“Biz bu dünyada olduğumuz sürece, mücadeleye devam edeceğiz.”

✍️Erdoğan Doğan

Bir zamanlar işçi sınıfının sendikaları vardı.

İşçinin hakkı yenildiğinde ayağa kalkan, patronun karşısına dikilen, grev kararı aldığında arkasında duran, işten atılan işçiyi yalnız bırakmayan sendikalar…

Bir zamanlar sendikacılık, bir makam ve koltuk meselesi değildi. Sendikacı olmak; işçinin acısını kendi acısı bilmek, onun ekmek kavgasını kendi kavgası saymak, gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktı.

Sonra zaman değişti.

Bazı sendikalar işçiden uzaklaştı. Bazıları işçinin örgütü olmaktan çıkıp bürokrasinin bir parçasına dönüştü. Sendika yöneticiliği, mücadeleden çok makamla; işçinin sesi olmak, patronla pazarlık masasında yer almakla ölçülmeye başlandı.

Ve işçi, gün geçtikçe daha yalnız kaldı.

Tam da böyle bir zamanda, madencilerin karanlık ocaklarından iki isim yükseliyor:

Gökay Çakır ve Başaran Aksu.

İki sendikacı…

Ama bugün Türkiye’de sendikacılığın unuttuğu bazı şeyleri yeniden hatırlatan iki sendikacı.

Onlar, ücretleri ödenmeyen, kıdem ve ihbar tazminatları gasp edilen maden işçilerinin yanında durdular. İşçilerle birlikte mücadele ettiler. Bu mücadele nedeniyle tutuklandılar.

Yaklaşık on gün sonra cezaevinin kapısından çıktıklarında ise ilk söyledikleri şey, “Artık yeter” olmadı.

Geri adım atmadılar.

Pişmanlık duymadıklarını söylediler.

Ve Gökay Çakır, cezaevi kapısında şu cümleyi kurdu:

“Biz bu dünyada olduğumuz sürece, mücadeleye devam edeceğiz.”

İşte bazen bir cümle, uzun uzun yazılabilecek bir kitabın özetidir.

Çünkü bugün mesele yalnızca iki sendikacının tutuklanması ve ardından tahliye edilmesi değildir.

Mesele, Türkiye’de sendikal mücadelenin nereye geldiğidir.

Mesele, işçinin hakkını kimlerin savunacağıdır.

Mesele, sendikanın yeniden işçinin yanında, sokağında, grev çadırında ve direniş alanında olup olmayacağıdır.

Sendika Nedir?

Sendika, işçinin patron karşısındaki yalnızlığını ortadan kaldırmak için vardır.

Tek başına hakkını arayan işçinin sesi cılız çıkabilir. Ama yüzlerce işçi aynı taleple yan yana geldiğinde ortaya başka bir güç çıkar.

Sendikanın gerçek anlamı budur:

Birlik. Örgütlülük. Dayanışma.

Fakat sendika işçinin yanından çekildiğinde, geriye yalnızca tabela kalır.

İşte bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri budur.

İşçi sayısı artıyor ama örgütlülük zayıflıyor.

Emeğin sömürüsü büyüyor ama buna karşı ortak mücadele kanalları daralıyor.

İşçi daha fazla çalışıyor, daha az kazanıyor; daha uzun saatler çalışıyor, geleceğinden daha fazla endişe ediyor.

Ve bütün bunların ortasında bazı sendikalar susuyor.

Bazıları ise konuşuyor ama işçinin yanında yürümek yerine işçinin adına konuşmakla yetiniyor.

Oysa işçi adına konuşmak başka, işçiyle birlikte mücadele etmek başkadır.

Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun farkı tam da burada ortaya çıkıyor.

Onlar işçilerin adına bir açıklama yapmakla yetinmediler.

İşçilerle birlikte yürüdüler.

Ve bunun bedelini de göze aldılar.

Madencinin Yanında Olmak

Madencilik, emeğin en ağır biçimlerinden biridir.

Madenci her sabah yalnızca işe gitmez; yerin altına iner.

Karanlığa iner.

Tehlikeye iner.

Emeğinin karşılığını kazanmak için hayatını ortaya koyar.

Ve o madenci, yıllarca çalıştıktan sonra ücretini, kıdemini, ihbarını alamıyorsa, artık ortada yalnızca ekonomik bir sorun yoktur.

Ortada adalet sorunu vardır.

İşte sendikacının görevi de tam burada başlar.

İşçi hakkını alamadığında onun yanında durmak…

Patronun karşısında işçiyi yalnız bırakmamak…

Devletin kurumları işçinin sesini duymadığında o sesi daha da yükseltmek…

Ve gerektiğinde “Buradayız” diyebilmek.

Çakır ve Aksu’nun yaptığı budur.

İki Sendikacı, Bir Hatırlatma

Belki de bu iki sendikacının bize bugün yaptığı en önemli hatırlatma şudur:

Sendikacılık ölmedi.

Sadece uzun zamandır sessiz.

Ve o sessizliği bozacak insanların hâlâ var olduğunu görmek umut veriyor.

Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun mücadelesi, bütün sendikalara da bir soru yöneltiyor:

İşçi için ne zaman yeniden sokağa çıkacağız?

Ne zaman işçinin yanında, onunla omuz omuza olacağız?

Ne zaman bir işçinin hakkı gasp edildiğinde bunu yalnızca bir “hukuk meselesi” olarak değil, bütün işçi sınıfının meselesi olarak göreceğiz?

Çünkü işçinin hakkı yalnızca işçinin hakkı değildir.

Bir işçinin kıdem tazminatı gasp ediliyorsa, hepimizin geleceğinden bir parça eksiliyor demektir.

Bir işçi sendikalaştığı için işten atılıyorsa, yalnızca o işçi değil, örgütlenme hakkımız yara alıyor demektir.

Bir madenci yıllarca çalışıp emeğinin karşılığını alamıyorsa, toplumun adalet duygusu biraz daha kararıyor demektir.

Bir Zamanlar Vardı…

Bir zamanlar işçi sınıfının sendikaları vardı.

Şimdi yeniden olabilir.

Bir zamanlar grevler vardı.

Yine olabilir.

Bir zamanlar işçiler “Tek başıma hiçbir şeyim ama birlikte çok güçlüyüz” diyebiliyordu.

Bugün de diyebilirler.

Yeter ki sendikalar yeniden işçiye dönsün.

Yeter ki sendikacılık yeniden makamdan mücadeleye, bürokrasiden sokağa, koltuktan alın terine dönsün.

Yeter ki işçi, kendi örgütüne yeniden güvenebilsin.

Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun madencilerle birlikte verdiği mücadele bu nedenle önemlidir.

Çünkü onlar bize yalnızca iki insanın hikâyesini anlatmıyor.

Bize unutulmaya yüz tutmuş bir mücadele geleneğini hatırlatıyorlar.

Ve belki de cezaevi kapısında söylenen o cümle, hepimizin kulağına küpe olması gereken bir cümledir:

“Biz bu dünyada olduğumuz sürece, mücadeleye devam edeceğiz.”

Ben de bu iki yürekli sendikacının ve onların şahsında hakları için direnen bütün maden işçilerinin mücadelesini selamlıyorum.

Çünkü biliyorum:

İşçi sınıfı örgütlü olduğunda güçlüdür.

Emek dayanışmayla büyür.

Ve hak, mücadele edilmeden kazanılmaz.

Bir zamanlar işçi sınıfının sendikaları vardı.

Şimdi onları yeniden ayağa kaldırmanın zamanıdır.

06.09.2026


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir