✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Soruyu açık sormak, yararlı bir cevap almayı kolaylaştırabilir. Ancak cevabın doğru olup olmadığını anlamak için kullanılan bilgileri, kaynakları ve eksik kalan noktaları da değerlendirmeliyiz.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Doğru Soruyu Sormak Yeter mi?

Rotayı Kim Çiziyor? — Yapay Zekâ Çağında İnsan, Karar ve Özgürlük
İkinci Ana Bölüm | 3/7

Soruyu Sorduk, Cevap Geldi

Ormandaki yol ayrımına geri dönelim.

Bu kez ne istediğimizi daha açık anlatıyoruz:

“Yanımda uzun süre yürüyemeyen biri var. Hava kararmadan köye ulaşmak istiyoruz. Dik yamaçlardan kaçınabileceğimiz bir yol öner.”

Önceki sorumuza göre önemli bir ilerleme sağladık. İhtiyacımızı, zamanımızı ve sınırlarımızı belirttik.

Sistem bir rota öneriyor. Hatta neden o yolu seçtiğini de açıklıyor.

Fakat hâlâ bilmediğimiz şeyler var:

Önerilen köprü yerinde mi? Yolun açık olduğuna ilişkin bilgi güncel mi? Haritadaki mesafe, yanımızdaki kişinin yürüyüş koşullarını gerçekten karşılıyor mu?

Soruyu daha iyi sormak, cevaptaki bilgilerin doğruluğunu kendiliğinden güvenceye almaz.

Bu bölümde üzerinde duracağımız ayrım budur.

Açık Bir Soru Ne Sağlar?

Birinden yardım isterken ihtiyacımızı anlatmamız önemlidir.

“Bana bir çalışma hazırla,” demekle, “İlk kez katılacak yetişkinler için, teknik terimleri açıklayan yarım saatlik bir çalışma hazırla,” demek aynı değildir.

İkinci ifadede amaç, katılımcılar ve süre daha açıktır. Bu bilgiler, daha uygun bir önerinin hazırlanmasına yardımcı olabilir.

Yapay zekâyla çalışırken de benzer biçimde bağlam vermek yararlıdır.

Ancak burada iki ayrı başarıyı karıştırmamalıyız:

Cevabın istediğimiz biçime uygun olması ve içeriğinin doğru olması.

Bir metin tam istediğimiz uzunlukta, anlaşılır ve düzenli hazırlanabilir. Yine de içinde yanlış bir tarih, eksik bir açıklama veya geçersiz bir varsayım bulunabilir.

Biçime uygunluk ile bilgi doğruluğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Sorunun İçinde Bir Yargı Saklanabilir

Bir derneğin toplantılarına katılımın azaldığını düşünelim.

Yönetim, yapay zekâya şöyle soruyor:

“Üyelerimiz neden bu kadar ilgisiz?”

Bu soruda henüz araştırılmamış bir yargı var: Katılımın düşmesinin nedeni ilgisizlik olarak kabul edilmiş.

Oysa toplantı saatleri uygun olmayabilir. İnsanlar alınan kararların uygulanmadığını düşünüyor olabilir. Ulaşım, bakım sorumlulukları veya duyuruların yetersizliği etkili olabilir.

Daha açık bir araştırma sorusu şöyle kurulabilir:

“Toplantılara katılımın azalmasına hangi etkenler yol açıyor olabilir? Bunları anlamak için üyelerimize neler sormalıyız?”

Bu değişiklik önemlidir. Ancak olası nedenleri sıralamak da gerçek nedeni bulmakla aynı şey değildir.

Üyeleri dinlemek, katılım bilgilerini incelemek ve farklı açıklamaları karşılaştırmak gerekir.

Bir ihtimalin makul görünmesi, yaşanan olayın nedeni olduğunu kanıtlamaz.

Ayrıntılı Açıklama Neden Bizi İkna Eder?

Bir cevap düzenli başlıklarla, örneklerle ve kaynak adlarıyla sunulduğunda güven verici görünebilir.

Fakat bu unsurların her biri ayrıca kontrol edilmelidir.

Üretken yapay zekâ sistemleri, yanlış bilgilerin yanında bunları destekliyormuş gibi görünen gerekçeler veya kaynaklar da üretebilir. NIST’in üretken yapay zekâ risk profili, hatalı cevapları haklı gösteren uydurulmuş açıklama ve atıflara özellikle dikkat çeker. Kaynak: NIST, Generative Artificial Intelligence Profile, “Confabulation” bölümü

Bu nedenle “Kaynak göster,” demek yararlı bir taleptir; fakat işlemi tamamlamaz.

Kaynak gerçekten var mı? İlgili bölüm okunabiliyor mu? Söylenen iddiayı destekliyor mu?

Kaynak adının yazılmasıyla, kaynağın doğrulanması arasında yapılması gereken bir iş vardır.

Aynı Soruyu Yeniden Sormak Kontrol Sayılır mı?

Bir cevap aldığımızda bazen sisteme tekrar sorarız:

“Emin misin?”

Bu soru, cevabın yeniden değerlendirilmesini sağlayabilir. Bir hatanın düzeltilmesine de yardımcı olabilir.

Ancak aynı cevabın tekrar verilmesi, bağımsız bir doğrulama değildir.

Benzer biçimde, başka bir yapay zekânın aynı şeyi söylemesi de tek başına yeterli olmayabilir. İki sistem aynı yanlış bilgiden yararlanmış olabilir.

Bu yüzden önemli bir iddiayı kontrol ederken cevabın dışına çıkmak gerekir.

Bir tarih için ilgili belgeye, bir toplantı kararı için tutanağa, bir araştırma sonucu için araştırmanın kendisine bakabiliriz.

Kontrolün gücü, aynı sözü kaç kez duyduğumuzdan çok, hangi kanıtlarla karşılaştırdığımıza bağlıdır.

Bilgi, Yorum ve Öneri Aynı Şey Değildir

Bir cevabın içinde farklı türden ifadeler bulunabilir.

“Toplantı son üç ayda iki kez yapıldı,” cümlesi, kayıtlardan kontrol edilebilecek bir bilgi iddiasıdır.

“Bu sıklık üyelerin bağını zayıflatmış olabilir,” cümlesi bir yorum veya olası açıklamadır.

“Her ay açık toplantı yapılmasını öneriyorum,” cümlesi ise bir öneridir.

Bunları ayırdığımızda tartışma daha anlaşılır hâle gelir.

Bilgiyi belgeyle kontrol edebiliriz. Yorumu başka açıklamalarla karşılaştırabiliriz. Öneriyi ise amacımıza, imkânlarımıza ve sonuçlarına göre değerlendirebiliriz.

Bir önerinin ikna edici olması, dayandığı bütün varsayımların doğrulandığı anlamına gelmez.

Yapay zekâdan bu ayrımları açıkça yapmasını istemek, cevabı incelememizi kolaylaştırabilir.

Cevabı Kendi Sözümüzle Açıklayabiliyor muyuz?

Bir metni okumakla, ne söylediğini anlamak arasında fark olabilir.

Bir öneriyi uygulamadan önce onu kendi sözlerimizle anlatmayı deneyebiliriz:

Ne yapılması öneriliyor? Hangi sorunu çözecek? Hangi koşullarda işe yarayacağı varsayılıyor? Neyi henüz bilmiyoruz?

Bu sorulara cevap veremiyorsak daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyuyor olabiliriz.

Yapay zekâdan kullanılan kavramları sadeleştirmesini, somut bir örnek vermesini veya önerinin hangi koşullarda uygun olmayacağını açıklamasını isteyebiliriz.

Ancak sade bir açıklama da kontrol ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Anlamak, değerlendirme yapabilmemizin önemli bir adımıdır.

Her Cevabı Aynı Ayrıntıyla mı İncelemeliyiz?

Günlük hayatımızdaki bütün bilgileri aynı yoğunlukta araştırmamız mümkün değildir.

Bir etkinlik için başlık önerisi almakla, ortak bütçenin nasıl kullanılacağına karar vermek aynı sonuçları doğurmaz.

Bu nedenle inceleme düzeyini kararın önemine göre düşünmeliyiz.

Hata kimin hayatını etkileyebilir? Yanlışı fark ettiğimizde düzeltmek kolay mı? Karar geri alınabilir mi? Gözden kaçan bir bilgi büyük bir kayba yol açabilir mi?

Sonuçları ağırlaşan kararlarda, daha güçlü kanıt ve ilgili alanda yetkin kişilerin değerlendirmesi gerekir.

Kontrol için ayırdığımız emek, kararın etkisiyle birlikte artmalıdır.

Bu yaklaşım, her cevaba kuşkuyla bakıp hareketsiz kalmak yerine dikkatimizi doğru yere yöneltmemize yardımcı olabilir.

Bilmediğini Söyleyebilmek

Bir konuşmada “Bunu bilmiyorum,” cümlesi bazen yetersizlik gibi karşılanır.

Oysa neyin bilinmediğini görmek, karar için önemli olabilir.

Sistemden eksik bilgileri, belirsiz noktaları ve doğrulanması gereken iddiaları belirtmesini isteyebiliriz. Fakat bunları eksiksiz sıralayacağını da varsaymamalıyız.

Kendi değerlendirmemizde de aynı açıklığı göstermeliyiz:

“Bu kısmı kontrol ettik.”

“Burada yalnızca tahminde bulunuyoruz.”

“Karar vermeden önce şu bilgiyi edinmemiz gerekiyor.”

Bir topluluk içinde bu ayrımların açıkça konuşulması, insanların neye dayanarak karar aldığını anlamasını sağlar.

Kesin bilmediğimiz bir konuda kesin konuşmamak, ortak sorumluluğun bir parçasıdır.

Sorgulamak İçin İmkân da Gerekir

İnsanlara “Cevapları kontrol edin,” demek tek başına yeterli değildir.

Kontrol edebilecekleri kaynaklara, yeterli zamana ve anlaşılır açıklamalara ihtiyaçları vardır.

Bir kurum çalışanlarından yapay zekâ kullanmasını istiyorsa, doğrulama için gereken zamanı da düşünmelidir. Bir eğitim çalışmasında bu araçlardan yararlanılıyorsa, cevabın nasıl inceleneceği de öğretilmelidir.

Sistemi geliştiren ve işletenlerin sorumluluğu da sürer: Sınırları açıklamak, hataların bildirilmesini kolaylaştırmak ve kullanıcıya neyi onayladığını anlaşılır biçimde göstermek önemlidir.

Sorgulama, yalnızca bireyin dikkatine bırakılacak bir görev olarak görülmemelidir.

Cevaptan Sonra Başlayan İş

Ormandaki yol ayrımında artık daha açık bir soru sorabiliyoruz.

Aldığımız cevabı da başlangıç noktası olarak kullanabiliriz. Haritaya bakar, bilgiyi kontrol eder, yolun koşullarını öğrenir ve yanımızdakilerin ihtiyaçlarını değerlendiririz.

Böylece öneriden yararlanırken kararın gerekçelerini de anlayabiliriz.

Üç sorumuza dönelim:

Ne kazanıyorum?
Bilgileri düzenleme, farklı açıklamalar görme ve araştırmaya başlama imkânı.

Neyi devrediyorum?
İlk araştırmanın veya taslağın bir bölümünü. Kontrol etmeden kabul edersem, değerlendirme işini de devretmiş olabilirim.

Hangi kararı kendim değerlendirmeliyim?
Cevabın yeterince doğrulanıp doğrulanmadığını, koşullarıma uygunluğunu ve harekete geçmek için hangi bilgilerin eksik olduğunu.

Bir sonraki bölümde başka bir soruya geçeceğiz:

Seçenekleri Kim Seçiyor?

Çünkü cevabı incelerken, önümüze getirilmeyen ihtimallerin de bulunabileceğini düşünmeliyiz.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre
Hazırlanma tarihi: 05.11.2026