✍️ Haydar Selçuk

Bağlama dediğin üç tel bir tahta,
Ne şaha baş eğmiş, ne taca tahta,
Tüm dertleri özetlemiş bir ah’ta,
Bozkırda naradır bizim türküler.

Ali Akbaş

Bu söz, ilk bakışta bağlamanın yalınlığını anlatıyor gibi görünse de biraz daha yakından bakıldığında Anadolu ve Mezopotamya’nın kültürel hafızasına, ozanlık geleneğine ve insanın kendisini ifade etme biçimine ilişkin daha geniş bir anlam taşır. Çünkü bağlama, yalnızca ses çıkarmaya yarayan bir çalgı değildir. Yüzyıllar boyunca sözün, ezginin, acının, sevdanın ve toplumsal hafızanın taşıyıcılarından biri olmuştur.

Bağlamanın gövdesi ağaçtan yapılır. Üzerine teller gerilir, perdeleri yerleştirilir ve insan eliyle sese dönüşür. Yapısına bakıldığında oldukça sade bir çalgıdır. Fakat onu değerli kılan, malzemesinden çok insanların ona yüklediği anlamdır. Bir bağlama elden ele, kuşaktan kuşağa aktarılırken yalnızca bir müzik aleti aktarılmaz. Onunla birlikte türküler, deyişler, ağıtlar, hikâyeler ve yaşanmışlıklar da taşınır.

Özellikle Alevi kültüründe bu aktarımın ayrı bir yeri vardır. Sözlü kültürün güçlü olduğu bir gelenekte düşünceler, deneyimler ve toplumsal hafıza yalnızca yazılı metinlerle değil, söz ve ezgiyle de korunmuştur. Ozanlar yaşadıkları döneme tanıklık etmiş, gördüklerini ve düşündüklerini şiirleriyle sonraki kuşaklara bırakmıştır. Bağlama ise bu sözün ses bulduğu en önemli araçlardan biri olmuştur.

Bir deyişin anlamı yalnızca kelimelerinde değildir. Söyleniş biçimi, ezgisi, ritmi ve taşıdığı duygu da o anlamın parçasıdır. Bağlama burada söz ile duygu arasında bir bağ kurar. Bir acının ağırlığını, bir ayrılığın hüznünü, bir sevdanın coşkusunu veya haksızlık karşısındaki itirazı sese dönüştürür. Bu nedenle ozanın sözü, bağlamanın sesiyle birlikte başka bir derinlik kazanır.

Ozanlık geleneğinde söz, yalnızca eğlendirmek için söylenmez. Ozan, yaşadığı toplumun tanığıdır. Gördüğü haksızlığı, karşılaştığı baskıyı, yaşadığı acıyı ve insan ilişkilerindeki çelişkileri dile getirir. Bu yönüyle Anadolu ve Mezopotamya’da saz ve söz, toplumun kendi hafızasını oluşturma ve koruma biçimlerinden biri olmuştur.

Hiçbir dönemde ozanların elindeki bağlama yalnızca bir eğlence aracına dönüşmedi. Ne sarayın gücüne ne tahtın hükmüne ne de zorbalığın karşısında sustu. Çünkü bağlamanın tellerine yalnızca ezgi değil, ozanın sözü ve vicdanı da gerilmiştir. Ozanın elindeki bağlama, gücün karşısında eğilen değil, gördüğünü ve yaşadığını dile getiren bir ses olmuştur.

“Ne şaha baş eğmiş, ne taca tahta” dizesi tam da bu nedenle önemlidir. Buradaki söz yalnızca bir meydan okuma değildir. Ozanın iktidarla arasına koyduğu mesafeyi ve sözüne duyduğu sorumluluğu anlatır. Taç ve taht hükmetmenin, bağlama ise sözü özgürce söylemenin simgesine dönüşür. Ozanın dayanağı makam ya da güç değil, yaşadığı toplumun deneyimi, gördüğü gerçeklik ve kendi vicdanıdır.

Bağlamanın taşıdığı bu anlamı anlatan en güçlü örneklerden biri de Âşık Dertli’nin “Şeytan Bunun Neresinde” şiiridir. Dertli, bağlama üzerinden yalnızca bir çalgıyı anlatmaz. Döneminin anlayışını, sorgulamayı ve biçimsel kabullerle insanın gerçek değerleri arasındaki çelişkiyi de eleştirir. Telli sazı konuştururken aslında insanın neye göre hüküm verdiğini sorgular.

Şiirin bütününde sazın kendisinden çok, ona yüklenen anlamlar sorgulanır:

Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler, ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde?

Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde?

Venedik’ten gelir teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allahın şaşkın kulu
Şeytan bunun neresinde?

İçinde mi, dışında mı
Burgusunun başında mı
Göğsünün nakışında mı
Şeytan bunun neresinde?

Dut ağacından teknesi
Girişten bağlı perdesi
Behey insanın teres’i
Şeytan bunun neresinde?

Dertli gibi sarıksızdır
Ayağı da çarıksızdır
Boynuzu yok, kuyruksuzdur
Şeytan bunun neresinde?

Dertli’nin şiirindeki soru aslında bağlamanın kendisinden daha büyüktür. Mesele saz değildir. Mesele, insanın düşüncesini ve sanatını hangi ölçülerle değerlendirdiğimizdir. Bir çalgıyı suçlamak kolaydır. Asıl zor olan, insanın kendi önyargılarını ve korkularını sorgulamasıdır.

Dertli’nin yaptığı da budur. Bağlamanın telinden ağacına, burgusundan nakışına kadar uzanarak aynı soruyu tekrarlar. Şeytanı nerede aradığımızı sorar. Böylece sazın kendisi üzerinden insanın hüküm verme biçimini tartışmaya açar.

Bu yönüyle “Şeytan Bunun Neresinde”, yalnızca bir sazı savunan şiir değildir. Aynı zamanda sorgulayan aklın, korkmadan soru sorabilmenin ve otoritenin çizdiği sınırların dışına çıkabilmenin şiiridir. Bağlama burada yalnızca ezginin değil, düşüncenin de taşıyıcısıdır.

Bu nedenle bağlamanın tarihine yalnızca müzik tarihi içinde bakmak eksik kalır. Farklı bölgelerde farklı biçimlerde yapılmış, değişik düzenler ve tavırlar ortaya çıkmış olsa da temelinde aynı ihtiyaç vardır: insanın yaşadığını sese ve söze dönüştürmesi. Bağlama, bu nedenle yalnızca müzikal bir araç değil, insanın kendisini ifade etme biçimlerinden biridir.

Bugün bağlamaya yalnızca bir sahne çalgısı olarak bakmak, onun bu tarihsel boyutunu görmezden gelmek olur. Elbette bağlamanın teknik özelliklerini bilmek, doğru çalmak, farklı yörelerin tavırlarını ve müzikal yapılarını öğrenmek önemlidir. Fakat bağlamanın anlamı teknik bilgisinden ibaret değildir. Onu anlayabilmek için hangi insanların elinde yaşadığını, hangi koşullarda çalındığını ve hangi sözlere eşlik ettiğini de bilmek gerekir.

Bir bağlamanın üzerinde yılların izleri bulunabilir. Gövdesindeki çizikler, sapındaki aşınmalar veya tellerindeki eskime yalnızca fiziksel yıpranmayı göstermez. Bazen o bağlamanın kimlerin elinden geçtiğini, hangi evlerde çalındığını, hangi meydanlarda hangi sözlere eşlik ettiğini düşündürür. Böyle bakıldığında bağlama, geçmiş ile bugün arasında sessiz bir tanıklığa dönüşür.

Alevi toplumunun kültürel yaşamında da bağlamanın böyle bir yeri vardır. Cemlerden meydanlara, evlerden köy odalarına kadar uzanan geniş bir alanda deyişlerin ve nefeslerin sesi olmuştur. İnsan, doğa, yaşam, Hakk’a yürüme, adalet, paylaşma ve birlikte yaşama gibi düşünceler de bu sözlü kültür aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Bu nedenle bağlamayı korumak, yalnızca geleneksel bir çalgıyı korumak değildir. Onun çevresinde oluşmuş kültürel birikimi anlamak ve geleceğe taşımaktır. Ancak geleneği geçmişte dondurmak da doğru değildir. Bir kültür, yaşayan insanların hayatında karşılık bulduğu sürece varlığını sürdürebilir. Bağlama da yeni kuşakların ellerinde, yeni ezgiler ve yeni sözlerle yaşamaya devam eder.

“Üç tel bir tahta” denmesi bağlamanın görünürdeki sadeliğini anlatır. Fakat bazı şeylerin değeri sahip oldukları malzemeyle ölçülmez. Bir nesne, insanların yaşantıları ve ona yükledikleri anlamlarla zaman içinde kültürel bir değere dönüşür. Bağlamanın hikâyesi de böyledir.

Üç telden çıkan ses, yüzyılların içinden geçerek bugüne ulaşmıştır. O sesin içinde ozanların sözleri, insanların sevinçleri, acıları, ayrılıkları ve umutları vardır. Bazen bir ağıttır, bazen bir deyiş, bazen bir sevda, bazen de Dertli’nin yaptığı gibi bir soru.

Belki de bağlamanın gerçek gücü burada yatıyor. O, yalnızca söyleneni taşımaz. Bazen söylenmesi zor olanı da söyler. Bazen suskunluğun içinden bir ses çıkarır. Bazen bir toplumun hafızasını korur, bazen de o hafızanın içindeki çelişkileri görünür kılar.

Bu yüzden bağlamaya baktığımızda yalnızca üç tel ve bir tahta görmemek gerekir. O üç telin üzerinde yüzyılların sesi vardır. O sesin içinde ozanların sözü, insanların yaşanmışlıkları, acıları, sevdaları, itirazları ve umutları vardır.

Belki de “Şeytan bunun neresinde?” sorusuyla “Ne şaha baş eğmiş, ne taca tahta” sözü aynı yerde buluşur. Biri bağlamaya yöneltilen hükmü sorgular, diğeri bağlamanın hükmedenlere karşı durduğu yeri gösterir. İkisinin arasında ise insan vardır. Kendi aklıyla düşünen, kendi sözüyle konuşan ve yaşadığı gerçeği başkasının iznine ihtiyaç duymadan dile getiren insan.

Bağlama dediğin üç tel bir tahta olabilir. Ama o üç telin üzerinde insanın hafızası, sözü ve vicdanı titreşiyorsa, artık yalnızca bir çalgıdan söz etmiyoruz demektir.

Âşk ile….

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir