Erdoğan Doğan

Bir sol parti, hükümetin sorumluluğunu üstlenirken seçim öncesinde savunduğu talepleri geri plana itiyorsa, bu durum yalnızca bir yönetim tercihi olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda temsil ettiği toplumsal kesimlerle kurduğu siyasal ilişkinin nasıl değiştiği sorusunu da gündeme getirir.

✍️Erdoğan Doğan

Berlin seçimleri, sosyal reformlar, sınıf mücadelesi ve değişen Almanya gerçeği üzerine

Berlin seçimlerinde Die Linke’nin elde ettiği başarı, Almanya’daki sol siyasetin geleceği açısından önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Elif Eralp’in öncülüğünde seçimlere giren Sol Parti, yüzde 25,7 oy alarak Berlin’de birinci parti oldu. Bu sonuç, yalnızca bir seçim başarısı olarak değil, Berlin toplumunda biriken sosyal ve ekonomik taleplerin siyasal alandaki yansıması olarak da değerlendirilmelidir.

Ancak seçimlerde elde edilen başarı ile toplumsal iktidarın kazanılması aynı şey değildir. Bir partinin parlamentoda güçlü biçimde temsil edilmesi, onun temsil ettiği toplumsal kesimlerin taleplerini gerçekleştirebilecek ekonomik ve siyasi güce sahip olduğu anlamına gelmez. Tam da bu noktada sol siyasetin tarihsel rolü, hükümet olma hedefi ve toplumsal mücadele arasındaki ilişki yeniden sorgulanmalıdır.

Seçim başarısı ve iktidar gerçeği

Kapitalist toplumlarda devletin ekonomik ve siyasi mekanizmaları, yalnızca seçim sonuçlarıyla biçimlenmez. Sermaye birikimi, mülkiyet ilişkileri, ekonomik güç odakları ve devlet bürokrasisi, siyasal kararların alınmasında belirleyici bir yere sahiptir.

Bu nedenle seçimlerde birinci parti olmak, mevcut ekonomik ve toplumsal ilişkileri değiştirebilecek gücü elde etmek anlamına gelmez. Parlamenter temsil önemli bir mücadele alanıdır; ancak toplumsal dönüşümün tek aracı değildir.

Berlin’de Sol Parti’nin önünde duran temel sorun da burada ortaya çıkıyor: Seçim sürecinde savunulan sosyal talepler, hükümet ortaklığı görüşmelerinde hangi ölçüde korunacak ve bu taleplerin gerçekleştirilmesi için hangi toplumsal güçlere dayanılacaktır?

SPD ve Yeşiller ile yürütülen koalisyon görüşmeleri, bu soruların somut olarak yanıtlanacağı bir süreci başlatmıştır.

Sosyal reformlar ve sınıf mücadelesi

Berlin seçimlerinde öne çıkan kiraların sınırlandırılması, sosyal konut politikası, toplu ulaşımın ucuzlatılması, göçmenlerin toplumsal yaşama eşit katılımı, güvencesiz çalışanların hakları ve eğitimde fırsat eşitliği gibi talepler, günlük yaşamın somut sorunlarına karşılık gelmektedir.

Ancak bu talepleri yalnızca sosyal iyileştirme başlıkları olarak değerlendirmek yeterli değildir. Çünkü bunların her biri aynı zamanda mülkiyet ilişkileri, kaynakların dağılımı ve toplumsal öncelikler üzerine bir mücadeleyi ifade etmektedir.

Örneğin barınma hakkı, yalnızca kira fiyatlarının düşürülmesi meselesi değildir. Konutun bir yatırım ve kâr aracı olarak mı, yoksa temel bir toplumsal ihtiyaç olarak mı ele alınacağı sorusunu da beraberinde getirir.

Benzer biçimde kamusal ulaşım, eğitim ve güvenceli çalışma talepleri de toplumun kaynaklarının kimlerin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılacağı tartışmasının parçalarıdır.

Sosyal reformlar, sermayenin ekonomik ve siyasi sınırları içerisinde topluma sunulan geçici iyileştirmeler olarak mı kalacaktır, yoksa işçi sınıfının ve ezilen toplumsal kesimlerin örgütlü mücadelesiyle elde edilen kazanımlara mı dönüşecektir?

Burada reformların kendisi kadar, onları ortaya çıkaran toplumsal mücadele de önemlidir. Bir reformun kalıcılığı ve kapsamı, yalnızca hükümetin kararlarına değil, o kazanımı savunabilecek örgütlü toplumsal güce de bağlıdır.

Hükümet ortaklığı ve siyasal bağımsızlık sorunu

Sol partilerin hükümetlere katılması, işçi hareketleri ve sosyalist siyaset tarihinde uzun süredir tartışılan bir konudur. Bu tartışmanın merkezinde parlamenter mücadele ile sınıfsal bağımsızlık arasındaki ilişki bulunmaktadır.

Hükümet ortaklığı, bazı sosyal reformların gerçekleştirilmesi için yeni olanaklar yaratabilir. Ancak aynı zamanda koalisyon dengeleri, bütçe politikaları ve sermaye çevrelerinin ekonomik talepleri karşısında siyasi tercihleri sınırlandırabilir.

Burada mesele, hükümet ortaklığını başlı başına doğru veya yanlış ilan etmek değildir. Asıl mesele, bu ortaklığın hangi toplumsal talepler temelinde kurulduğu, hangi tavizlerin verildiği ve partinin bağımsız siyasal mücadele kapasitesini koruyup koruyamadığıdır.

Bir sol parti, hükümetin sorumluluğunu üstlenirken seçim öncesinde savunduğu talepleri geri plana itiyorsa, bu durum yalnızca bir yönetim tercihi olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda temsil ettiği toplumsal kesimlerle kurduğu siyasal ilişkinin nasıl değiştiği sorusunu da gündeme getirir.

Parlamenter mücadele toplumsal mücadelenin yerine geçemez. Hükümette bulunmak, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilenlerin bağımsız örgütlenme ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Alman kapitalizmi, militarizm ve savaş ekonomisi

Bugünkü Almanya’da sol siyasetin değerlendirmek zorunda olduğu önemli başlıklardan biri de militarizm ve silahlanma politikalarıdır.

Federal hükümetin savunma harcamalarını artırma politikası, ülkenin ekonomik kaynaklarının hangi önceliklere göre dağıtılacağı tartışmasını yeniden gündeme taşımaktadır.

2027 federal bütçe taslağında savunma harcamalarının toplamda yaklaşık 139,6 milyar avroya çıkarılması öngörülmektedir. Bu artış, Almanya’nın ekonomik ve siyasi önceliklerinin değerlendirilmesi açısından önemli bir göstergedir.

Bir tarafta barınma, eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal güvence talepleri bulunurken diğer tarafta askeri harcamaların büyütülmesi söz konusudur.

Bu iki alan arasındaki kaynak dağılımı, yalnızca bütçe tekniğiyle açıklanabilecek bir konu değildir. Aynı zamanda devletin ekonomik önceliklerini ve toplumsal kaynakların kullanımını belirleyen siyasal tercihlerle ilgilidir.

Sol siyasetin burada ele alması gereken temel mesele, uluslararası sorunların askeri güç ve silahlanma yarışı üzerinden çözülmesi yaklaşımının sonuçlarıdır. Barış, halkların eşitliği, diplomasi ve uluslararası dayanışma temelinde geliştirilecek politikalar, militarizm tartışmasının diğer boyutlarını oluşturmalıdır.

Sosyal haklar mücadelesi ile savaş karşıtlığı birbirinden bağımsız iki mücadele alanı değildir. Her ikisi de ekonomik kaynakların, toplumsal ihtiyaçlar ve siyasi öncelikler doğrultusunda nasıl dağıtılacağı sorusuyla bağlantılıdır.

Faşizmin yükselişi ve AfD gerçeği

Almanya’nın tarihsel geçmişi, faşizm ve ırkçılık meselesini yalnızca geçmişte yaşanmış bir deneyim olarak ele almayı mümkün kılmamaktadır.

Son yıllarda aşırı sağın siyasal alandaki görünürlüğünün artması, göçmen karşıtlığının ve milliyetçi söylemlerin siyasetin merkezinde daha fazla yer bulması, demokratik haklar ve toplumsal eşitlik bakımından önemli tartışmalar yaratmaktadır.

AfD’nin siyasal söylemi, göçmenlik, ulusal kimlik ve toplumsal aidiyet konularındaki yaklaşımı nedeniyle Almanya’nın demokratik düzeni açısından tartışılmaktadır. Federal Anayasayı Koruma Dairesinin partinin tamamına ilişkin sınıflandırması konusunda Şubat 2026’da Köln İdare Mahkemesinin verdiği geçici karar da bu tartışmanın hukuki boyutunu göstermektedir.

Faşizmin yükselişini yalnızca seçim sonuçları üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Irkçılığın toplumsal ilişkilerde nasıl karşılık bulduğu, demokratik kurumlara yönelik tutumlar, azınlıkların hakları ve örgütlü toplumsal muhalefetin koşulları birlikte ele alınmalıdır.

Göçmenleri işsizlik, konut sıkıntısı ve ekonomik sorunların sorumlusu olarak gösteren siyasal yaklaşımlar, toplumsal sorunların gerçek ekonomik ve yapısal nedenlerinin tartışılmasını da zorlaştırmaktadır.

Bu durum işçi sınıfının farklı ulusal kökenlerden gelen kesimleri arasında ortak mücadele zemininin kurulmasını da güçleştirebilir.

Antifaşist mücadele, demokratik hakların, örgütlenme özgürlüğünün, halkların eşitliğinin ve insan onurunun korunmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle sınıfsal eşitsizliklerle ırkçılık arasındaki ilişkiyi birlikte değerlendirmek gerekir.

Solun toplumsal mücadeleyle ilişkisi

Bütün bu tartışmalar bizi yeniden temel bir soruya götürüyor: Solun gücü nereden gelir?

Bu sorunun yanıtını yalnızca parlamentodaki milletvekili sayısında veya hükümetteki temsil oranında aramak yeterli değildir.

Solun toplumsal gücü; işçi sınıfının örgütlenmesinde, sendikal hareketin bağımsızlığında, göçmenlerin eşit haklar mücadelesinde, kadın ve gençlik hareketlerinde, demokratik kitle örgütlerinde ve farklı toplumsal kesimlerin ortak mücadele zeminlerinde aranmalıdır.

Parlamenter mücadele bu toplumsal hareketlerin taleplerini siyasal alana taşıyabilir. Ancak onların yerine geçemez.

Bir sol partinin hükümette bulunması, toplumsal hareketlerle arasındaki bağı zayıflatmamalıdır. Aksine bu ilişki, bağımsız eleştiri ve örgütlenme kapasitesini koruyacak biçimde sürdürülmelidir.

Sosyal reformların kalıcılığı da bu toplumsal gücün varlığıyla yakından ilişkilidir. Çünkü kazanılmış haklar, onları savunabilecek örgütlü bir toplumsal irade bulunmadığında yeniden tartışmaya açılabilir.

Sonuç: Hükümet olmak mı, toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek mi?

Berlin seçimleri, Almanya’daki sol siyaset açısından önemli bir tartışma alanı açmıştır. Bu tartışmanın kapsamı, Sol Parti’nin SPD ve Yeşiller ile hükümet kurup kurmayacağı sorusundan daha geniştir.

Asıl mesele, seçimlerde ortaya çıkan toplumsal taleplerin nasıl bir siyasal programa dönüştürüleceği ve bu programın hangi toplumsal güçlere dayanarak gerçekleştirileceğidir.

Solun önünde hükümet sorumluluğu, parlamenter mücadele, sosyal reformlar ve toplumsal muhalefet arasında kurulması gereken karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişkinin nasıl kurulacağı, her somut koşulun ve siyasal güç dengesinin değerlendirilmesini gerektirir.

Ancak bir gerçek gözden kaçırılmamalıdır: Seçim zaferi, toplumsal iktidarın kendiliğinden kazanılması değildir. Hükümet ortaklığı da ekonomik ve toplumsal güç ilişkilerinin değiştiği anlamına gelmez.

Bu nedenle solun siyasal başarısını yalnızca hükümette bulunup bulunmaması üzerinden değerlendirmek yerine, emekçilerin yaşam koşullarında yarattığı somut değişim, örgütlü toplumsal mücadeleye katkısı ve demokratik hakların genişletilmesi üzerinden tartışmak gerekir.

Çünkü toplumsal dönüşüm, yalnızca hükümetlerin kararlarıyla değil, toplumun kendi örgütlü iradesi ve mücadelesiyle şekillenir.

Asıl tartışılması gereken de budur: Sol, mevcut düzenin yönetim mekanizmaları içerisinde ne ölçüde değişim yaratabilir ve bu süreçte kendi toplumsal bağımsızlığını nasıl koruyabilir?


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir