Faşizm; işyerinde, okulda, üniversitede, mahallede, kültürde, sendikada, sokakta ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde yenilir.

✍️Erdoğan Doğan

İki üniversiteli gencin konuşmasından bir ülkenin ruh haline…

Seçim sonuçları açıklandığında gece çoktan ilerlemişti.

Televizyon ekranlarında rakamlar değişiyor, yorumcular sonuçları anlamaya çalışıyor, haritalar birbiri ardına kırmızıya boyanıyordu.

Ama o gece Almanya’da bazı insanlar televizyon ekranına yalnızca bir seçim sonucu olarak bakmıyordu.

Bazıları kendi geleceğine bakıyordu.

Bir telefon çaldı.

Arayan Alman üniversite öğrencisiydi.

Karşısındaki, göçmen kökenli üniversiteden arkadaşıydı.

— Sonuçları gördün mü?

— Gördüm.

Bir süre ikisi de sustu.

Sonra Alman genç sordu:

— Korkuyor musun?

Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.

— Evet.

Bu kez arayan genç hiç düşünmeden cevap verdi:

— O zaman yalnız değilsin. Yanına gelebilirim.

Belki de o gecenin en önemli cümlesi seçim sonuçlarının arasında kaybolup gitti.

Ama aslında bütün seçim sonuçlarından daha önemliydi.

Çünkü bir insan diğerine ilk kez siyasal bir sloganla değil, korkuya karşı dayanışmayla sesleniyordu.

Korkunun bir adı vardır

Korku soyut bir duygu değildir.

Kimin korktuğuna baktığınızda, korkunun nedenini de görmeye başlarsınız.

Göçmen kökenli bir genç için bu korku başka anlam taşır.

Kadın için başka.

Yahudi için başka.

Siyah için başka.

Mülteci için başka.

LGBTİ+ birey için başka.

Solcu, sendikacı veya antifaşist biri için başka.

Ama bütün bu korkuların ortak bir tarafı vardır:

İnsanlar kendilerine ait olan bir geleceğin ellerinden alınmasından korkuyorlar.

Çünkü AfD’nin yükselişi artık yalnızca bir siyasi partinin oy oranı değildir.

Bir toplumda yıllardır biriktirilen öfkenin, çaresizliğin, ekonomik güvensizliğin ve kimlik korkusunun belirli bir siyasal kanala akmasıdır.

Ve bugün Almanya’nın birçok kentinde insanlar ilk kez bunu daha açık biçimde görüyor.

Faşizm artık yalnızca tarih kitaplarının konusu değildir.

Sokağın içinde yeniden görünür hale gelmiştir.

“Ama biz çoğunluğuz” demek yetmiyor

Bir başka öğrenci şöyle diyebilir:

— Ama hâlâ milyonlarca insan AfD’ye oy vermedi.

Doğru.

Ama mesele yalnızca çoğunluğun bugün nerede durduğu değildir.

Mesele, yarının çoğunluğunun nasıl şekilleneceğidir.

Çünkü faşizm bir gecede çoğunluk haline gelmez.

Önce insanların korkularına dokunur.

Sonra öfkelerini kendisine bağlar.

Ardından toplumun bir bölümünü diğer bölümünün düşmanı haline getirir.

İşçiye göçmeni gösterir.

Yoksula mülteciyi gösterir.

İşsiz gence yabancıyı gösterir.

Kadına göçmeni gösterir.

Ve bütün bunları yaparken asıl soruyu görünmez hale getirir:

Neden bu toplumda bu kadar insan kendisini güvencesiz hissediyor?

İki öğrencinin konuşması aslında hepimizin konuşmasıdır

Belki de o iki genç ertesi gün üniversitede yeniden karşılaşacak.

Biri diyecek ki:

— Dün gece seni aradığımda aslında ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Diğeri soracak:

— Neden aradın?

— Çünkü ilk kez gerçekten korktum.

— Sen mi korktun?

— Evet.

— Peki şimdi ne yapacağız?

İşte asıl soru burada başlıyor.

Ne yapacağız?

Bir mitinge gidip dönecek miyiz?

Bir pankart taşıyıp ertesi gün unutacak mıyız?

Sosyal medyada birkaç paylaşım yapıp kendimizi görevimizi yapmış sayacak mıyız?

Yoksa biraz daha derine mi ineceğiz?

Neden buraya geldik?

İnsanları kim dinlemedi?

İşçilerin öfkesini kim başıboş bıraktı?

Gençlerin gelecek kaygısını kim siyasal olarak sahiplenemedi?

Göçmenleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan kimdi?

Ve en zor soru:

Biz nerede hata yaptık?

Lübeck’te korku meydana çıktı

Ertesi gün Lübeck’in merkezine baktığımızda aslında bu soruların bir başka cevabını gördük.

İnsanlar sokağa çıkmıştı.

Yaşlılar, gençler, kadınlar, göçmenler, Almanlar, sendikacılar, öğrenciler…

Korkularını evlerinde saklamak yerine meydanlara taşımışlardı.

Belki herkes aynı şeyi düşünmüyordu.

Belki herkes faşizmin nedenleri konusunda aynı görüşte değildi.

Ama bir konuda ortaklaşıyorlardı:

Irkçılığın ve faşizmin normalleşmesini istemiyorlardı.

Bu çok önemli.

Çünkü korku insanı iki farklı yere götürebilir.

Ya içine kapatır,

ya da düşündürür.

Eğer korku insanı düşündürmeye başlıyorsa, orada başka bir şey doğar:

Sorgulama.

Ve sorgulama örgütlü bir dayanışmaya dönüştüğünde, korku artık yalnızca korku olmaktan çıkar.

Bir mücadele iradesine dönüşür.

Fakat sadece AfD’ye bakarsak resmi eksik görürüz

Bugün Almanya’da yapılması gereken tartışmalardan biri de budur.

AfD’nin yükselişini yalnızca AfD üzerinden açıklamak bizi rahatlatabilir.

“Faşistler geliyor.”

“AfD kötü.”

“Bunlar ırkçı.”

Evet.

Ama bunların hiçbirisi şu soruya tek başına cevap vermiyor:

Neden insanlar onlara oy veriyor?

İşte burada kendi tarafımıza dönüp bakmak zorundayız.

Çünkü faşistler insanların gerçek sorunlarına sahte cevaplar veriyor olabilirler.

Ama o gerçek sorunları görmezden gelirsek, onların yalanlarının toplumsal karşılık bulmasına şaşırmamalıyız.

Belki de asıl mesele şudur

İki üniversiteli genç seçim gecesi birbirini arıyor.

Biri diğerine:

“Korkuyorsan yanına gelebilirim.”

diyor.

Bence bugün Almanya’nın ihtiyacı tam da bu cümlede saklı.

Çünkü faşizm insanlara:

“Onlardan kork.”

diyor.

Biz ise:

“Birbirinizden korkmayın.”

demeliyiz.

Faşizm:

“Senin sorunun onun varlığı.”

diyor.

Biz:

“Senin sorunun benim de sorunum.”

demeliyiz.

Faşizm:

“Yalnızsın.”

diyor.

Biz:

“Yalnız değilsin.”

demeliyiz.

Ve belki de bütün bunlardan daha önemlisi:

“Korkuyorsan yanına gelirim.”

diyebilmeliyiz.

Korku sokağa çıktı. Şimdi sıra umutta.

Lübeck’teki meydan yalnızca bir protesto meydanı olarak kalmamalı.

Oradaki insanların birbirini tanıdığı, birbirini dinlediği, birlikte düşündüğü ve birlikte mücadele ettiği bir toplumsal dayanışma alanına dönüşmeli.

Çünkü faşizm yalnızca seçim sandığında yenilmez.

Faşizm; işyerinde, okulda, üniversitede, mahallede, kültürde, sendikada, sokakta ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde yenilir.

Bunun için önce birbirimizi suçlamaktan vazgeçip kendimize bakmalıyız.

Biz nerede hata yaptık?

İnsanların korkularını neden zamanında duymadık?

Öfkelerini neden dayanışmaya dönüştüremedik?

Gençleri neden siyasetin öznesi haline getiremedik?

İşçiyi göçmene, göçmeni işçiye karşı konumlandıran siyasetin karşısına neden daha güçlü bir ortak yaşam fikri koyamadık?

Bu soruların kolay cevapları yok.

Ama artık bu soruları sormanın zamanı geldi.

Çünkü seçim sonuçları bize yalnızca AfD’nin ne kadar büyüdüğünü göstermedi.

Toplumdaki korkunun ne kadar büyüdüğünü de gösterdi.

Ve belki de ilk kez, bu korku insanları susturmak yerine sokağa çıkardı.

Şimdi yapılması gereken, o korkuyu büyütmek değil.

Onu bilince, dayanışmaya ve örgütlü mücadeleye dönüştürmek.

Çünkü korkan iki insan birbirine elini uzattığında,

faşizmin karşısında yalnızca iki kişi durmaz.

Bir toplumun başka türlü yaşama iradesi ayağa kalkar.

09.09.2026


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir