Irkçılık Bir Hastalık Değil, Kapitalist-Faşist Bir Politikadır ve Cumhuriyetin Kuruluş Kodlarında Gizlidir

Irkçılık hastalık olsaydı doktorların mücadele etmesi gereken bir konu olurdu. Ayrıca her hastalıkta irade dışı bir durum vardır ve hastanın bazı eylemleri çezasızlıkla karşılanabilirdi.

✍️ Avukat Zeki Rüzgar

21 Ağustos 2026 günü Zonguldak Alaplı ilçesi Bektaşlı Köyünde, Silopi’den gelmiş Kürt bir aileye yapılan ırkçı saldırının ardından sosyal medyada benzer birçok saldırı görüntüsü paylaşılmaya başlandı.

Zonguldak’taki saldırının Türkiye kamuoyunun gündemine gelmesinden sonra benzer paylaşımların artması, bu saldırıların yoğun olarak yaşandığının bir göstergesi.

Bu saldırıların bir kısmının çok önceden yaşanmasına rağmen paylaşılmamış olması ve bugün Zonguldak’taki saldırının kamuoyunun gündemine girmesinin ardından paylaşılmasının en önemli nedeni, bu suç faillerinin cezasız bırakılması nedeniyle oluşmuş olan tepkisizliktir.

Yüzlerce kilometre ötedeki evlerini bırakıp çalışmaya gelen mevsimlik işçiler, benzer birçok saldırıya uğramasına rağmen, herhangi bir hak arayışına girmek bile istememektedir.

Bu işçiler, sadece birkaç ay, muhtemelen piyasa değerinin altında, yasalara aykırı olarak uzun saatler ve tamamen güvencesiz olarak çalışmalarına rağmen, aynı zamanda ırkçı saldırılara uğruyorlar ve başvurabilecekleri herhangi bir makam dahi bulamıyorlar.

Saldırganlar Cezasızlık Politikalarından Güç Alıyorlar

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Zonguldak’taki saldırıdan iki gün sonra yaptığı açıklamada “Olayın münferit bir olay” olduğunu, sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılacağını söyledi. Konuyla ilgili konuşan başka bir yetkili de yok.

Komuoyu tepkisini kısmen de olsa eriten bu açıklamadan sonra 23 Ağustosta saldırının gerçekleştiği köyden 4 kişi gözaltına alındı ve bir gün sonra ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Oysa köyde önce işçilerin çocuklarının saldırıya uğradığı, daha sonra köylülerin toplanarak bahçelerde çalışan işçilere saldırdığı; bunun üzerine köye jandarmanın sevk edildiği; basına yansıyan görüntülerden de anlaşılacağı üzere, jandarmanın gözü önünde videosu bulunan saldırının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Yine basından anladığım kadarıyla jandarma, gözünün önünde gerçekleşen bu saldırıya rağmen sadece köylüleri sakinleştirmekle yetinip köyden ayrılmış ve hemen ertesi gün başka bir saldırı gerçekleşmiş. Bütün bu olanlara rağmen, küçük çocuklara taşlarla saldırmakta sakınca görmeyen bu gürühün başını çekenler hiç gözaltına alınmadığı gibi, göstermelik olarak gözaltına alınanlar ise ertesi gün yine bu işçilerin yaşadığı yere bırakılmakta sakınca görülmemiş.

Cezasızlığın en görünür hali bu uygulamadır.

Adalet Bakanı Halka Yalan Söylüyor

Öncelikle bu saldırıların münferit olaylar olmadığını, daha sonra basına yansıyan ve başka şehir ve köylerde yaşandığı belli olan birçok saldırı görüntüsü kanıtlıyor. Geçen birçok yıllarda basına yansıyan olaylar da halen hafızamızdadır.

Görüntülerden de anlaşılacağı üzere bu saldırılar münferit olmadığı gibi, çoğu zaman örgütlü bir şekilde gerçekleşiyor.

Hiçbir saldırı bir iki kişi ile gerçekleştirilmiyor.

Saldırganlar mutlaka ya çok sayıda, ya da silahlı bir şekilde bu saldırıları gerçekleştiriyorlar.

Her defasında hiçbir makamdan korkmadan saldırıları gerçekleştirenler, ya hiç yakalanmıyor, ya da son olayda oluğu gibi kamuoyu ilgisi azaldıktan sonra gözaltına alınıp serbest bırakılıyor.

Saldırganlar hakkında dava ya hiç açılmıyor, ya da yüzlerce kilometre ileride yaşayan mağdurlara tebligat bile yapılmadan veya savunmaları için gerekli koşullar yaratılmadan davalar cezasızlıkla sonuçlandırılıyor.

Bu Saldırıların Tamamı Irkçı Saldırılardır

Zonguldak’taki saldırı gibi, diğer tüm saldırılar ırkçı saldırılardır.

Tüm saldırı görüntülerinden anlaşılacağı üzere bu saldırılar, en masumu “Pis Kürt” olan sözlü saldırılar eşliğinde direk olarak mağdurların ırkına yönelik gerçekleştiriliyor.

Bunlar genellikle örgütlü veya Kürt Halkına karşı yaratılmış olan düşmanlık ve benzer saldırılarda yaşanan cezasızlığın yaratmış olduğu cesaret ile gerçekleştirileştiriliyor.

Irkçılık Bir Hastalık Değildir

Medyada sıkça ırkçılığın bir hastalık olduğu ileri sürülmekte ve bulaşıcı olduğundan dem vurularak eleştirilmektedir. Ancak ırkçılık bir hastalık değildir. Tam tersine faşist politikaların en temel taşıdır. Bu şekilde anlaşılmadan, doğru şekilde mücadele etmek mümkün değildir.

Irkçılık hastalık olsaydı doktorların mücadele etmesi gereken bir konu olurdu. Ayrıca her hastalıkta irade dışı bir durum vardır ve hastanın bazı eylemleri çezasızlıkla karşılanabilirdi.

Oysa özel mülkiyetle başlayan bütün egemen sistemlerde ırk teması, halkı bölüp parçalayıp yönetmek için dayanak yapılan ilk basamak olmuştur ve her zaman devlet politikası olarak uygulanmıştır.

Her defasında kutsallarla ilişkilendirilen egemen ırk, vatan ve bayrak sevgisi üzerinden mobilize edilmiş, büyük katliamlara bu şekilde imza atılmıştır.

Irk temmelli ortak pazara dayalı ulus devletlerde ırkçılık hep beslenmiş ve Kapitalist Emperyalist dünyada temel ideolojilerden biri olarak yaşatılmıştır. Beslenen, özendirilen ve korunan ırkçı gruplar bu devletlerin egemenliklerinin güvencesi sayılmıştır.

Osmanlı ve sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de bu grupların eliyle işlenmiş benzer birçok katliam vakası bulmak mümkündür.

Sadece ülkemizin son yüzyılına baktığımızda bile onlarca olay sıralamak mümkündür.

Ege’de, Karadeniz’de, İçanadolu’da, Toroslar’da yaşanmış örnekler vardır.

En ağırı Ermeniler’e karşı olmak üzere Rumlar, Çerkesler, Süryaniler ve Kürtler’e dönük onlarca saldırı gerçekleştirilmiştir.

Bu saldırıları gerçekleştirenler, çoğunlukla devlet güçleri veya güvenlik güçleri tarafından korunan sivil faşist çeteler ve yaratılan siyasi politikaların güç verdiği insanlardır.

Kürtlere Dönük Saldırıların Sebebi, Cumhuriyetin Kuruluş Şifreleridir

Kürtler, Çanakkale savaşından başlayarak Erzurum ve Sivas Kongrelerinin temel bileşenlerindendi.

Kürt illeri Kurtuluş savaşının cephe gerisi, vergi ve asker toplama açısından ana merkezlerinden biri oldu.

Kürt milletvekilleri 1920’de Kurulan İlk meclisin kurucularından ve sayıları yaşadıkları coğrafyanın “Misak-Milli” sınırları içinde en büyük paya sahip olması nedeniyle, diğer milletlerin vekillerinden fazla idi.

Bizzat Mustafa Kemal tarafından yapılan meclisin açılış konuşmasına bu nedenle, “Kürt ve Türk halkının meclisini selamların” denilerek başlandı.

Tüm bunlara rağmen Kürtler, Kurtuluş Savaşının ardından birincil düşman olarak yaftalandı.

Daha 1927’de İsmet İnönü tarafından hazırlanan raporlarla Kürtler, Türk Irkına dayalı oluşturulacak devletin en büyük düşmanı ilan edildi.

Bu raporlarda, Kürt nüfusunun yoğunluğu, kültürlerine bağlılıkları Türk kimliği açısından büyük bir tehdit olarak sınıflandırıldı ve buna göre politikalar oluşturulması istendi.

Bugün açıklanan gizli arşivlerin gösterdiği üzere, devletin tüm kurumlarına Türk Irkından olanların getirilmesi için genelgeler yayınlandı.

Hatta, Alevi Haber Ağı’nda yayınlanan 3 Haziran 2026 tarihli “D-97 Talimatı” ile ilgili yazımda gösterdiğim gibi bu ırkçı politikaların gizlilik içinde uygulanması için bütün kurumlara talimatlar gönderildi.

Sonuçta Kürt illerinde yaşanan Şeyh Sait, Zilan, Ağrı, Dersim katliamları, 59 Aydın olayı ile 1970’den bu yana Çorum, Maraş, Antalya, Manisa illerindeki gibi Kürt insanlarına karşı işlenen katliamlar hep bu genelgelerden güç aldı.

Başı Kesilip Teşhir Edilen Kürtler

1925 tarihindeki Şeyh Sait ayaklanmasından bu yana Kürtlerin tüm hak talepleri “devleti yıkma girişimi”, “Vatan hainliği”, “Eşkiyalık” veya “Teröristlik” olarak damgalandı.

Hak talebinde bulunanlara var olan hukukun bile uygulanmaması için “İstiklal Mahkemeleri”, “Devlet Güvenlik Mahkemeleri”, “Özel Yetkili Mahkemeler” ismi altında mahkemeler kuruldu. Bu mahkemelerde yargılananlara hiçbir hukuk normu uygulanmadı, hiçbir insan hakkı tanınmadı.

Tıpkı Osmanlı’da muhaliflerin başlarının mızraklara geçirilip şehir şehir teşhir edildiği gibi, 1990’lı yıllar boyunca Ulusal Hakları için mücadele eden Kürt gençlerinin başları kesilerek televizyonlarda, gazetelerde teşhir edildi. Bu İnsanlığa Karşı suç olarak görülmesi gereken görüntüleri yaratanlar, “Kahraman Askerler” olarak övüldü.

Öldürülen Kürt gençlerinin kulakları ve burunlarından tespihler yapmaları için askerler özendirildi. Bu insanlığa karşı suç işleyenler, “kahraman askerler” olarak ulusal basına çıkarıldı. Tespihlerinin fotoğrafları paylaşıldı.

Yakalanan Kürt Kadınları öldürüldükten sonra çırılçıplak soyularak gazetelerde, televizyonlarda teşhir edildi.

Bu çıplak vücutlara ayaklarını basarak poz veren askerler, özel harekat polisleri “kahraman” ilan edildi. Ölü bedenler ise üzerine basılıp geçilmesi gereken, yapılanları hak eden nesneler haline getirildi.

Kürt köylüleri, köy meydanlarında toplanarak toplu halde işkenceler uygulandı.

Köy meydanlarından, hapishanelere kadar işkence, Kürt topraklarının tümüne egemen kılındı.

Buna rağmen bu katliam ve işkence uygulamaları nedeniyle hiçbir yetkili yargılanmadı, mecbur sebepler nedeniyle bir şekilde mahkeme karşısına çıkarılanlar ise tutuklanmadı veya cezalandırılmadı. Davalar zamanaşımı uygulamalarıyla ortadan kaldırıldı.

Kürtler İnkar Edilerek Hiçleştirildi

Faşizmin en belirgin politikası hedefindeki grupları insan olmaktan çıkarıp, onlara karşı işlenecek suçları normalleştirmektir. Bu nedenle hedef kitle önce insan olarak kabul edilmez. Başka isimlerle adlandırır. Bunlar insan değil diye başlar ve vatan haini, eşkıya, terörist gibi halkın iğrenti ile andığı isimler verir.

Bu amaçla her yerde “Kürt yok” denildi. Okulda, camide, meydanlarda, gazetelerde, televizyonlarda, kitaplarda bu tekrar edilip durdu.

Kürtlerin var olmadığını kanıtlamaları için akademisyenlere milyonlar akıtılarak makaleler-kitaplar yazdırıldı.

“Bu bayrak altında yaşayan herkes Türktür” gibi sloganvari tezler ileri sürüldü.

Ülkede yaşayan herkese “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” sözleri, milli marş olarak okutuldu.

Her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım” sözleri tekrar ettirilerek, her milletten çocukların bilinçaltına Türkün üstünlüğü ve kendilerinin inkarı için tohumlar ekildi.

Kürtçe, bilinmeyen bir dil olarak kayıtlara geçirildi. Böylece isimlendirmekten bile kaçınıldı.

Tüm bunlara rağmen Kürt olduğunda ısrar edenler veya onların haklarını savunanlar katliamların hedefi oldu.

Irkçılık ile Mücadele

Türkiye’de ırkçılık ile mücadele için öncelikle tek ulusa dayalı faşist politikalardan vazgeçmek gerekmektedir.

Kürtlerin tarihinin doğru bir şekilde anlatılması; bu ülke için yaptıkları fedakarlıklarının kabul edilmesi ve temel haklarının teslim edilmesi gerekmektedir.

Erzurum, Sivas Kongrelerine katılan Kürt beylerinin adları doğru bir şekilde açıklanmalıdır.

1920’deki Kurucu Meclise Kürt milletvekillerinin isimleri ve hangi şehirlerden seçildikleri açıklanmalıdır.

Nutuk’ta yapılan tahrifatlardan vazgeçilerek orijinal haliyle yeniden yayınlanmalıdır.

İçi boş kardeşlik söylemlerinden vazgeçilmelidir.

“Tırnak ve et” gibi Kürtlerin gerektiğinde sökülüp atılması gereken tırnak olduğu imalarından; “Kiro”, “Pis Kürt”, “En iyi Kürt ölü Kürt” gibi saçma benzetmelerin dillerden sökülüp atılması gerekmektedir.

Kürt illerindeki yoksullukla mücadele edilerek, halka dayatılan yoksulluğa son verilmelidir.

Yoksulluğun önemli önemli nedenlerinden biri olan eğitimsizlik politikalarından vazgeçilmeli ve ana dilde eğitim imkanı tanınmalıdır.

Sistem içinde nefes alma noktaları için demokrasi mücadelesi elbette önemli ve gereklidir. Küçük küçük de olsa kazanımlar için, demokrasi mücadelesi büyütülmelidir.

En önemlisi ise halkı bölüp parçalayarak; halkın emeği, ülkenin zenginliklerini talan ederek egemenliklerini sürdüren ve nüfusun küçük bir bölümünü oluşturan kapitalistler ile onların işbirlikçileri ile mücadelenin büyütülerek kazanılması gerekir.

Bu mücadeleyi kazanmak için halkın sadece egemenler ve işçi-köylülerden oluşan iki sınıftan oluştuğunun; insanların sadece ezen ve ezilenler olarak karşı karşıya olduklarının anlaşılması gerekir.

Aklımızda olması gereken şey, ülkemizdeki Kapitalist-Faşist işbirliğine dayalı egemenliğe son verilmeden, kardeşlik sözlerinin de, adalet söylemlerinin de, eşitlik safsatalarının da birer aldatmaca olarak kalacağıdır.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir