-Nevin Sevük-

19 Şubat 2020’de Almanya’nın Hanau kentinde ‘ırkçı’ Tobias tarafından iki nargile kafeye ve bir büfeye silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda ‘yabancı’ kökenli 9 kişi hayatını kaybetti. Saldırının ardından Tobias eve dönerek annesini öldürüp intihar edince onun bir ruh hastası ve gerçekleştirdiği olayın ise münferit (psikolojik) bir hadise olduğuna kanaat getirip bir nebze olsun rahatladık. Tobias’ın bu bireysel ırkçı saldırısı sonrası tutumu, ABD’de siyahilerin hakları mücadelesinin simge ismi Malcolm X’i bir kez daha haklı çıkarmıştı: “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.” 

Hayır bayım, yanılıyorsunuz!

İnsanı ırkına, rengine, cinsiyetine, inancına göre yüceltmek; kimliğini, kültürünü ve de mensubu olduğu toplumu üstün görüp diğerlerini aşağılamak ve onlara yaşam hakkı tanımamak psikolojik bir hastalık değil; aksine politik, sosyolojik ve ekonomi temelli bir ideolojidir! Yazık ki temelleri eskiye dayanır. 18.yy’da Carl Linnaeus, uzun seneler boyu yaptığı çalışmalar sonucu insanları, ten rengine ve bu renklerin kişiye kazandırdığı özelliklere göre dört gruba ayırdı.

Çağdaşı Immanuel Kant sabit ve değişmez ırklardan bahsetti, ilk defa ırk (Rasse) kelimesini kullandı ve insanları sınıflandırdı. Bu sınıflandırmanın en tepesine Avrupalıları, sonra ‘tembel’ Hintlileri, daha sonra ‘Zencileri’, en sona Amerikan ‘Yerlilerini’ yerleştirdi. Çalışmalarını daha bir derinleştirerek cilt rengi ile karakter arasında denklem kurup açık renkli insanların ‘üstün’, koyu renklilerin ise ‘aşağı’ olduğu yazdı. Bu fikirleri temel alarak yazdığı onlarca kitaplarla insanların kafasına ırkçılığın tohumunu ekti.

Onları takiben Bulmer, Solomos, Bernier, Buffon, Bluemenc bu yöndeki kuramları geliştirip dizi dizi kitaplar yayımladılar. 19.yy’da Hegel, Locke, Hume Charles Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ eserini dahi referans gösterip “beyaz adamın hiyerarşisinin” en üste olduğunu ilan ettiler. Eğer ırkçılık psikolojik bir hastalıksa, bu antropologlar, biyologlar, filozoflar, bilim insanları tımarhaneleri boylamak, tarihin gelişim sürecinde insanlık nazarında lanetlenip gömülmek yerine; nasıl oluyor da isimleri günümüz dünyasında hatırı sayılı üniversitelerin, enstitülerin, okulların kapılarını altın yaldızlı harflerle süslüyor?

Eğer ırkçılık psikolojik bir hastalıksa, nasıl oluyor da özellikle de 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ırk üstünlüğünün biyolojik temelsizliği ve tutarsızlığı konusunda bilimin verilerine ve ısrarına rağmen; hala yaşamın doğal bir düzeni olarak kültürler, gelenekler, klişeler üzerinde ve hatta devletlerin yargı sistemlerinde varlığını sürdürebiliyor? “Tüm insanlar ırk, renk, cinsiyet farkı gözetmeksizin aynı haklara sahiptir. Irk, renk veya inançlara bağlı olarak insanlar arasında ayrımcılığa yol açan yasalar yürürlükten kaldırılmalıdır…” şeklinde başlayıp devam eden özgürlük bildirilerini, devletlerin anayasalarını süsleyen bu satırlar ırkçılığın bireysel boyutuna değil, ‘ideolojik’ temeline vurgudur.

Dün insanı biyolojik yapısından dolayı sınıflara ayıran bu ideoloji, bugün varlığını kültürler, inançlar ve azınlıkların daralan yaşam alanında ‘etnik farklılıklar’ adı altında sürdürmektedir. Popülerliği günbegün artmakta ve varlığını milliyetçi, ırkçı sağ partilerle ve hükümetlerle sürdürmektedir. Dolaysıyla ırkçılığı cehalet, güvensizlik ve korkulardan beslenen psikolojik bir hastalık olarak basite indirgemek, ideolojiden sıyırıp bireysellikte aramak ırkçılığı desteklemekle aynı anlama gelir.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir