Yolunu Sürersen Hünkâr’ı Anarsın

✍️ Türkan Doğan

Hacı Bektaş Veli’nin büyüklüğü yalnızca bir inanç önderi olmasından gelmez. O, insanı merkeze alan bir anlayışın Pir’idir. İnsanı makamıyla, mülküyle, soyuyla sopuyla ölçmeyen; yoksulu hor görmeyen, emeğini küçümsemeyen, kadını hayatın kıyısına itmeyen bir yolun erenidir.

16–17–18 Ağustos 2026 Hacıbektaş

Ağustos geldiğind Anadolu’nun yollarında başka türlü bir hareket başlar. Sanki yüzyıllardır aynı toprağın altında saklı duran bir söz, yeniden gün yüzüne çıkmak ister.
Hacıbektaş’a doğru uzanan yollar canlarla dolar. Kimi yıllardır taşıdığı özlemin peşinden gelir, kimi bir lokmanın, bir nefesin, bir dost meclisinin ardından düşer yollara. Dergâhın kapısına yaklaşırken insan yalnızca bir Pir’in makamına gitmediğini, Anadolu’nun uzun ve çetin hikâyesinin içinden geçtiğini hisseder.
Çünkü Hacı Bektaş Veli’yi Anadolu’dan, Anadolu’yu da Hünkâr’ın çağrısından ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu topraklar kolay bir tarih yaşamadı. Halklar göç etti, yer değiştirdi, birbirine karıştı; yoksullukla, savaşla, baskıyla, sürgünle ve eşitsizlikle sınandı. Her çağda sarayların dili başka, halkın dili başka oldu. Tarih çoğu zaman yukarıdan yazıldı; ama Anadolu’nun gerçek hikâyesini toprağın üzerinde yaşayanlar, alın teriyle yoğuranlar, acısını ve umudunu kuşaktan kuşağa taşıyanlar anlattı. İşte Hünkâr’ın sözü biraz da o toprağın dilinden yükseldi.
Hacı Bektaş Veli’nin büyüklüğü yalnızca bir inanç önderi olmasından gelmez. O, insanı merkeze alan bir anlayışın Pir’idir. İnsanı makamıyla, mülküyle, soyuyla sopuyla ölçmeyen; yoksulu hor görmeyen, emeğini küçümsemeyen, kadını hayatın kıyısına itmeyen bir yolun erenidir.


Onun çağrısı, insanın insana üstünlüğünü değil, insanın insanla kardeşliğini arayan bir çağrıdır. Bu nedenle Hünkâr’ı yalnızca geçmişin sayfalarında bırakmak mümkün değildir. Bugün yoksulluk varsa, emek sömürülüyorsa, halklar birbirine düşman edilmeye çalışılıyorsa Hünkâr’ın sözü hâlâ bugünün sözüdür.

Her yıl Hacıbektaş’a gidiyoruz. Dergâhın kapısında buluşuyor, lokmalarımızı paylaşıyor, deyişlerimizi söylüyor, semaha duruyoruz. Bunların her biri yolumuzun güzelliğidir. Ama bütün bunların ortasında kendimize sormamız gereken bir soru var: Hünkâr’ı anmakla yetiniyor muyuz, yoksa onun yolunu gerçekten sürüyor muyuz?

“Hünkâr’ı Anmak mı, Yolunu Sürmek mi?”

“Pir’in Karşısında Kurulan Protokol”

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Hünkâr’ın huzurunda protokol sıraları kurulacak. Düzenin temsilci erkânı, siyasetçiler, makam sahipleri Pir’in karşısında yerlerini alacak; kürsülerden Hacı Bektaş Veli’nin adı anılacak, onun sözlerinden bahsedilecek.
Fakat Pir’in karşısında oturmak, Pir’in yolunda yürümek değildir.Suriye’de Alevi canlarımızın kanı henüz yerdeyken, Alevi halkına yönelik katliamların ve o katliamları besleyen politikaların arkasında duranların, bugün Hünkâr’ın huzurunda protokol sıralarında yer alması bize göre samimi değildir. Pir’in karşısında oturup Hünkâr’ın adını anmak, eğer aynı anda mazlumun feryadına sırt dönülüyorsa, yalnızca bir tören görüntüsünden ibaret kalır. Hünkâr’ın huzurunda bulunmanın bir erkânı, bir edebi, bir sorumluluğu vardır.
Canların kanı yerdeyken Pir’in huzurunda makamların arkasında saf tutmak bize yakışmaz. Biz Hünkâr’ın meydanında makamların arkasında değil, mazlum halkların yanında dururuz.
Çünkü Alevi yolu, zalimin kimliğine değil, mazlumun kim olduğuna bakar. Bizim için bir canın yaşam hakkı, hangi sınırın içinde doğduğundan, hangi kimliği taşıdığından, hangi siyasi hesabın parçası olduğundan bağımsızdır.
Hünkâr’ın huzurunda bulunmanın anlamı da tam burada başlar: Söylediğimiz söz ile durduğumuz yer birbirini tutmalıdır.

“Sözde Sanatçılara da Birkaç Kelam”

Bir sözümüz de bugün Hünkâr’ın adını, nefesini ve sözlerini sahnelerinde taşıyanlara olsun. Pir’in nefesini söylemek, Pir’in yoluna ikrar vermek değildir. Bir deyişi güzel bir sesle söylemek başka, o deyişin taşıdığı acıyı, direnci, eşitlik duygusunu ve hakikat arayışını omuzlamak başkadır.
Biz Hünkâr’ın nefeslerinin, Pir’in deyişlerinin ve bu yolun türkülerinin düzenin elinde birer sahne süsüne, kültürel bir gösteriye, alkış toplamanın aracına dönüştürülmesine razı değiliz. Sahnede Pir’in türküsünü söyleyip halkların acısı karşısında susmak; Hünkâr’ın sözünü ağza alıp Hünkâr’ın temsil ettiği hakikatten uzak durmak büyük bir çelişkidir. Pir’in nefesini söyleyenin, o nefesin yükünü de taşıması gerekir. Bu nedenle sözümüz nettir: Safınızı net belirleyin. Hünkâr’ın nefesini söylüyorsanız, Hünkâr’ın halkından yana da söz söyleyin. Pir’in nefesini taşıyorsanız, o nefesin mazlumdan yana olduğunu unutmayın. Çünkü biz kimin hangi meydanda, hangi tarafta durduğunu görürüz.
Her yıl nice insan canların gönlünden düşüyor. Dün düşenler oldu, bugün de düşenler olacaktır. Bu bir tehdit değil; yolun kendi terazisidir. Çünkü Alevi yolunda insanı yükselten sahnenin ışığı değil, hakikatin ışığıdır.
Hünkâr’ın adını taşımak bir ayrıcalık değil, ağır bir sorumluluktur.

Hünkâr’ın Nefesini Düzenin Sesi Yapamazsınız

Düzen, halkların değerlerini çoğu zaman kendi diliyle yeniden kurmak ister. Direnişi törene, türküyü gösteriye, inancı folklora, Pir’i de protokolün güvenli bir figürüne dönüştürmek ister. Biz buna razı değiliz. O nefeslerde Anadolu’nun acısı vardır, yoksulun lokması vardır, mazlumun ahı vardır, direnen insanın umudu vardır. O türkülerde bir halkın yüzyıllar boyunca taşıdığı söz vardır.
Bu nedenle Hünkâr’ın nefesini söyleyen herkes kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben bu nefesi yalnızca söylüyor muyum, yoksa taşıyor muyum?
Çünkü söyleyip Hünkâr’ın halkına sırtını dönmek, sazın telini titretebilir ama yolun telini titretemez.

“Halkımıza Bir Çağrı”

Sevgili canlar, bu yıl yine Hacıbektaş’a gideceğiz. 16, 17 ve 18 Ağustos’ta Hünkâr’ın huzurunda olacağız.
Ama bu kez yalnızca nereye gittiğimizi değil, nerede durduğumuzu da düşünelim. Hangi meydanda nefes alıyoruz? Kimin sözüne kulak veriyoruz? Kimin arkasında saf tutuyoruz? Hangi türküyü söylüyor, hangi hakikatin yanında duruyoruz? Bizim kendi sözümüzü, kendi meydanımızı ve kendi irademizi de büyütmeye ihtiyacımız var.
Bu nedenle alternatif etkinliklerimizi küçümsemeyelim. Analara, lokmalara, ceme, deyişe, sohbete ve halkın kendi sözünü kurduğu buluşmalara sahip çıkalım.
Çünkü bazen Hünkâr’a en büyük saygı, onun adının kullanıldığı her yere sorgusuz sualsiz gitmek değil; Hünkâr’ın özünü nerede bulacağımızı bilmektir. Hünkâr’ı Tertemiz Haliyle Anlamak zorundayız.
Onu iktidarların bize uygun gördüğü yerden değil, halkın içinden okumalıyız. Onu birkaç güzel söze, birkaç resmi törene, birkaç protokol sırasına sığdırmamalıyız.
Hünkâr’ın makamı yalnızca Hacıbektaş’ta değildir. Bir işçinin alın terinde, toprağını savunan köylünün direncinde, eşitlik isteyen kadının sesinde, savaşa ve zulme karşı duran bir halkın iradesinde de Hünkâr’ın nefesi vardır.
Anadolu’nun yüzyıllar önce yaktığı ışık bugün başka ellerde yanmaya devam ediyor. O ışığı taşımak da bizim sorumluluğumuzdur.
Bu yüzden Hacıbektaş’a yalnızca ziyaret etmeye değil, kendimizi yeniden yoklamaya gidelim. Dergâhın taşına dokunurken kendi içimize de bakalım. Hünkâr’ın adını ne kadar taşıyoruz? Onun sözünü hayatımıza ne kadar katıyoruz?
Çünkü yol, yüründükçe yoldur.
Hünkâr’ın adı dillerimizde yaşayacaksa, yolu da hayatımızda yaşamalıdır.
Mesele yalnızca Hünkâr’ı anmak değildir; Hünkâr’ın bize bıraktığı insanlık sözünü bugün yeniden kurabilmektir.
Ve şimdi önümüzde açık bir tercih duruyor: Hünkâr’ın yanında mı duracağız, yoksa Hünkâr’ın adını kültürel bir kabuğa dönüştürerek onun özünü etkisizleştiren düzenin arkasında mı?
Bizim cevabımız bellidir.
Hünkâr’ın yanında olacağız. Halkın yanında olacağız. Mazlumun yanında olacağız. Yolumuzu kendi özümüzden koparmadan sürdüreceğiz. Deyişimizi, nefesimizi, semahımızı ve lokmamızı düzenin vitrinine teslim etmeyeceğiz.Çünkü Hünkâr’ı anmanın en sahici biçimi, onun yolunu sürmektir.
Yolunu sürersen Hünkâr’ı anarsın.

14 Ağustos 2026


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir