Benim de bağlı olduğum Mir Seyyid kolunun aktarımları, Mençek merkezli iddiaların doğru olmadığı yönündedir. Zira Anadolu Kızılbaşlarının tamamı Ocağın kurucusunun Ağuçan olduğu ve Ağuçan’ın dört oğlu olduğu ve de üç evladının soyunu devam ettirdiğine inanır.

✍️Mustafa Nuri Argunşah

Diğer birçok Ocak için geçerli olan belirsizlikler Ağuçan Ocağı için de geçerlidir. Ocağın kurucusunun ismi ile Ocak isminin aynı şeyler olduğu ile ilgili belirsizlik, Ocağın kurucusu ile ilgili olan belirsizlik, Ocak merkezi belirsizliği ve kurucu olduğu iddia edilen kişinin oğulları üzerindeki belirsizlikler tartışma konusudur.

Ağuçan kimliğindeki belirsizlikle başlayalım:

Ocağın soyu, Seyyid Ebu’l-Vefa üzerinden İmam Zeynel Abidin’e uzanır. Ağuçan Ocağı’na ait bilinen en eski şecere, Doç. Dr. Bülent Akın tarafından yayımlanmıştır. Belge Hicri 544 (Miladi 1150) tarihlidir ve Diyarbakır koluna mensup bir dede ailesinden temin edilmiştir.​​​

Ocağın ismi dahi birkaç versiyon ile anılmaktadır; Ağuçan, Ağuiçen ve Avuçan. Keza Ocağın merkezi de tartışmalı bir konudur. Kabul gören merkezlerden birisi Tunceli Hozat Bargin köyü, diğeri Elazığ Sün köyüdür. Eğer Çemişgezek Ulukale köyü sünnileşmese idi, yüksek ihtimalle bugün üçüncü bir merkezden de bahsediyor olacaktık.

Tarihsel anlatıda tek ve hâkim olan görüş Ağuçan’ın dört oğlu olduğu görüşüdür. Oysa, daha sonra detaylandıracağımız, Seyyid Mençek merkezli iddia, yüzyıllardır anlatılagelen bu kabulü reddederek 2000’li yıllar itibarı ile “Ağuçan ocağının merkezi Bargini’dir”, hatta “Seyyid Mençek Ağuçan’dır” iddiasına yönelmiştir.

Benim de bağlı olduğum Mir Seyyid kolunun aktarımları, Mençek merkezli iddiaların doğru olmadığı yönündedir. Zira Anadolu Kızılbaşlarının tamamı Ocağın kurucusunun Ağuçan olduğu ve Ağuçan’ın dört oğlu olduğu ve de üç evladının soyunu devam ettirdiğine inanır.

Ağuçan’ın oğullarının hakkında farklı birçok anlatının varlığı, süreği etkileyecek hiyerarşik yapıyı yönlendirme ve talip niceliğinin arttırılması hedefinden doğar. Osmanlı’nın süregelen asimilasyon faaliyetleri ve katliamlarının da etkisi ile giderek azalan Talip sayısının açtığı bir sorun olarak gördüğüm bu sorun, hem Ocaklar arasında , hem de Ocak içindeki kollar arasındaki, en hafif ifade ile “paylaşım çalışması”dır. Oysa hiyerarşi alanındaki sürek belli kurallarla belirlenmiş ve bugüne kadar uygulanagelmiştir.

Talipler, köy köy, sülale-aile Pirlere bağlı olup, Tüm Ocakların Pirleri bir Mürşid ocağına bağlıdır. Ve Mürşid kolu Hakkullah’ını Pirlik görevini yapan ocaklardan alır. Mürşit Ocağı, Cem erkânını doğrudan yürüten değil, yolun bütünlüğünü ve erkânın sürekliliğini gözeten makamdır. Mürşit, Cem’de mürşit sıfatıyla hazır bulunmasına rağmen erkânın yürütülmesi pirlerin sorumluluğundadır. Dolayısıyla mürşitlik ile pirlik, birbirini tamamlayan ancak görev ve yetki bakımından birbirinden ayrılan makamlardır.

Bu bağlamda Mürşid Ocağı Ağuçan’daki, hiyerarşinin en üstünde yer alan ve Mürşidlik makamını temsil eden kol, aynı zamanda yine Ağuçan ocağı içerisinde bir kolu Pir edinir. Bu ediniş “el ele, el hakka” kuralının pratikteki karşılığıdır.

Ayrıca Mürşidlik makamı bir üstünlük makamı olarak görülemez. Bu makam sadece Ocakların faaliyet alanlarının denetimi ve Ocakzadeler arasındaki sorunların giderilme organı olarak görülmelidir. Zira; “Eri erden, Pir’i Pir’den üstün tutan kördür”

OCAK VE KOL KURUCULARININ UNVANLA ANILMALARI

Anadolu Heterodoks inanç akımlarının içinde yer alan birçok isim, gerçek kimlikleriyle değil, unvanları ile anılırlar; Baba, dede, pir ve Seyyid gibi unvanlar, bölge-yerleşke isimlerini, toplumun statü atfı ya da fiziksel özelliklere uygun bir tamlama şeklinde adlandırılarak toplumsal hafızada yer etmiştir.

Ağuçan. Kureyşan, Geyikli baba, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal ve daha onlarca unvanda da bunu görmekteyiz. Keza Koca, Mir, Mençek ve Köse de sadece birer unvandır. Bu unvanlar kişinin niteliklerine göre verilmektedir.

Seyyid Mençek unvanı:
Seyyid Mençek bağlamında kesin olarak söylenebilecek husus, kardeşler arasında en küçüğü olduğudur. En küçük kardeşe, bu küçüklük vurgusunu taşımak üzere “-çek” ekiyle bir unvan verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Eski Türkçede “manık” kelimesi “yavru” anlamına gelmektedir. “-çek, -cek, -cik, -cık” gibi küçültme ekleri için “gölcük”, “sözcük” gibi örnekler hatırlanabilir.

Bununla birlikte, başka bir bakış açısı da göz önünde tutulabilir: “men = ben” kökünden gelen, “bencileyin” anlamını taşımakla birlikte halk arasında “kendince, kendi hâlinde” anlamlarıyla da kullanılan “Mencek” kelimesi, isim olarak tercih edilmiş olabilir. Kelimenin aynı zamanda “inci-boncuk” anlamlarına geldiği de bilinmektedir. Yukarıda ele alınan eklerin, “yavrucuk” örneğinde olduğu gibi, bir “acıma” vurgusu taşıma ihtimali de tümüyle göz ardı edilmemelidir. Küçültme ya da acıma ekiyle nitelenen bir kişinin, “Koca” veya “Mir” gibi unvanlarla anılan başka bir kardeşin önüne geçmiş olması, sosyal ilişkiler açısından pek olası görünmemektedir.

Küçültme ekinin isimde kullanılmış olması, Seyyid Mençek’in toplum nezdinde algılanışı ile değil, kutsî özelliklere sahip dört kardeş arasındaki derecelenmeyle bağlantılıdır.

Mir Seyyid unvanı:

Mir; önder, lider olanlara verilen bir lakaptır. Dolayısıyla ‘Mir Seyyid” lakabı “Seyyidlerin başı” anlamına gelen “Seyyidlerin emiri” demektir.

Koca ve Köse unvanları
Koca ve Köse sıfatları da Koca Seyyid ile Köse Seyyid için aktarılanlarla uygundur. Zira en yaşlısı Koca Seyyid’tir, Köse Seyidin gerçekten de köse olduğu ve evlenemediği aktarılmaktadır.

Sıfatlar eklenerek derecelendirilen bu dört lakabın değerlendirilmesinden yola çıkarsak “Mir Seyyid yaşadığı dönem ve sonrası çağlarda, toplum nezdindeki kıdem itibarı ile en üst kademedeki kardeştir” sonucuna ulaşırız.

Bargini’yi Seyyid Mençek ölçeğinde merkeze koyan, hatta Ağuçan düzeyine çıkaran bir soy aidiyeti esas alındığında; aynı yöntemin, daha güçlü gerekçelerle ve benzer bir hedefle, Mir Seyyid ya da Koca Seyyid’i merkeze yerleştiren değerlendirmeler için de pekâlâ uygulanabileceği görülebilir. Fakat mesele birinin diğerine üstün oluşunun ispatı değil, tamamen gerçeklerin araştırılması ve tespitidir.“Gerçeğin demine Hü” diyen bir inanca da bu yakışır. Tekrarlayalım; “eri ere, Pir’i Pir’e üstün gören. Kördür”. Yukarıda Bargini köyünü merkeze alan bazı iddialara göre; “Ağuçan Mençek’tir” diye aktarmıştık. O halde Seyyid Mençek’in irdelenişini elimizden geldiğince daha derinden yapalım:

SEYYİD MENÇEK

Rivayet 1:
İlk önce Urfa’ya yerleşmiş ve orada zaviye kurmuştur. Sonra göçerek Bargini’de yerleşmiş, orada yaşamını yitirerek defnedilmiştir.

Rivayet 2:
Yine Urfa’da başlayan yolculuk Ulukale’de sonlanır. Buraya gelenlerin üç kardeş olduğu dillendirilir; Köse Seyyid, Mir Seyyid ve Seyyid Mençek. Sonraları Mir Seyyid’in, kardeşlerini terk ederek Bargini’ye gittiği ve oradaki Türbenin de ona ait olduğu Ayfer Karakaya Stump tarafından dile getirilmektedir.

Rivayet 3:
Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı eski adı Şerabi, bugün Nahırkıracı olan köyde, “Kuyudamı” adı verilen önemli bir ziyaret yeri vardır. Bölgedeki Alevi inanışına göre Seyyid Mençek, irşad vazifesinin bir döneminde bu Kuyudamı mevkisinde “sır olmuş” yani kaybolmuştur.

Ocağın Diyarbakır, Adıyaman ve Malatya kolları, Seyyid Mençek’in manevi merkezinin ve batıni türbesinin bu Kuyudamı ziyareti olduğunu kabul eder. Dikkat edileceği üzere Seyyid Mençek anlatılarının hepsinde aynı coğrafya hâkimiyet kurar; Urfa, bir de Urfa’ya yakın olan Nahırkıracı köyü. Seyyid Mençek Urfani adlandırması da hatırlanacak olursa Seyyid Mençek ile Urfa arasında, ismine dahi yansıyan kopmaz bir bağ vardır.

Seyyid Mençek merkezli açıklamanın savunucuları Ağuçan isminin “Avuçan” biçimine de vurgu yapar. Bu iddiaya göre (ki bu iddia Hamza Aksüt tarafından dile getirilir) isim, Urfa yöresindeki Avuç/Aviç adıyla ilişkilidir. Bu anlatıya göre Ağuçan pirleri, Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd’in soyundan gelen Ebu’l-Vefa’ya bağlanmaktadır (hemfikiriz). Ebu’l-Vefa’nın Irak’taki Kürt toplulukları arasına sığındığı ve onları talip edindiği; torunlarından Seyyid Mençek’in ise talip topluluğuyla kuzeye ilerleyerek Urfa’ya yerleştiği ve burada bir zaviye kurduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu anlatının önemli bazı noktaları yine önemli hatalar barındırmaktadır; Birincisi; Şanlıurfa’da Karakoyun, Sırrın ve Cavsak dereleri gibi akarsular olmakla birlikte, “Avuç” adlı bir çaya rastlanmamaktadır. Dolayısıyla “Avuçan” adının doğrudan Urfa’daki bir Avuç çayından geldiği görüşü şimdilik etimolojik olarak kanıtlanmış kabul edilemez. İkincisi, 1374 tarihinde Urfa’daki zaviyenin kurucusu Memlük emiri Seyfeddin Muncuk el-Yusufî olarak verilmekte. Bu ismi Mençek’e dönüştürmek aradan geçen 600 yıl için zor olmasa gerek. Ya da İsimlerdeki benzerlik iki kişinin aynı kişi olduğunu kanıtlamayacaktır da diyebiliriz. İkincisi; zaviyenin kuruluş tarihi olarak verilen tarih, Mençek’in ölüm tarihidir. Mençek hem 1574 de Urfa’da zaviye kurmuş ve bu zaviyede kalmış, hem de aynı tarihte uzun zamandır ikamet ettiği Bargini’de ölmüştür. Anlatının ya Urfa ya da Bargini versiyonu hatalıdır. Üçüncüsü; Mençek’in Urfa’da bir zaviye kurduğunu kabul edersek, kurmuş olduğu zaviyesini terk edip, Hozat’ın Bargini köyüne gelip bir daha dönmeyişi zaviye, dergâh, tekke kurucularında görülmeyen bir davranıştır. Kurucular, eğer askeri bir operasyon olmamışsa kurdukları kurumda yaşar ve ölürler. Dördüncüsü ve en önemlisi; Ağuçan’ın kendisi ve oğlu olarak verilen Seyyid Mençek’in 1574 olarak verilen ölüm tarihi ile Ağuçanın yaşadığı varsayılan 1200’lü yıllar arasında 300-350 yıl farkı nasıl kapatacağımız sorunudur. Beşincisi, zaten kendisi lakap olan Mençek’in, başka bir lakap için (Ağuçan) kullanılmış olması da ihtimal dahilinde gözükmüyor. Gerçek isim ortada yok iken Lakabın lakabı biraz garip geliyor. Altıncısı olarak kabul edilebilirse; Aksüt bir röportajında Mir Seyyid’in evladının olmadığını söyler ki bu iyi ihtimalle tamamen hatalı, kötü ihtimalle de bilinçli bir karalama çabası ile ifade edilebilir. Zira soyu devam etmeyen Köse Seyyid’tir. Kendisini Mir Seyyid’e bağlayan 1200-1300 yıllık soy silsilesinde sayısız aile bulunmaktadır. Eğer Mir Seyyid zürriyetsiz olsaydı, Hüseyin Doğan Dede, 1915 yılında Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı Mineyik köyünde toplanan ve 40’tan fazla Seyyid Ocağı’nın katıldığı Dedeler Kurultayı’nda, henüz 13 yaşındayken Mürşîd-i Kâmil olarak seçilmezdi. Kırktan fazla Ocağın kökenini evlatsız bir Seyyid’e dayandırmasına karşın, içlerinden birinin mürşid konumuna getirilmesi, bu yaklaşımın kendi içindeki tutarlılığı bakımından sorgulanmaya açık bir nokta olarak görünmektedir. Yeri gelmişken Mineyik meselesine de değinmekte fayda var, zira Mineyik Alevi Ocakları kurultayı, tartışmaya açıklık getiren kararları içerir. Yüksek Lisans Tezinde Hasan Çelik Şöyle aktarır;

“1826 Yeniçeri katliamından sonra Bektaşi Tekkeleri ve Alevi Dergâhları kapatılmış, Dedeler ve Babalar sürülmüş ve yolak zinciri kopmuştur. Mineyik Seyyid Ocaklarının toplantısının bir amacı da Dedelik Kurumunun yol zincirinin, Mürşit – Pir – Rehberlerinin yeniden oluşturulmasıdır. Toplantıya davet edilen ve saptayabildiğimiz Seyyid Ocakları arasında şunlar temsilcileriyle kurultaya katılmışlardır: Ağuçan Ocağı, Kureyşan Ocağı, Şeyh Hasan Ocağı, Kara Pir Bad Ocağı, Baba Mansur Ocağı, Üryan Hızır Ocağı, Hıdır Abdal Ocağı, Battal Gazi Ocağı, Sinemilli Ocağı, Hubyar Sultan Ocağı, Güvenç Abdal Ocağı, Piri Baba Ocağı, Derviş Cemal Ocağı, Garip Musa Ocağı, Sultan Gözü Kızıl Ocağı, Hüseyin Abdal Ocağı, Dede Kargın Ocağı, Şıh Bahşiş Ocağı, Şeyh Ahmet Dede Ocağı, Şah İbrahim Veli Ocağı, Pir Sultan Ocağı, Şah Şaddı Ocağı, Hızır Samut Ocağı, Sarı Saltuk Ocağı, Çoban Abdal Ocağı, Şeyh DelilBerhican Ocağı, Haydar Baba Ocağı, Seyyid Sabur Ocağı, Celal Abbas Ocağı, Zeynel Abidin Ocağı, İmam Rıza Ocağı, Koyun Baba Ocağı, Şıh Çoban Ocağı, Veli Baba Ocağı, Koca Leşker Ocağı, Abdal Musa Ocağı, Ali Baba Ocağı, Hüseyin Gazi Ocağı, Hasan Dede Ocağı, Koç Baba Ocağı, Dedemoğlu Ocağı. Toplantıda Cemalettin Çelebi’yi ve Hacı Bektaş Veli Ocağını temsilen bir Çelebi de bulunur. Bu ikinci oturumda alınan kararlardan birincisi: Hacı Bektaş Veli Ocağının ‘Velâyet Makamı’ olduğu kabul edilerek temsilcisi Ahmet Cemalettin Çelebi tekrardan tanınır ve Mürşîd-i Kâmil olarak da Doğanzâde Seyyid Hüseyin (Doğan) ‘Anadolu’daki tüm Seyyidlerin başı olarak’ tescil edilir ve Seyyidler kurulunca bu karar onaylanır. İkincisi: Seyyid Ocaklarının talipleri köy-köy, kasabakasaba belirlenir. Üçüncüsü: toplantıya iştirak eden Seyyid Ocaklarının ‘Mürşit-PirRehber’ bağlantıları düzenlenir. Dördüncüsü: Ocakzâde Dedelerin öğretim ve eğitimlerinin iyi yapılarak gençleştirilmesi yönünde fedakârlık yapılması kabul edilir. Bu bağlamda Şeyh Hasan ve Ağuçan temsilcilerinin önerisiyle ve Seyyidler Kurulunun kararıyla, toplantıda bulunan bütün Seyyid Ocaklarının ‘Mürşid-i Kâmil’ olarak küçük yaşta (henüz 13 yaşında) olmasına karşın Doğanzâde Seyyid Hüseyin benimsenir. Eğitimi için özel öğretmenler tutulması ve gerekli olan tahsilatlarının verilmesi de karara bağlanır.” Mineyik toplantısındaki amaçlara hem küçük bir itiraz, hem de ek olarak değerlendirilebilecek bir görüş de; Ağuçan Ocağının zaten Mürşitlik makamında olduğu, toplantının yapılma sebeplerinden birinin ise Hüseyin Doğan’ın, yaşına rağmen, soyu itibarı ile “Mürşid-i Kamil”lik mertebesine uygun görülüşünün onayıdır. Ayfer Karakaya Stump’ın ‘Bargini’de yatan Mir Seyyid’tir’ tespitinin karşısında, Seyyid Mençek’i kurucu ata ilan eden iddialar hem kronolojik açıdan (1300’ler vs. 1574) boşa düşmekte hem de ocağın tarihsel süreçte kesintisiz şekilde devam eden pirlik-mürşitlik pratiğini tek bir kola indirgeyerek sosyolojik gerçeklikle çelişmektedir. Son tahlilde, somut tarihsel belgeler ve soy devamlılığı (Mineyik Kurultayı örneğinde olduğu gibi) Mir Seyyid kolunun tarihsel meşruiyetini ve kurumsal ağırlığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. 1930’larda Nuri Dersimi, ocağın merkezinin Bargini olduğunu ve Ağuçanın seyid Hasan olduğunu yazar. Daha sonra zehir içenin seyid Mahmut olduğunu da yazarsa da okuyabildiğim şecerelerde bu isimler yoktur. Ve Nuri Dersimi, aynı sülalenin dört kolunu: Mürşit/Mir, Köse Seyyid, Seyyid Mençik, Koca Seyyid olarak veriyor. Burada Mir Seyyid isminin Mürşit olarak verilişi ilginçtir. Neden sadece Mir Seyyid değil de Mürşit Mir ismini kullandı?

Ağuçan’ı Seyyid Temiz ile özdeşleştirirsek Ocağın merkezinin ya da kaynağının Bargini olduğunu iddia etmek yanlış olacaktır, zira Seyyid Temiz’in mezarı olarak Sün köyü olarak verilmektedir. Sonuç olarak; yüzyıllardır inanıla geldiği gibi mihenk taşı dört oğulun babası olan Ağuçan’dır.

ilginç bir Köse Seyyid anlatımı ve bunun değerlendirilmesi:
Köse Seyyid’in yerleştiği Ulukale, Kozuk’ta çobanlık yaptığı söylenmektedir. Bu yerleşkede ölür ve bir kardeşi ile (bu Mir de olabilir Mençek de olabilir) yan yana sırlanır. Ve türbeye dönüştürülen mekan Ağuçan türbesi olarak anılagelir. Çobanlık yaptığı dönemde, Ulukale’lilerin yerinden oynatamadığı bir kayayı, yerinden oynattığı da aktarılmaktadır. Garip olan yerinden oynattığı koca kaya meselesi değil, Seyyid’in ölümünden sonra sırlandığı türbenin Ağuçan türbesi olarak anılmasıdır, zira türbe Orası Ağuçen Yatırı olarak bilinmektedir. Zira Koca Seyyid merkezli anlayış Sün köyünü ve Seyyid Mençek merkezli anlayış ise Bargi’niyi “Kutbun” ikametgahı olarak kabul eder. Görüldüğü gibi her üç yerleşkede yaşayanlar da Ağuçan’ın kendi yerleşkelerinde yattığına inanmaktadır.

SONUÇ
Pirlik görevi, “el verme” veya “icazet” yoluyla devredilir . Babanın, kendisinden sonra bu görevi layıkıyla yürütebilecek oğlunu seçip yetiştirmesi ve ona icazet vermesi esastır. Yani soy yetmez, liyakat de gerektir.

Eğer baba sağlığında bunu yapmamışsa, ocak içindeki denetim mekanizması (bağlı olduğu mürşit ocak) devreye girer.​​

Ocağın İç Hiyerarşisi (Mürşit-Pir-Rehber):
Her ocak kendi içinde mürşit, pir ve rehber olmak üzere üçlü bir görev paylaşımına sahiptir . Dört oğul, bu görevlerden birini (örneğin rehberlik veya pirlik) üstlenebilir. Bu roller, ocak içindeki iş bölümü çerçevesinde belirlenir .​​​ Özetle, en büyük oğul gibi doğrudan bir kural yoktur. Pirlik görevi, ocak geleneğine, liyakate ve icazet sistemine göre aileden birine (veya birkaçına) teslim edilir. Bu çalışma, Ağuçan Ocağı etrafında özellikle son çeyrek asırda inşa edilen “Seyyid Mençek merkezli” tarih anlatısının, ne kronolojik ne de kurumsal açıdan tutarlı olmadığının altını çizmektedir. Ocağın geleneksel yapısı, tek bir kurucu ataya değil, dört kardeşin (Koca Seyyid, Köse Seyyid, Mir Seyyid ve Seyyid Mençek) oluşturduğu çoğul bir hiyerarşiye dayanır. Bu çoğul hiyerarşinin içinden çıkan üçlü yapı, kendi içinde Pirlik ve Mürşidlik makamlarını oluştururken, soy kadar liyakat ve icazet esasına bağlı kalmıştır. Seyyid Mençek anlatılarının en temel sorunu, tarihsel anakronizmdir. Ağuçan’ın 1200’lü yıllarda yaşadığı varsayılırken, oğlu olduğu iddia edilen Seyyid Mençek’in ölüm tarihi olarak, türbedeki mezarda 1574 verilir. Aradaki 300-350 yıllık fark, hiçbir tarihsel senaryo ile kapatılamaz. Bargıni’deki türbede yazan 1574 tarihi, bu mezarın başka bir şahsa ait olabileceğini güçlü şekilde düşündürmektedir. Urfa bağlantısı da aynı ölçüde sorunludur. Urfa’daki zaviyenin kurucusu, 1374 tarihinde Memlük emiri Seyfeddin Muncuk el-Yusufî’dir. “Muncuk” ile “Mençek” arasındaki isim benzerliği, iki farklı tarihsel figürün karıştırılmasına yol açmıştır. Ayrıca Urfa’da “Avuç” adlı bir çay bulunmamakta ve dolayısıyla “Avuçan” etimolojisi de kanıtlanmamış bir spekülasyon olarak kalmaktadır. İsim ve lakap analizi, kardeşler arasındaki hiyerarşiye ilişkin birtakım çıkarımlara zemin hazırlamaktadır. “Mençek” adının küçültme/acıma eki barındırdığı (men+çek, “yavrucuk”), “Mir Seyyid”in “Seyyidlerin başı/emiri” anlamına geldiği değerlendirilmektedir. “Koca”nın en büyüğe, “Köse”nin ise gerçekten köse olan ve evlenmeyen kardeşe işaret ettiği düşünülmektedir. Bu lakap örüntüsü, Mir Seyyid’in toplumsal kıdem bakımından en üst kademede konumlandığı yönünde bir yoruma kapı aralamaktadır. Seyyid Mençek merkezli iddiaların savunucuları, Bargıni’yi merkeze alarak “Ağuçan = Mençek” denklemini kurmaya çalışmaktadır. bu yaklaşım: Anadolu Ocaklar sisteminin genelinde kabul gören Ağuçan ve dört oğul gerçeği ve Ağuçan sonrası üç kol pratiği ile çelişir. • Günümüzde 48 değil 57 babadan oluşan ve 1200-1300 yıllık kesintisiz soy silsilesini görmezden gelir. • 1915’te Malatya Mineyik’te toplanan ve 40’tan fazla Seyyid Ocağı’nın katıldığı Dedeler Kurultayı’nda Mir Seyyid kolundan Hüseyin Doğan Dede’nin 13 yaşında Mürşîd-i Kâmil seçilmesi gerçeğiyle çelişir; Sonuç olarak, Ağuçan Ocağı’nın mihenk taşı, yüzyıllardır inanılageldiği gibi dört oğulun babasıdır. Seyyid Mençek merkezli iddia, ne tarihsel kronolojiye ne de ocağın kurumsal hafızasına uymaktadır. Bargıni’deki türbenin 1574 tarihli mezarı bizi Seyyid Mençek’e ait olmadığına yönlendirse de, atılan tarihin çok sonraları gerçekleşen bir tadilat ile de ilişkili olabileceği ihtimalini de ortaya koyar. Buna karşılık Mir Seyyid kolunun, Mir unvanındaki anlam ile Mürşidliğini savunmak yeterli bir savunu olamaz. Fakat Mineyik ocaklar toplantısı ve Mir Seyyid kolundan Hüseyin Doğan’ın Mürşid seçilişi oldukça etkili bir savunu kaynağıdır. Tekrar vurgulayalım Mürşidlik makamı kutsî ölçekte bir üstünlük makamı değil, örgütlenmedeki bir mertebedir. Bu mertebede bulunmak, pirleri ve talibleri ile Alevilerin “eri erden, Pir’i Pir’den üstün gören kördür” anlayışının yönlendiriciliğinde değerlendirilmeli ve bir soy egosuna yol açmamalıdır. “Gerçeğin demine Hü” diyen bir inancın öncüllerine yakışan, soy egosunun değil, tarihsel kanıtlarla birlikte Alevi Ocak sistemindeki uygulamaların esas alınmasıdır.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir