Özkan Ataç

atachozkan123@gmail.com

Tespit: Şamanik gelenekte kadın, “öteki” değil, bilgeliğin ve şifanın merkezidir. Bektaşilik, bu geleneği sürdürerek kadın ile erkeğin manevi eşitliğini inancın ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.

✍️Özkan Ataç

Kovel’in Şeytanı, Hacı Bektaş’ın İnsanı, Şamanın Kadını ve Özgürlüğün Barışı

Modern dünyanın en büyük yanılgısı, kurtuluşu hep dışarıda aramasıdır. Daha fazla teknoloji, daha fazla tüketim, daha fazla sınır… Ancak Joel Kovel’in Tarih ve Tin adlı eseri, bize bunun tam tersini fısıldıyor: İnsanlık, kendi içindeki kaosu dışarıya yansıtarak bir “Öteki” yaratmış ve bu yarılma (splitting) modern dünyanın bütün krizlerini —savaşları, ekoloji yıkımını, ruhsal çöküşü— doğurmuştur.

1. Batı’nın Teşhisi: Şeytanı Dışarıda Aramak

Kovel’in metni, Batı uygarlığının rasyonel “Logos”unun doğayı, kadını, deliliği ve tinselliği nasıl birer tehdit olarak gördüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Batı, doğayı fethederek, kadını evcilleştirerek ve mistikleri akıl hastanesine tıkarak bir “düzen” kurduğunu sandı. Şeytanı dışarıda aradı; cadıları yaktı, sapkınları dışladı, farklı olanı şeytanlaştırdı.

İşte bu noktada Kovel’in en çarpıcı tespiti devreye giriyor: Psikiyatri koltuğunda “kirli tinleri kovmak”, aslında yüzyıllar önceki şamanik ritüellerin sekülerleşmiş halinden başka bir şey değildi. İnsan, kendi içindeki karanlıkla yüzleşmek yerine, onu bir başkasına —Yahudilere, cadılara, muhaliflere— yansıtıp yok etmeye çalışıyordu. Kovel’e göre bu, bir tür “kolektif gölge projeksiyonudur.”

Tespit: Tanrı ile Şeytan arasındaki kutuplaşma, aslında insanın kendi içindeki bütünlüğü kaybetmesinin bir yansımasıdır. Ne kadar düşman yok edilirse edilsin, içimizdeki kaos dinmez; sadece yeni bir düşman yaratılır.

2. Şamanizm ve Deliliğin Ontolojik Ortaklığı

Kovel, modern psikiyatrinin “delilik” dediği şeyin aslında tinsel bir boyutu olduğunu savunur. Ona göre delilik ile dinsel mistisizm —örneğin Aziz John of the Cross’un “Ruhun Karanlık Gecesi”— ontolojik olarak aynı problemleri taşır. Her ikisi de “aklın baştan gitmesi” durumudur.

Tespit: Şamanik trans, basit bir “kendinden geçme” değil; tin-varlıkları nesnelleştiren, onlara isim veren ve topluluk için bir anlam üreten aktif bir emek sürecidir. Şaman, tıpkı bir sanatçı gibi, kaosu düzene sokar. Bu, modern aklın “patoloji” diye işaretlediği şeyin aslında derin bir anlam üretme çabası olabileceğini gösterir.

3. Anadolu İrfanının Cevabı: “Ne Ararsan Kendinde Ara”

Tam da bu yarılmanın karşısına, yüzyıllardır bu topraklarda yankılanan kadim bir ses çıkar: “Ne ararsan kendinde ara.” Hacı Bektaş Veli’nin bu dizeleri, yalnızca bir tasavvuf öğüdü değil; aynı zamanda Kovel’in teşhis ettiği “dışarıda düşman arama” hastalığına karşı en güçlü panzehirdir.

“Hararet nardadır, sacda değildir / Keramet baştadır, tacda değildir” dizeleri, kutsallığın dışsal nesnelerde, mekânlarda veya iktidar sembollerinde değil, insanın kendi özünde aranması gerektiğini vurgular. Bu, Kovel’in “Öteki”yi dışarıda yaratma eleştirisiyle tam bir paralellik içindedir.

Tespit: Yunus Emre’nin “Bir ben vardır bende benden içeri” sözü, Kovel’in bahsettiği o “içsel Öteki”yi işaret eder. Hacı Bektaş’ın “Nefsini bilen, Rabbini bilir” öğretisi ise şeytanı dışarıda arayıp yok etmek yerine, kendi içindeki nefsi terbiye etmeyi öğütler. Böylece Anadolu irfanı, Batı’nın yarılmacı aklına karşı bütünleyici bir cevap sunar.

4. Şamanizm, Kadın ve Ana Tanrıça: Öteki Değil, Merkez

Kovel’in metninde, modern Batı’nın kadını “doğa ile özdeşleştirerek” nasıl edilgen ve dilsiz hale getirdiği anlatılır. Ancak Anadolu’nun şamanist köklerine baktığımızda bambaşka bir tablo ile karşılaşırız.

Türk Şamanizmi’nde ilk şamanların kadınlar olduğuna dair güçlü görüşler vardır. Kadın şamanlar; seçilme, esrime, ölüp dirilme süreçlerini geçirmiş; şaman davulu ve giysisi gibi unsurları kullanmışlardır. Hastalıkları tedavi etme ve kötü ruhlarla mücadele gibi temel işlevler, kadın şifacılar aracılığıyla sözlü kültürde varlığını sürdürmüştür.

Bu gelenek, Ak-ene’den Umay Ana’ya, Ayısıt’tan toprak anaya kadar uzanan geniş bir Ana Tanrıça arketipine sahiptir. Sagalayev’e göre bu arketipsel semboller, beyaz saçlı yaşlı kadın olarak tasavvur edilir; hayat veren, yaratıcı bir fonksiyona sahiptir. Hacı Bektaş Veli’nin Kadıncık Ana ile karşılaşması ve onun manevi mirasçısı olması, bu Ana Tanrıça geleneğinin Anadolu irfanındaki yansımasıdır.

Tespit: Şamanik gelenekte kadın, “öteki” değil, bilgeliğin ve şifanın merkezidir. Bektaşilik, bu geleneği sürdürerek kadın ile erkeğin manevi eşitliğini inancın ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.

5. Barış: Düşman Yaratmayı Bırakmak

Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel ilke edinmiş bir düşünürdür. “Düşmanının bile insan olduğunu unutma” sözü, onun insana verdiği değeri ortaya koyar.

Kovel’in analizinde barışın önündeki en büyük engel, insanın kendi içindeki kaosu dışarıya yansıtarak bir “düşman” yaratmasıdır. Hacı Bektaş’ın “Sevgi varken nefret niye / Barış varken savaş niye” dizeleri, tam da bu noktada bir çağrıdır.

Tespit: Barış, yalnızca savaşın bitmesi değildir; doğanın, kadının, farklı kimliklerin ve inançların özgürleşmesidir. Hacı Bektaş’ın “Gelin canlar, bir olalım” çağrısı, tüm bu farklılıkları bir arada tutan bir barış vizyonudur.

6. Çözüm: Ruhsal ve Toplumsal Şifanın Yolu

Peki, modern dünyanın çıkmazından kurtulmak için ne yapmalıyız? Kovel’in dediği gibi, psikiyatri koltuğunda yalnızca bireysel semptomları değil, ruhun tinsel boyutunu da iyileştirmeliyiz. Ancak bunu yaparken Anadolu’nun “gönül” kavramını merkeze almalıyız.

Ekofeminizm, kadının ve doğanın aynı tahakküm mantığıyla ezildiğini hatırlatır. Hacı Bektaş Veli’nin düşüncesinde ise kadın zaten “öteki” değildir; Kadıncık Ana figürüyle bilgeliğin ve şifanın merkezindedir. Doğa da fethedilecek bir nesne değil, “can” taşıyan bir bütündür. Bu nedenle Anadolu irfanı, modern ekofeminist eleştiriye yerli ve kadim bir cevap sunar: Hem kadını hem doğayı özgürleştirmeden gerçek bir barış mümkün değildir.

· Kadın sorunu: Kadını “öteki” değil, varoluşun taşıyıcısı olarak görmeliyiz. Doğanın ve kadının özgürleşmesini birbirinden ayrı düşünmemeliyiz.
· Ekoloji krizi: Doğayı fethetmeyi bırakıp onunla bütünleşmeliyiz. İklim krizi, aslında yüzyıllar önce doğayı dilsizleştirmemizin bedelidir.
· Barış: Düşman yaratmayı bırakıp kendi içimizdeki savaşı bitirmeliyiz. Barış, yalnızca savaşın bitmesi değil; doğanın, kadının ve farklı kimliklerin özgürleşmesidir.

Sonuç: İçsel Bütünlük, Toplumsal Barış

Kovel’in Tarih ve Tin’i bize şunu gösteriyor: Şeytanı dışarıda arayıp yok etmek, bizi yalnızca daha çok şiddete ve yabancılaşmaya götürür. Gerçek kurtuluş, Anadolu irfanının o kadim çağrısına kulak vermekte yatıyor: “Ne ararsan kendinde ara.”

Kendi içindeki karanlık geceyi aydınlatan insan, dışarıdaki yıldızları da görmeye başlar. Çünkü dünya, ancak her birimiz kendi içimizdeki o “kutsal halka”yı kurduğumuzda iyileşecektir. Şeytanı kovmaya çalışırken belki de en çok kendi ruhumuzu kovuyoruz. O halde durup kendimize dönelim. Çünkü aradığımız her şey, zaten orada, içimizde bizi bekliyor.

Özkan Ataç : yol talibi

📚 Kaynakça

1. Joel Kovel, Tarih ve Tin, çev. Hakan Gür, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000 (özellikle ss. 97-111).
2. Hacı Bektaş Veli, Makâlât ve şiirleri; ayrıca Abdülbaki Gölpınarlı’nın derlemeleri.
3. Erünsal, İsmail E. & Ahmet Yaşar Ocak, Menâkıbu’l-Kudsiyye fî Menâsıbi’l-Ünsiyye (XIV. yy.) ve Menâkıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli (XV. yy.).
4. A. M. Sagalayev, Ural-Altay mitolojisinde Ana Tanrıça arketipi üzerine çalışmalar; Fuzuli Bayat ve Mircea Eliade’nin Türk Şamanizmi hakkındaki eserleri.
5. Yunus Emre, Divan (çeşitli akademik baskılar).
6. Ekofeminizm kuramı için: Vandana Shiva, Maria Mies ve Carolyn Merchant’ın temel metinleri ile Anadolu irfanı arasındaki diyaloğa dair çağdaş yorumlar.


WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir