Türkiye ile Almanya arasındaki iş gücü göçünün 65. yılında, göç tarihinin yeterince görünür olmayan toplumsal ve tarihsel boyutları yeniden gündeme geliyor. Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Genel Başkanı Kemal Karabulut, Dersim’den Almanya’ya uzanan göçün yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını belirterek 1937–1938 Dersim Tertelesi’nin yarattığı tarihsel travmaya, anadil ve kimlik mücadelesine, göçmenlerin eşit temsil ve söz hakkı taleplerine dikkat çekti. Karabulut, göç tarihinin bütün kimliklerin kendi sesleriyle yer alabildiği kapsayıcı bir hafıza anlayışıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.

AHA Haber Merkezi – Türkiye ile Almanya arasında 1961 yılında imzalanan iş gücü anlaşmasının 65. yılı dolayısıyla açıklama yapan Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Genel Başkanı Kemal Karabulut, göç tarihinin yalnızca Almanya’nın ekonomik kalkınmasına katkı sunan işçilerin hikâyesiyle sınırlı tutulmaması gerektiğine dikkat çekti.

Dersim toplumunun Almanya’ya uzanan göç yolculuğunun arka planında 1937–1938 Dersim Tertelesi’nin, zorunlu sürgünlerin, toplumsal baskıların ve ekonomik yoksunlukların da bulunduğunu belirten Karabulut, göçle birlikte taşınan tarihsel hafızanın, dilin ve kültürel kimliğin görünür kılınması çağrısında bulundu.

Karabulut, Kırmanckî/Zazaca dilinin gelecek kuşaklara aktarılması, Dersim toplumunun kültürel çeşitliliğinin korunması ve göçmen toplulukların karar alma süreçlerinde eşit söz hakkına sahip olması gerektiğini ifade etti.

Göçün 65. yılında yalnızca geçmişte verilen emeğin değil, bugün devam eden eşitlik ve tanınma mücadelesinin de konuşulması gerektiğini vurgulayan Karabulut, açıklamasında şu soruyu gündeme taşıdı: “Bu göç tarihini kim anlatıyor, kimin sesi duyuluyor ve kimin hikâyesi yine sessizliğe mahkûm ediliyor?”

Kemal Karabulut’un Açıklamasının Tam Metni

Dersim’den Almanya’ya Göç:

38 Tertelesi’nin Gölgesinde Bir Hafıza, Bir Dil ve Duyulmayı Bekleyen Ses

Altmış beş yıllık Türkiye-Almanya göç tarihini anarken, Dersim toplumunun yaşadıklarını, kimliğini, dilini ve hâlâ devam eden eşitsizliklerini ne kadar konuşabiliyoruz?

Türkiye ile Almanya arasındaki iş gücü anlaşmasının 65. yılı, göç tarihine dönüp bakmak, emek veren kuşakların katkılarını tanımak ve ortak geleceğimizi tartışmak için önemli bir fırsattır. Ancak kutlama törenleri, teşekkür konuşmaları ve resmî açıklamalar arasında temel bir soru hâlâ karşımızda duruyor: Bu göç tarihini kim anlatıyor, kimin sesi duyuluyor ve kimin hikâyesi yine sessizliğe mahkûm ediliyor?

1961 yılında başlayan iş gücü göçüyle Almanya’ya gelen insanlar yalnızca iş arayan emekçiler değildi. Onlar, beraberlerinde tarihlerini, kültürlerini, dillerini, acılarını ve umutlarını da taşıdılar. Fabrikalarda, madenlerde ve çelik işletmelerinde ağır koşullar altında çalıştılar; Almanya’nın ekonomik gelişimine katkıda bulunurken kendi hayatlarını ve gelecek kuşakların yaşamını da şekillendirdiler.

Ancak bu hikâyenin içinde, Türkiye’nin doğusunda yer alan Dersim’in kendine özgü ve çoğu zaman yeterince anlatılmayan bir geçmişi de vardır.

Dersim, farklı etnik, dilsel, inançsal ve kültürel kimliklerin tarih boyunca bir arada yaşadığı bir coğrafyadır. Kırmanc, Dimili ve Zaza kimlikleri; Kırmanckî/Zazaca dili; Alevi inancı, Raa Haqi geleneği ve sözlü kültür, bu tarihsel zenginliğin temel unsurlarıdır. Bu kimlikleri tek bir kalıba sığdırmak, Dersim halkının kendi içindeki çeşitliliği ve özgün tarihini görmezden gelmek anlamına gelir. Üstelik Kırmanckî/Zazaca gibi dillerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında yaşanan sorunlar, sadece dil meselesi değil, hafızanın ve kültürel varlığın geleceğiyle ilgili bir meseledir.

Dersim’den Almanya’ya uzanan göçün arka planında ise yalnızca ekonomik beklentiler değil, 1937–1938 Dersim Tertelesi’nin yarattığı derin tarihsel travma ve onu izleyen yılların siyasal, toplumsal ve ekonomik koşulları da bulunmaktadır. Katliamlar, zorunlu sürgünler, parçalanan aileler, baskılar ve yoksulluk, kuşaklar boyunca taşınan bir hafıza oluşturdu. Dersim’de uzun yıllar süren ekonomik yoksunluk, işsizlik ve sınırlı yaşam olanakları da insanların kendi topraklarından ayrılmalarında etkili oldu. Almanya’ya gelen birçok insan, böylece yalnızca daha iyi bir yaşam arayışını değil, geçmişin acılarını ve geleceğe dair umutlarını da yanında getirdi.

Dersim’den Almanya’ya uzanan yol, yalnızca bir işçinin göç yolu değil; Baskı altında tutulan hafızasını, dilini, kimliğini ve geleceğe dair umudunu yanında taşıyan bir halkın da tarihidir.

Peki, bugün göçün 65. yılı kutlanırken bu tarihsel gerçekler ne kadar konuşuluyor? Dersimlilerin yaşadığı acılar, dillerinin ve kültürlerinin korunması için verdikleri mücadele, ekonomik zorunluluklar ve göç deneyimleri ne kadar görünür kılınıyor? Yoksa farklı kimlikler, tek bir göç anlatısının içinde yeniden mi görünmez hâle getiriliyor?

Bu sorular bir anma törenine karşı çıkmak için değil, daha kapsayıcı, daha adil ve daha dürüst bir hafıza oluşturmak için sorulmalıdır. Çünkü tanınmak, yalnızca geçmişte verilen emeğin takdir edilmesi değildir. Tanınmak; kendi tarihini anlatabilmek, kendi dilinde konuşabilmek, kimliğini özgürce yaşayabilmek ve alınan kararlara eşit biçimde katılabilmektir.

Almanya’da yaşayan Dersimliler ve diğer göçmen topluluklar, bu ülkenin toplumsal yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Onların hikâyeleri yalnızca geçmişin bir bölümü değil, bugünün ve geleceğin de bir parçasıdır. Bu nedenle göç tarihini anlatan kurumlar, siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları, insanların yalnızca adına konuşmakla yetinmemeli; onların kendi seslerine, eleştirilerine ve taleplerine de alan açmalıdır.

Altmış beş yıllık göç tarihinin gerçek anlamı, yalnızca kimin Almanya’nın kalkınmasına katkıda bulunduğunu hatırlamakta değil, aynı zamanda kimin hâlâ eşitlik, görünürlük ve söz hakkı mücadelesi verdiğini anlamakta yatmaktadır.

Çünkü gerçek bir toplumsal yüzleşme, insanlara teşekkür etmekle değil, onları dinlemekle başlar. Gerçek eşitlik, farklılıkları görmezden gelmekle değil, onları tanımakla mümkündür. Ve gerçek bir hafıza, yalnızca güçlülerin anlattıklarından değil, yıllarca sesi bastırılmış insanların kendi sözlerinden oluşur.

Dersim’den Almanya’ya uzanan yol, yalnızca bir işçinin göç yolu değil; Baskı altında tutulan hafızasını, dilini, kimliğini ve geleceğe dair umudunu yanında taşıyan bir halkın da tarihidir.

Göçün 65. yılında mesele yalnızca geçmişte kimin çalıştığı değildir. Mesele, bugün kimin duyulduğu, kimin temsil edildiği ve geleceği birlikte şekillendirme hakkının kimlere tanındığıdır.

Kemal Karabulut

23.10.2026

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir