Aleviler yüzyıllar boyunca, onları dini açıdan gayrimeşru veya mürted olarak gösteren ve öldürülmelerini ya da köleleştirilmelerini meşrulaştırmayı amaçlayan tarihi dini hükümler de dahil olmak üzere, teolojik dışlama ve marjinalleştirmeye maruz kalmıştır.

Alevi toplumunun yaşadığı acı özellikle ağır ve alarm verici boyuttadır. Ancak bu durum, Suriye’nin dini ve siyasi dönüşümüne ilişkin daha geniş gelişmelerden ayrı düşünülemez.

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Ghazal Ghazal ile Uluslararası İnsan Hakları Derneği (ISHR) Başkanı Başpiskopos Prof. Dr. Thomas Schirrmacher, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere tehdit altında bulunan dinî ve toplumsal kesimlerin korunması için uluslararası topluma ortak çağrıda bulundu. Birleşmiş Milletler’e ve ilgili hükümetlere seslenen iki dinî lider, katliamların, kaçırmaların, zorla kaybetmelerin ve dinî kimliğe yönelik saldırıların bağımsız biçimde soruşturulmasını, sorumluların hesap vermesini ve tüm toplulukların eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasını istedi.

AHA Haber Merkezi – Suriye’de Alevilerin ve diğer dinî toplulukların karşı karşıya bulunduğu güvenlik sorunları, uluslararası topluma yönelik ortak bir insan hakları çağrısıyla yeniden gündeme taşındı. Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Ghazal Ghazal ile Uluslararası İnsan Hakları Derneği (ISHR) Başkanı Başpiskopos Prof. Dr. Thomas Schirrmacher, 14 Ekim 2026 tarihli ortak mektuplarında Birleşmiş Milletler’i, ilgili hükümetleri ve uluslararası karar alıcıları acil önlem almaya davet etti.

Bonn ve Suriye kıyıları ibaresiyle yayımlanan çağrıda, Suriye’de Alevilerin yanı sıra Hristiyanların, Dürzilerin, Şiilerin, İsmaililerin, Ezidilerin, Kürtlerin ve diğer toplulukların güvenlik, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık haklarının korunması gerektiği vurgulandı.

İki dinî lider, özellikle Alevilerin eski Esad yönetiminin suçlarından topluca sorumlu tutulmasına karşı çıkarak hukuki sorumluluğun bireysel olduğunu belirtti. Açıklamada, geçmiş yönetimin işlediği suçların hiçbir dinî topluluğun topluca cezalandırılmasını, yerinden edilmesini veya hedef alınmasını haklı gösteremeyeceği ifade edildi.

Katliamlar, Kayıplar ve Dinî Mekânlara Saldırılar Gündeme Taşındı

Ortak çağrıda, Mart 2025’te Alevilere ve Temmuz 2025’te Dürzilere yönelik şiddet olaylarına ilişkin uluslararası kuruluşların raporlarına atıfta bulunuldu. Yargısız infazlar, kaçırmalar, keyfî gözaltılar, kadınların ve kız çocuklarının kaybolması, mülksüzleştirme ve dinî mekânlara yönelik saldırılar hakkında ciddi iddiaların bulunduğu belirtildi.

Mektupta ABD Uluslararası Dinî Özgürlük Komisyonu (USCIRF), Amnesty International, Human Rights Watch ve çeşitli belgeleme kuruluşlarının çalışmalarına dayanılarak aktarılan bulguların bağımsız ve uluslararası soruşturma mekanizmalarıyla ele alınması istendi.

Özellikle kayıp kadınların ve kız çocuklarının akıbetinin açıklığa kavuşturulması, saldırılara uğrayan toplulukların korunması ve suçların sorumlularının komuta kademeleri dâhil olmak üzere yargı önünde hesap vermesi gerektiği vurgulandı.

“Suç ve Hukuki Sorumluluk Bireyseldir”

Ortak mektubun dikkat çeken bölümlerinden birini, Alevi toplumuna yönelik kolektif suçlamaların reddedilmesi oluşturdu.

Şeyh Ghazal Ghazal ve Başpiskopos Schirrmacher, eski yönetimin suçlarıyla Alevi toplumunun dinî kimliğinin özdeşleştirilmesine karşı çıkarak şu ilkeyi öne çıkardı:

“Suç ve hukuki sorumluluk bireyseldir.”

Açıklamada, Suriye’nin geleceğinin mezhepsel ayrımcılık yerine hukuk önünde eşit vatandaşlık, din ve inanç özgürlüğü, demokratik katılım ve hesap verebilirlik temelinde kurulması gerektiği belirtildi.

Birleşmiş Milletler’e Uluslararası Koruma ve Soruşturma Çağrısı

İki lider, Birleşmiş Milletler’den ve uluslararası toplumdan tehdit altındaki topluluklar için etkin koruma mekanizmaları oluşturulmasını istedi.

Çağrıda, bağımsız soruşturmaların desteklenmesi, kayıp kişilerin bulunması, keyfî gözaltıların sona erdirilmesi, kadınların ve çocukların korunması, dinî liderlerle insan hakları savunucularının güvenliğinin sağlanması ve tüm Suriyelilerin siyasal yaşama eşit biçimde katılabilmesi için somut adımlar atılması talep edildi.

Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi düzenlemelerde yerel katılımın, güvenliğin ve toplumsal temsilin güvence altına alınması gerektiği de ifade edildi.

Ortak açıklamada, çağrının herhangi bir dinî topluluğa karşı olmadığı özellikle vurgulanarak Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere ve diğer kesimlere yönelik saldırıların ortak bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiği belirtildi.

İmam Ali’nin insanlıkta eşitlik anlayışına ve İsa Mesih’in barış çağrısına yer verilen mektup, uluslararası toplumu daha fazla can kaybı yaşanmadan harekete geçmeye davet etti.

Ortak Çağrının Tam Metni

SURİYE’DEKİ ALEVİLERİN VE TÜM DİNİ AZINLIKLARIN KORUNMASI İÇİN ACİL ÇAĞRI

Uluslararası İnsan Hakları Derneği (ISHR)
Uluslararası Konsey Başkanı’nın Ofisi
Uluslararası Topluma ve Sorumlu Karar Alıcılara
Bonn / Suriye kıyıları,
14 Ekim 2026

Sayın Ekselansları,
Değerli Liderler,

Bizler, farklı inanç geleneklerinden gelen dini liderler ve her insanın doğuştan sahip olduğu onur ve temel hakların savunucuları olarak sizlere birlikte sesleniyoruz.

Biri olarak Suriye’deki ve diasporadaki Alevi toplumunun ruhani lideri, diğeri ise Hristiyan bir Başpiskopos ve Uluslararası İnsan Hakları Derneği (ISHR) Başkanı olarak, üzerimize düşen sorumluluklar çerçevesinde konuşuyoruz.

Birlikte sesimizi yükseltiyoruz; çünkü Suriye’deki dini azınlıkların durumu, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan yerel dini toplulukların ortadan silinmesi ihtimalini doğuracak şekilde geri dönüşü olmayan kritik bir noktaya ulaşmıştır.

Alevi toplumunun yaşadığı acı özellikle ağır ve alarm verici boyuttadır. Ancak bu durum, Suriye’nin dini ve siyasi dönüşümüne ilişkin daha geniş gelişmelerden ayrı düşünülemez.

Hristiyanlar, Dürziler, Şiiler, İsmaililer, Ezidiler, Kürtler ve diğer topluluklar da artan bir güvensizlik ortamıyla karşı karşıyadır.

Ayrımcılık ve olası şiddet tehdidi sürekli hale gelmiştir.
ABD Uluslararası Dini Özgürlük Komisyonu (USCIRF), Mayıs 2026 tarihli Suriye Ülke Güncellemesi’nde dini özgürlük koşullarının kötüleşmeye devam ettiği ve Suriye’nin geçiş dönemi makamlarının din veya inanç özgürlüğünü ve dini azınlıklar açısından hukukun üstünlüğünü yeterince koruyamadığı sonucuna varmıştır.

USCIRF bu nedenle Suriye’nin “Özel Kaygı Ülkesi” (Country of Particular Concern) olarak ilan edilmesini tavsiye etmiştir.

Alevilere yönelik tehdit özellikle acildir
Alevi toplumunun tamamının geçmiş rejimin işlediği suçlardan sorumlu tutulması özellikle kaygı vericidir.

Reuters ve BBC gibi güvenilir medya kuruluşları, USCIRF’nin Suriye’yi ziyaret eden heyeti ve Amnesty International ile Human Rights Watch gibi çok sayıda bağımsız insan hakları kuruluşu, Mart 2025’teki mezhepçi şiddet sırasında yaklaşık 1.400 veya daha fazla Alevinin öldürüldüğünü tutarlı ve ikna edici biçimde bildirmiştir.

Bu kaynaklar ayrıca yargısız infazların, kaçırmaların, tutuklamaların, mülksüzleştirmelerin, ayrımcılığın ve yalnızca dini kimlik nedeniyle gerçekleştirilen saldırıların devam ettiğini kaydetmektedir.

Aynı kuruluşlar ve New York Times, Temmuz 2025’te yaklaşık 1.200 Dürzinin öldürüldüğünü de bildirmiştir. Bu durum, tehlikenin yalnızca tek bir toplulukla sınırlı olmadığını ve Suriye’nin yüzyıllardır var olan dini çeşitliliğini tehdit ettiğini göstermektedir.

Levant’taki Dini Azınlıklara Yönelik İnsan Hakları İhlallerini Belgeleme Enstitüsü’nün (IDHRV-ARMIL) Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Evrensel Periyodik İnceleme sürecine sunduğu belgeler, tehlikenin sona ermediğini göstermektedir.

18 Aralık 2025 ile 14 Haziran 2026 arasında, yalnızca bu dönem için ve kapsamlı olmayan asgari rakamlarla:
en az 119 sivil ölüm,
205 tutuklama veya gözaltı vakası,
5.492 kamu çalışanının görevden alınması veya zorunlu olarak başka görevlere aktarılması
belgelenmiştir.
Özellikle kadınların ve kız çocuklarının durumu son derece endişe vericidir. Belgelerde, aralarında reşit olmayanların da bulunduğu 112 Alevi kadın ve kız çocuğunun kayıp olduğu, Ocak 2025’ten bu yana kayıp olarak kaydedilen toplam 131 kadın arasında bunların da bulunduğu belirtilmektedir.

Bunlar arasında kaçırıldığı doğrulanan vakalar, mezhep saikiyle gerçekleştirilen cinsel şiddet olayları ve hükümet personelinin olası dahli bulunmaktadır.
Dini kimliğe yönelik saldırılar
Bu şiddete dini kimliğin kendisine yönelik saldırılar da eşlik etmektedir.

USCIRF, Kasım 2024 ile Ağustos 2025 arasında dini mekânlara yönelik 55 saldırı tespit etmektedir. Bunların arasında:
27 Alevi ziyaretgâhı,
12 kilise,
9 Dürzi ziyaretgâhı
ile İsmaili, Şii, Sünni ve Sufi mekânlarına yönelik saldırılar bulunmaktadır.

IDHRV-ARMIL ayrıca azınlıklar üzerinde egemen dini normlara uyma yönünde baskı, dini ifade ve eğitim alanlarına müdahale, din adamlarına ve toplum liderlerine yönelik tacizler ve dini törenler ile toplantıları etkileyen kısıtlamalar bildirmektedir.
Bütün bunlar, din ve ifade özgürlüğünün temel ve devredilemez insan haklarının ihlalidir.
Alevilerin kimliği ve tarihi
Aleviler, kendilerine özgü ve çoğu zaman yanlış anlaşılan kimlikleri, teolojik gelenekleri ve dini uygulamaları bulunan, yüzyıllardır varlığını sürdüren ve son derece kırılgan bir dini topluluktur.
Tarihleri, kültürel mirasları ve gelenekleri Esad hanedanlığından çok daha eskidir.
Esad yönetimi bu dini geleneğe dayanmıyordu; siyasi ideolojisi Baasçılıktı.
Prof. Dr. Jens Kreinath’ın çalışmaları da dahil olmak üzere yakın dönem akademik araştırmalar, Alevilerin kendilerine özgü dini geleneğinin yanı sıra uzun süren marjinalleştirme ve teolojik damgalanma tarihinin, karşı karşıya kaldıkları ayrımcılığın temel kaynakları olduğunu ortaya koymaktadır.

Aleviler ise kendilerini genel anlamda Müslüman ve özel anlamda Alevi olarak tanımlamaktadır.
Bu dini öz tanımlamanın bütünüyle saygı görmesi gerekir.

Alevilere yönelik kolektif suçlamayı reddediyoruz
Bizler, bu mektubun imzacıları olarak, eski Esad rejiminin işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan dolayı Alevi halkına kolektif suç yüklenmesini kesinlikle reddediyoruz.

Sorumlu olanlar kapsamlı biçimde soruşturulmalı ve uluslararası hukukun bütün araçları ve usulleri çerçevesinde tamamen hesap vermelidir.

Suç ve hukuki sorumluluk bireyseldir.
Sorumluluk kolektif olabilir; ancak asla kalıtsal veya mezhepsel olamaz.

Eski rejimin işlediği hiçbir suç, bütün bir dini topluluğun:
topluca cezalandırılmasını,
yerinden edilmesini,
hapsedilmesini,
kasıtlı olarak ayrımcılığa uğratılmasını,
hedef alınarak öldürülmesini
haklı gösteremez.

Çağdaş akademik çalışmalar, eski yönetici elit ile farklı siyasi görüşlere sahip Alevi nüfusun birbirine karıştırılmaması gerektiği konusunda defalarca uyarıda bulunmuştur. Alevi toplumunun bazı kesimleri eski Esad rejimine muhalif olmuş ve rejim tarafından hapsedilmiştir.
Tarihsel damgalama ve zulüm
Bu tehlike, çok daha eski bir dini damgalama ve zulüm tarihi nedeniyle daha da ağırlaşmaktadır.

Aleviler yüzyıllar boyunca, onları dini açıdan gayrimeşru veya mürted olarak gösteren ve öldürülmelerini ya da köleleştirilmelerini meşrulaştırmayı amaçlayan tarihi dini hükümler de dahil olmak üzere, teolojik dışlama ve marjinalleştirmeye maruz kalmıştır.

Akademik araştırmalar ve tarihsel kaynaklar, bu miras alınmış anlatıların modern aşırılıkçı aktörler tarafından yeniden canlandırıldığını ve güçlendirildiğini; hatta eski rejim tarafından da kullanıldığını göstermektedir.

Dini açıdan gayrimeşru ilan etme, siyasi günah keçisi yaratma ve kolektif suç anlatılarıyla birleştiğinde, süreç insanlıktan çıkarma, kitle psikolojisi ve şiddetin meşrulaştırılması gibi son derece tehlikeli bir yola dönüşebilir.
Bu uyarı işaretleri, daha fazla vahşetin önlenmesi için acil, zamanında ve sürekli dikkat gerektirmektedir.
Uluslararası hesap verme mekanizmaları yetersiz
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası hukuki hesap verebilirlik mekanizmalarının zayıflığından da aynı şekilde endişe duyuyoruz.

Mart 2025’teki katliamların ardından resmi bir araştırma süreci, geçiş dönemi makamları adına hareket eden 298 şüphelinin cezai kovuşturmaya sevk edildiğini bildirmiştir.

Bununla birlikte USCIRF, üst düzey askeri komutanların rolünün belirlenmediğini ve geçici hükümetle bağlantılı yalnızca yedi kişinin daha sonra yargılandığını bildirmektedir.

Dürzi toplumuna yönelik şiddetin ardından da benzer hesap verebilirlik eksiklikleri yaşanmıştır.

Hesap verebilirlik ve tanıkların korunması olmadan sağlanan koruma sürdürülebilir değildir.

Suriye’nin geleceği
Suriye’nin geleceği temel bir tercihe bağlıdır:
Suriye, insanların haklarını, güvenliğini ve kamusal yaşama katılımını dini kimliklerinin değil, tam vatandaşlık haklarının belirlediği bir ülke olmalıdır.
Suriye’nin geleceği;
tam ifade, din ve inanç özgürlüğünü,
hukuk önünde eşit vatandaşlığı,
uluslararası hukukun kapsamına giren bütün suçlar için tam hesap verebilirliği,
azınlıkların siyasi ve güvenlik kurumlarına anlamlı katılımını,
her dini topluluk için etkin korumayı
garanti altına almalıdır.

Dini ve toplum liderlerinin korunması
Dini ve toplum liderlerinin korunması bu sorumluluğun önemli bir parçasıdır.
Savunmasız topluluklar adına kamuoyu önünde konuşan, ihlalleri belgeleyen veya sorunlarını uluslararası toplumun gündemine taşıyan kişiler bunu korkutulma, zulüm veya şiddet korkusu olmadan yapabilmelidir.
Bu kaygı bizim için soyut değildir.

Mektubun imzacılarından Şeyh Ghazal Ghazal, Alevi toplumunun ruhani lideri olarak bu sorumluluğu taşımaktadır ve kamuya açık rolü nedeniyle güvenlik riskleri ve tehditlerle karşı karşıyadır.
Onun durumu, tehdit altındaki toplulukları barışçıl biçimde temsil eden ve onların acılarını dile getiren kişilerin korunmasına duyulan daha geniş ihtiyacı göstermektedir.

Birleşmiş Milletler’e ve uluslararası topluma çağrımız

Bu nedenle Birleşmiş Milletler’e, ilgili hükümetlere ve uluslararası topluma acilen şu çağrılarda bulunuyoruz:

Alevilerin ve tehdit altındaki diğer tüm dini toplulukların derhal ve etkin biçimde korunmasını sağlamak;

Katliamlar, yargısız infazlar, kaçırmalar, cinsel şiddet, zorla kaybetmeler ve dini mekânlara yönelik saldırılar konusunda güvenilir, bağımsız, tarafsız ve uluslararası soruşturma ve belgeleme mekanizmaları oluşturmak veya bunları desteklemek ve komuta kademesinin her düzeyinde hesap verebilirliği sağlamak;

Kayıp ve gözaltındaki kişilerin akıbetini belirlemek ve keyfi olarak gözaltına alınan herkesin serbest bırakılmasını sağlamak;
Kaçırılma, cinsel şiddet veya dini baskı tehdidi altındaki kadınlar ve kız çocukları başta olmak üzere en savunmasız kişileri özel olarak korumak;

Tüm Suriyeliler için ifade, din ve inanç özgürlüğünü, eşit vatandaşlığı ve siyasi ve ekonomik yaşama anlamlı katılımı güvence altına almak; bağımsız yargı ve insan hakları kurumlarını güçlendirmek;

Dini liderleri, insan hakları savunucularını, tanıkları ve ihlalleri belgeleyen kişileri tehdit, misilleme ve şiddetten korumak;

Barışçıl ve kapsayıcı bir Suriye içinde savunmasız topluluklara gerçek anlamda yerel katılım, güvenlik ve temsil sağlay

WhatsApp at  | +49 17623699769 | info@alevihaberagi.com | Web | + posts

Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.

Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.

Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı

By Alevi Haber Ağı

Sevgili Canlar, Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı'nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir. Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır. Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir. Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir. Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can! Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir. Saygı ve sevgilerimizle… Alevi Haber Ağı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir