✍️ Roj Arslan-Gülçehre

rojarslan@hotmail.com

Korkaklık her zaman geri çekilmez. Bazen öne çıkar, karar verir ve kendisine cesaret süsü verir. Asıl tehlike de burada başlar.

Korkunun Cesaret Maskesi

Korku ile cesaret arasında sanıldığı kadar kalın bir duvar yoktur. Bazen aralarındaki mesafe, insanın vicdanıyla vereceği tek bir karar kadardır.

Hepimiz korkarız. Kaybetmekten, yalnız kalmaktan, makamımızı, işimizi, dostlarımızı, alıştığımız düzeni yitirmekten… Korkmak insanidir. Bu nedenle korkunun kendisini bir zayıflık olarak görmüyorum.

Asıl mesele, korktuğumuzda ne yaptığımızdır.

Cesaret, korkusuzluk değildir. Korkuya rağmen doğru bildiğinin arkasında durabilmek, gerektiğinde bedel ödemeyi göze almak ve verdiğin kararın sorumluluğunu başkasının omuzlarına yüklememektir.

Korkaklık ise her zaman “Korkuyorum” diye karşımıza çıkmaz.

Bazen takım elbise giyer.
Bazen makam koltuğuna oturur.
Bazen çoğunluğun arkasına saklanır.
Bazen de kendisini “tedbir”, “düzen”, “kurumun çıkarı” veya “ortak karar” diye tanıtır.

İşte korkunun en tehlikeli hâli budur.

Her tedbir korkaklık değildir

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Her geri adım korkaklık olmadığı gibi, her ileri atılmak da cesaret değildir. Bazen geri çekilmek aklın gereğidir. Bazen beklemek sorumluluktur. Bazen risk almamak, başkalarının hayatını ve emeğini korumaktır.

Aynı şekilde masaya yumruk vurmak, bağırmak, herkese meydan okumak veya sonuçlarını düşünmeden risk almak da cesaret değildir. Bu olsa olsa gözü karalık olabilir.

Cesaretin ölçüsü ne kadar büyük risk aldığımız değil, neden o riski aldığımız ve sonucunun sorumluluğunu kimin taşıdığıdır.

İnsan kendisini korurken başkalarını ateşe atıyorsa, bunun adına cesaret demekte zorlanırım.

Korku nasıl “ortak karar” olur?

Bir kurul düşünelim.

Masada on kişi oturuyor. Dokuzu alınmak üzere olan kararın yanlış olduğunu düşünüyor. Fakat hiçbiri ilk itiraz eden olmak istemiyor.

Biri makamını kaybetmekten, biri dışlanmaktan, biri arkadaşlarının tepkisinden, diğeri sorumluluk almaktan korkuyor.

Kimse konuşmuyor.

Herkes diğerinin sessizliğini onay sanıyor.

Sonunda o yanlış karar oybirliğiyle alınıyor.

Dışarıdan bakıldığında ne kadar güçlü bir görüntü:

“Hepimiz aynı fikirdeyiz.”

Oysa belki de hiçbiri aynı fikirde değildi.

İşte burada korku çok kurnazca bir iş yapmıştır:

Kendisini birlik gibi göstermiştir.

Bazen en cesur görünen kararların arkasında bile cesaret değil, birbirinin arkasına saklanan insanların korkusu bulunabilir.

İşyerinde korku

Bir çalışan haksızlığa uğruyor.

Yönetici bunun farkında. Ancak üstleriyle karşı karşıya gelmek istemiyor. Susuyor ve ardından şu gerekçeyi öne sürüyor:

“İşyerinin huzurunu korumamız gerekiyor.”

İlk bakışta sorumlu bir yönetici tavrı gibi görünebilir.

Fakat sorulması gereken soru şudur:

Korunan gerçekten işyerinin huzuru mu, yoksa yöneticinin kendi koltuğu mu?

Eğer insanlar yanlışları söylemekten korkmaya başlarsa, hatalar ortadan kalkmaz. Yalnızca görünmez hâle gelir.

Bir süre sonra kimse fikir üretmez. Kimse yöneticisine itiraz etmez. İnsanlar doğru olanı değil, yöneticinin duymak istediğini söylemeye başlar.

Ve kurum, dışarıdan son derece uyumlu görünürken içeriden çürümeye başlar.

Toplumda korku

Aynı durum toplumlarda, derneklerde, kurumlarda, köylerde ve örgütlü yapılarda da yaşanabilir.

Bir yanlış görülür.

Birileri şöyle der:

“Şimdi konuşmayalım, bölünürüz.”

Bir başkası:

“Ortamı germenin zamanı değil.”

Diğeri:

“Birliğimizi korumamız lazım.”

Bunların hepsi kimi zaman haklı kaygılar olabilir.

Ama birliği korumak adına gerçeği sürekli halının altına süpürüyorsak, bir süre sonra korumaya çalıştığımız birliğin kendisini heder ederiz.

Çünkü konuşulmayan sorun çözülmez.

Demlenir.

Büyür.

İçten içe güveni kemirir.

Sonra küçücük bir kıvılcım, yıllarca konuşulmayan ne varsa ortaya döker.

Korkuyla koruduğumuzu sandığımız yapı bir gün yine korkunun yarattığı sessizlik yüzünden tarumar olabilir.

Korkunun hayatımıza bıraktığı izler

Korkuyla verilen kararların bedeli yalnızca karar anında ödenmez.

Toplumda sessizlik kültürü yaratır. İnsanlar “başımıza iş gelmesin” diyerek yanlışa gözlerini kapatmaya başlar.

İşyerinde liyakatin yerini itaat alabilir. Soru soran değil, sorun çıkarmayan insan makbul hâle gelir.

Yönetimde ortak akıl giderek yok olur. Yönetici çevresinde kendisine itiraz etmeyen insanları toplamaya başlar ve bir süre sonra kendi sesini toplumun sesi zanneder.

Ailede “huzurumuz bozulmasın” diye konuşulmayan sorunlar kuşaktan kuşağa taşınabilir.

Dostlukta kaybetme korkusuyla söylenmeyen gerçekler samimiyeti tüketir.

Hayatta ise sürekli güvenli olanı seçen insan belki bazı yenilgilerden korunur; fakat yaşayabileceği nice güzelliği de yaşamadan geçip gider.

Fakat bana göre en ağır bedel vicdanda ödenir.

Çünkü insan herkesi ikna edebilir.

Kendisini bile bir süre kandırabilir.

Ama gün gelir, sessizlik çöktüğünde kendi kendisine şu soruyu sorar:

“Doğru olduğunu bildiğim hâlde neden sustum?”

İşte insanın kendisiyle hesaplaşması orada başlar.

Cesaret nerede başlar?

Cesaret her zaman büyük meydanlarda ortaya çıkmaz.

Bazen bir toplantıda herkes susarken:

“Ben böyle düşünmüyorum.”

diyebilmektir.

Bazen sevdiğin bir insana hoşuna gitmeyecek olsa bile gerçeği söylemektir.

Bazen yıllarca savunduğun bir düşüncenin yanlış olduğunu fark edip:

“Yanılmışım.”

diyebilmektir.

Bazen makamdan vazgeçmektir.

Bazen çoğunluğun karşısında tek başına kalabilmektir.

Ve bazen de kendi nefsine dönüp:

“Burada benim de payım var.”

diyebilmektir.

Çünkü gerçek cesaret yalnızca başkalarının karşısında gösterilmez.

İnsanın en zor meydanı bazen kendi vicdanıdır.

Son söz: Korkuyor olabilirsin

Korkmak ayıp değildir.

Ben de korkarım. Hepimiz korkarız.

Ama korkunun verdiğimiz kararların efendisi olmasına izin verdiğimizde mesele değişir.

Hele kendi korkumuzu saklamak için başkalarının geleceği hakkında karar veriyor, sonra da bunu cesaret diye sunuyorsak orada durup kendimize bakmamız gerekir.

Çünkü korkaklık her zaman kaçmak değildir.

Bazen korkaklık kalır.
Masaya oturur.
El kaldırır.
Karar verir.
Sonra da aldığı kararın üzerine “cesaret” yazar.

Oysa cesaret daha sessizdir.

Doğru bildiğinin arkasında durur.
Bedelini başkasına ödetmez.
Yanıldığında kabul eder.
Sorumluluktan kaçmaz.

Ve en önemlisi:

Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkunun karşısında vicdanını kaybetmemektir.

Âşk ile 🙏, Roj



WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir