Almanya’da yaşayan Aleviler ve Alevi kurumları ırkçılığa karşı mücadelenin uzağında değildir. Aleviler gerek bireysel ve toplumsal düzeyde gerekse kurumları aracılığıyla ırkçılığa, ayrımcılığa ve aşırı sağcı eğilimlere karşı demokratik mücadele içerisinde yer almaktadırlar.

✍️Müslüm Polat

Almanya’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde ırkçı, aşırı sağcı ve otoriter eğilimlerin güç kazanması, yalnızca göçmenleri ya da belirli toplumsal kesimleri ilgilendiren bir sorun değildir. Irkçılık, toplumu kimlikler üzerinden bölen, eşitliği ve birlikte yaşamı aşındıran, demokratik hak ve özgürlükleri tehdit eden toplumsal ve siyasal bir sorundur. Bu nedenle ona karşı mücadele de tek tek toplulukların kendi sınırları içerisinde sürdüreceği savunmacı bir mücadeleye indirgenemez. Irkçılığa karşı kalıcı bir toplumsal güç yaratmanın yolu; farklı kimliklerden, inançlardan ve toplumsal kesimlerden insanların eşitlik, demokrasi ve özgürlük temelinde birleşik mücadeleyi büyütmesinden geçmektedir.

Almanya’da ırkçılığın ve aşırı sağın güç kazanmasını yalnızca dönemsel seçim sonuçlarıyla açıklamak yeterli değildir. Seçim sonuçları, toplumsal alanda daha uzun zamandır biriken sorunların siyasal görünürlük kazandığı alanlardan yalnızca biridir. Ekonomik ve toplumsal güvencesizliklerin büyümesi, geleceğe ilişkin kaygılar, savaşlar, göç hareketleri, sosyal devletin zayıflamasına ilişkin tartışmalar ve toplumun farklı kesimlerinde oluşan güvensizlik ortamı, ırkçı ve aşırı sağcı siyasetin kullanabileceği toplumsal zeminler yaratabilmektedir.

Irkçı siyaset, işsizliğin, yoksulluğun, konut sorununun, sosyal eşitsizliğin ya da geleceğe ilişkin kaygıların nedenlerini toplumsal ve ekonomik ilişkilerde aramak yerine; göçmenleri, mültecileri, farklı inanç ve kimliklerden insanları hedef hâline getirmektedir. Böylece toplumun gerçek sorunları görünmez hâle gelirken, aynı sorunlardan etkilenen insanlar birbirlerine karşı konumlandırılmaktadır.

Irkçılık Yalnızca Hedef Aldığı İnsanların Sorunu Değildir

Irkçılığa ilişkin en önemli yanılgılardan biri, onu yalnızca doğrudan hedef alınan toplulukların sorunu olarak görmektir. Oysa tarihsel deneyimler bize ırkçılığın sınırlarının sabit olmadığını göstermektedir. Bugün göçmeni hedef alan anlayış yarın mülteciyi, başka bir gün farklı inançtan olanı, demokratı, sendikacıyı ya da kendisine benzemeyen başka bir toplumsal kesimi hedef hâline getirebilir. Çünkü ırkçılığın temelinde yalnızca belirli bir halka ya da kimliğe yönelik önyargı değil, insanlar arasında hiyerarşi kuran bir dünya görüşü bulunmaktadır. Bu nedenle ırkçılığa karşı mücadele yalnızca göçmenlerin kendilerini savunma mücadelesi değildir. Demokratik bir toplumda eşit yurttaşlar olarak birlikte yaşamak isteyen herkesin ortak meselesidir.

Irkçılık Kendiliğinden Gerilemez

Irkçı ve aşırı sağcı hareketlerin yükselişi karşısında en tehlikeli yaklaşımlardan biri “bekleyelim ve görelim” anlayışıdır. Bir düşünce kamusal alanda sürekli tekrarlandığında, siyasal söylemin parçası hâline geldiğinde ve ona karşı güçlü bir demokratik itiraz geliştirilemediğinde zaman içerisinde normalleşebilir. Dün söylenmesi kabul edilemez görülen bir söz bugün tartışılabilir, yarın ise sıradan kabul edilebilir hâle gelebilir. Asıl tehlikelerden biri budur; yani ırkçılığın normalleşmesi. Irkçılıkla mücadele bu nedenle yalnızca ırkçı saldırılar gerçekleştikten sonra tepki göstermekle sınırlı kalmamalıdır. Bu mücadele aynı zamanda ırkçılığı üreten düşüncelere, ayrımcılığa, nefret diline ve insanların kimlikleri üzerinden birbirlerine karşı konumlandırılmasına karşı toplumsal bir bilinç yaratma temelinde de sürdürülmelidir.

Parçalanmış Mücadele Güçlü Bir Cevap Üretemez

Almanya çok farklı toplumsal, kültürel ve inançsal kimliklerin birlikte yaşadığı bir ülkedir. Irkçılığa karşı mücadelenin içinde Türkler, Kürtler, Aleviler, Araplar ve farklı ülkelerden gelen göçmen topluluklarının yanı sıra Alman toplumunun demokratik kesimleri, sendikalar, kadın ve gençlik hareketleri, inanç toplulukları, insan hakları örgütleri ve farklı demokratik yapılanmalar birlikte yer alıyorlar. Ancak ırkçılığa karşı mücadele platformlarında çok sayıda örgütün bulunması, kendiliğinden güçlü bir toplumsal mücadele yaratmaz. Eğer bu mücadele, vurgu yaptığımız bu kesimlerin ve yapıların yalnızca kendi kurumsal ya da kimliksel sınırları içerisinde kalırsa, ortak tehdide karşı ortak bir toplumsal güç oluşturmak zorlaşır. Irkçılık toplumu parçalayarak güç kazanıyorsa, ona verilecek en güçlü demokratik cevaplardan biri dayanışmayı kitlelere mal ederek örgütlemektir. Birleşik mücadele ancak bu örgütlenme zemininde güçlenerek ve ırkçılığı geriletecek hamleler yaparak birlikte yaşamı savunanlara umut olabilir.

Birleşik Mücadele Farklılıkları Ortadan Kaldırmak Değildir

Birleşik mücadele denildiğinde herkesin aynı düşünmesi, aynı örgütte bulunması ya da kendi kimliğinden vazgeçmesi anlaşılmamalıdır. Tam tersine birleşik mücadele, farklılıkların korunarak ortak demokratik değerlerde buluşabilmesidir. Alevi Alevi olarak, Kürt Kürt olarak, göçmen kendi kültürel kimliğiyle, Alman demokrat kendi siyasal ve toplumsal deneyimiyle bu ortak mücadelenin içerisinde yer alabilir. Birlik, farklılıkları ortadan kaldırmak değildir. Birlik, farklılıkların birbirine karşı kullanılmasına izin vermemektir. Bunun ortak zemini, insanların kökenlerinden, inançlarından, dillerinden ve kimliklerinden bağımsız olarak eşit kabul edilmesi; demokratik hak ve özgürlüklerin korunması; ayrımcılığın reddedilmesi ve birlikte yaşamın savunulmasıdır. Bu ortak payda yaratılabildiğinde farklı toplumsal hareketlerin mücadeleleri birbirlerini zayıflatan değil, güçlendiren bir ilişkiye dönüşebilir.

Aleviler Irkçılığa Karşı Birleşik Mücadelenin Daha Güçlü Bir Öznesi Olmalıdır

Aleviler açısından ırkçılığa ve aşırı sağın yükselişine karşı mücadele yeni keşfedilmiş bir sorun değildir. Alevi toplumu, tarih boyunca yaşadığı ayrımcılığın, ötekileştirmenin, baskıların ve katliamların hafızasını yalnızca geçmişte yaşanmış acılara dönük bir hatırlama olarak taşımamaktadır. Bu tarihsel hafıza, bugünün dünyasında ayrımcılığa, ırkçılığa ve insanların kimlikleri üzerinden hedef alınmasına karşı gösterilen duyarlılığın da önemli kaynaklarından biridir.

Almanya’da yaşayan Aleviler ve Alevi kurumları ırkçılığa karşı mücadelenin uzağında değildir. Aleviler gerek bireysel ve toplumsal düzeyde gerekse kurumları aracılığıyla ırkçılığa, ayrımcılığa ve aşırı sağcı eğilimlere karşı demokratik mücadele içerisinde yer almaktadırlar. Dolayısıyla tartışılması gereken mesele, Alevilerin ırkçılığa karşı mücadele edip etmedikleri değildir. Tartışılması gereken, var olan bu duyarlılığın ve mücadele birikiminin, ırkçı ve aşırı sağcı yükselişin ulaştığı boyut karşısında nasıl daha güçlü, örgütlü, sürekli ve birleşik bir toplumsal mücadeleye dönüştürülebileceğidir.

Alevilerin tarihsel hafızası yalnızca “Bir daha bize yapılmasın” düşüncesine sıkıştırılamaz. Bu hafıza, “Bir daha hiç kimseye yapılmasın” diyebilen evrensel bir demokratik bilincin ve dayanışmanın kaynağı olmalıdır. Çünkü kendi yaşadığı ayrımcılığın tarihsel sonuçlarını bilen bir toplumun, başka halkların, inançların ve kimliklerin karşı karşıya kaldığı ayrımcılığa karşı duyarlı olması yalnızca ahlaki bir tercih değildir; geçmişten bugüne taşınan toplumsal hafızanın doğal sonuçlarından biridir.

Alevi toplumunda bu duyarlılık vardır. Bugün üzerinde durulması gereken eksiklik, bu duyarlılığın daha ileri bir örgütlü güce dönüştürülmesi noktasındadır. Irkçılığa karşı açıklamalar yapmak, eylemlere katılmak, saldırılar karşısında dayanışma göstermek ve demokratik tepkiler ortaya koymak önemlidir. Ancak ırkçı ve aşırı sağcı yükseliş süreklilik gösteriyorsa, ona karşı mücadele de dönemsel tepkilerin ötesine geçen sürekli ve örgütlü bir karakter kazanmalıdır.

Alevi kurumları, ırkçılığa karşı var olan duyarlılıklarını daha güçlü bir kurumsal iradeye; bu kurumsal iradeyi ise toplumun diğer demokratik kesimleriyle birlikte hareket eden birleşik bir mücadele gücüne dönüştürecek yönelimi kararlılıkla sürdürmelidir. Bu yaklaşım, özünde Aleviliğin “can” anlayışıyla güçlü bir bağ taşımaktadır. İnsanı dili, kökeni, inancı, cinsiyeti ya da kimliği üzerinden birbirinden üstün görmeyen bir anlayış, kendi eşitlik talebini başkalarının eşitlik talebinden ayıramaz. Kendi inanç özgürlüğünü savunurken başka inançların özgürlüğünü, kendi kimliğinin tanınmasını isterken başka kimliklerin var olma ve eşit yaşama hakkını da savunur. Alevilerin tarihsel hafızası ile bugünün ırkçılık karşıtı mücadelesi arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Ancak tarihsel hafızanın gerçek toplumsal gücü, yalnızca doğru yerde durmakla değil, o doğru tutumu örgütlü ve dönüştürücü bir toplumsal güce çevirebilmekle ortaya çıkar. Bugün ihtiyaç duyulan da budur.

Alevi kurumları kendi kurumsal çalışmalarını sürdürürken, ırkçılığa ve aşırı sağın yükselişine karşı mücadeleyi daha merkezi ve sürekli çalışma alanlarından biri hâline getirebilir; sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, göçmen örgütleriyle, kadın ve gençlik hareketleriyle, farklı inanç topluluklarıyla ve Alman toplumunun ırkçılığa karşı mücadele eden demokratik kesimleriyle daha güçlü ve kalıcı ortak mücadele zeminlerinin oluşturulmasına katkı sunabilir. Burada amaç Alevi kurumlarının başka toplumsal örgütlerin görevlerini üstlenmesi değildir. Amaç, Alevilerin sahip oldukları tarihsel deneyimi, örgütlü yapıyı, toplumsal birikimi ve demokratik duyarlılığı ırkçılığa karşı birleşik mücadelenin daha etkin bileşenlerinden biri hâline getirmektir. Alevilerin ve Alevi kurumlarının bugüne kadar gösterdikleri demokratik duyarlılığı küçümsemeden, tam tersine bu birikimi esas alarak yeni ve daha güçlü adımlar atmak gerekmektedir. Böylece Alevi hareketi, diğer demokratik toplumsal kesimlerle birlikte ırkçılığa karşı mücadelenin aktif ve örgütlü öznelerinden biri olarak daha güçlü bir rol üstlenebilir.

Kimliklere Kapanmak Çözüm Değildir

Irkçılığın yükseldiği dönemlerde toplulukların kendi kimliklerine kapanması anlaşılabilir bir savunma refleksi yaratabilir. Fakat uzun vadede bu durum, toplumsal parçalanmayı daha da derinleştirebilir. Irkçı siyasetin beslendiği zeminlerden biri de insanların birbirlerini ortak yaşamın eşit parçaları olarak değil, birbirlerinden korkması gereken ayrı topluluklar olarak görmeleridir. Buna verilecek cevap kimlikleri yok saymak değildir. Kendi kimliğimizi korurken başkasının kimliğinin ve hakkının da güvencesi olabilmektir. Alevilerin ve göçmenlerin eşitlik mücadelesi, işçilerin sosyal hak mücadelesi, kadınların özgürlük mücadelesi, gençlerin gelecek mücadelesi ve toplumun demokratik kesimlerinin ırkçılığa karşı mücadelesi arasında ortak bağlar kurulabilmelidir. Çünkü bu mücadelelerin birbirinden koparıldığı yerde toplumsal dayanışma zayıflar.

Birleşik Mücadele Yalnızca Ortak Miting Yapmak Değildir

Birleşik mücadeleyi dönem dönem yapılan ortak açıklamalara ve kitlesel gösterilere indirgememek gerekir. Elbette sokakta yan yana gelmek önemlidir. Fakat kalıcı bir mücadele bundan daha fazlasını gerektirir. Mahallelerde, işyerlerinde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda, cemevlerinde, kültür merkezlerinde ve demokratik kurumlarda sürekliliği olan ortak çalışmalar yaratılmalıdır. Gençlerin birbirleriyle buluşabilecekleri alanlar oluşturulmalı, ırkçılığa karşı eğitim çalışmaları yapılmalı, ayrımcılığa uğrayanlarla dayanışma ağları kurulmalı ve farklı toplumsal kesimler arasındaki temas güçlendirilmelidir. Birleşik mücadele yalnızca tehlike büyüdüğünde hatırlanan geçici bir ittifak değil, kalıcı bir demokratik ilişki biçimine dönüşmelidir.

Sosyal Sorunlarla Irkçılık Arasındaki Bağ Görülmelidir

Irkçılıkla mücadele yalnızca ahlaki çağrılar üzerinden yürütüldüğünde eksik kalır. İnsanlara yalnızca “ırkçılık kötüdür” demek yeterli değildir. Irkçı siyasetin hangi toplumsal sorunlardan beslendiğini de anlamak gerekir. Konut sıkıntısı yaşayan bir işçiyle, iş bulmakta zorlanan bir gençle, geleceğinden kaygı duyan bir emekçiyle gerçek toplumsal sorunları üzerinden ilişki kurulamıyorsa, bu sorunları kendi siyasal amaçları doğrultusunda açıklayan aşırı sağcı hareketlere geniş bir alan bırakılmış olur. Bu nedenle ırkçılığa karşı mücadele aynı zamanda sosyal adalet mücadelesidir.

Eşitsizliklere, yoksulluğa, güvencesizliğe ve insanların geleceksizleştirilmesine karşı mücadele ile demokrasi ve eşitlik mücadelesi birbirinden koparılamaz. Toplumsal sorunların faturasının göçmenlere ya da başka kimliklere çıkarılmasına karşı güçlü demokratik cevaplardan biri, bu sorunlardan etkilenen insanların birbirlerine karşı değil, hakları için yan yana mücadele edebilecekleri ortak zeminlerin güçlendirilmesidir.

Demokratik Haklar Bölünemez

Irkçılık karşısında dayanışmanın temel ölçüsü, tehdidin bize ne kadar yaklaştığı olmamalıdır. Bir mülteci yurdu saldırıya uğradığında, antisemitizm yükseldiğinde, Müslümanlara yönelik nefret üretildiğinde, bir göçmen ırkçı saldırıya uğradığında ya da herhangi bir toplumsal kesimin eşit hakları tartışmaya açıldığında, “Bu bizim meselemiz değil” denilemez. Çünkü demokratik haklar bölünemez. Bir toplumda bir grubun haklarının değersizleştirilmesine sessiz kalındığında, eşit yurttaşlık düşüncesinin kendisi zayıflar. Bu nedenle dayanışma yalnızca başkasına yardım etmek değildir. Dayanışma, ortak geleceğimizi birlikte savunmaktır.

Yarın Çok Geç Olabilir

Irkçılığa karşı mücadelede tarihsel deneyimlerin öğrettiği en önemli gerçeklerden biri, demokratik güçlerin harekete geçmek için tehlikenin en ileri noktaya ulaşmasını beklememesi gerektiğidir. Bugün yapılması gereken korkuyu büyütmek değil, demokratik toplumsal gücü büyütmektir.

Aleviler ve Alevi kurumları bu mücadelenin dışında değildir; aksine sahip oldukları tarihsel deneyim, demokratik birikim ve örgütlü yapı ile bu mücadelede önemli bir toplumsal potansiyele sahiptir. Mesele, var olan bu potansiyelin daha güçlü biçimde harekete geçirilmesidir. Kendi kurumlarımızın sınırlarını aşarak sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, kadın ve gençlik hareketleriyle, göçmen örgütleriyle, farklı inanç topluluklarıyla ve Alman toplumunun ırkçılığa karşı mücadele eden demokratik kesimleriyle daha güçlü ve kalıcı ortak mücadele zeminleri yaratılmalıdır.

Yan yana gelmek önemlidir; fakat bunun ötesinde birlikte düşünmenin, birlikte örgütlenmenin ve birlikte mücadele etmenin sürekliliğini sağlayacak yapılar güçlendirilmelidir. Çünkü ırkçılığın karşısına başka bir kimlik üstünlüğüyle değil, eşitlikle çıkılabilir. Nefretin karşısına yeni düşmanlıklar üreterek değil, dayanışmayı büyüterek çıkılabilir. Toplumsal parçalanmanın karşısına ise ortak demokratik mücadele konulabilir.

Irkçılığa karşı mücadele yalnızca bugünü savunmak değildir. Nasıl bir Almanya’da, nasıl bir Avrupa’da ve nasıl bir toplumda yaşamak istediğimize ilişkin bir gelecek mücadelesidir. Demokratik, özgür ve eşit bir toplumda birlikte yaşamak istiyorsak, ırkçı ve aşırı sağcı yükseliş karşısında var olan demokratik mücadeleyi daha güçlü, daha örgütlü ve daha birleşik hâle getirmek gerekiyor. Alevilerin ve Alevi kurumlarının bugüne kadar ortaya koyduğu duyarlılık ve mücadele birikimi de bu ortak gücün önemli parçalarından biridir.

Şimdi ihtiyaç duyulan, bu birikimi daha ileriye taşıyarak ırkçılığa karşı birleşik demokratik mücadelenin örgütlü toplumsal gücünü büyütmektir. Çünkü bugün birlikte savunmadığımız demokratik yaşamı, yarın savunmak çok daha zor olabilir.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir