✍️ Nevin Kamilağaoğlu

Alevilik; kendi tarihsel hafızası, inanç anlayışı, erkânı, cem ibadeti, semahı, musahiplik anlayışı, kadın-erkek eşitliğine verdiği önem, insan merkezli yaklaşımı ve güçlü bir ahlak öğretisi bulunan özgün bir inanç ve yaşam yoludur.

Bilimsel, Çağdaş ve Laiklik Eğitim Çocuklarının özgürlüğünü ve bir toplumun geleceğini belirleyen en temel alanlardan biri sidir.

Çünkü, bilimsel eğitim yalnızca çocuklara bilgi aktarmak değil, nasıl düşüneceklerini, nasıl sorgulayacaklarını, nasıl kendi özgür iradeleriyle karar vereceklerini de öğretir.

Bu nedenle eğitim sistemi, bir ülkenin geleceğinin aynasıdır.

Bugün, özellikle son 25 yılın Türkiyesin’de eğitim sistemi üzerine ciddi biçimde düşünmek ve tartışmak gerekir.

Asıl mesele, çocuklarımızı bilimsel eğitimle, bilimsel düşünceyle mi, yoksa sorgulanması yasaklanmış kabullerle mi eğitip yetiştireceğiz?

Hace Bektaş Veli’nin yüzyıllar öncesinden söylediği ve bugün de yol gösterici olan bir sözü vardır:

“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”

Bu söz, yalnızca Alevi toplumunun değil, bütün insanlığın ortak bir yaşam ilkesidir.

Çünkü bilim; soru sormaktır.

Bilim; kuşku duymaktır.

Bilim; araştırmaktır.

Bilim; yanlış bildiğini kabul edip yeniden öğrenebilmektir.

Oysa çocuğa küçük yaşlardan itibaren “sorgulama yapmadan körü körüne inan” anlayışı dayatılırsa, onun kendine güveni ve özgür düşünme kapasitesi köreltir.

Çocuk, neden ve nasıl sorularının yerine “böyle söylenmiş, böyle kabul edilir”gibi anti bilimsel anlayışlara yönlendirilir.

Çok uzun yıllar eğitimci olarak çalıştığım İsveç okullarında ve özellikle anaokulları için hazırlanan eğitim programlarinda öncelikle

Eğitim, çocuğa özgüven sonra, çocuğun zihnini özgürleştirmelidir diye yazılır.

Çağdaş eğitimin amacı, itaat eden bireyler yetiştirmek değil; düşünen, sorgulayan, araştıran, eleştiren ve kendi kararını verebilen insanlar yetiştirmektir.

Çocuk okulda yalnızca matematik, fizik, tarih veya edebiyat öğrenmez. Aynı zamanda farklı düşüncelerin bir arada yaşayabileceğini de öğrenir.

Bir çocuk,önce bireysel arkadaş ilişkilerini, gurup içinde ki arkadaş ilişkilerini ve yetişkinlerle ilişkilerini nasılsın kuracağını ögrenir.

Kısaca social ilişkileri öğrenir. Bu da çocuğun gelecek yaşamın için son derece önemlidir.

Bir çocuk arkadaşının kendisinden farklı bir inanca, farklı bir düşünceye veya farklı bir yaşam biçimine sahip olduğunu gördüğünde bunu tehdit olarak değil, toplumun doğal çeşitliliği olarak görmelidir.

Bu nedenle eğitim sistemi hiçbir inancı diğerinden üstün görmemeli; hiçbir çocuğu inancı, mezhebi veya felsefi düşüncesi nedeniyle kendisini dışlanmış hissettirmemelidir.

Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ilk ve ortaöğretimde zorunlu dersler arasındadır.

Bu durum özellikle Alevi çocukları açısından son derece önemlidir.

Çünkü Alevilik, yalnızca birkaç sayfalık bir “kültürel unsur” veya folklorik bir konu değildir.

Alevilik; kendi tarihsel hafızası, inanç anlayışı, erkânı, cem ibadeti, semahı, musahiplik anlayışı, kadın-erkek eşitliğine verdiği önem, insan merkezli yaklaşımı ve güçlü bir ahlak öğretisi bulunan özgün bir inanç ve yaşam yoludur.

Alevi çocuğuna kendi inancı okulda anlatılmadığı için çocuk iki farklı dünya arasında kalmaktadır.

Bir tarafta ailesinden, dedesinden, ninesinden,annesi, babası ve Alevi toplumundan öğrendiği inanç ve kültür;

diğer tarafta okulda karşılaştığı ve çoğunlukla Sünni İslam merkezli din anlatısı.

Bu zorunlu durum çocuğun kimliği ve özgüveni açısından çok sıkıntılı bir durumdur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Söylediği Çok Açıktır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2007 yılında Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye kararında, Alevi bir öğrencinin zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilişkin başvurusunu değerlendirmiş ve eğitimde nesnellik ile çoğulculuk ilkelerinin önemini vurgulamıştır. Mahkeme, mevcut müfredatın Alevi inancını yeterince kapsamadığı sonucuna ulaşmıştır.

Daha sonra Mansur Yalçın ve diğerleri/Türkiye kararında da Alevi inancının ders kitaplarında ve müfredatta ele alınış biçimine ilişkin ciddi sorunlar tartışılmıştır.

Dolayısıyla Alevilerin yıllardır dile getirdiği sorun yalnızca siyasi bir itiraz değildir.

Bu mesele aynı zamanda insan hakları, eğitim hakkı, düşünce,inanç ve vicdan özgürlüğüdür.

Türkiye Anayasası’nın 24. maddesi de Herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu, ibadet ve törenlerin serbest olduğunu, kimsenin inancını açıklamaya zorlanamayacağını yazar.

Aynı maddede din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretimde zorunlu dersler arasında olduğu, bunun dışındaki din eğitim ve öğretiminin ise kişinin veya küçükler için kanuni temsilcisinin isteğine bağlı olduğu düzenlenmektedir.

Burada kritik olan nokta bugün okullarda farklı,dinleri, inançları, düşünceleri ve kültürleri öğrenmeden ziyade çocuğun belirli bir inanç anlayışına yönlendirilmesidir.

Çağdaş,bilimsel, laik ve demokratik bir eğitim sistemi bu sınırı titizlikle korur.

Okulun görevi çocuğa neye inanacağını söylemek değildir.

Okulun görevi çocuğa düşünmeyi öğretmektir.

Bir çocuk Tanrı’ya inanabilir.

Başka bir çocuk farklı bir inanca sahip olabilir.

Bir başkası ateist, veya herhangi bir dini inanca bağlı olmayabilir.

Devletin görevi bunlardan birisini diğerine üstün kılmak değil, bütün çocukların eşit yurttaşlar olarak eğitim görmesini sağlamaktır.

Çünkü çocuk devletin ideolojik veya dini biçimlendirme alanı değildir.

Çocuk, özgürce düşünüp, özgüvenli kendi geleceğini özgürce kurabilmesi gereken bir bireydir.

Bugün tartışılması gereken bir başka konu da eğitim kurumlarında giderek daha görünür hale gelen dini semboller ve mekanlar.

Okullarda mescitlerin bulunması tek başına çocukların dini özgürlüğüne aykırı olmakla birlikte

Özellikle okul öncesi eğitim çağındaki çocuklar açısından çok daha hassastır.

Anaokulundaki çocuk henüz dünyayı yeni tanımaktadır. Soyut düşünme, eleştirel değerlendirme ve farklı inançlar arasında karşılaştırma yapma becerileri gelişim sürecindedir.

Bu nedenle okul öncesi eğitimde devletin görevi çocuğu herhangi bir dini pratiğe yönlendirmek değil; ona güvenli, özgür, bilimsel ve çoğulcu bir öğrenme ortamı sağlamaktır.

Tıpkı İsveç ve Finlandiya egitim modelinde olduğu gibi.

Anaokulu çocuğa dua ezberletmenin değil, merak etmeyi öğretmenin yeridir.

Çocuğa Neden,Niçin,Nasıl sorusunu sordurmak gerekir.

Bunu kim söyledi ?

Başka türlü olabilir mi? Sen nasıl düşünüyorsun? Sorularını sordurmak gerekir.

Hurafelerle değil, bilimle geleceğe yürünür

Bugünün dünyasında yapay zekâdan genetik bilime, uzay çalışmalarından iklim krizine kadar insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlar bilimsel bilgi ve eleştirel düşünceyle çözülmeye çalışılıyor.

Böyle bir dünyada çocuklarımızı bilimsel düşünceden uzaklaştıran, sorgulamayı zayıflatan, hurafeleri bilgiyle aynı düzleme koyan bir eğitim anlayışı Türkiye’nin geleceğini de karartır.

Çünkü bilimle bağını koparan toplumlar yalnızca teknolojik olarak geride kalmaz.

Demokratik kültürleri de zayıflar.

Sorgulamayan çocuk kolay yönlendirilir.

Eleştirmeyen çocuk kolay ikna edilir.

Bilgi ile hurafeyi ayıramayan çocuk gerçek ile manipülasyon arasındaki farkı görmekte zorlanır.

Bu eğitim sistemiyle yetişen çocuklar bunun sonucu olarak toplumun yönetim kademelerine gelen insanların niteliği, bugün olduğu gibi eğitim sisteminden bağımsız düşünülemez.

Biz çocuklarımızın:

Bilimsel bilgiye ulaşmasını,

Sorgulamasını,

Eleştirel düşünmesini,

Felsefe öğrenmesini,

Sanatla ve edebiyatla büyümesini,

İnsan haklarını öğrenmesini,

Laiklik ve demokrasi kültürünü içselleştirmesini,

Bütün inançlara ve kimliklere hatta inançsızlıklara karşı saygıyla eğitilme sini istiyoruz.

Ayrıca çocukların Aleviliği de kendi tarihsel ve inançsal gerçekliği içinde ayrımcılığa uğramadan öğrenmesini

istiyoruz.

Biz çocuklarımızın itaat eden değil, düşünen bireyler olmasını istiyoruz.

Çünkü Alevi öğretisinin temelinde insanı akıl ve vicdanıyla birlikte ele alan güçlü bir sorgulama kültürü vardır.

Hacı Bektaş Veli’nin “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözü tam da burada yeniden anlam kazanıyor.

Yüzyıllar önce söylenen bu söz, bugün eğitim politikalarına yön veren herkese bir çağrıdır:

Çocuklarımızın zihnini karartmayın.

Onlara bilim verin.

Onlara soru sormayı öğretin.

Onlara özgür düşünmeyi öğretin.

Onlara insanı sevmeyi öğretin.

Onlara farklılıklarla birlikte yaşamayı öğretin.

Çünkü eğitim, çocuğun zihnine hazır cevaplar doldurmak değil, onun kendi sorularını sorabileceği özgür bir dünya yaratmaktır.

Aleviler olarak bizim mücadelemiz herhangi bir inanca karşı değildir.

Bizim itirazımız dayatmaya, tek tipleştirmeye ve çocuğun zihinsel özgürlüğünün sınırlandırılmasına yöneliktir.

Devlet okulunun kapısından içeri girildiğinde hiçbir çocuğun diğerinden üstün veya aşağı görülmediği bir eğitim sistemi istiyoruz.

Laik ve bilimsel eğitim, dinsiz eğitim değildir.

Laik eğitim; devletin bütün inançlara eşit mesafede durmasıdır.

Bilimsel eğitim; inancı yok saymak değildir.

Bilimsel eğitim; bilginin, kanıtın, araştırmanın ve eleştirel aklın esas alınmasıdır.

Çocuklarımızın geleceği için istediğimiz şey budur.

Çünkü biliyoruz:

İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.

Ve biz çocuklarımızın karanlığa değil, bilginin, özgürlüğün, eşitliğin ve insanlığın aydınlığına yürümesini istiyoruz.

Aşk ile

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir