaklarımız, kadınlarımız, gençlerimiz ve akademisyenlerimiz bu sürecin gerçek tarafı olabilirse ortaya yalnızca bir metin değil, ortak bir siyasal irade çıkar.

Çünkü örgütlü toplum yalnızca talep etmez; muhatap alınır!

Bizim pusulamız kişiler değil; eşit yurttaşlık, laiklik, demokrasi, adalet ve insan haklarıdır.

Değerli canlar,

Geleceğimizi kurarken hafızamızı da yanımızda taşıyacağız.

Koçgiri’yi, Dersim’i, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı ve Gazi’yi unutmayacağız.

Ama geçmişte yaşananların sorumluluğunu bugünün halklarına kimlikleri üzerinden yükleyemeyiz.

Hafıza başka şeydir; kolektif suçlama başka şeydir.

Adalet istiyoruz; intikam değil.

Hakikat istiyoruz; inkâr değil.

Yüzleşme istiyoruz; yeni düşmanlıklar değil.

Biz geçmişin acısını geleceğin nefretine değil, geleceğin adaletine dönüştürmek istiyoruz.

Değerli yol arkadaşlarım,

Alevilerin mücadelesini yalnızca Türkiye üzerinden okuyamayız.

Biz Avrupa toplumlarının da bir parçasıyız.

Avrupa’da aşırı sağın, ırkçılığın ve göçmen karşıtlığının güçlendiği; savaş ve güvenlik politikalarının genişlediği; demokratik, sosyal ve kadın haklarının baskı altına girdiği bir dönemden geçiyoruz.

Köln’de farklı siyasal ve toplumsal kurumlarla gerçekleştirdiğimiz buluşmanın önemi de burada ortaya çıkıyor.

Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz.

Ama ırkçılığa, otoriterleşmeye, savaşa, kadın düşmanlığına, göçmen karşıtlığına ve demokratik hakların geriletilmesine karşı ortak mücadele edebiliriz.

Demokratik güçlerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle ve ayrımcılığa uğrayanlarla dayanışacağız.

Kürt halkının demokratik haklarını savunacağız.

Ancak bunu yaparken kendi sözümüzü ve bağımsız irademizi koruyacağız.

Birlik, kimliksizleşmek değildir.

Dayanışma, kendi sözünden vazgeçmek değildir.

Ortak mücadele, kendi taleplerini ertelemek değildir.

Bu nedenle:

Yan yana duracağız; ama kendi ayaklarımız üzerinde duracağız.

Dayanışacağız; ama kimliksizleşmeyeceğiz.

Birlikte mücadele edeceğiz; ama irademizi teslim etmeyeceğiz.

AABK’nin bağımsız demokratik çizgisinin anlamı da budur.

Aynı demokratik ölçüyü kendi kurumlarımıza da uygulamak zorundayız.

Güçlü kurum, yalnızca çok üyesi veya güçlü yöneticileri olan kurum değildir.

Güçlü kurum, tabanının kendisini söz ve karar sahibi hissettiği kurumdur.

Avrupa’da doğmuş genç kuşakları karar süreçlerine katabilmeliyiz.

Mücadele edeceğiz.

Çünkü bizim siyasal pusulamız nettir:

Eşit yurttaşlık!

Demokrasi!

Laiklik!

Barış!

Adalet!

Kadınların eşitliği!

Çocukların özgür geleceği!

Ve insan onuru!

Birliğimiz daim olsun.

Dayanışmamız güçlü olsun.

Sözümüz güçlü, irademiz özgür, yolumuz açık olsun.

Aşk ile.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir