Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Çaldıran’dan günümüze taşınan tarihsel tartışmalar üzerinden halkların birbirine karşı konumlandırılmasına itiraz ederek, geçmişte işlenen suçların bütün bir halka veya inanca yüklenemeyeceğini vurguladı. Alevilerin tarihsel hafızasının yok sayılamayacağını belirten Mat, onurlu barışın ancak hakikatle yüzleşme, adalet, laiklik, eşit yurttaşlık ve özgürlük temelinde kurulabileceğini ifade etti. Alevilerin barış ve demokratik çözüm sürecinin yalnızca bir parçası değil, kendi kimlikleri, temsilcileri ve talepleriyle kurucu bir öznesi olmak istediğine dikkat çeken Mat, “Barışın yolu yalnızca Amed’den değil; Dersim’den, Hace Bektaş’tan ve Alevilerin yüzyıllardır taşıdığı eşitlik, özgürlük ve birlikte yaşam iradesinden de geçmektedir” dedi.

İdris-i Bitlisî de Yavuz Sultan Selim de tarihsel eylemleri ve katliamları ortadadır. Fakat onların kimliklerini bugünün halklarına miras bırakmak, tarihsel adalet değil, yeni bir ayrımcılık üretmektir.

AHA Haber Merkezi – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, son dönemde Çaldıran Savaşı, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî üzerinden yeniden gündeme gelen tarihsel ve siyasal tartışmaları değerlendirdi.

Geçmişte yaşanan katliamların ve zulümlerin üzerinin örtülemeyeceğini vurgulayan Mat, tarihsel sorumluluğun kişilerin etnik ya da inanç kimliğinden hareketle bugünün halklarına yüklenmesinin de yeni ayrışmalar yaratacağına dikkat çekti.

İdris-i Bitlisî’nin Kürt kimliğinden hareketle bütün Kürtlerin onun tarihsel eylemleriyle özdeşleştirilmesine karşı çıkan Mat, aynı biçimde Yavuz Sultan Selim’in politikalarının bütün Türklere mal edilmesini de reddetti. Mat’a göre Çaldıran ve geçmişin diğer acıları, Alevilerle Kürtleri karşı karşıya getirmenin değil, iktidarların halklar ve inançlar arasındaki farklılıkları nasıl siyasal çatışmalara dönüştürdüğünü anlamanın bir zemini olmalı.

Alevilerin Kerbela’dan Çaldıran’a, Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum’a, Madımak’tan Gazi’ye uzanan tarihsel hafızasının görmezden gelinemeyeceğini belirten Mat, barışın bu hafızaları susturarak değil, hakikatle yüzleşerek ve adaleti sağlayarak kurulabileceğini savundu.

Mat, Alevilerin barış sürecindeki konumuna ilişkin de önemli bir vurgu yaparak, Alevilerin kendi kaygı ve eleştirilerini açıkça dile getirirken “Onurlu Barış”tan yana olduklarını; ancak sürecin yalnızca destekçisi değil, kendi temsilcileri, kimlikleri ve talepleriyle kurucu bir aktörü olmak istediklerini ifade etti.

Hüseyin Mat, farklılıkların korunarak ortak bir demokratik geleceğin inşa edilmesi gerektiğini belirterek, siyaset kurumuna da kullanılan dil ve tutum konusunda sorumluluk çağrısında bulundu.

Hüseyin Mat’ın “Dün Yaşanan Acılardan Ders Çıkarmak ve Geleceğimizi İnşa Etmek Zorundayız” başlıklı yazısını olduğu gibi yayımlıyoruz:

Dün Yaşanan Acılardan Ders Çıkarmak ve Geleceğimizi İnşa Etmek Zorundayız

Anadolu ve Mezopotamya tarihi, yalnızca çatışmaların tarihi değildir. Aynı zamanda yüzyıllarca yan yana yaşamış, birbirinden etkilenmiş ve ortak kültürel alanlar oluşturmuş halkların tarihidir.

Bu topraklarda Türkler, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Rumlar ve daha birçok halk; Aleviler, Müslümanlar, Hristiyanlar, Ezidiler ve farklı inanç topluluklarıyla birlikte yaşamıştır. Elbette bu ortak yaşamın içerisinde savaşlar, katliamlar, iktidar mücadeleleri ve ağır adaletsizlikler de yaşanmıştır.

Çaldıran da bu tarihsel gerçekliğin bir parçasıdır.

Ancak tarihsel sorumluluğu bir halkın tamamına yüklemek ile belirli siyasi aktörlerin ve güç odaklarının sorumluluğunu tartışmak aynı şey değildir.

Çaldıran Savaşı, yıllardır Aleviler ve Kürtler arasındaki ilişkiyi tartışmaya açmak için kullanılan tarihsel başlıklardan biri. Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasındaki mücadele, bugün yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, güncel siyasi ayrışmaların malzemesi olarak da yeniden gündeme getiriliyor.

Öncelikle temel bir ilkeyi ortaya koymak gerekir: Geçmişte kim zulmetmiş, katliamlara veya insanlığa karşı suçlara ortak olmuşsa, tarih onu etnik ve inanç kimliğine bakmadan sorgulamalıdır. Hiçbir kimlik, işlenen suçların üzerini örtmek için kullanılamaz.

İdris-i Bitlisî Kürt olduğu için bütün Kürtleri onun tarihsel eylemleriyle özdeşleştirmek ne tarihsel adalettir ne de siyasal olarak kabul edilebilir. Aynı şekilde Yavuz Sultan Selim’in politikalarından dolayı bütün Türkleri suçlamak da aynı derecede yanlıştır.

Bir kişinin etnik veya mezhepsel kimliğinden hareketle milyonlarca insanı tarihsel bir suçun parçası ilan etmek, geçmişi anlamak değil; geçmişi bugünün toplumsal ayrışmalarına taşımaktır.

Bugün Çaldıran’ı örnek göstererek Alevilere, “Kürtlere güvenilmez”, “Kürtlerle ortak mücadele edilmez” mesajı verecek biçimde kullanılması tam da böyle bir siyasal araçsallaştırmadır.

Peki bundan kim yararlanır?

Halkların birbirine güvenmemesinden, ortak mücadele zeminlerinin parçalanmasından ve toplumsal ayrışmanın derinleşmesinden çıkar sağlayan siyasal ve egemenlik ilişkileri.

Çünkü Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde yan yana gelmesi, Türkiye’de yıllardır sürdürülen birçok siyasi ezberi bozabilecek güçlü bir toplumsal potansiyel taşımaktadır.

Fakat bu ortaklaşma, geçmişin acılarını yok saymak anlamına da gelmez.

Alevilerin kolektif hafızasında Kerbela’dan Çaldıran’a, Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum’a, Madımak’tan Gazi’ye uzanan ağır bir tarih vardır. Bu katliamlar yalnızca geçmişte kalmış hadiseler değildir; bugün hâlâ adalet, eşit yurttaşlık ve demokratikleşme taleplerinin temelinde yer alan toplumsal hafızalardır.

Gerçek bir onurlu barış, bu hafızaları susturarak ya da inkar ederek kurulamaz.

Barış; geçmişi unutturmak, acıları önemsizleştirmek veya farklı halkların ve inançların hafızalarını birbirine karşı kullanmak değildir. Barış, geçmişle yüzleşmeyi, mağdurların acılarını tanımayı, tarihsel sorumlulukları açıkça tartışmayı ve bir daha benzer zulümlerin yaşanmaması için demokratik bir ortak zemin kurmayı gerektirir.

Alevilerin aradığı barış, İslam’ın şemsiyesi altında tarihsel iktidar ilişkilerinin yeniden üretilmesi değildir. Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi üzerinden kurulan bir “Türk-Kürt kardeşliği” söylemi de Alevilerin eşitlik ve adalet talebinin karşılığı olamaz.

Alevilerin talebi; herhangi bir inancın, mezhebin, etnik kimliğin ya da siyasi gücün himayesinde yaşamak değil, eşit yurttaşlık, özgür inanç ve demokratik bir düzen içinde kendi kimliğiyle var olmaktır. Barış, himaye değil eşitlik ve özgürlük temelinde kurulmalıdır.

Talebimiz açıktır:

Barış, demokrasi, özgürlük, adalet, laiklik, hukukun üstünlüğü ve gerçek anlamda eşit yurttaşlık.

Yani, Demokratik Cumhuriyet!

Hiçbir inanç diğerinden üstün değildir. Hiçbir etnik kimlik diğerinden daha değerli değildir. Devletin görevi bir kimliği diğerine karşı korumak veya üstün tutmak değil, bütün yurttaşların inancını, kimliğini ve yaşam biçimini eşit biçimde güvence altına almaktır.

Bu nedenle Çaldıran’ı Kürtlerle Alevileri birbirine karşı konumlandırmanın değil, iktidarın tarih boyunca halklar ve inançlar arasındaki farklılıkları nasıl siyasal çatışmalara dönüştürdüğünü anlamanın bir vesilesi haline getirmeliyiz.

İdris-i Bitlisî de Yavuz Sultan Selim de tarihsel eylemleri ve katliamları ortadadır. Fakat onların kimliklerini bugünün halklarına miras bırakmak, tarihsel adalet değil, yeni bir ayrımcılık üretmektir.

Çünkü zulmün kimliği yoktur.

Faşizmin milliyeti yoktur.

Gericiliğin etnik kimliği yoktur.

Emperyalizmin mezhebi yoktur.

Sömürünün dini yoktur.

Katliamın kimliği olmaz.

Aynı şekilde barışın, özgürlüğün, adaletin ve eşitliğin de tek bir halkı, mezhebi veya inancı yoktur.

Bugün ihtiyacımız olan şey, halkları birbirine düşüren tarih anlatıları değil; ortak acıları, ortak mücadeleleri ve ortak geleceği konuşabilen bir tarih bilincidir.

Alevilerin talebi ayrıcalık değil eşitliktir.

İntikam değil adalettir.

Unutmak değil hakikatle yüzleşmektir.

Bir başkasının himayesi değil, kendi kimliği ve inancıyla özgür ve eşit yurttaş olarak yaşamaktır.

Alevilerin, Müslümanların, Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin, devrimcilerin; Kemalistlerin, Atatürkçülerin, vicdan sahibi muhafazakârların, milliyetçilerin ve demokratların ortaklaşabileceği demokratik bir zemin yaratmalıyız.

Farklılıklarımızı inkâr etmeden, ortak değerlerimizde buluşmalı; barışı, adaleti ve kardeşçe bir yaşamı hep birlikte kurmalıyız.

Meselemiz Türk, Kürt, Alevi ya da Müslüman olmak değildir.
Asıl mesele, zulüm karşısında nerede durduğumuzdur.

Geçmişin katillerini eleştirmek başka şeydir; onların kimliklerini bugünün halklarına miras bırakmak başka.

Hakikat olmadan yüzleşme, yüzleşme olmadan adalet, adalet olmadan da gerçek bir barış mümkün değildir.
Barışın dili de kimliği de inancı da olmaz.

Barışın ortak zemini insandır.

Hepimiz biliyoruz, zor bir süreçten hep birlikte geçiyoruz. Özellikle barış süreciyle birlikte sorumluluklarımız ve görevlerimiz daha da artmıştır. Bu süreçte yaşanabilecek her türlü ayrışma, kutuplaşma ve karşı karşıya gelme, hepimize çok daha büyük zararlar verecektir.

Çerçeve Yasası kapsamında herkesin kaygılarını ve eleştirilerini dikkate almak, birbirimize sağduyuyla yaklaşmak, saygı duymak, kimseyi ötelemeden kullandığımız dile ve tutumumuza daha fazla özen göstermek zorundayız. Çünkü her eksikliği ve hatayı fırsata çevirmek, süreci sabote etmek isteyenlerin olduğunu unutmamalıyız.

Aleviler, kendi kaygı ve eleştirilerini saklı tutarak değil, bunları açıkça ifade ederek Onurlu Barış’tan yana tutum almaktadır. Eşit yurttaşlık, adalet, hakikat ve toplumsal barış temelinde sürecin yanında ve destekçisidir.

Ayrıca Aleviler, sürecin yalnızca bir parçası değil, öznesi olarak kendi temsilcileriyle aktif biçimde yer almak; kendi adlarına söz kurmak, taleplerini doğrudan dile getirmek ve siyasal iradelerini ortaya koymak istiyorlar. Alevi toplumunun temel talebi, kendi kimliği ve özgün tarihsel hafızasıyla sürecin dışında bırakılmamasıdır. Çünkü barışın yolu yalnızca Amed’den değil; Dersim’den, Hace Bektaş’tan ve Alevilerin yüzyıllardır taşıdığı eşitlik, özgürlük ve birlikte yaşam iradesinden de geçmektedir. Bu nedenle Aleviler, barış ve demokratik çözüm sürecinde kendi kimlikleriyle, kendi temsilcileriyle ve kendi talepleriyle kurucu bir aktör olarak yer almak istiyorlar.

Aksi takdirde, Aleviler, Kalu Belâ’dan bugüne taşıdıkları mücadeleyi; kendi inanç, değer ve özgür iradelerinden taviz vermeden sürdürecektir. Bu yürüyüş, başkalarının çizdiği sınırlar içinde değil, Alevilerin kendi hakikati, iradesi ve değerleri doğrultusunda şekillenecektir. Geçmişten geleceğe uzanan bu mücadele, özgürlük ve eşitlik kararlılığıyla devam edecektir.

Bu kapsamda bugün ihtiyacımız olan; birbirimizi tüketmek değil, farklılıklarımızı koruyarak ortak geleceğimizi birlikte kurmaktır. Başta siyaset kurumu olmak üzere; dilimizi, tutumumuzu ve sorumluluklarımızı buna göre belirlemeliyiz.

Biz, barış demeye devam edeceğiz.

Bozatlı Hızır yardımcımız olsun.

Aşk ile.

WhatsApp at  | +49 17623699769 | alevihaberagi@yahoo.com |  + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir