Aynı Toprağın İnsanlarını Birbirine Düşman Etmek

Server Gökduman
E-Mail

Türk ile Kürt’ün, Alevi ile Sünni’nin, farklı şehirlerden insanların gündelik hayatına baktığınızda karşınıza siyasal söylemlerin çizdiği kadar keskin duvarlar çıkmaz. Hayat, siyasetin bize zaman zaman anlattığından çok daha karmaşıktır.

✍️ Server Gökduman

Türkiye’de son dönemde yaşanan bazı olaylara yalnızca “tribün taşkınlığı”, “münferit kavga” ya da “birkaç kendini bilmezin yaptığı provokasyon” diyerek bakmak, asıl tehlikeyi görmemek olur.

Kocaelispor–Amedspor karşılaşmasında tribünlerden Amedspor taraftarlarına doğru sarı torbaların sallanması ve bunun ölüm tehdidi çağrışımı taşıyan bir sembol olarak kullanılması hepimizi düşündürmeli. Olayın ardından beş kişi hakkında gözaltı kararı verilmesi de meselenin sıradan bir tribün tartışması olmadığını gösteriyor.

Çünkü futbol sahası, rakibe karşı üstünlük kurmanın alanıdır; ölümün, nefretin ve etnik düşmanlığın sahnesi olmamalıdır.

Bir takımın diğerini yenmesi normaldir. Taraftarların birbirine takılması, tezahürat yapması, hatta maçın heyecanıyla sertleşmesi spor kültürünün içinde değerlendirilebilir. Ama bir topluluğa ölüm ima eden sembollerle seslenmek başka bir şeydir. Orada artık futbol bitiyor, nefret dili başlıyor.

Biz Ne Ara Bu Noktaya Geldik?

Ve insan ister istemez soruyor:

Biz ne ara bu noktaya geldik?

Birbirinin düğününe giden, çocuklarını aynı okula gönderen, aynı fabrikada çalışan, aynı pazardan alışveriş yapan, aynı apartmanda yıllarca komşuluk eden insanlar ne zaman birbirinin kimliğinden korkar hale getirildi?

Türkiye’nin en büyük trajedilerinden biri belki de tam burada yatıyor.

Çünkü Türk ile Kürt’ün, Alevi ile Sünni’nin, farklı şehirlerden insanların gündelik hayatına baktığınızda karşınıza siyasal söylemlerin çizdiği kadar keskin duvarlar çıkmaz. Hayat, siyasetin bize zaman zaman anlattığından çok daha karmaşıktır.

İnsanlar birbirine dünür olur, komşu olur, arkadaş olur, ortak olur.

Aynı tarlada ter dökerler.

Aynı kahvede çay içerler.

Aynı düğünde halay çekerler.

Çocukları aynı sokakta büyür.

Fakat sonra birileri çıkıp onlara birbirlerinin kimliğini düşmanlık nedeni olarak göstermeye başladığında, yılların komşuluğunun üzerine birkaç sloganla duvar örülmeye çalışılır.

İşte asıl korkutucu olan budur.

İnsanların Ekmek Kavgasına Bile Etnik Kimlikleri Sokuluyor

Bugün mesele yalnızca bir futbol maçında yaşananlar da değil.

Düzce ve Zonguldak’ta mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan Kürt işçilerin saldırıya uğraması, işçilerin ırkçı söylemler duyduklarını anlatması ve olayların kamuoyuna yansıması, bu toplumsal gerilimin başka bir yüzünü gösteriyor.

Bir insan memleketinden kilometrelerce uzakta ekmeğinin peşine düşmüş.

Tarlada çalışıyor.

Alın teriyle para kazanıyor.

Çocuğunun, ailesinin rızkını çıkarmaya çalışıyor.

Ve sırf kimliği üzerinden tehdit edilmesi, saldırıya uğraması veya aşağılanması kabul edilebilir bir şey değildir.

İnsanların ekmek kavgasına bile etnik kimliklerinin sokulduğu bir ülke, çok tehlikeli bir eşiğe gelmiş demektir.

Biz Gerçekten Birbirimizden mi Nefret Ediyoruz?

Burada herkesin kendisine sorması gereken bir soru var:

Biz gerçekten birbirimizden mi nefret ediyoruz, yoksa bize birbirimizden nefret etmemiz mi öğretiliyor?

Elbette bu ülkenin acıları, çatışmaları, siyasi anlaşmazlıkları ve geçmişten gelen derin yaraları var.

Bunları yok sayamayız.

Ama geçmişin acılarını bugünün insanlarına karşı sürekli bir düşmanlık üretmenin gerekçesi haline getirirsek, geleceğe hiçbir şey bırakmayız.

Çünkü nefretin sonu yoktur.

Bir taraf diğerini insanlıktan çıkardığında, karşı taraf da aynı dili kullanmaya başlar. Sonra dünün mağduru bugünün saldırganına, bugünün saldırganı yarının mağduruna dönüşür.

Ve bu döngüden geriye yalnızca daha fazla acı kalır.

Türkiye’nin İhtiyacı Yeni Düşmanlıklar Değil

Oysa Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni düşmanlıklar değil, birbirinin insanlığını yeniden hatırlamaktır.

Kocaelisporlu bir taraftar Amedsporlu bir taraftarı gördüğünde karşısında bir “düşman” değil, futbolu seven başka bir insan görmelidir.

Amedsporlu bir taraftar Kocaelisporlu taraftara baktığında aynı şekilde.

Çünkü maç doksan dakikadır.

İnsan hayatı ise doksan dakikadan çok daha değerlidir.

Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir.

Devlet, millet, kimlik, tarih, Kürt meselesi, Türk milliyetçiliği, demokrasi veya başka herhangi bir konuda birbirimizden tamamen farklı düşünebiliriz.

Bunların hepsi tartışılabilir.

Ama insanın onurunu tartışma konusu yapamayız.

Bir insanın Kürt olması onu daha az insan yapmaz.

Türk olması da onu daha fazla insan yapmaz.

Alevi, Sünni, dindar, seküler, sağcı, solcu, milliyetçi, sosyalist, muhafazakâr veya başka bir kimliğe sahip olması da insanlık değerini değiştirmez.

Irkçılığa Karşı Aynı Mesafede Durmak

Devletin ve toplumun görevi de tam burada başlamalıdır:

Kimden gelirse gelsin ırkçılığa karşı aynı mesafede durmak.

Kim yaparsa yapsın nefret suçunu normalleştirmemek.

Kim hedef alınırsa alınsın insan onurunu savunmak.

Çünkü bugün bir başkasının kimliğine yönelik nefret karşısında sessiz kalan, yarın kendi kimliği hedef olduğunda konuşacak bir toplum bulamayabilir.

Bu topraklarda yeterince acı yaşandı.

Yeterince insan kaybettik.

Yeterince aile parçalandı.

Yeterince çocuk babasız, annesiz kaldı.

Artık birbirimizin yaralarını kaşımak yerine onları iyileştirmeyi öğrenmek zorundayız.

Türk’ün de Kürt’ün de bu ülkede korkmadan, aşağılanmadan, tehdit edilmeden, kendi kimliğiyle yaşayabilmesi gerekiyor.

Çünkü bu ülke sadece bir kimliğin ülkesi değildir.

Bu ülke hepimizin evidir.

Ve aynı evde yaşayan insanların birbirine düşman edilmesi, en büyük kayıptır.

İnsanı Önce Kimliğine İndirgemek, Sonra Düşmanlaştırmak

Bugün tribünde sarı bir torba sallayan el ile tarlada çalışan bir işçiye kimliği üzerinden saldıran el, farklı yerlerde ortaya çıksa da aynı tehlikeli zihniyetin izlerini taşıyabilir: İnsanı önce kimliğine indirgemek, sonra o kimlik üzerinden düşmanlaştırmak.

Buna itiraz etmek zorundayız.

Sessiz kalmadan.

Ama yeni bir nefret dili üretmeden.

Çünkü bu ülkenin ihtiyacı olan şey İnsanların birbirini yeniden insan olarak görebilmesi


WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir