“İnsan, sahip olduklarıyla değil; paylaştıklarıyla zenginleşir” diyen Güler, geçmişten bugüne taşınması gereken dayanışma kültürünün geleceği birlikte kurmanın da anahtarı olduğuna dikkat çekiyor.

Alevi Haber Ağı (AHA) muhabiri ve Muğla temsilcisi Duray Güler, çocukluğunun köy yaşamından yola çıkarak imece kültürünü, ortak emeği ve paylaşmanın toplumsal değerini kaleme aldı. Buğday tarlalarında yan yana verilen emekten aynı sofrada bölüşülen lokmaya uzanan anıları bugünün giderek bireyselleşen yaşamıyla buluşturan Güler, köylerde dayanışmanın yalnızca bir gelenek değil, hayatın kendisi olduğunu anlatıyor. “İnsan, sahip olduklarıyla değil; paylaştıklarıyla zenginleşir” diyen Güler, geçmişten bugüne taşınması gereken dayanışma kültürünün geleceği birlikte kurmanın da anahtarı olduğuna dikkat çekiyor.

AHA Haber Merkezi – Geçmişin köy yaşamında imece yalnızca birlikte yapılan bir iş değildi; komşuluğun, paylaşmanın, dayanışmanın ve ortak yaşamın kuşaktan kuşağa aktarılan en güçlü biçimlerinden biriydi. Tarlada birlikte çalışan eller, aynı sofrada bölüşülen lokmalar ve zor günde birbirinin kapısını çalan insanlar, dayanışmayı bir kavram olmaktan çıkarıp gündelik yaşamın parçası haline getiriyordu.

Alevi Haber Ağı (AHA) muhabiri ve Muğla temsilcisi Duray Güler, çocukluğunda tanıklık ettiği köy yaşamından ve buğday tarlalarındaki imece günlerinden hareketle kaleme aldığı yazısında, giderek unutulmaya yüz tutan bu ortak yaşam kültürünün izlerini sürüyor.

Güler, geçmişi yalnızca özlemle hatırlamak yerine, köylerde yaşanan dayanışmanın bugünün yalnızlaşan ve bireyselleşen toplumuna neler söyleyebileceğini sorguluyor. Birlikte üretmenin, paylaşmanın ve zor zamanda birbirine omuz vermenin insanı ve toplumu güçlendirdiğini vurgulayan Güler, “Dayanışma yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil, geleceği birlikte kurabilmenin de anahtarıdır” diyor.

✍️ Duray Güler’in Yazısı

Modern yaşamın içinde insanlar giderek yalnızlaşırken, köylerde yaşanan bu dayanışma kültürü bize önemli bir miras bırakmaktadır. Çünkü insan, ancak başkalarının yaşamına dokunabildiği ölçüde çoğalır. Bir tas çorbayı bölüşmekte, zor zamanda omuz vermekte ve ortak emeğin sevincini paylaşmakta insanlığın en güzel hâli saklıdır.

KÖYÜN UNUTULMAYAN EMEĞİ: DAYANIŞMANIN VE PAYLAŞIMIN İZİNDE

Çocukluğumuzun köylerinde kapılar pek kilitlenmezdi. Çünkü insanlar birbirine yabancı değildi. Aynı toprağın tozunu yutar, aynı yağmurun altında ıslanır, aynı ekmeği bölüşürdü. Birinin sevinci köyün sevinci, birinin acısı köyün acısı olurdu.

Bir ev yapılacaksa imece kurulurdu. Kiminin elinde kürek, kiminin elinde çekiç, kiminin omzunda taş olurdu. Kimse “Bunun karşılığında ne alacağım?” diye sormazdı. Çünkü bilirdi ki dayanışma, gün gelir kendi kapısını da çalar. Bugün senin evinin duvarını ören eller, yarın başka bir komşunun tarlasında çalışacaktı.

Köy yaşamının en güzel yanlarından biri de imece kültürüydü. Özellikle buğday biçme zamanı geldiğinde, dayanışmanın ne demek olduğunu en derinden hissederdik. Gün henüz ağarmadan evlerde hareket başlar, kadınlar tarlaya götürülecek azıkları hazırlar, erkekler oraklarını, tırpanlarını ya da gerekli araçlarını toplardı. Kimsenin işi yalnızca kendisine ait değildi; bugün bir ailenin tarlasında çalışılır, ertesi gün bir başkasının buğdayı biçilmeye gidilirdi.

Ben de çocukluğumda bu günlere tanıklık ettim. Köyümüzde buğday biçmek, yalnızca bir tarım işi değil; aynı zamanda paylaşmanın ve birlikte yaşamanın bir ifadesiydi. Tarlada yan yana çalışan insanlar arasında zengin-fakir ayrımı yapılmazdı. Herkes gücü yettiğince işe katılırdı. Kimi biçer, kimi demet yapar, kimi su taşır, kimi de gölgede oturan yaşlıların ihtiyaçlarını karşılardı.

Belki bugün o eski imeceler eskisi kadar yaygın değildir. Ancak bu, onların değerini azaltmaz. Aksine, giderek bireyselleşen dünyamızda bize yeniden yol gösterebilecek bir deneyim olarak önemini korur.

Bugün değişen dünyada, eski köy yaşamını bütünüyle geri getirmek mümkün olmayabilir. Ancak onun bize bıraktığı değerleri yaşatmak mümkündür. Çünkü dayanışma yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil, geleceği birlikte kurabilmenin de anahtarıdır.

Öğle vakti geldiğinde iş kısa süreliğine durur, ağaç gölgelerinde sofralar kurulurdu. Evlerden getirilen ekmekler, peynirler, domatesler ve ayranlar ortaya konur; kimin ne getirdiğinin önemi olmadan herkes aynı sofrada buluşurdu. O sofralarda yalnızca yemek paylaşılmazdı. Hikâyeler anlatılır, türküler söylenir, çocukların kahkahaları tarlanın öteki ucuna kadar ulaşırdı.

Akşama doğru yorgunluk artsa da kimse şikâyet etmezdi. Çünkü yapılan iş, yalnızca bir ailenin geçimi için değil; bütün köyün yaşamını sürdürebilmesi için önemliydi. Birinin işi yarım kaldığında diğerleri yardım eder, “Senin işin bitti, benim işim başladı.” anlayışıyla hareket edilirdi. O günlerde dayanışma, kitaplardan öğrenilen bir kavram değil; hayatın kendisiydi.

Bugün geriye dönüp baktığımda, buğday tarlalarında geçen o günlerin bana yalnızca çalışmayı öğretmediğini anlıyorum. Birlikte üretmenin değerini, paylaşmanın insanı eksiltmediğini ve gerçek zenginliğin insan ilişkilerinde saklı olduğunu da o günlerde öğrendim.

Modern yaşamın içinde insanlar giderek yalnızlaşırken, köylerde yaşanan bu dayanışma kültürü bize önemli bir miras bırakmaktadır. Çünkü insan, ancak başkalarının yaşamına dokunabildiği ölçüde çoğalır. Bir tas çorbayı bölüşmekte, zor zamanda omuz vermekte ve ortak emeğin sevincini paylaşmakta insanlığın en güzel hâli saklıdır.

Belki bugün o eski imeceler eskisi kadar yaygın değildir. Ancak bu, onların değerini azaltmaz. Aksine, giderek bireyselleşen dünyamızda bize yeniden yol gösterebilecek bir deneyim olarak önemini korur.

Bugün bu anlatılanlar birçok kişiye nostaljik bir hikâye gibi gelebilir. Ancak köy dayanışmaları, geçmişte kalmış bir gelenek olmanın ötesinde; insanlığın birlikte yaşama kültürünün en somut örneklerinden biridir. Bu kültür, paylaşmanın eksiltmediğini; aksine çoğalttığını öğretirdi.

Modern yaşamın hızında insanlar giderek yalnızlaşırken, komşuluk ilişkileri zayıflarken ve bireysellik öne çıkarken; köylerde yaşanan bu dayanışma deneyimi bize önemli bir şey hatırlatmaktadır: İnsan, tek başına tamamlanmış bir varlık değildir. Birbirimize ihtiyaç duyarız. Güçlü olmanın yolu, yalnızlaşmaktan değil; yan yana durabilmekten geçer.

Bugün ekonomik zorlukların, toplumsal eşitsizliklerin ve güvensizliğin arttığı bir dönemde; geçmişin bu ortak yaşam kültürüne yeniden bakmak gerekmektedir. Çünkü imece yalnızca tarlada çalışmak değildir. İmece; bilgiyi paylaşmak, komşunun derdiyle ilgilenmek, ihtiyaç sahibine destek olmak ve “Ben varım” diyebilmektir.

Belki de bu yüzden köyler, yalnızca yaşanılan yerler değil; insan olmanın öğrenildiği mekânlardı. Büyüklerimiz bize paylaşmayı, dayanışmayı ve birbirimize sahip çıkmayı nasihatlerle değil; yaşayarak öğrettiler. Bir tas çorbanın bölüşülmesinde, kapıya bırakılan bir tabak yemekte, zor günde uzatılan bir elde saklıydı bu öğreti.

Bugün değişen dünyada, eski köy yaşamını bütünüyle geri getirmek mümkün olmayabilir. Ancak onun bize bıraktığı değerleri yaşatmak mümkündür. Çünkü dayanışma yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil, geleceği birlikte kurabilmenin de anahtarıdır.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur: İnsan, sahip olduklarıyla değil; paylaştıklarıyla zenginleşir. Ve bir toplumun gerçek gücü, en zor zamanlarda birbirine ne kadar sahip çıkabildiğinde ortaya çıkar.

Köylerin toprak kokan yollarında büyüyen o sessiz bilgelik, bugün hâlâ bize yol göstermektedir: Birlikte üretenler, birlikte umut eder; birlikte paylaşanlar, birlikte ayakta kalır.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir