DEM Parti’nin geçmişten bugüne Alevi yurttaşların siyasal alanda yer almasına katkı sunmuş olması, Alevilerin bu partiye yönelik her eleştiriyi susturması gerektiği anlamına gelmez.

✍️Erdoğan Doğan

Aleviler kimsenin siyasal mülkü değildir; eleştiri haktır, linç değil.

Siyasetin dili son yıllarda öylesine aşağı çekildi ki, farklı düşünmek neredeyse bir suç haline getirildi.

“Benim gibi düşünmüyorsan karşımdasın.”

“Benim söylediğimi söylemiyorsan düşmanımsın.”

“Benim çizgimde yürümüyorsan bedelini ödersin.”

Ve daha da vahimi, siyasetçilerin zaman zaman kendi yol arkadaşlarına, kendilerini yıllarca desteklemiş insanlara yönelik kullandıkları küçümseyici, aşağılayıcı ve tehditkâr dilin sıradanlaşmasıdır.

Oysa siyaset, insanları kendisine biat ettirmek değil; farklı düşüncelerin bir arada yaşayabileceği demokratik zemini büyütme sanatıdır.

Tam da bu nedenle son günlerde Alevi aydınların yayımladığı bildiri etrafında yaşanan tartışmayı yalnızca bir siyasi polemik olarak görmemek gerekir.

Aleviler Herhangi Bir Siyasi Hareketin “Mülkü” Değildir

Aralarında akademisyenlerin, yazarların, sanatçıların, siyasetçilerin ve toplumun farklı kesimlerinden insanların bulunduğu 53 Alevi aydın ve yurttaş, Abdullah Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ittifakı” değerlendirmesine ilişkin itirazlarını kamuoyuna açıkladılar.

Bildirinin içeriğine katılırsınız ya da katılmazsınız.

Tarihsel değerlendirmelerini doğru veya yanlış bulabilirsiniz.

Siyasi yaklaşımını eleştirebilirsiniz.

Ama bir demokratın yapması gereken şey, itiraz eden insanların söz söyleme hakkını savunmaktır.

Çünkü Alevilerin kendi tarihleriyle, kendi hafızalarıyla ve kendi acılarıyla ilgili söz söylemeleri için herhangi bir siyasi partiden izin almaları gerekmez.

Aleviler, herhangi bir siyasi hareketin “mülkü” değildir.

Asıl Mesele Tartışmanın Biçimidir

Burada asıl üzerinde durmamız gereken mesele, tartışmanın kendisinden çok tartışma biçimidir.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, söz konusu bildiriye ilişkin açıklamasında bazı imzacıları sert biçimde eleştirdi. “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız” ve “hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum” şeklindeki ifadeleri kamuoyunda ciddi tepki yarattı.

Sonrasında ise Bakırhan, “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım” diyerek sözlerine açıklık getirdi ve “sokaktan getirmek” derken küçümsemeyi değil, sokaktan gelen insanlara siyasette alan açmayı kastettiğini söyledi.

Bu açıklamayı önemsiyorum.

Çünkü siyasetçinin hatalı veya kırıcı bir ifadenin arkasına sonsuza kadar saklanmak yerine, “maksadımı tam karşılamadı” diyebilmesi değerlidir.

Fakat mesele burada bitmiyor.

Çünkü kullanılan dil, yalnızca onu kullanan kişinin niyetinden ibaret değildir. Sözcüklerin bir hafızası, bir ağırlığı ve karşı tarafta yarattığı bir etki vardır.

Milletvekilliği Bir Lütuf Değildir

“Sokaktan aldım, milletvekili yaptım.”

“Bakan yaptım.”

“Ekmek verdim.”

“Gözüne dizine dursun.”

Bu dil kime ait olursa olsun, hangi siyasi parti tarafından kullanılırsa kullanılsın, demokratik siyasetin dili değildir.

Çünkü milletvekilliği bir lütuf değildir.

Bakanlık bir kişinin diğerine verdiği sadaka değildir.

Siyasetçinin görevi insanlara “ekmek vermek” değil, insanların kendi emeğiyle, kendi iradesiyle ve kendi mücadelesiyle siyasal alanda var olabilmesinin önünü açmaktır.

Bir insanı milletvekili yapan şey, onu “sokaktan alıp getiren” bir parti başkanının kişisel lütfu değil; seçmenin iradesidir.

Hele hele yıllarca mücadele etmiş, bedel ödemiş, emek vermiş insanların geçmişini birkaç cümleyle yok saymak, siyasetin kendisine de haksızlıktır.

“Biz Seni Var Ettik” Anlayışı

Bir başka tehlikeli anlayış da şudur:

“Biz seni var ettik, dolayısıyla bize karşı çıkamazsın.”

Bu anlayış yalnızca Aleviler açısından değil, toplumun tamamı açısından tehlikelidir.

Çünkü bu anlayış yerleştiğinde siyasi parti, yurttaşın üzerinde bir vesayet makamına dönüşür.

Oysa siyasi partiler yurttaşın hizmetindedir.

Milletvekili partinin malı değildir.

Aydın partinin memuru değildir.

Yazar partinin sözcüsü değildir.

Sanatçı partinin propaganda elemanı değildir.

Ve en önemlisi:

Alevi, hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir.

Eleştiri İhanet Değildir

Bugün bir Alevi aydın, Kürt hareketini eleştirebilir.

Bir Kürt aydın, Alevi hareketini eleştirebilir.

Bir sosyalist, sosyalist bir partiyi eleştirebilir.

Bir demokrat, kendi desteklediği siyasi hareketin yanlış gördüğü politikasına itiraz edebilir.

Bunların hiçbiri ihanet değildir.

Demokratik siyaset tam da bunun için vardır.

Eleştiri varsa siyaset vardır.

İtiraz varsa düşünce vardır.

Farklılık varsa demokrasi vardır.

Bunların olmadığı yerde ise siyaset, giderek biat kültürüne dönüşür.

Alevilere Yönelik Linç Dilinin Karşısında Durulmalıdır

Üstelik son dönemlerde Alevilere yönelik sosyal medya linçlerinin, aşağılayıcı ifadelerin ve kimlik üzerinden yürütülen saldırıların arttığını görüyoruz.

Bu konuda açık konuşmak gerekiyor:

Alevilere yönelik linç dili, kimden gelirse gelsin karşısında durulmalıdır.

Bunu yalnızca Alevilerin görevi olarak görmek de doğru değildir.

Kürtlerin görevidir.

Türklerin görevidir.

Sosyalistlerin görevidir.

Demokratların görevidir.

Dindarların görevidir.

Laiklerin görevidir.

Çünkü bugün bir Alevi linç edilirken sessiz kalan, yarın başka bir kimliğe yönelen linç karşısında kendi sesini de kaybedebilir.

DEM Parti Eleştiriden Korkmamalıdır

Burada DEM Parti’ye de özel bir parantez açmak gerekir.

DEM Parti’nin geçmişten bugüne Alevi yurttaşların siyasal alanda yer almasına katkı sunmuş olması, Alevilerin bu partiye yönelik her eleştiriyi susturması gerektiği anlamına gelmez.

Tam tersine, demokratik bir siyasi hareket kendisine yöneltilen eleştirilerden korkmamalıdır.

Bir siyasi partinin Alevilere alan açması, Alevilerin o partiye kayıtsız şartsız biat etmesini gerektirmez.

Aleviler de herkes gibi düşünebilir, sorgulayabilir, eleştirebilir, itiraz edebilir ve gerektiğinde “Hayır, ben böyle düşünmüyorum” diyebilir.

Bu hakkı savunmak, herhangi bir siyasi partiye düşmanlık etmek değildir.

Bu, demokrasiyi savunmaktır.

Siyasetin Dili Yeniden İnsana Dönmelidir

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla bağırmak değil, daha fazla konuşmaktır.

Daha fazla linç değil, daha fazla tartışmadır.

Daha fazla “bizden misin, değil misin?” sorusu değil, daha fazla “neden böyle düşünüyorsun?” sorusudur.

Siyasetin dili yeniden insana dönmelidir.

Rakibimizi, eleştirenimizi, hatta zaman zaman yanımızda yürümüş ama bugün farklı düşünen insanı bile düşmanlaştırmadan konuşabilmeliyiz.

Çünkü siyaset insan kazanma sanatıdır; insan harcama sanatı değil.

Ve hiç kimse, geçmişte yaptığı siyasi hizmetleri bugünün insanlarına karşı bir minnet borcu senedine dönüştüremez.

“Demokrasi, Benimle Aynı Düşünmesen de Konuşma Hakkını Savunuyorum Diyebilmektir”

Bugün Alevi aydınların söylediği her sözü doğru bulmak zorunda değiliz.

Ama onların söz söyleme hakkını savunmak zorundayız.

Bakırhan’ın açıklamasını eleştirebiliriz.

Sonraki açıklamasını ve “maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım” demesini de olumlu karşılayabiliriz.

Fakat bütün bunların üzerinde daha büyük bir gerçek var:

Siyaset, hiç kimseye insanları küçümseme hakkı vermez.

Ne iktidara…

Ne muhalefete…

Ne Kürt hareketine…

Ne Türk siyasetine…

Ne Alevilere…

Ne Sünnilere…

Hiç kimseye.

Çünkü demokrasi, “benim dediğimi söyle” demek değildir.

Demokrasi, “benimle aynı düşünmesen de konuşma hakkını savunuyorum” diyebilmektir.

Aleviler de bu ülkenin yurttaşlarıdır.

Kendi tarihleri vardır.

Kendi hafızaları vardır.

Kendi acıları vardır.

Kendi siyasal akılları vardır.

Ve kendi sözlerini söyleme hakları vardır.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir